ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Diğer Yazılar > Akıll Tüccar Kim?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Akıll Tüccar Kim?  (Okunma Sayısı 443 defa)
29 Eylül 2011, 18:51:42
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 29 Eylül 2011, 18:51:42 »



Akıll Tüccar Kim?



Aralık 2007 - 108.sayı


Kürşat Salih YAMAN kaleme aldı, DİĞER YAZILAR bölümünde yayınlandı.

Rabbinin mülkünde, o mülkün bir parçası olarak hayat süren insanoğlu, geçici olarak kendisine bahşedilen iki büyük nimeti, o ikisinden daha değerli olan ebedi cennet karşılığında tekrar Rabbine satabilir.

Cömert patronunuzun sizi fabrikasına ortak yaptığını, sonra da verdiği bu hisseyi on katı fazlasına satın almak istediğini düşünün. Hiç kimse böyle bir şey yapmaz ama yapacak olsaydı hiç kimse de hayır
diyemezdi.

Günümüz kapitalist iş hayatının böyle hayaller kurmaya elverişli olmadığını biliyoruz. Fakat bir temsil olarak bir an bunu düşünün. Çünkü manevi alandaki kayıplarımızı ve kazançlarımızı anlamak için bunun
size yararı olacak.

Öyle Bir Teklif ki...


Yüce Allah insanoğluna bir teklif sunuyor. Bu, ancak bütün alemlerin ve içindeki hazinelerin sahibi olan cömertler cömerdi Rabbimizin sunabileceği bir teklif...

Buna göre, Rabbinin mülkünde, o mülkün bir parçası olarak hayat süren insanoğlu, geçici olarak kendisine bahşedilen iki büyük nimeti, o ikisinden daha değerli olan ebedi cennet karşılığında tekrar Rabbine
satabilir.

Bu fani nimetlerden biri insanın malı, diğeri canıdır. Kişi bu satış akdine “evet” dediği taktirde, Rabbiyle arasında bir tür ticari muamele başlar. Bu muamelede satıcı kul, satın alan Rabbi, satın alınmak istenen can ve mal, bedeli cennettir.

Kur’an-ı Kerim bu alışverişi; “Allah, karşılığında cenneti vererek, müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır.” (Tevbe, 111) diye tescil eder.

Rivayetlere göre bu ayet, biat etmek için Mekke’ye gelen yetmiş kişilik Ensar topluluğunun içinde bulunan Abdullah b. Ravâha r.a. ile Efendimiz s.a.v. arasında geçen, sonra diğerlerinin de katıldığı bir
görüşmenin ardından nazil olmuştur.

Abdullah b. Ravâha r.a. biat gecesi Peygamber s.a.v. Efendimiz’e, “Rabbin ve kendin için dilediğini şart koş.” demişti. Efendimiz s.a.v. de “Rabbim için O’na ibadet etmenizi ve hiçbir şeyi O’na ortak koşmamanızı; kendim için de beni, kendinizi ve malınızı nasıl koruyup savunuyorsanız öyle koruyup savunmanızı şart koşarım.” buyurmuştu.

Oradakiler bu söylenenleri yerine getirecekleri taktirde nasıl bir karşılık göreceklerini sorduklarında, Efendimiz s.a.v. “Cennet!” cevabını vermişti. Bunun üzerine orada bulunanlar; “Bu alışveriş çok kârlı,
bu sözleşmeyi ne bozarız, ne de bozulmasını kabul ederiz!” diyerek sevinçlerini dile getirmişlerdi.

İşte, “Allah, karşılığında cenneti vererek müminlerden canlarını ve mallarını satın almıştır.” ayeti bu olay üzerine inmişti.

Kur’an’daki Ticaret

Ayetteki “...canların ve malların satın alınması” ifadesiyle neyin kast edildiğine gelince: Sâff Suresi’nin 10 ve 11. ayet-i kerimelerine dayanarak diyebiliriz ki, bundan murat Allah yolunda mücahededir..

Zira bu ayetlerde Cenab-ı Hak, “Ey iman edenler! Acı verici bir azaptan sizi kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi: Allah ve Peygamberine iman eder, mallarınız ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. İşte bu sizin için, eğer bilirseniz çok hayırlıdır.” diye buyurmaktadır.

Dikkat edilecek olursa Rabbimiz, buradaki “ticaret” kelimesiyle bir önceki ayete gönderme yapmış, “cihad edersiniz” ifadesiyle de malların ve canların hangi yolla satışa sunulması gerektiğini açıklamıştır.

Yine Kur’an-ı Kerim’in birçok yerinde geçen “Allah yolunda mallarınız ve canlarınızla cihat ediniz.” ilâhi emri bu anlamı destekler.

İki Büyük Sermaye


“Cenab-ı Hak cihad hususunda neden özellikle canı ve malı zikretti?” şeklinde bir soru akla gelebilir. İnsanoğlunun dünyada sahip olduğu iki büyük servetten birinin canı, diğerinin ise malı olması böyle bir
sorunun cevabı olabilir.

İnsanın canını sevmesi fıtrîdir, yani doğuştandır. Can hayat demektir, var olmak demektir. Mal ise, her şahsın kendi elinin altında bulunan dünyalığı temsil eder.

Can mala tutkundur, çünkü dünyada ancak bedenle var olabilir. Beden dünyalıdır ve dünyalığa muhtaçtır. Hal böyle olunca, insan en başta canını, sonra da malını her şeyin üstünde tutar. Gönlünde bu ikisine karşı daha büyük bir muhabbet ve bağlılık besler.

İşte Cenab-ı Hak, insanı bu iki vazgeçilmez unsurla kendi yolunda mücadele etmeye davet etmektedir. Bu yüzden mal ve canla cihad, mümin için, Yaratıcı’yı yaratılana tercih edip etmeyeceğini gösteren
büyük bir sınavdır.

İçte ve Dışta Mücadele


Cihad, en genel manasıyla gayret etmek, çaba sarf etmek, uğraşmak demektir. Cihad eden kimse ise mücahid olarak adlandırılır.

Dinî tanımı itibariyle, içte (bâtında) ve dışta (zâhirde) hak ve hakikati hâkim kılabilmek için gösterilen her türlü çaba, gayret ve mücadeleye denir.

İçte ve dışta dedik, çünkü insan çift taraflı bir varlıktır. Buna bağlı olarak düşmanı da iki türlüdür; biri maddi, diğeri manevi.

Maddi düşman kişinin dış dünyasında İslâm’ı yaşamasına engel olan herkes ve her şeydir. Bu engel İslâm’ı benimsediğini iddia eden kimselerden de olabilir, İslâm’ı inkar eden kimselerden de...

Hatta bu engeli bazen insanın en yakını bile çıkarabilir.

Manevi düşman ise kişinin iç dünyasında İslâm’ı yaşamasına mani olan şeylerdir ki, bunlar da insanın kendi kötülüğünden (nefs) ve şeytandır.

Maddi cihad: Bunlardan küçük cihad (cihad-ı asgar) diye de tabir edilen maddi cihad, İslâm düşmanlarına karşı girişilen mücadelenin ismidir.

Bilindiği üzere mücadele iki farklı cepheden yürütülür. İlki düşmanla birebir çatışmanın yaşandığı cephedir. İkincisi ise siyasi, ekonomik ve özellikle kültürel cephede düşmana karşı verilen mücadeledir.

Bu itibarla, İslâm’ın yükseltilmesi ve yayılması (ilây-ı kelimetullah) için, cephede İslâm düşmanlarıyla mücadele etmekten tutun da dil, kalem gibi çeşitli unsurlarla gerçekleştirilen mücadeleye varıncaya
kadar hepsi maddi cihadın kapsamına girer.

Manevi cihad: Yukarıda da değindiğimiz üzere nefs ve şeytan gibi iç unsurlara karşı verilen mücadeleye manevi cihad denir. Gaye, Allah’ın emirlerine kulak tıkayan azgın nefsi adam edip, Rabbimiz’in
razı olduğu insan-ı kâmil seviyesine ulaşabilmektir. Ayetin beyanı gereğince; “Elbette nefsini temizleyip parlatan kurtulmuştur. Onu kirletip kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.” (Şems, 9-10)

Sevgili Peygamberimiz s.a.v. bu cihadı “büyük cihad” diye nitelemiş, gerçek mücahidin, nefsine karşı cihad eden kimse olduğunu ifade buyurmuştur.

Bu itibarla; nefsin kötü huy ve mizacını terbiye etme uğrunda gösterilen her tür gayretten, azaları Allah’a tâbi kılmaya varıncaya kadar her türden içsel çaba manevi cihad olarak değerlendirilir.

Nefs terbiyesi, zikir, sabır, çile, gayret, hizmet, hepsi bu cihattan birer parçadır. İşte tasavvuf ekolleri bu tür mücahedenin sistemli olarak yürütüldüğü merkezlerdir.

Sınavdan Yüzakıyla Çıkmak için


Dünya hayatı bir sınavdan ibaret. Bu sınavdan yüz akıyla çıkmak ancak ciddi bir çalışma ve gayret neticesinde mümkün olabilir. Bu da ancak içte ve dışta, dünyevî manada insanın her şeyi demek olan canı
ve malıyla mücadelesine bağlıdır. Mümin, hayatın her safhasında bu iki zeminin ıslahı için çalışmalı, gerektiği zaman çok sevdiği canından ve malından bile vazgeçmesini bilmelidir.

Böylelikle hem imanındaki samimiyeti, hem cennete olan liyakatini, hem de ne kadar akıllı bir “tüccar” olduğunu ispatlamış olacaktır.

Ne mutlu bu kutsal imtihandan hakkıyla çıkanlara, ne mutlu kârlı ticaret yapan akıllı tüccarlara…


Kendini Unutup Aleme Nizam Vermek


İslâm, kişinin kendi manevi terbiye ve ıslahını göz ardı ederek “büyük davalar” peşinde koşmasını onaylamaz. Çünkü dinin asıl muhatabı bireyin kendisidir.

Buna göre cihad, kişinin ilâhi adaleti kendisinden başlayarak çevresine yaymasıyla irtibatlı bir kavramdır. Yani kişi evvela nefsiyle uğraşmalı ve adalet unsurunu ilk önce kendinde hakim kılmalı ki diğerleriyle olan mücadelesi bir anlam taşısın.

Bu yüzdendir ki dinimiz, manevi cihadı, maddi cihattan üstün tutmuştur.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Akıll Tüccar Kim?
« Posted on: 13 Kasım 2019, 15:30:04 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Akıll Tüccar Kim? rüya tabiri,Akıll Tüccar Kim? mekke canlı, Akıll Tüccar Kim? kabe canlı yayın, Akıll Tüccar Kim? Üç boyutlu kuran oku Akıll Tüccar Kim? kuran ı kerim, Akıll Tüccar Kim? peygamber kıssaları,Akıll Tüccar Kim? ilitam ders soruları, Akıll Tüccar Kim? önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &