> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi  (Okunma Sayısı 3420 defa)
25 Temmuz 2012, 14:26:40
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 25 Temmuz 2012, 14:26:40 »



Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi
Yakup ÖZTÜRK • 79. Sayı / DİĞER YAZILAR


Günümüzde sanat faaliyetlerinin söz konusu olduğu her durumda bir de “sponsor” kavramını duyarız. Kelime anlamı itibariyle destekleyen manasına gelen sponsor, terim anlamıyla sanata finans desteği sunan kişi ya da kurumlar için kullanılır. Pek çok şirket, vakıf, banka vs. bugün sponsor oldukları faaliyetlerin gün yüzüne çıkmasına imkân vermektedirler.

Sanatın devlet eliyle ya da bir kişi ve makam tarafından desteklenmesi, korunması, teşvik edilmesi tarihin hemen her döneminde olmuştur. Elbette, günümüzdeki sponsor kavramının geçmişteki sanata olan destekle birebir örtüştüğünü iddia edemeyiz. Her şeyden önce, Hz. Muhammed’in (s.a.v) de içerisinde bulunduğu bir silsilenin mahiyeti, günümüzdekinden belli özellikleriyle ayrılacaktır. Burada daha çok, klasik Türk şiirinde, şairi koruyan hamilik sistemi üzerinde duruyoruz.

Osmanlı’da hamilik sistemi
Hamilik, Klasik Türk şiirinin gelişmesine ve zenginleşmesine büyük katkıları olmuş bir gelenek. Bunu sağlayan en önemli tesirin hem şairin hem de haminin, şiirin bizzat icra edicisi olmalarından geldiğini söyleyebiliriz. Bu durum, onları sanata destek veren makam olmaktan çıkarıyor.

Osmanlı hamilik sistemi, saraydan başlayarak makam ve mevki bakımından daha küçük yerlerde olan kişilere kadar, hatta devletin sınırlarında görev yapan memurlara kadar uzanıyordu. Saray dışında ama sarayı model alan yerlerde bu gelenek Osmanlı’nın son dönemlerine kadar devam etti. Başta şiir olmak üzere sanatın pek çok dalında hami, ihsanda bulunmaktan çekinmedi. Haminin sunacağı miktarın kurala bağlanmış bir biçimi yoktu. Şiirin değerinin ötesinde, şairin kimliği de miktarın belirleyicisi konumundaydı.

Osmanlı toplumunda matbaa yaygın bir hâl alana kadar, sanatçının ürününe karşılık bulacak bir telif sistemi de ortada yoktu. Bu sebepten, sanatkârın emeğinin karşılığı hamiler tarafından sağlanıyordu. Ancak, matbaanın yaygınlaşmasının hamilik sistemini ortadan kaldırdığı söylenemez.

Devletin sanatçıyla ilişkisi tarihin hemen her döneminde kendisini göstermiştir. Tûbâ Işınsu Durmuş, Osmanlı toplumunun teokratik bir yapıya sahip olduğunu, buradan yola çıkarak hamilik geleneğini de, dinî bir zemine oturtmaları gerekçesiyle, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) başından geçen bir hadiseye dayandırdıklarını ifade ediyor. Gerçekten de, günümüzde “Kaside-i Bürde” namıyla bilinen meşhur şiirin yazılmasına vesile olan hadisede, Efendimiz (s.a.v), kendisine şiir sunan Kâ’b bin Züheyr’e hırkasını hediye etmiştir.

Hamilik, sadece Osmanlı şiirinde yoktu; Ortaçağ boyunca, siyasi bir organizasyon içerinde olan kurumlarda da sanatçıyı koruyan ve destekleyenler vardı. İtalya ve İngiltere, Rönesans’ın tesiriyle Batı’da bu geleneği sürdüren devletlerdendi. Aynı şekilde, İslamiyet’ten itibaren Doğu toplumlarında, Abbasiler’de, Karahanlılar’da, Timurlular’da ve Selçuklu Devleti’nde bu işleyiş görülür.

Bu devletlerde hamiler, ekseriyetle saray ve çevresinden kişilerdi ancak bunların yanında üst tabakadan, asil ailelerin de hami olarak edebiyatımızda yer aldıklarını görüyoruz.

Selçuklu sultanlarından Sultan Rükneddin Süleymanşah’ın şiir bilgisinin kendisine sunulan eserlerin nazım değerini, aruz ve kafiye yapısını ustalıkla ayıracak kadar mükemmel olduğu biliniyor. Kendisine sunulan Zahireddin Faryabî imzalı “nun” redifli bir şiir için, şairine 2000 sultani dinarı, 10 baş at, 10 baş katır, 12 hörgüçlü deve, 5 erkek köle ve 5 güzel yüzlü Rum cariye; altın işlemeli, pamuklu 50 kat elbise hediye edildiği kaynaklarda yer alıyor.

Tarihte en önemli hami geleneği, Timurlular döneminde Hüseyin Baykara’nın kurduğu Herat Meclisi’nde ortaya çıkmıştı. Türkçenin en büyük şairlerinden biri olan Ali Şir Nevâi’nin bu mecliste şiir söylediğini bilmemiz, meclisin önemini ortaya koyuyor.

Hüseyin Baykara ile Ali Şir Nevâi, Gazneli Mahmud ile Firdevsî, Sultan Sencer ile Enverî tarihteki hükümdar-şair birlikteliğinin numunelerindendir. Bunlar, Osmanlı’da bir hamilik geleneğinin kurulmasını sağlayan önemli örneklerdir.

Osmanlı şiirinde hami
Osmanlı’da da şiir üretimi büyük oranda hami desteğine bağlı idi. Bundan dolayı, şiirin kuşatıcı aktörüydü hami.

Osmanlı şiirinde hami, elinde maddi imkânı olup, şairlere ihsanda bulunan kişi anlamına gelmiyordu. Bu kişiler, kendilerine sunulan şiirlerin değerini tartacak kadar şiir bilgisine ve görgüsüne sahiplerdi. Onlar, şiir ortamının en dikkat çekici eleştirmenleriydi. Şiirdeki kusurları ve hataları tespit ederek, güçlü ve kusurdan arınmış bir şiirin inşa edilmesine vesile olabiliyorlardı. Şiirden ve sanattan azamî derecede istifade etmiş bir hami karşısına çıkan şair ya da daha genel manasıyla sanatkâr, sunduğu ürününe o derece önem verirdi. Sözgelimi, Osmanlı Devleti’nin en ihtişamlı dönemini geçirdiği Kanuni devrinde bir şair, sultana şiirini sunarken bu ihtişamı göz ardı edemezdi. Buradan yola çıkarak edebiyat tarihimize baktığımızda, klasik Osmanlı şiirinin en kudretli şairlerinin, devletin maddi ve kültürel anlamda en güçlü olduğu vakitlerde yetiştiğini görürüz. 16. ve 17. asır şairleri arasında Fuzûli’nin, Baki’nin, Nef’î’nin olmasının sadece tesadüfe ya da maddi zenginliğe dayandırılamayacağı çok açıktır. Refah içindeki devlet, estetik ve sanat zevki gelişmiş hükümdarlara emanetti.

Osmanlı şiirinde şairler de zaman zaman hami olarak edebiyat tarihimizdeki yerlerini almışlardır. Bu sebepten hem hami hem şair aynı kişi olabiliyordu. Osmanlı padişahlarının ve şehzadelerinin hem şair hem de şiire destek veren otorite olmaları bunun açık bir örneği. Fatih Sultan Mehmed, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Selim gibi Osmanlı’nın kudretli padişahları aynı zamanda birinci sınıf bir divan tertip edecek kadar maharetli şairlerdi.

Osmanlı sarayında şiir ve hamilik
Osmanlı’da saray etrafındaki şiirin varlığı ilk olarak Çelebi Sultan Mehmed döneminde görülür. Fetret Devri’nin ardından Osmanlı’nın güçlenmeye başlamasıyla asıl hamilik geleneği kendisini göstermiştir. Yıldırım Bayezid’le beraber bir edebiyat ortamı neşet etmeye başlar. Ancak, edebiyat tarihleri bize Osmanlı edebiyatının başlangıcı olarak II. Murad dönemini işaret ediyor. Nitekim, II. Murad şairlere ihsanda bulunan ilk sultan olarak öne çıkıyor. Kendisinden “Ebu’l Hayr” diye bahsedilmesi de bu yüzden. Latifi, tezkiresinde II. Murad’ın savaş dönemlerinde bile, haftada iki kez şairleri ve âlimleri toplayıp sohbet ettiğini naklediyor.

Osmanlı’ya başkentlik yapan Bursa, Edirne ve İstanbul’da hamiliğin güçlü bir biçimde var olduğu açıktır. Bunun yanında, şehzadelerin sancağa gittikleri şehirlerde de bu geleneğin tesiri önemli ölçüde hissedilir. Şehzadelerin, himayelerinde şair bulundurmaları, bu geleneğin merkezden taşraya doğru yayılmasını sağlamıştı. Pek çok şehzadenin valilik yaptığı Manisa, Yavuz Sultan Selim’in sancakbeyi olduğu Trabzon, Kanuni Sultan Süleyman’ın şehzadeleri olan Bayezid ve II. Selim’in vali olarak gittikleri Kütahya taşrada şiire merkez olan şehirlerdendi.

Osmanlı hamilik sistemi, saraydan başlayarak makam ve mevki bakımından daha küçük yerlerde olan kişilere kadar, hatta devletin sınırlarında görev yapan memurlara kadar uzanıyordu. Saray dışında ama sarayı model alan yerlerde bu gelenek Osmanlı’nın son dönemlerine kadar devam etti. Başta şiir olmak üzere sanatın pek çok dalında hami, ihsanda bulunmaktan çekinmedi.

Hamiliğin tercümeye katkısı
Sultanlar, bazı zamanlarda şairlerden belli konularda şiirler yazmalarını istemişlerdi. Aynı şekilde, yazılan eserlere müdahale etmişlerdir. Sözgelimi, Farsça ve Arapça büyük eserlerin Türkçede de bulunmasını isteyen hükümdarlar, şairlere bu doğrultuda istekte bulunmuşlardır. Tercüme faaliyeti gibi görünse de bu, yabancı dildeki eserler Türkçeye aktarılırken baştan yazıldılar. Hükümdarın bu isteği böylelikle kültürel bir zenginleşme olarak geri dönüyordu.

Hamilik ve ‘terbiyet’
Tûbâ Işınsu Durmuş “arka çıkan” anlamına gelen zahir kelimesinin de kullanıldığı hamilik için önemli bir tespitte bulunuyor. Bu tespit, Osmanlı kültürünün temelsiz bir zeminde yükselmediğini, maddi bir karşılık olarak algılanan caizenin aslının nerede saklı olduğunu bildiriyor: “Osmanlı hamilik sisteminin işleyişi içerisinde, bu uygulamanın ifadesi olan en belirgin terimin ‘terbiyet’ olduğu söylenebilir. Sözlükte, ‘ilim ve edep öğretmek’ anlamına gelen kelime, tezkirelerde hami için ‘terbiyet etmek’, ‘terbiyet eylemek’ ve ‘terbiyet kılmak’ şeklinde ‘etken’ kullanılırken, sanatkâr için ‘terbiyet bulmak’ ve ‘bir haminin terbiyet namesiyle bir makam elde etmek ya da şöhret bulmak’ şeklinde yer almaktadır. Şairlerin iyi şair olmalarının ötesinde tanınmalarını sağlayan unsur, hamilerin kendilerine bu konuda sunduğu imkânlardır ki şiirlerde terbiyet kelimesiyle anlatılmak istenen bu olmalıdır.” demektedir. Bu söylediklerine örnek olarak da Şeyhî’nin “Fazl u hüner ne fâide olmasa terbiyet / İlm ehline azâb ola akl ıssına ikâb” beytini verir.

Caize sistemi
Caize, Osmanlı’da yeni bir göreve gelen kişiler tarafından, özellikle yüksek makamlara verilmesi olağan bir durum olan hediyeler için kullanılırdı. Prof. Dr. Halil İnalcık, caize miktarının genelde devlet hazinesinden verildiğini yazmaktadır. Caize, sadece maddi bir karşılık değildir. Şaire, makam sunmak da caize içerisinde değerlendirilebilir. Hatta padişahın danışmanı, müsahibi olmak en üst mertebede bir caizedir. Türk şiirinin en büyük şairlerinden biri olan Bakî, Kanuni’nin müsahibi olabilmiş şairlerdendir. Şair, paranın yanında aynı zamanda yakınlık ve otorite sahibi olmak gibi ihsanlarla da karşılaşabilir. Caizenin sadece, para veya altın olmadığı buradan anlaşılmaktadır.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi
« Posted on: 25 Eylül 2022, 02:24:58 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi rüya tabiri,Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi mekke canlı, Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi kabe canlı yayın, Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi Üç boyutlu kuran oku Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi kuran ı kerim, Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi peygamber kıssaları,Klasik Türk şiirinde hamilik sistemi ilitam ders soruları, Klasik Türk şiirinde hamilik sistemiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &