ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi  (Okunma Sayısı 743 defa)
27 Temmuz 2012, 12:08:27
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 27 Temmuz 2012, 12:08:27 »



Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi’nden işgal karşıtı bildiri
Ali Şükrü ÇORUK • 80. Sayı / DİĞER YAZILAR


Türkiye’de, hatta İstanbul’da pek çok kimsenin 6 Ekim 1923 tarihini lâyıkıyla hatırladığını söyleyemeyiz. Cumhuriyet’in ilânının, büyük zaferin, TBMM’nin Ankara’da açılmasının gölgesinde kalan bu tarih, Milli Mücadele kazanıldıktan sonra işgalci kuvvetlerin İstanbul’u boşaltmaları ve Mondros Mütarekesi’ne aykırı olarak işgal ettikleri şehri asıl sahiplerine teslim etmelerine karşılık geliyor. Hemen söyleyelim ki bu tarih sadece İstanbul’u değil, genel olarak düşünüldüğünde bütün Türkiye’yi ve İslam dünyasını yakından ilgilendiren gelişmelerin sonunda kazanılmış bir zafere işaret ediyor. Aşağıda temas edeceğimiz gibi mütareke döneminde İstanbul’da ve Avrupa’da yaşananlar göz önüne alındığında bunun önemi daha iyi anlaşılır.

İstanbul’u kime verelim?
Mondros Mütarekesi’nden sonra yenilginin faturasını hiçbir mağlup ülkeye yapmadıkları şekilde Osmanlı Devleti’ne en ağır bir şekilde ödetmeye kararlı olan İtilaf Devletleri, özellikle İngiltere, Batı’da uzun yıllardır dile getirilen, bazen şuur altına itilen bir tasarıyı uygulamaya koyma eğilimine girdiler. Batılı literatürde bugünkü dar anlamıyla değil de Müslümanlığı da kapsayacak şekilde geniş manada düşünülen Türkleri Avrupa’dan ve Anadolu’dan çıkarmak, geldikleri yere yani Orta Asya’ya geri göndermek şeklinde özetlenebilecek olan bu tasarının ilk ayağı İstanbul’un Osmanlı Devleti’nden koparılmasıydı. Padişahın başkent İstanbul’dan Anadolu’ya gönderilmesi, İstanbul’un Yunanistan’a verilmesi, şehrin yönetiminin uluslararası bir komisyona devredilmesi bu tasarının gerçekleştirilmesi yolunda getirilen teklifler arasındaydı. Nitekim daha sonra Sevr Antlaşması’yla Orta Asya’dan vazgeçilip Küçük Asya’nın, yani Anadolu’nun “ortasında” bir Türk devleti öngörülecekti. Öncelikle Batı’da çıkan gazetelerde yüksek sesle dile getirilen bu teklifler yavaş yavaş resmiyete bindi ve nihai barış antlaşmasına hazırlık mahiyetinde toplanan Paris Konferansı’nda galip devletlerin temsilcileri tarafından tartışılmaya başlandı. Bu haberlerin İstanbul’a ulaşması mütarekeden sonra Türkiye ve İstanbul üzerinde büyük beklentileri olan yerli Rumların taşkınlıklarını arttırdı. Hatta Beyoğlu’na çıkmak, azınlık mağazalarından alışveriş etmek şehrin asıl sahipleri için bir eziyet halini aldı. İstanbul’un asıl sahipleri Yahya Kemal’in deyişiyle “vatanda hor görülen bir cemaat” şeklinde ümitsizce bir bekleyiş içine girdi. Bununla birlikte dönemin kalem erbabı gazete ve dergilerde yazdıkları yazı ve şiirlerle şehrin geleceğine yönelik tasarılar karşısında tepkilerini dile getirmeye başladılar. Osmanlı tarihinin iki mühim siması Yavuz Sultan Selim ve Fatih Sultan Mehmet bu ortam içinde ortaya konulan kalem ürünlerinin ortak konusu oldu. Yavuz hilâfetle, Fatih ise fetihle özdeşleştirilerek şehrin sonuna kadar Türk ve Müslüman kalacağı dile getirildi. Aslında bununla yapılmak istenen İstanbul’u savunma noktasında yediden yetmişe herkeste ortak bir bilinç oluşturmaktı. İstanbul’un yabancı bir devletin yahut devletlerin kontrolüne verilmesine karşı çıkarak bu bilincin oluşmasına yardım eden kurumların başında ise İstanbul Üniversitesi yani Dârülfünûn geliyor. Üniversite öğrenci ağırlıklı olarak ortaya koyduğu tepkiyle şehrin geleceğiyle ilgili olarak Batı’da dile getirilen tasarılara karşı çıkmıştı. Bu yolda başı çekenler ise hanım öğrencilerdi.

Hanım öğrencilerin Fatih’in türbesini ziyareti
Tartışmaların yoğunlaştığı ve yerli azınlıkların yol açtığı taşkınlıkların arttığı bir dönemde İstanbul Üniversitesi’nde okuyan hanım öğrenciler bütün bunlara tepki olarak Asrî Kadınlar Cemiyeti ile birlikte bir miting düzenlemeyi kararlaştırdılar. 19 Mart 1919 tarihinde düzenlemek istedikleri mitinge hükümet izin vermedi. Ancak hanımlar kararlıydılar. Bu sefer kalabalık bir grupla Fatih Sultan Mehmet’in türbesini ziyaret ettiler. Ziyaret sırasında bir hanım öğrenci tarafından Kur’ân-ı Kerim okundu, dualar edildi. Abdülhak Hamid’in meşhur “Merkad-i Fâtih’i Ziyaret (Fatih’in Mezarını Ziyaret)” şiiri okunduktan sonra yapılan konuşmalarda İstanbul’un kesinlikle başka bir devlete bırakılamayacağı, İttihat ve Terakki yönetiminin işlediği suçların bütün millete ödetilemeyeceği kesin bir dille ifade edildi. Hanımların hiçbir taşkınlığa yol açmadan gösterdikleri bu tepki ertesi günkü gazetelerde yankı buldu.

İstanbul Üniversitesi’nin yayınladığı bildiri
Hanımların gösterdiği bu protesto gösterisinin ardından ikinci tepki yine İstanbul Üniversitesi’nden geldi. Üniversite başta İngiltere ve Fransa olmak üzere İtilâf Devletleri’ne ulaştırılmak üzere İstanbul’da bulunan işgal kuvvetleri temsilciliklerine gönderdiği bir bildiriyle İstanbul konusunda milletin sahip olduğu kararlılığa tercüman oldu. İşgal altındaki İstanbul’da böyle bir bildirinin hazırlanıp ilgili devlet temsilcilerine verilmesi, üstelik bildirinin ertesi günkü gazetelerde yayınlanması şüphesiz büyük bir cesaret örneğiydi. Öğrencilerin ve öğretim elemanlarının ortak duygularını ifade eden ve 20 Mart 1919 tarihinde İkdam gazetesinde yayınlanan bildirinin başında Türklerin Orta Anadolu’ya hapsedilerek İstanbul’un uluslararası bir komisyon tarafından yönetilmesi fikri eleştirildi ve bu yolda atılacak adımların barışa hizmet etmeyeceği vurgulandı. Bildiriye göre, asırlar boyunca hükmettiği unsurlara karşı merhametle yaklaşan, bu unsurların her türlü hakkını koruyan ve İstanbul’da nüfus bakımından ezici bir çoğunluğa sahip bir milletin başkentsiz bırakılması düşünülemezdi. Sayısız camileri, medreseleri ve abideleriyle Türk ve İslam âleminin başşehri olan İstanbul, bu önemine binaen Çanakkale’de “dört yüz bin şehit” pahasına savunulmuştu. Gerekirse bundan sonra da savunulacaktı. İstanbul olmadan Türklük ve İslamlık ayakta kalamazdı. Dolayısıyla haksızlıkları ortadan kaldırmak adına yeni haksızlıklar icat etmenin kimseye faydası olmayacaktı. Mütareke döneminde, işgal İstanbulu’nda belki de bir ilk teşkil eden bu bildiriyi sadeleştirerek yayınlıyoruz:

“Anadolu ortasında bir Türk devleti baki kalmak üzere İstanbul ve Boğazların uluslararası bir hâle getirilmesi hakkında sulh konferansının alt komisyonlarında bazı müzakereler cereyan eylediğine dair matbuata akseden haber, Osmanlı kamuoyunda ve bilhassa İstanbul Üniversitesi’nin öğretim elemanları ile kız ve erkek talebeleri arasında gayet elîm bir üzüntü meydana getirmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı facialara karşı asla lakayt kalmayan, barış ve medeniyet ülkülerini gençliğin ruhunda yaşatan İstanbul Üniversitesi, Wilson esaslarının vaad ettiği adalet teminatına sarsılmaz bir itimat besleyen, tarih huzurunda mağluplara karşı âlicenaplığını asırlarca müddet değişik unsurların dinine, lisanına, harsına ve her türlü millî haklarına riayeti en inkâr edilemeyecek misallerle ispat eden Türk milletinin başşehrinden mahrum bırakılması gibi azim bir haksızlığa uğratılmasını idrakine sığdıramaz.

Sayısız medreseleri, camileri, millî ve tarihî abideleri ve mevcut nüfusunun ezici çoğunluğuyla bir Türk ve İslam payitahtı ve Türk ve İslam âleminin ideali olan İstanbul şehrinin uluslararası bir yönetime devredilmesi, Türkiye’nin yok olmasına ve nihayet yakın doğuda ebediyen sükûn bulmayacak karışıklığın zuhuruna sebep olur.

Mazideki binlerce kahramanlık örneğinden ayrı olarak müdafaası uğrunda dört yüz bin Türk’ün Çanakkale’de hayatını feda etmiş olması İstanbulsuz müstakil bir Türkiye’nin yaşayamayacağına en bariz bir delildir. İstanbul’u kaybeden Türklüğün hayattan nasibi evvelâ düşme, sonra can çekişme ve nihayet tarih sahnesinden silinmedir.

İstanbul Üniversitesi, dünyanın geleceğini siyasî karışıklıklardan arındırmaya ve insanlığa uzun bir barış teminine çalışan Avrupa ve Amerika medenî milletlerinin adaleti savunan hislerine dayanarak mazinin hataları tamir edilirken yeniden daha büyük haksızlıklar ortaya çıkarılmayacağını ve Türklüğün kalbinde böyle onulmaz bir yara açmaktan sakınılacağını ümit ile bu konudaki samimi hislerinin ilgili devletlere bildirilmesini ve fevkalâde saygılarının kabul edilmesini asil kişiliğinizden rica eyler.”

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi
« Posted on: 17 Ekim 2019, 21:18:56 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi rüya tabiri,Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi mekke canlı, Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi kabe canlı yayın, Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi Üç boyutlu kuran oku Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi kuran ı kerim, Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi peygamber kıssaları,Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesi ilitam ders soruları, Mütareke döneminde İstanbul Üniversitesiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &