ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Diğer Yazılar > Leke
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Leke  (Okunma Sayısı 863 defa)
07 Haziran 2012, 16:27:38
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 07 Haziran 2012, 16:27:38 »



Leke


Hasan Akçay |
Nisan 2012 | DİĞER YAZILAR   


Kullandığımız eşyalar üzerinde herhangi bir şekilde oluşmuş lekeler bizleri ne kadar da rahatsız ediyor. Bir an önce o lekeyi temizlemek ve o cismi asıl görüntüsüne kavuşturmak için gereğini yapıyoruz. Ya kalbimize, ruhumuza hücum eden, her gün karşı karşıya kaldığımız lekeler karşısında özümüzü korumak için neler yapıyoruz?

Onunla ilk karşılaşmamız, hayatla ilk tanışmamızla birliktedir. Adımlarımızı korunduğumuz, kollandığımız yuvadan dışarıya attığımız anda artık her şey değişmeye başlar. Etrafımızı çepeçevre saran varlıklar, nesneler kimi zaman yaradılışımıza kimi zaman da içinde bulunduğumuz duruma uyumsuzluk gösterir. Bazılarını kabullenmek kolay olsa da bazılarıyla uyum sağlamak mümkün olmaz. Varlıkları her zaman bir yük gibi durur üzerimizde. Yorulur, ezilir, değişiriz; istemesek de…

Toprağın altından yerin yüzeyine çıkıp, orada bir müddet kalarak bir gölcük oluşturduktan sonra bulduğu bir mecra içinde akıp giden sular gibiyiz. Toprağın yüzeyine çıktığı yerde duru ve tertemiz olan sular, uzaklara doğru akıp gittikçe, kaynağından uzaklaştıkça, berraklığını, duruluğunu yitirmeye başlar. O tertemiz sular, kaynağından uzaklaştığı ölçüde de, daha çok kire ve toza bulaşır, asıl özelliğini kaybetmiş olur. Kaynağında pırıl pırıl parlayan, duruluğu ve serinliği ile seyretmeye de içmeye de doyulmayan sular, kaynağından uzaklara akıp, özellikle de insanların yerleştiği yerlerden geçtikçe bütün o güzelliğini yitirdiği gibi, artık “su” olma özelliğini de kaybeder. Suların yeryüzünde süzüldüğü ve insanın da hayat yolunda yürüdüğü müddetçe öz duruluğunu muhafaza etmesi oldukça güç olsa gerek.

Önce toprak ve çimen

Çocukluğumuzun ilk coşkunlukları ya çimenler ya da topraklar üzerinde oyun alanları bulur kendine. Çocuk dünyamızın renklerini en çok oyunlar çoğaltır. Onun için oyunlar büyük haz verir, birkaç dakikalığı için bile nice diller dökeriz büyüklerimize. Çocuk dünyamızın dört bir yanına sarmalanmış bir ip sürekli bahçeye, sokağa çeker bizi. Çünkü çocuk demek oyun demektir. Oyun vakitleri çocuğu içinde bulunduğu mekandan ve zamandan başka âlemlere götürür. Bundan dolayıdır ki, kolu yaralanır, dizi paralanır; üzerindeki elbiseler toza çamura bulanır da farkına varmaz olup bitenin. Bir büyüğünün karşısında buluncaya kadar kendini habersizdir sızısından, yarasından. “Bu ne hal?” sorusuna muhatap olduğunda mahzunlaşan bakışlarını karşısındakinden çekip, kendi üzerinde gezdirir ve o zaman neler olduğunun farkına varır.

Artık o lekeli elbiseyle dışarıya çıkması hele okula gitmesi mümkün değildir çocuğun. Buna rağmen aklı hep sokaktaki seslerdedir. Oyunlar gizli ve büyülü bir güçle onu çağırır durur.

Çimenlerden veya topraktan bulaşmış lekelerden dolayı azarlar işitse de her şeyi çabucak unutur. Elinde değildir oyunlar içinde lekelenmemesi gömleğin, pantolonun. Hem umurunda da değildir o kadar. Oyunun cazibesi ve ruhuna verdiği haz, sonrasında olacakları aklına getirmesine engeldir. O anı yaşar ve mutlu olur. Sonrası…

Utanç duygusu

İlk leke elbisemize bulaşır. Ağırlığı olmasa da üzerimizde, her an göze görünür bir yerlerde bulunmasa da varlığından dolayı rahatsızlık verir bizlere. Çünkü o leke üzerimizdeki elbiseye ait değildir. Sonradan bulaşmıştır ve görüntüsü, bizi olduğu kadar başkalarını da rahatsız eder. Bir an önce o lekeden elbisemizi kurtarmaz isek, lekeli elbisemizle toplum içine çıkamayız. Başkaları görmesin, o lekeyi fark etmesin diye çareler ararız. O lekenin varlığını düşündükçe karşımızdaki bütün bakışların üzerimize odaklandığını hissederiz, utanırız.

Aynı şekilde her cismin üzerine hariçten bulaşmış olan, asıl olanla ilgisi olmayan, asıl olana zıt izler bir leke kabul edilir. Ve o lekeler kirliliğin başlangıcı sayılır. Leke temizlenmez ise artık o zemin veya nesne için “kirli” sıfatını kullanmaya başlarız. Kullandığımız eşyalar üzerinde herhangi bir şekilde oluşmuş lekeler bizleri ne kadar da rahatsız ediyor. Bir an önce o lekeyi temizlemek ve o cismi asıl görüntüsüne kavuşturmak için gereğini yapıyoruz.

Ya kalbimize, ruhumuza hücum eden, her gün karşı karşıya kaldığımız lekeler karşısında özümüzü korumak için neler yapıyoruz? Korunmakta aciz kaldığımız lekeler için hangi temizleyicileri kullanıyoruz?

Gönül leke kabul etmez

İnsan fıtrat olarak temiz yaratılmıştır. Fakat temiz fıtratı bozacak meyil ve arzular da insanın yapısında mevcuttur. Gönül saf bir ayna olma özelliğini korumak isterken, nefsanî talepler o aynanın saflığını bozmak, cilasını dökmek için her an pusuda bekler. Zıtlar çatışmasında güçlü olan tarafın kazanması kaçınılmazdır. Vicdan, akıl ve gönül her zaman doğruyu ve güzeli isterken, onların karşısındaki duygular da geçici heves ve arzular için tutuşturur kandilini.

Genel ahlâk kaidelerine aykırı davranışlar ve günahlar karşısında kalbin ve vicdanın büyük bir rahatsızlık duyduğu kesindir. Denizin sularına düşen yabancı bir cismi dışarıya atmak için çırpındığı gibi, vicdan da fıtrata uygun olmayan düşünce ve davranışı bünyesinde barındırmak istemez. Rahatsız olur, rahat bırakmaz, uyutmaz, unutturmaz.

Aynı şekilde insan işlediği bir günahın başkaları tarafından da bilinmesini istemez. Çünkü her günahın gönülde bıraktığı lekenin rengi siyahtır. Siyah renk ise hiç de olumlu olmayan çağrışımların imgesidir.

Lekeler çoğalmadan

Hiçbir günahı küçük ve önemsiz görmek doğru değildir. Önemsiz saydıklarımızın bir araya gelmesiyle ruhumuzun pencerelerine kalın ve karanlık perdeler çektiğini fark ettiğimizde, artık aydınlığın rahatsızlık verdiğini görürüz.

“İnsan bir günah işlediğinde kalbinde küçük bir siyah leke olur. Günahlarına devam ettikçe lekeler büyür ve zamanla bütün kalbi kaplar.” nebevî uyarısı doğrultusunda küçük lekelerin büyümesine meydan vermeden, pişmanlık ve tövbe ile o lekeleri silmek iki cihan saadeti için biricik gayemiz olsa gerek. Koca ormanların tutuşup yok olmasına sebep olan çoğu zaman küçük bir kor ya da kıvılcım değil midir?

Gözyaşıyla yıkan gönül

Ufacık da olsa elbisemize sinmiş küçük bir leke ile toplum içine çıkmaya utanırız. Evimizin kapısından çıkmadan aynada seyrederiz kendimizi. Bir kusur varsa görünürde, onu hemen gidermeye çalışırız.

İnsan sadece ayna karşısındaki görüntüsü ile mi insan? Eğer dilimizden dökülen kelimeler dilde leke oluyorsa, yüreğimizi karartıyorsa ne yapmak gerek? Gönlün sevmek için var edildiğini bile bile, sırf bizi uçurum kenarlarına götüren ses öyle istiyor diye, nefret, kin, düşmanlık dikenlerine su vermenin, onları büyütmenin anlamı var mı?

İğne ucu kadar bir leke ile toplum içine, hele de bir makam sahibi kişinin huzuruna rahatlıkla çıkamazken, kirlenmiş, paslanmış, günahlarla kararmış bir gönül ile Alemlerin Sultanı’nın karşısına hangi yüzle çıkılabilir ki?

Sadece birkaç gün temizlemediğimiz evimizin penceresinin camından çevremizi düzgün bir şekilde göremezken, her an üzerimize yağan günah kirlerinden dolayı hayatı gönül gözüyle, vicdan aydınlığı ile yaşamamız, güzeli çirkini fark edebilmemiz mümkün mü?

Gönül ve vicdan, hayata baktığımız penceremiz. Onlar ne kadar parlak ve temiz olursa hayatın ve insan olmanın gayesini o kadar eksiksiz görmüş oluruz. Kirlenmiş vicdan ve gönüllerin gün ışığını inkâr etmesi, güzellikleri çirkin görmesi ve simsiyah bir pencereden seyrettiği hayatı bir vahşet yeri olarak algılaması bundan dolayıdır ve kaçınılmazdır.

Ömür topraklarımızdan akıp giden dupduru ırmaklarda her dem yeniden dirilmek, durulmak üzere sularına dalmak ve içimizdeki günah lekelerini pişmanlık ateşiyle yakmak ve o yangının izlerini de nedamet gözyaşlarıyla yıkamak olsun dileğimiz, duamız. Ve bizim gönlümüze bakacak olan Zat-ı Zülcelâl, “Bu ne hal?” sualiyle zorda koymaz bizleri. İnşAllah…

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Leke
« Posted on: 18 Kasım 2019, 03:59:22 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Leke rüya tabiri,Leke mekke canlı, Leke kabe canlı yayın, Leke Üç boyutlu kuran oku Leke kuran ı kerim, Leke peygamber kıssaları,Leke ilitam ders soruları, Lekeönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &