ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Elveda Tebessümü
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Elveda Tebessümü  (Okunma Sayısı 528 defa)
03 Temmuz 2010, 15:33:57
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 03 Temmuz 2010, 15:33:57 »



Elveda Tebessümü

Ölüm kokan, ölümle yatılıp kalkılan, ölüm rüyâları görülen, zulümlerin zulüm kelimesiyle bile ifâdesinin zorlaştığı, Kâbil rûhluların korkunç bir hışımla kıpırdanmaya başladığı; meleklerin, “Â! Oradaki nizâmı bozacak ve yeryüzünü kana bulayacak bir mahlûk mu yaratacaksın?” hayret ifâdelerini canlandıran şu talihsiz günlerde, hayâtın ve ölümün acımasızlığı, ucuzluğu bir kere daha kapımızda

Gözler yaşlı, yürekler kan ağlıyor, sîneler paramparça, sesler cılız ve titrek, âcziyet bir karabasan gibi üzerimize çöreklendi, ümit dolu gözleri sisler bürüdü Ama herşeye rağmen bir kapı var, halâ açık ve halâ pırıl pırıl O kapının önündeyiz yine Duâlar, bizi bekliyor; duâlar, güçlü ve canlı yürekler bekliyor Sebeplerin bittiği noktada, Sonsuz Kudret bütün haşmetiyle bizi çağırıyor Dilerim, lâyık-ı vechiyle o kapıyı çalar ve bütün şeytânlıklara bir son verme arefesine gireriz İşte böyle bir zamanda, hayât ve ölüm sohbetimizin konusu ve konuğu oldu

Rahmetli dedemin bir kardeşi vardı Doksan küsûr yaşında hayâta vedâ eden bu eski toprağın adı Osmân’dı Köyümüzün en yaşlılarından biriydi ‘Osmân Dede’miz Bir defâsında, öğrenci arkadaşlarımızla, köyümüze pikniğe gittiğimizde, onunla muhabbete koyulmuş, tatlı hâtıralarını bâzen hüzünle, bâzen de kahkahalarla dinlemiştik Hayâtından, gençliğinden ve pehlivânlık hâtıralarından bahsediyordu bizlere ‘Hey gidi günler, hey!’ diyerek, iç çeke çeke anlatıyordu geçmiş günleri Bir arkadaşımız şöyle bir soru sormuştu: “Doksan sene gibi uzun bir hayât yaşamışsınız; nasıl geçti bu hayât, geriye dönüp bakınca neler görüyorsunuz ve bizlere neler tavsiye edersiniz?” O iki büklüm, asırlık çınar, şu şekilde cevâp vermişti bizlere: “Bir hiç, inanın bir gün gibi, bir saat gibi, nasıl geçtiğini ben de anlamadım a be evlâdım, işte böylece bitiverdi Çok kısa, çook” Ve o şimdi, çoktan göçüp gitti, bir bir ve sessizce gidenler gibi
Evet, Osmân Dede’miz gibi, daha nice çok uzun yaşayanlar da böyle diyorlar “Nasıl geçti, bilemiyoruz, hiç birşey anlayamadık” diyerek, bu konudaki şaşkınlıklarını ifâde ediyorlar Aslında bizler de, kendi durumumuza bir baksak, bunu çok rahatlıkla anlayabiliriz Hangi yaşta olursak olalım, geriye dönüp bakınca, çabucak geçen günler, aylar, yıllar, on yıllar Belki, dakîkaları, saatleri tüketirken farkedemiyoruz ama, bulunduğumuz noktadan gerilere bir göz attığımızda, bunu kolay bir şekilde görebiliyoruz Sayılı günlerimizi yaşıyoruz İnd-i ilâhîde mâlûm, bize meçhûl olan günlerimizi yitiriyoruz, sonuçta İnsan bâzen, hiç bitmeyecek bir hazineymiş gibi zannediyor bu ömrü ama işin realitesi hiç te öyle değil
Bâzen, çileli, ızdırâplı hayâtlar veya pür-neşeli sâatler hiç bitmeyecek gibi uzun görünür ve böyle algılanır insan nazarında Her nekadar bu böyle olsa da, sonuçta hepsi bir bir tükenip, nihâyete varıyorlar Ama esas yolculuk, ondan sonra başlıyor

Evet, zamanın önemini iyi kavramış, hayâtın fânîliğini çok iyi anlamış olan büyüklerimiz; “ed-Dünyâ sâatün, fe’calhâ tâaten”; yani; “Sanki dünyâ hayatı bir sâat kadardır Sen de onu ibâdet-ü tâatla doldur” demişler, (Keşfu’l-Hafâ’) Sonsuz Nûr’da bir başka vesileyle geçtiği gibi; hadîs kriterlerine takılan bu söz, o noktada vize alamasa da, ma’nânın vâkı‘a mutâbakatı cevâzıyla, her zaman beyân iklimlerinde serbest dolaşabilir, zannediyorum

Yüce Beyân’daki muhtelif ifâdelerle, konu daha da açıklık kazanmaktadır;
“Onlar, tehdit edildikleri azâbı gördükleri gün, dünyâda gündüzün, sadece bir saatinden daha fazla kalmadıklarını düşüneceklerdir” (Ahkâf, 35) “Onu gördükleri gün, öyle gelir ki onlara: Yalnız bir akşam veya bir sabah faslı durdular dünyada!” (Nâziât, 46) “Kendi aralarında sessizce konuşurken: “Dünya’da, olsa olsa on gün kadar bir şey kaldınız” derler Aralarında konuştukları konuyu Biz pek iyi biliriz Onların en mûtedil ve en mâkûl olanı, o zaman “Siz bir günden daha fazla kalmadınız” diyecek (Tâ Hâ, 103-104) “Kıyâmet saati gelip çattığında suçlu kâfirler yemin ederek dünyada sadece bir saat kaldıklarını ileri sürerler Onlar dünyada iken de doğruluktan yalana işte böyle döndürülüyorlardı Kendilerine ilim ve îmân nasib edilenler ise derler ki: “Siz Allah’ın kitabınca dirilme gününe kadar durdunuz İşte bugün dirilme günüdür, fakat siz bunu bilmiyordunuz” (Rûm, 55-56) “Onlar: “Bir gün veya daha da az Ne bilelim, isterseniz bunu tam tamına aklında tutanlara sor! Zira bizim aklımız başımızdan gitmiş durumda” diye cevap verirler Bunun üzerine Allah Teâla şöyle buyurur: “Siz, doğrusu pek az kaldınız Bu gerçeği bir bilseydiniz, Bana isyân etmezdiniz” (Mü’minûn, 113-114) “Kıyâmet günü Allah hepsini bir araya toplayacak Dünyada, gündüzün ancak bir saati kadar zaman yaşamış gibi gelecek kendilerine O şekilde ki sadece tanışacak ve birbirlerini görünce tanıyacakları kadar yaşadıklarını sanacaklar Allah’a kavuşmayı yalan sayıp da doğru yolu tutmamış olanlar, en büyük kayba uğramışlardır” (Yûnus, 45)

Büyük müfessir ibn-i Kesîr, o muhteşem tefsirinde, bütün bu âyetlerin, âhiret hayâtına nisbeten dünyâ hayâtının sözü edilemeyecek kadar kısa olduğuna işâret ettiğini bildiriyor
Ama bütün bunlara rağmen, bu hayât bereketlendirilmeye, öbür âlemi ve Rabbimizin rızâsını kazanmaya yetecek kadar da uzun sayılabilirZâten, rivâyetlerde de bu mânâ ifâde edilmiş ve kendilerine, -rüşd çağı denilen-, belli bir dönem yaşama lütfu ihsân edilen kimselerin, artık öbür âlemde mâzeret şansının kalmadığı bildirilmiştir

Rabbimizin çok büyük bir ihsânı olan bu hayât, aslında dünyâ ve âhiretimizi kazandırabilecek kadar bereketli olabilecek çok önemli bir rükündür Hayât, imânla beraber Allah’ın, belki de en büyük lütfudur Hayât nûrdur Yokluk zulmetlerinden kurtaran bir iksirdir Kullukla değerlendirildiği taktirde, sonsuzluğu kucaklayabilecek çapta bir kıvama bürünebilir, enginleşebilir O, bir hiç denebilecek kadar da kısa vakitler, Zaman’ın birer Altın Dilimi hâline dönüşebilir Herhâlde ondan bereket görmeyenler, onu, Efendiler Efendisi’nin (Aleyhisselâm) nurlu yolunda idâme ettiremeyenler olsa gerektir

Bu konuyla alâkalı olarak, Zamanın Altın Dilimi’nin Altın Yürekli Müellif’i, ne hoş söyler;
“Yaşayışlarını cismaniyetin mahbesinde sürdürenler, bütün bir gençlik dönemlerinde, hayatlarının parlak bir talih ve ebedî bir huzur içinde geçeceğini sanır, kendileriyle beraber herşeyin de fâni olduğunu hiç mi hiç düşünmezler Düşünme mevsimi gelince de nasıl düşüneceklerini bilemeden “esefler” ve “hasret”lerle inler ve şöyle derler: Meğer dünyâya geldiğimiz andan itibaren herşey bize vedâ etmeye başlamışMeğer yüzümüze gülen herşey birer “elved┠tebessümüymüş de bizler anlayamamışız! Nasıl olmuş da üç-beş saatliğine tenezzühe çıktığımız bu piknik yerine bağlanıp kalmışız da, iki adım ötesini görememişiz! Meğer dünyâya geldiğimiz aynı gün, çıkışa hazırlanma mesajını da almışızVe o gün-bugün hep bir meçhûl çukura doğru kaymışız da bunun farkına bile varamamışız Şimdi görüp sevdiğimiz, sevip bağlandığımız her-şeyin, süratle bizden uzaklaştığını müşâhede ediyor ve “elved┠demeye fırsat bile bulamıyoruz”

Bilindiği gibi, insan dünyâya geldiğinde adı konulurken, sağ kulağına ezân-ı Muhammedî, sol kulağına da kâmet okunur ve o anda herhangi bir namaz kılınmaz bu ezân ve kâmet için Onun namâzı sonra gelecektir Ve ardından çocuğa isim verilir İnsan vefât edince, cenâze namazı için –aslında o, bir duâdır, zirâ rükû ve secdesi yoktur- ezân ve kâmet okunmaz Neden? Çünkü, ezân ve kâmeti daha dünyâya yeni gelmişken, adı konulurken okunmuştur Belki de, hayâtın çok kısa, sanki ezân-kâmet ve namaz arasındaki daracık vakit kadar olduğunu îmâ ediyordur bu lâtif nükte Evet, dünyâya geldiğimiz gün kulağımıza okunan ezân ve kâmetlerin namazı, cenâze namazımızdır, aslında

Arkadaşları, ölüm döşeğindeki büyük hadîs bilgini, Sâbit el-Bünânî’nin yanına gidiyorlar: “O, hasta hâliyle dâima arkadaşlarını, dostlarını yâdetmektedir Biz yanına girince; ‘Kardeşlerim! Artık, önceleri kılabildiğim gibi, namaz kılamaz oldum Buna gücüm yetmiyor Yine, önceleri oruç tuttuğum gibi şimdilerde de oruç tutmaya tâkâtim yetmiyor Önceden, arkadaşlarımın yanına çıkıp, onlarla beraber Allah’ı zikredip andığım gibi yine aynı tâkâti kendimde hissedemiyorum’ Sonra şöyle dedi, o büyük insan; ‘Allahım! Beni bu üç şeyden el etek çektireceksen, yani, istediğim gibi namâz kılmaktan, oruç tutmaktan ve dilediğim gibi seni anmaktan alıkoyacaksan, bunları yapabilecek gücü benden alacaksan, bir saât bile dünyâda bırakma artık’ dedi ve o anda vefât etti” (Hilyet’ül-Evliyâ, 2, 320; Siyer-u A‘lâm’in-Nübelâ; 5, 255)
Evet, er veya geç hepimiz, birer elvedâ tebessümü kondurup bu hayâtın alnına, uçacağız bir bir ötelere Geriye sâdece O’nun rızâsı istikâmetinde yaptıklarımız veya yapmadıklarımız kalacak Değerlendirebilene yeterli bu hayât Değerlendirmeyene ise, bin sene verilse, ne yazar! Mini minnacık amellerimizi bile mayalandırıp büyütecek olan Rabbimiz değil mi? Öyleyse, karamsarlığa ve ümitsizliğe asla düşmeden, amellerimize ihlâs mayası atıp, sâdece önümüze bakmalıyız O’na kulluğun ve adanmışlığın dışındaki bir hayât, merhûm Necip Fâzıl’ın ifâdesiyle ‘ bir hayât’tır Değmez hiçbir şeye Ondan dolayı, Rabbe kulluğun, O’nu tanıyıp sevmenin ve sevdirmenin dışında, O’nun hoşnutluğundan başka herşey bomboştur, aslında Hırslar, ihtiraslar, kıskançlıklar, kavgalar, silmeler, unutmalar, unutturmalar, karalamalar, yaralamalar, iftirâlar, lüzûmsuz hevesler, insanları çürütmeler, gönülleri yitirmeler, gurûrlar, kibirler, inanılmaz bir sükûtla ve korkunç bir sukûtla mazlûm insanları seyretmeler, bölmeler, parçalamalar, yemeler, yutmalar, Allah’ın verdiği lütufları almaya çalışmalar, görmezlikten gelmeler, riyâkârca gülüşmeler, sıvışmalar, vuruşmalar, safdışı bırakmalar, imhâ etmeler, kinler, nefretler, gayzlar, maddî-manevî zulümler, türlü türlü sevimsiz sevdâlar, binbir türlü nefsânî şeyler ve insana ve insanlığa ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Elveda Tebessümü
« Posted on: 28 Mayıs 2020, 04:55:58 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Elveda Tebessümü rüya tabiri,Elveda Tebessümü mekke canlı, Elveda Tebessümü kabe canlı yayın, Elveda Tebessümü Üç boyutlu kuran oku Elveda Tebessümü kuran ı kerim, Elveda Tebessümü peygamber kıssaları,Elveda Tebessümü ilitam ders soruları, Elveda Tebessümüönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &