> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > Oryantalizmin iki varlık nedeni
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Oryantalizmin iki varlık nedeni  (Okunma Sayısı 1240 defa)
01 Ekim 2012, 15:10:56
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 01 Ekim 2012, 15:10:56 »



Oryantalizmin iki varlık nedeni
Yusuf Kaplan • 91. Sayı / DİĞER YAZILAR


Oryantalizmin doğrudan hedefi ve öznesi olmamıza rağmen, oryantalizme neredeyse hiç ilgi göstermemiş, hâlen de göstermemek için sanki inatla direnen bir ülkenin ve medeniyetin çocuklarıyız. Oysa oryantalizmin bize gösterdiği ilginin meyvelerini verdiğinin en somut ve en tedirgin edici göstergelerinden biri bu: Kayıtsızlığımız ve beraberinde kaçınılmaz olarak zuhûr eden kaygısızlığımız. Dahası, bu kayıtsızlığımız ve kaygısızlığımız öylesine tedirgin edici boyutlarda seyrediyor ki, ayağımızı bastığımız yerin ayağımızın altından kayıp gittiğini bile göremeyecek bir yersizlik-yurtsuzluk hâl-i pür melâli ortaya koyuyoruz.

Oysa oryantalizm (şarkiyatçılık), sadece kendilerini hedef aldığı ülkelerin, coğrafyaların veya medeniyetlerin çocuklarının ilgilenmesini gerektirmeyecek kadar kapsamlı bir zihnî sömürgecilik biçimi. Bir öteki icat etmek ve bu “öteki”ni olabildiği ölçüde çarpıtarak, bütün negatif özellikleri yükleyerek inşa etmek, Batılıların kendi kimliklerini ve hegemonyalarını geliştirmeleri ve pekiştirmeleri bakımından hayatî önemi hâiz bir ihtiyaç olarak algılanıyordu.

Oryantalizm bir karşılama biçimi mi?
Yeri gelmişken ve daha henüz yazının başlarındayken, farklı bir oryantalizm tanımı yapmak isterim: Oryantalizm, bir tür “yalan söyleme sanatı” aslında; üstelik de kendine yalan söyleme marifeti veya becerisi. Belki de bundan da vahimi, Batılıların yalan söylemeye, kendini aldatmaya ihtiyaç duymaları. O halde, Batılılar, kendilerini aldatmaya neden ihtiyaç duydular acaba? Oryantalizm, bir uygarlığın başka medeniyetlerle karşılaşma, buluşma biçimi bir bakıma. Eğer meseleye, nötr bir şekilde bakacaksak, ilkin böyle bir tespit yapabiliriz. Fakat burada tarihte başka medeniyetler arasında gördüğümüz karşılaşma biçimlerinden farklı bir karşılaşma biçimiyle karşılaşıyoruz.

Medeniyetlerin, varlıklarını sürdürebilmeleri, kendilerini geliştirebilmeleri, zihin ve hayat dünyalarını zenginleştirebilmeleri, yeni ufuklara açılabilmeleri medeniyetlerin başka medeniyetlerle buluşmalarını, karşılaşmalarını, temasa geçmelerini zorunlu kılar. Ayrıca tıkanan medeniyetlerin yaşadıkları tıkanmayı aşabilmenin öncelikli yollarından biri, dış dünyaya, kendileri dışındaki medeniyetlere açılabilmeleri ve onlardan yararlanabilmeleridir. Kendi içlerine kapanan, kendi kendine yeteceğini düşünen medeniyetler, zamanla donmaktan, içten içe çürümekten ve çözülmekten kurtulamazlar. Ayrıca sadece kendilerini merkeze alan medeniyetler, dünyanın nereye gittiğini de göremezler ve başka medeniyetler tarafından er ya da geç etkisiz hâle getirilerek tarihten uzaklaştırılmaktan da kurtulamazlar. En önemlisi de şu belki de: Sadece kendi içine kapanan medeniyetler, hem kendi üstlerine kapanmaktan kurtulamazlar, hem de evrensellik iddiası olabilecek filizlenmelere sahip olamazlar. Medeniyetlerin başka medeniyetlerle kurdukları ilişkilerin gerekçelerinden ya da nedenlerinden hiç biri, oryantalizm için tam anlamıyla geçerli değildir. Çünkü oryantalizm, başka medeniyetleri tanıma kaygısından ziyade, tanımlama kaygısıyla geliştirilmiş, zihnî kontrol ve kolonizasyon mekanizması veya çabasıdır.

Oryantalizmin amacı: Tanımlamak ve tarih dışına itmek
Oryantalizmin amacı, tanımak değil tanımlamak ve hükümranlık kurmaktır. Elbette ki, her tanıma çabası bir tanımlama çabasıdır aynı zamanda. Ancak nötr bir tanıma çabasının amacı tanımlamak değildir. Oysa oryantalizmin belirleyici amacı tanımak değil, daha ziyade tanımlamaktır. Başka medeniyetleri tanımlamak ve tarih dışına itmektir. İşte yazının başında oryantalizmi “bilinçli olarak yalan söyleme sanatı”, kendini kandırma çabası olarak tanımlamamın nedeni burada gizli. Aslında Batılıların başka medeniyetleri tanırken, tanımlarken sözkonusu medeniyetleri neyse o olarak tanıma çabası yerine, kendilerini bile kandırmayı göze almalarının temel nedenlerini, bizatihî Batı uygarlığının kurucu felsefî temellerinde aramak gerekiyor.

Batı uygarlığı, modernlikle birlikte insanı her şeyin ölçüsü ve ölçütü katına yükselterek, yani insanı tanrılaştırılarak kurulmuş bir pagan uygarlık tecrübesidir. Batı uygarlığı kurulurken yaşanan bunalım, insanın ilahlaştırılması ve ilah fikrinin yitirilmesi, giderek ilahın hayattan uzaklaştırılması, ontolojik güvensizlik duygusunun yaşanmasıyla sonuçlanmıştır. Ontolojik güvensizlik duygusu, kişinin yön, anlam, hakikat fikrini ve duygusunu yitirmesi demektir. Ontolojik güvensizlik duygusunun aşılabilmesinin tek yolu vardı: Epistemolojik güvenlik alanlarının genişletilmesi. Peki, ne demek epistemolojik güvenlik alanlarının genişletilmesi? Şu demek: Arızî olanın aslî olan katına yükseltilmesi, güç üreten araçların amaç hâline getirilmesi ve böylelikle amaçların terk edilerek araçların, özellikle de güç üreten araçları elde etme çabasının amaç hâline getirilmesi. Böylelikle yaşanan ontolojik krizi yok etmese de örtecek, öteleyecek sahte, yapay, geçici, ayartıcı bir güven duygusunun icat ve inşa edilmesi.

Buradan şu net olarak anlaşılıyor olmalı: Batılılar, ipleri ellerine geçirebilmek, yaşadıkları varoluşsal krizi erteleyebilmek ve dünya üzerinde hâkimiyet kurabilmek için kendilerini bile-isteye aldattılar. Araçların amaç hâline gelmesi, güç üreten araçların gerçekten Batılıları güçlü konuma getirmesi, Batılıların bu aldanmaya güle oynaya razı olmalarına yetti de arttı bile! Fakat bütün bunların sadece Batılılara bile ödettiği bedel çok ağır: Hakikatin yitirilmesi. Batılıların dünya üzerinde kurdukları hegemonya ve insanlığın zihinleri üzerinde kurdukları monopoli, hakikatin yitirilmesi sorununun sadece Batılılar için değil, bütün insanlığın temel varoluşsal sorunu olmasına yol açıyor. Ayrıca bütün insanlık olarak sadece hakikatin yitirilmesi sorununu yaşamıyoruz; hakikatin yitirildiği hakikatinin de yitirildiği yakıcı sorununu yaşıyoruz. Sadece hakikati unutmadık. Unutmanın kendisini de unuttuk.

İslam düşüncesinin önünü kesmek

Buradan geleceğim nokta şurası: Oryantalist söylemin geliştirilmesinin ve oryantalist eylemin gerçekleştirilmesinin Batı uygarlığı açısından zorunlu felsefî/zihnî nedenleri vardı: Başkalarını tanımlayarak, başkaları üzerinde hegemonya kuracak yolları sonuna kadar açmak ve böylelikle önlerinde engel teşkil edebilecek aktörleri, ruhları bile duymadan tarih dışına taşımak ya da atmak. Tam bu noktada, oryantalist söylemin İslam medeniyetini, münhasıran da İslam düşüncesini hedefe yerleştirmesi, daha da önemlisi, Osmanlı üzerinde odaklanması aslâ tesadüfî değildi. Oryantalizmin ortaya çıkışının birinci temel nedeni şu: İslam düşüncesinin tanımlanması ve tanınamaz hâle getirilmesi, böylelikle Müslümanların özgün, sahici ve imajinatif bir İslam düşüncesi geliştirebilmelerinin önünün tıkanması. Burada oryantalist söylemin yaptığı en önemli tahribat, görünüşte İslam düşüncesini tanımlama tahribatıdır; ama gerçekte, perspektif kırılması ya da perspektif kaybıdır. Oryantalistler, geliştirdikleri söylemle, Müslüman ilim, düşünce ve sanat adamlarının İslamî perspektiflerini kırdılar ve onların üzerinde, derin aşağılık psikolojileri geliştirmelerine yol açan, kendi düşünce birikimlerine ve dünyalarına bile kendi gözleriyle değil, Batılıların gözleriyle ve gözlükleriyle bakmalarını normalleştiren bir zihnî sömürgeleştirme operasyonu gerçekleştirdiler.

Bu zihnî sömürgeleştirme operasyonu Müslüman ilim, düşünce ve sanat adamlarının sadece çalışmalarında değil, hayatlarında ve hayata bakışlarında da öylesine derinlemesine köksaldı ki, İslam düşüncesine, sanatına, hayatına, kısacası medeniyetine sadece bu oryantalist kavrama, düşünme ve anlamlandırma biçimleriyle ve yöntemleriyle bakabiliyoruz artık! Gözümüz, duyarlığımız, idrakimiz, yöntemlerimiz kayboldu; onların yerini bize oryantalistler tarafından yüklenilen, empoze edilen gözler, duyarlıklar, idrakler, yöntemler ve meseleler aldı: Ve perspektif kaybı da bizi yersiz-yurtsuz, evsiz-dilsiz bıraktı. Sözgelişi, İslam düşüncesi dediğimiz düşünce geleneği ya da birikimi, şu an yalnızca oryantalistler tarafından kodlanan, formatlanan ve bize sunulan bir düşüncedir sadece. Buna göre, İslam düşüncesi, İbn Rüşd’le birlikte bitmiştir ve İslam düşüncesini bitiren ölümcül darbeyi de İmam Gazalî vurmuştur! Bu söylem, bütün çevrelerde son derece yaygındır ve neredeyse tartışmasız kabul görebilmektir. Oysa tam tersi bir durum söz konusudur: Gazalî, İslam düşüncesini bitiren değil, aksine, İslam düşüncesini, gücü nispetinde ve çağının şartlarının elverdiği ölçüde Grek, Hint, Mısır, İran düşünce geleneklerinden arındırarak özgün İslam düşüncesinin ilk defa temellerini atan ve İslam düşüncesinin İbn Arabî ile birlikte doruk noktasına ulaşacağı tasavvuf kaynağının ve pınarının kapılarını sonuna kadar açan öncü, önaçıcı, çağ aşan ve çağ açan bir mütefekkirdir. Eğer bugün, yaşadığımız medeniyet buhranını aşacaksak Gazalî ile başlayan ve İbn Arabî ile zirvesine ulaşan fikrî, tefekkürî atılımı çok iyi özümsememiz şarttır. İşte oryantalistlerin İslam düşüncesinin Gazalî ile bittiğini söylemelerinin en temel nedenlerinden biri, İslam medeniyetinin gerçekleştireceği yeni sıçramanın ve atılımın kaynağının üzerini örtme kaygısıdır.

Osmanlı’yı unutturmak!
Oryantalist söylemin, hedeflediği bir başka hayatî yıkım da, Osmanlı’nın, hem dünyanın, hem Müslüman toplumların, hem de münhasıran Osmanlı’nın çocuklarının zihinlerinden, gündemlerinden ve hayatlarından uzaklaştırılması ve Osmanlı’nın unutturulması çabasıdır. Daha 1939 yılındayken, Byzantium adlı derginin kapağına “Unutturulan Osmanlı” gibi bir başlığı taşımış olması bu açından oldukça traji-komiktir. Osmanlı, neden unutturulmaya çalışıldı peki? Bunun en temel ve yakıcı iki nedeni var:...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Oryantalizmin iki varlık nedeni
« Posted on: 06 Ekim 2022, 17:30:50 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Oryantalizmin iki varlık nedeni rüya tabiri,Oryantalizmin iki varlık nedeni mekke canlı, Oryantalizmin iki varlık nedeni kabe canlı yayın, Oryantalizmin iki varlık nedeni Üç boyutlu kuran oku Oryantalizmin iki varlık nedeni kuran ı kerim, Oryantalizmin iki varlık nedeni peygamber kıssaları,Oryantalizmin iki varlık nedeni ilitam ders soruları, Oryantalizmin iki varlık nedeniönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &