ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Dini Konular > Dini makale ve yazılar  > Düşünceler VII
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Düşünceler VII  (Okunma Sayısı 542 defa)
02 Aralık 2010, 14:20:19
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 02 Aralık 2010, 14:20:19 »



Düşünceler VII


Başörtüsü ekseninde süren kavga, tek bir ilahi emrin nelere sebep olduğunu gösterdi. Türkiye ve Dünya tavrını koydu. Savunanlar ve karşı çıkanlar oldu. Anayasalara aykırı olarak Anayasa Mahkemeleri kararlar verdi. Hak ve özgürlüklerin sınırı ortaya çıktı. Devlet adamları tavır aldı.  Savunanlar da oldu. Bir sürü insanın eğitim haklarına mal oldu. Despot rektörler şedit tutumlar sergiledi. Bir ilahi emir başörtüsü. Tek bir ilahi emir bu gelişmelerin hepsini doğurdu. Bir turnusol kâğıdı işlevi gördü. Yeniden puttan helvaların yenmesine tanık olundu. Koca koca adamlar ve hanımlar bin dereden su getirdi. Kur’an’da yok diyen ilahiyatçılar ve aydınlar belirdi. Bir teferruat değilmiş, çok şeymiş. Evet, çok şey… Hak ve Batıl bazen başörtüsü ekseninde gerçekleşiyor. Diğer tüm ilahi emir ve teklifleri yaşasak kim bilir neler olur. Ne ilerlemeler, açılımlar, gelişmeler olur. Nice erdemler, ahlaki üstünlükler hayata taşınır. Evet demek ki tavır her şeydir. Tavır yoksa değerler de olamıyor. Temsil edilmeyen değerler, yok hükmündedir. Varlık sorunu yaşar.

Geleneğin yapısında ciddi imkânlar vardır. Yerelliğin de yapısında keza önemli imkânlar vardır. İtidali işaret eden bir noktada durmak gerekmektedir. Bunun için de insanın, yüreğinden ve beyninden başlayarak ölçülü olması gerekir.

C. Efgani’ye mason demek, ona yönelik önyargıyı doğrulama çabasıdır. En ufak bir farklılığa tahammülsüzlük eğilimidir.

Kiliseleşmek her zaman mümkündür. Aforoz etme bir meşruiyete değil de, despotluk meyline dayandığında kiliseleşme kapıda demektir. Din hakkında kendini tek merci ve yetkili addetmek bu anlayışı beslemektedir.

Kişisel amaçlarımız için dini bir yerde konumlandırmak aşağılık bir tercihtir.
          Dışsal ilişkilere girmeden insan kendisinin seviyesini göremez/bilemez. Tutarlılık ve vicdan, insanları ötekine duyarlı kılıyor. Ötekine dinlemek ve anlamak… Bu gerçeğin demokratlar altını çiziyor. Kur’an “Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar…” dediğinde bu gerçeği ifade etmişti. Birliksizlik tüm zilletin sebebidir. Çözümü istemeyenler var. Çözümü bilmeyenler var. Çözümü uygulamayanlar var.

Her şeyin zemini var, yeri var. Burada doğru olan orada yanlış olabilmektedir.

Tarihin sonunu getirenler, Fukuyamalar, başkalarının aşırılıklarından“üstün medeniyet”in kendilerine ait olduğu sonucunu çıkarabilirler. Ama Batı’da ne insan kaldı, ne aile ne de toplum. Tarihin sonu, insanın kötülükte ısrar etmesiyle olgusallaşan bir şeydir. İnsan mutlu mu yoksa oyalayıcı araçlara mı sahip?.. Sahih ve kutsal “iç huzur”a sahip değil insan. Bu çok açık, sürekli dışarıda oyalanıyor. Dışsal araçlar ve tatmin öğeleri bittiğinde anlamsızlık duygusu egemen oluyor kalbine.

Tümüyle çelişkisiz bir noktaya ulaşmak mümkün mü? Kanımca hayır! Ama daha az çelişkili olunabilir. Çelişkilerden tümüyle kurtulmak olanak dışı gibi. Ne Marks, ne Nietzsche, ne bir başkası tümüyle çelişkisiz olamamıştır. Aslolan çaba ve dinamizmdir.

Mizaç insanların fikirlerine de etki edebilir. Hilekâr, sinsi, açık sözlü, iyi niyetli filozofların felsefelerine bu huyları etki etmiştir. Marks’a hilekâr denmiştir. Kant’a sinsi Hıristiyan… Kanımca Nietzsche biraz aptaldır. Bediüzzaman çok iyi niyetlidir. Aşırı şüpheciler vardır ki, kendileri de vardıkları sonuçtan memnun değildir.

Hırstan kurtulursak her şey yerli yerine oturacaktır. Önyargılar, kinler, hasetler, gurur… Tüm bunlar hayatı kaosa sürüklemekte. Yine de biliyoruz ki, bunlar engellenemez. Doğru tarafta olmaktır asıl olan. Hangi şeytan bizi fıtri yoldan uzaklaştırıyor? Fıtri(doğal) olan her şey iyi ve güzeldir. İyi insan olmak en büyük davası olmalı insanın. Başkaca amaçlar insanı yabancılaştırır. İnsanı huzursuz yapar. İnsanı insana yabancılaştırır.

Kendini kurtulmuş ve farklı addetmek tüm din mensuplarının bir önyargısı olmuştur. Bu yanlış inanç yüzünden insanlar zihniyetlerini düzeltme gereği de duymamaktadırlar. Aile ve çevrelerinde kulaklarına çalınan telkinleri sarsılmaz bir yargı olarak kabullenmeleri, doğru inanç şekillerine yönelmelerini engellemektedir. Ayrıca sahip oldukları kabul ve itikadların Kitabî olduğuna inanmaları sorunu içinden çıkılmaz kılmaktadır. Kafalarındaki tasarladıkları bir peygamber beklentisinin tersine bir peygamber geldiği zaman Yahudiler inkâra saptılar. Irklarından olmayan bir zat peygamber olamazdı. Allah insana göre peygamber göndermez, kendine yani adalet, hikmet ve ilmine göre peygamber gönderir. İbn-i Heyyeban ölümünden önce o topraklarda bir peygamber geleceğini kendilerine haber verdiği halde, onlar inatçı ve bağnaz tutumlar sergilediler. Zihnimizdeki kabul ve inançlardan çok emin olmak ve yanlış olacağına ihtimal vermemek aldanmaya kaynaklık etmektedir. Günümüzde ise İran Devriminin reddi, Kürt meselesinin reddi veya C. Efgani hakkında söylenenler hep bu tarz ve nitelikte redlerdir. Bir insan farklılık taşıyan en ufak bir şey söylediğinde hemen karşı çıkılıyor. Anlama çabasının çok uzağındaki bu tarz tepkiler/karşı çıkışlar doğruyu görmeyi engeller. Vahye karşı çıkan Mekke Müşrikleri kendilerini İbrahim’in Din’i üzere görüyorlardı. Hatta peygamberimize Sabii diyorlardı. Yahudiler Ümmilere karşı bir sorumluluğumuz yoktur demekteydiler. Hıristiyanlar Hz. İsa’yı bedenlenmiş olarak dünyada dolaşan bir ilah olarak algılamaktaydılar. O halde yanlış bir din ve Allah telakkisi insanları yeni gelen dine karşı çıkmaya sevk etmiştir her dönem. Bugün tasavvuftan gelen pek çok inanç İslâm’a uygun değildir. Nur-i Muhammedi veya “Sen olmasaydın, sen olmasaydın ben kâinatı yaratmazdım” gibi telakkiler hiçbir ciddi mesnet gösterilmeksizin savunuluyor. Peygamberin Allah’ın nurundan koptuğu, ilk peygamberin de o olduğu savlanabilmektedir. Tüm bu inançlar aslında peygamberi, adına gönderildiği amaç ve değerlerin unutturulması yönünde tasvir etmektir. Din algısı, vahiyle düzeltilmediği zaman ciddi düşmelere ve tahribata kaynaklık edebilmektedir.

Dine bugünü anlamlandıran bir nazarla bakmak gerekir. Dün olan şeylerin aynısı bugün de vardır. Hakla Batıl bugünde çatışıyor. Bu Hak-Batıl taraflaşmasında nerde olduğumuz en önemli mesele olmalıdır. Kişiliğimizle insanları doğrularımızdan kuşkulanır hale getirmemeliyiz. İlahi olanın ilahi bir ahlakla temsil edilmesi gerekmektedir. Sınanan bir kuşak olarak davranışlarımıza, ne yaptığımıza bakıldığını unutmamalıyız. Sadece doğru akide ve davranıştır ısrar edilmesi gereken. Boş şeylerden yüz çeviren insanlara Yüce Allah faydalı işleri ve uğraşları gösterir. Akide, ahlak ve Salih amel olarak doğru bir çizgi ve istikamet tutturmak, yaşama ve varoluş geriliminin merkezinde olmalıdır. Tüm ısrar, dikkat ve titizliğimiz bu noktaya teksif edilmelidir. En hayati olan budur. İçte başlar tüm doğru adımlar önce. Nefisteki,  sakat ve hastalıklı olan her şey giderilmelidir. Doğru yaşamak, aslında, doğru bilmenin eseridir. Ancak şu var ki, bilinen doğrular yaşanmazsa, onlara yenilerini eklemek sağlıksız bir yöneliştir.

Sünnet, yaşayan sünnet, her zaman Müslümanlar için önem arz etmiştir. Fiilen rehberlik işlevini yerine getirmiştir. Hadis ve sünnet olgusu, daima çeşitli tartışmaların odağında yer almıştır. Doğruyu bulmak amaç olduğunda hadis ve sünnet konusunun çetin ve aşılmaz muğlâklıklar taşıdığını söylemek güçtür. Temel anlam ve doğrular, fıtrat, sağduyu, doğru örf ve gelenekler, en temelde vahiy, insanlığın ortak doğruları gibi kıstasların kılavuzluğunda Sünnet ve Hadis konusu da sarahat kazanacaktır. Doğruyu bulmaya odaklanmış bir zihin aslında doğruyu tefrikte zorlanmayacaktır. Bazı hadisler okunduğunda hemen insana doğru gelmekte, insanın önüne ışık düşürmektedir. Seyyid Kutub’un kitaplarına aldığı hadislere baktığımızda bu gerçek apaçık görülür. Seyyid Kutub’un kitaplarında geçen hadislerin tümü yol gösterici ve ikna edici niteliktedir. Bazı hadisler de yararlanmak istesen bile, yararlanamayacağın bir mahiyette ve muğlâklıktadır. Gereksiz polemikler ve amaçsız tartışmalar bir tarafa atıldığında, doğruları seçmek o kadar da güç olmasa gerek.

Batıl mutlaka yenilir. Müslümanlar onu yıkamasa da… Kendi hayat düzeni, temel tabiatı ve kabulleri onu içten yıkıma götürür. Yozlaşmaya dayanamaz Devrilme, bedensel devrilme olmadan, anlam yokluğundan dolayı yıkılır.

Bakış açıları örttüğü kadar gösterir de. O nedenle bakış açılarının kendi aydınlattığı yer kadar önemsenmesi gerekir. Mutlaklaştırıldığında sorun kaynağı olur. Bakış açıları her zaman çelişmek zorunda değildir. Bir ampul ancak belli bir alanı aydınlatabilir. Bu noktada sentezlerin, iki niteliği farklı şeyi uzlaştırmakla ilgisi yoktur. Birbirini tamamlayan bir birikim olma niteliğindedir.

Başörtüsü bir işarettir. Bir haykırıştır. Avrupa’yı zorlamıştır. Özgürlüklerin nötr olmayan değer yüklü niteliğini ifşa etmiştir. Parti liderlerini tanıtmıştır. Adaletli olması gereken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ideolojik kimliğini ifşa etmiştir. Fransa’nın Cumhurbaşkanı’nın özgürlük algısını dışlaştırmıştır. Ünlü yazar, aydın ve sosyologların kafa yapısını ortaya koymuştur. Birçok konuda turnusol kâğıdı işlevi görmüştür. Ünlü bir Avrupalı gazeteciye “örtü güvenliktir” tespitini yaptırmıştır. Küfrün ve Şirk’in, Müslümanların kafasındaki sanal bir kavram olmayıp “yaşayan gerçek” olduğunu kanıtlamıştır.

Hacc bir işarettir. Malcolm-X’i ırkçı din anlayışından uyandıran Hacc’daki hidayet işaretleri olmuştur. Kitap da Hacc’da hidayet işaretlerinin bulunduğunu belirtmiştir.

Cemaatleri manipüle eden devlet başörtüsünü manipüle edememiştir.

Gerçek namaz diriltir. Gerçek Hacc diriltir. Gerçek oruç diriltir. Gerçek kardeşlik diriltir. Bunların gerçeği insanı bilinçli kılar ve uyandırır. Bu yargı diğer tüm dini hükümler ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Düşünceler VII
« Posted on: 20 Kasım 2019, 17:32:28 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Düşünceler VII rüya tabiri,Düşünceler VII mekke canlı, Düşünceler VII kabe canlı yayın, Düşünceler VII Üç boyutlu kuran oku Düşünceler VII kuran ı kerim, Düşünceler VII peygamber kıssaları,Düşünceler VII ilitam ders soruları, Düşünceler VIIönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &