ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > En diri gönüllere bile kezzab gaflet
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: En diri gönüllere bile kezzab gaflet  (Okunma Sayısı 482 defa)
11 Ekim 2010, 14:20:04
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 11 Ekim 2010, 14:20:04 »



En Diri Gönüllere Bile Kezzab: Gaflet


Uyur-gezer gibidir gafil; yürür, fakat yürüdüğünün farkında değildir. Bir şeyler yapar ama, ne yaptığını tam kestiremez. Hedefsizdir, çok defa abesle iştigal eder; eder de hep yürüdüğü yollara ve içinde yaşadığı zamana yenik düşer. Doğrusu, onun davranışlarında bir gaye aramak da beyhudedir; zira o bakıp da görmeyen, işitip de anlamayan öyle bir şaşkın ve öyle bir dalgındır ki, bazen etrafında cereyan eden kızıl-kıyamet hâdiselerden bile habersiz yaşar.


Sözlüklerde gaflet kelimesi, bir şeyi terk etmek, ihmal etmek, uyanık bulunmamak, nefsin arzularına uyarak zamanı boşa geçirmek, önemsiz şeylerle uğraşmak, olandan bitenden habersiz olmak, dalgınlık, dikkatsizlik, boş bulunma, aymazlık, tedbirsizlik gibi anlamlarda kullanılır. Terim olarak gaflet, ana hatlarıyla, kişinin hevâ-i nefsine uyarak enfüste ve afakta var olan Allah’ın âyetleri üzerinde düşünmemesi, anlamaya çalışmaması; neticede dünyaya geliş gayesini ihmal edip ömür sermayesini boşa harcaması anlamına gelmektedir.
Bilindiği gibi insan birbirine zıt unsurlar taşıyan yapısıyla diğer varlıklardan ayrılır. Onu diğerlerinden ayıran üç temel özellik şu şekilde sıralanabilir:

1. İnsan Allah’ın yeryüzündeki halifesidir. Yüce Allah, halife olarak yaratıp yeryüzünde iskân ettirdiği insanoğluna, yeri ve gökleri musahhar etmiş; eşya ve hadiselere müdahale yetkisi, yani sınırlarını Yüce Rabb'imiz'in belirlediği bir tasarruf1 yetkisi vermiştir. Bu tasarruf, İslâm kültüründe ‘tekvinî ahkâm’ şeklinde adlandırılan tabiat kanunlarına uymakla gerçekleşir. Aslında bu durum sünnetullahın da bir yönünü oluşturur ki, Allah’ın bu sünnetinde herhangi bir değişiklik söz konusu değildir. İlk insandan bu yana oluşturulan kültür, medeniyet, teknik ve sanat bu tasarrufun meyvesidir.

2. Diğer temel özellik düşünme kabiliyetidir. İnsan, kendisini yaratan Rabb'ini ve sıfatlarını düşündüğü gibi, maddî-manevî yönlerden kendisini, akraba-dost ve ailesini, yarınını, niye yaratıldığını, dünya hayatı neticesinde nasıl bir sonla karşılaşacağını, ahiretteki durumunu, etrafında olup biten olayları, iyiyi-kötüyü, sonsuzluğu, astronomik ve astrolojik olayları vs. düşünür. Bu özelliği ile insan, bütün varlıkla ilişkilidir.

3. İnsanı insan yapan diğer bir özellik de sosyal bir varlık olması gerçeğidir. Allah tarafından yalnız başınahayatını sürdüremeyecek özellikte yaratılmış; böylece hayatın birçok gereklerini ve olgunlaşma ameliyesini ancak diğer hemcinsleriyle ilişkileri sonucu gerçekleştirebilecek bir özelliğe sahip kılınmıştır. Bu sayede bilgi birikimi, aktarımı ve paylaşımını gerçekleştirdiği gibi medeniyetler de oluşturmaktadır; güç durumda kalanlara el uzattığı gibi, sevinçlerini de paylaşmaktadır; sevdiği gibi nefret de etmektedir vs…

İnsanın bu temel özelliklerinin yanında, anlaşılması güç bir iç âleme sahip olduğu da diğer bir gerçektir. Vicdan ve nefis gibi iç mekanizmalara sahip olan insan, birbirleriyle çatışan ve zıtlıklar oluşturan çok sayıda duyguya sahiptir. Kalb, ruh, sır, hafî, ahfâ, âlem-i emre ait Rabbanî latifeler, irade, idrak, şuur, his ve duygular vicdan mekanizmasını meydana getirirken; her türlü şehevî arzu, istek ve kaprisler, kin, nefret, öfke, inat gibi belli hikmet ve gayeler için insana verilen duygular da nefis mekanizmasını meydana getirirler... Bu iki mekanizma âdeta hep birbirinin aleyhine işler.

Diğer taraftan insan sever, nefret de eder; üzülür, sevinir de; affeder, öç almaya da kalkışır; çok eski bir olayı hatırlar, kendini bile unutur; hiçbir ayrıntıyı kaçırmaz, ciddi tedbirsizlikler de yapar; dosdoğru yaşar, farklı kimliklere de bürünür… Bu listeyi uzatmak mümkündür. Dikkat edilirse saydıklarımızın bir kısmı insanın aleyhine olan, onu lekeleyen, zor durumda bırakan, ahlâkî zafiyetine sebep olan, hem Allah hem vicdan hem de toplum nazarında suçlu olma neticesi doğuran duygu, hâl ve pratiklerdir. İşte bu olumsuz hallerden birisi de konumuz olan gaflettir. Evet, insan maalesef zaman zaman gaflete düşer veya gafil avlanır. Yani yapması gereken bazı şeyleri terk eder, nefsin arzularına uyar, tedbirsizlikler yapar, zamanını boşa harcar, kendini ilgilendirmeyen veya önemsiz işlerle uğraşır, önemli olaylar karşısında duyarsız kalır, aynı delikten müteaddit defalar ısırılır, kandırılır vs…

İnsan hayatında gafletin yoğunluk kazandığı hususları üç ana gruba ayırmak mümkündür.

Yaradılış Gayesi Konusunda Gaflet

Kur’ân-ı Kerim’in beyanıyla, insan bu dünyaya başıboş bırakılmak, hiçbir kurala tâbi olmaksızın yaşamak, sonra da toprağa karışıp yok olmak üzere gönderilmemiştir. O, kendisini yaratan, çeşitli nimetlerle donatan Rabb'ini tanımak ve O'na ibadet etmek, dünyada yaptıklarıyla cennete layık bir varlık hâline gelmek ve neticede Allah'ın rızasına nail olmak için yaratılmıştır. İşte önce bu gayeyi, sonra da Allah’ı unutmak ve yapması gerekenler karşısında duyarsız kalmak en büyük gaflettir. Kur’ân’da bu gaflet inkâr edenlerin bir vasfı olarak dile getirilmekte ancak mü’minlerin de ders alıp tetikte olmasına bir engel bulunmamaktadır. Zira Kur’ân’dan hakkıyla istifade edebilmemiz için her âyetini bize hitaben nazil olmuş gibi okumamız ve ona göre davranmamız gerekmektedir..

Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Biz Cehennem için cinlerden ve insanlardan öyle kimseler yarattık ki onların kalbleri vardır ama bu kalblerle idrâk etmezler, gözleri vardır onlarla görmezler, kulakları vardır onlarla işitmezler. Hâsılı onlar hayvanlar gibi, hatta onlardan da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olanlar onlardır.” (A’raf Sûresi, 7/179) “Sen o hasret ve pişmanlık gününü, o haklarında ilahî hükmün yerini bulacağı günü anlatarak uyar onları! Ama onlar gaflet içindeler, hala iman etmiyorlar onlar.” (Meryem Sûresi, 19/39) “İnsanların hesap verme vakti yaklaştı. Ama onlar hala gaflet içinde haktan yüz çevirmektedirler.” (Enbiyâ Sûresi, 21/1)

İnsan bir yönüyle madde, bir yönüyle de mana âlemiyle ilgilidir; ikisine ait unsurlar taşımaktadır. Ve dünya hayatı, bu iki zıt unsurun mücadele ve mücahede meydanı hükmündedir. Ciddi gayretler gösterilmez ve uyanık davranılmazsa maddenin manaya galip gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü dünya hayatıyla, ruhun denenip imtihanlardan geçirilerek yüceltilmesi hedeftir. Dünya, imtihana konu olma görev ve özelliği gereği, tatlı, süslü ve çekici kılınmıştır. Ancak âyet ve hadislerde, bu özelliğe dikkat çekilerek, insanların gaflete düşmemeleri için uyarıldığı görülmektedir. Sadece bir âyet zikretmek istiyoruz:

“Bilin ki, dünya hayatı oyun, eğlence, süs, aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu tıpkı bir yağmura benzer ki, bitirdiği bitkiler çiftçilerin hoşuna gider, sonra kuruyuverir, bakarsın sararıp solmuş, un ufak olmuş, dağılıp gitmiştir... Dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.” (Hadîd Sûresi, 57/24)

Öyle anlaşılıyor ki dünya ve içindekilere gereğinden fazla değer vermek ve bağlanmak gafletin temel sebepleri arasında yer almaktadır. Zira mal ve evlât başlı başına birer imtihan vesilesi olduğu gibi, helâl-haram demeden malı çoğaltma yarışı ve bu iş için girişilen ticaret ve alım satım, dünyadan hiç ayrılmayacakmış gibi ona bağlılık ve tûl-i emel, karşı cinse, makama ve çeşitli lezzetlere düşkünlük, ‘gününü gün etme’ mantığı… Evet, bütün bunlar kişinin yaradılış gayesinden gaflete düşmesine sebep olmaktadır. Elbette bunlar aynı zamanda birer nimettir ve insanların tasarrufuna sunulmuşlardır ancak istenen husus gaflete düşmeyecek şekilde denge kurmaktır. Bu denge en güzel şekliyle, meşru daireyi aşmamak, başta zekât olmak üzere malın, ilmin ve sağlığın hakkını vermek ve harcamaları ihtiyaçla sınırlandırmak suretiyle kurulabilir. Yani helal dairesi keyfe kâfidir, kazandıklarımızın içinde ihtiyaç sahiplerinin hakları vardır ve ihtiyaçtan fazla harcama neticede israfa götürebilir. Bu arada şunu da ifade etmek, yapılan değerlendirmeye aykırı görülmemelidir: İnanan insanların ülke ve dünya çapında sayılı zenginler arasına girmelerinde, belirtilen ölçülere uyulduğu takdirde, herhangi bir engel olmadığı gibi esasında buna teşvik de edilmiştir.

Ölümün ve sonrasında karşılaşılacak hâllerin düşünülmemesi de gaflet sebepleri arasındadır. Her insan ölecek ve dünyada yaptıklarından hesap verecektir. Bu gerçeği hatırlatmak insanları ölümle tehdit etmek değildir; ancak gaflet perdesini yırtan en etkili şeyin de ölümü hatırlamak olduğu unutulmamalıdır. Onun için Efendimiz “Lezzetleri yakıp yıkan ölümü çokça zikredin.”2 buyurmuştur. Bu hadisi, ‘Dünyadan hiç lezzet almayın, her türlü zevkten kaçının.’ şeklinde anlamak yerine, ‘Bu yüzden gaflet perdesine bürünmeyin veya gaflet perdesini en etkili şekilde yırtan şey ölümü hatırlamaktır.’ şeklinde anlamak daha isabetlidir. Kısacası sadece dünya hayatına razı olunmamalıdır. Bu konu âyette şöyle dile getirilmektedir: “Bildikleri, sadece dünya hayatının dış görünüşüdür; ama ahiretten habersiz, gafildirler.” (Âl-i İmrân Sûresi, 3/7) Gaflete dalıp ahiret gününü ve Allah’ın huzuruna çıkmayı unutan kişilere o gün şöyle denilir: “Siz dünyada bugüne kavuşmayı nasıl unuttuysanız, Biz de sizi öylece unutacağız. Yeriniz ateştir ve sizin için yardımcılardan hiç kimse de yoktur.” (Casiye Sûresi, 45/34)

“Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur.” (Haşir Sûresi, 59/19) âyeti de insanın tipik özelliklerinden birini beyan etmektedir. O, kendi adına hesap ve kitabı düşünmediği gibi bela ve musibetleri de hep başkası için düşünür. Mesela etrafında sürekli ölümlere şahit olduğu hâlde birgün ölebileceğini düşünmez. Nefs-i emmâresi külfet ve hizmet söz konusu olduğ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: En diri gönüllere bile kezzab gaflet
« Posted on: 20 Kasım 2019, 04:31:34 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: En diri gönüllere bile kezzab gaflet rüya tabiri,En diri gönüllere bile kezzab gaflet mekke canlı, En diri gönüllere bile kezzab gaflet kabe canlı yayın, En diri gönüllere bile kezzab gaflet Üç boyutlu kuran oku En diri gönüllere bile kezzab gaflet kuran ı kerim, En diri gönüllere bile kezzab gaflet peygamber kıssaları,En diri gönüllere bile kezzab gaflet ilitam ders soruları, En diri gönüllere bile kezzab gaflet önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &