> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > İsrail-Türkiye ilişkileri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İsrail-Türkiye ilişkileri  (Okunma Sayısı 864 defa)
24 Temmuz 2012, 12:38:24
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 24 Temmuz 2012, 12:38:24 »



‘Arap Baharı’nın gölgesinde İsrail-Türkiye ilişkileri
Taha KILINÇ • 78. Sayı / DİĞER YAZILAR


İsrail-Türkiye ilişkilerinde simgesel bir öneme sahip olan Mavi Marmara gemisinin Gazze’ye doğru yapacağı yeni seferin iptal edilmesi, birçok söylentiyi de beraberinde getirdi. Her ne kadar seferi düzenleyen sivil toplum kuruluşu, iptalin ‘teknik sebepler’den kaynaklandığını açıklasa da, kamuoyunda “Mavi Marmara’nın siyasi iktidarın engellemesiyle sefere çıkarılmadığı” algısı oluştu.

Bu algı ne derecede gerçeği yansıtıyor bilinmez; ama meseleye AK Parti hükümeti açısından bakıldığında, İsrail’le yeni bir krizin çıkmasının istenmemesi son derece doğal. Çünkü henüz geçtiğimiz yıl yaşanan acı hadisenin yaraları sarılamadı, dahası İsrail uluslararası arenadaki gücü sayesinde ciddi bir hasar almadan süreci atlatmayı başardı.

Mavi Marmara’nın sefere çıkmayacağının açıklanmasının ardından, Türkiye ile İsrail’den heyetlerin gizlice görüştükleri basına yansıdı. Taraflarca da tasdik edilen bu görüşme, Türkiye’nin Mavi Marmara baskını için özür dilenmesi ve Gazze’ye ambargonun kaldırılması konularında ısrar etmesi sebebiyle yarıda kaldı.

Türkiye, İsrail’i yok sayamaz
İsrail-Türkiye ilişkileri, şu anda tarihinin en sert kışını yaşıyor görünüyor. Ancak bu manzaraya bakıp, ilişkilerin tümüyle dondurulduğunu da düşünmemek gerekiyor. Türkiye ve İsrail orduları arasında, hükümetlerin inisiyatifinde olan konular (ortak tatbikatlar vb.) hariç, rutin ilişkiler zaten devam ediyor. Siyasi olarak da ilişkiler tamamen kopmuş değil. Bir soğukluk ve türbülans yaşandığı belli, ancak bunun kalıcı olduğunu ve bir ‘devlet politikası’ haline dönüştüğünü de söylemek güç.

Gerçekçi olmak gerekirse, Türkiye’nin İsrail ile ilişkilerini tümüyle rafa kaldırması, iptal etmesi, yok sayması mümkün değildir. Bu, hem Türkiye’nin üzerinde durduğu dengeler nedeniyle, hem de bölgedeki ülkelerin birbiriyle ve dünya siyasetiyle ilişkileri açısından böyledir.

İsrail’le ilişkilerin rafa kaldırılması ve İsrail’in yok sayılması, ancak İslam ülkelerinin birbiriyle ilişkilerinin ideal noktada olması durumunda mümkün. Ancak Filistin meselesinde verilen başarısız sınav bile, İslam ülkeleri arasındaki dayanışma ve yardımlaşma yoksunluğunu gösterirken, Türkiye’nin ‘İsrail’e haddini bildirmek için’ kendi başına atabileceği adımlar son derece sınırlı. Türkiye’nin, bölgenin ve İslam dünyasının dengelerini hiçe sayarak girişeceği herhangi bir ‘kahramanlık’ denemesinin ise ‘trajedi’ ile bitme tehlikesi var. Dahası bunu bekleyen ve isteyen çevreler oldukça fazla. Arap dünyasındaki son gelişmeler de, bütün adımların dikkatle atılmasını gerekli kılıyor.

Yeni dönem, yeni aktörler
Arap dünyasında son aylarda yaşananlar, bölgedeki zemini çok daha kaygan hale getirdi. Bu, gözünü bölgeye dikmiş bütün yönetimleri olduğu kadar, hatta belki daha da fazla, Türkiye’yi ilgilendiren yeni bir konjonktürün oluşmaya başladığı anlamına geliyor.

‘Arap Baharı’nın şimdiden görünen en pratik sonucu, Türkiye’nin geleneksel olarak birlikte iş yaptığı ve AK Parti döneminde de genel anlamda kendileriyle kurulan ittifakların korunduğu bazı bölgesel aktörlerin değişmiş olmasıdır.

Eğer Arap dünyasında hiçbir değişme ve gelişme olmasaydı, Türkiye’nin işi oldukça kolaydı. Yıllanmış ve oturmuş yönetimlerin ‘öngörülebilir’ siyaset alışkanlıklarıyla baş etmek büyük bir ustalık gerektirmiyordu.

Ancak bölgede denklemler değişiyor, kartlar yeniden karılıyor. İsimlendirildiği gibi ‘devrim’ denebilecek çapta bir değişim henüz görülmediyse de, olaylar durulduğunda eskisinden -en azından üslup olarak- farklı aktörlerin sahneye çıktığı bir bölgeyle karşı karşıya olacağımız açık.

ABD’nin gölgesinde ‘devrim’
Öte yandan, paradoksal ve ironik bir şekilde, Arap dünyasındaki değişimler, Türkiye’nin İsrail’le ilişkilerini de birinci derecede etkiliyor:

Tunus ve Mısır başta olmak üzere, ‘halk devrimi’ yapıldığı söylenen bütün ülkelerde şu anda ABD inisiyatifi ele almış görünüyor. Halk hareketleri tamamen insani nedenlerle ve yılların birikmiş acılarının etkisiyle başlamış olsa da, ABD ufak bir şaşkınlık devresinin ardından şu anda olayları bizzat yönlendirme noktasında. İsyanların başladığı birçok ülkede, ‘devrimciler’ ABD ve müttefiklerine el açmış durumdalar.

Bu durum, Türkiye’yi ABD ile birlikte hareket etmeye zorluyor. Eğer Arap ülkelerinde, dış etkileri by-pass edebilecek kudrette bir halk hareketi görülebilseydi, belki Türkiye de bu trendi takip etme yoluna girebilirdi. Ancak disiplinsiz, başsız, plansız-programsız devam eden ayaklanmaların geldiği noktada, meydanlarda birileri en samimi hisleriyle can verirken, masaya bambaşka birilerinin ‘profesyonelce’ oturduğu ilginç bir süreç yaşanıyor.

Bütün bu karmaşık ortamda, Türkiye’nin önünde iki yol vardı: Ya eski statükoları devam ettirmek için tarafsız kalarak ve susarak sonucu beklemek, ki bu tamamen devre dışı kalmak anlamına geleceği için imkânsız. Ya da ABD öncülüğünde oluşan ‘demokrasi koalisyonu’na katkı sağlamak, ki Türkiye tam da bunu yapıyor.

Elbette çoğu defa perde arkasında olan-biteni bilme şansımız yok. Ancak dışarıdan görünen manzaranın ilham ettiği kadarıyla, Türkiye oluşmakta olan yeni denklemde yerini almaya çalışırken, yolu ABD’nin gölgesinde İsrail’le sık sık kesişiyor. Bu da, Türkiye’yi İsrail’le ilişkilerini gözden geçirmeye zorluyor.

Daha reel politikalar dönemi
Türkiye açısından olaylara bakıldığında, bölgedeki değişimlerin safları netleştirdiği de görülüyor: “Komşularla sıfır problem” politikası çerçevesinde hareket eden Türkiye, aylardır, İslam dünyasında yan yana durmaya özen gösterdiği birçok ülke ve rejimin, kendi halklarına karşı ne kadar vahşi reaksiyonlar gösterdiğini izledi, izliyor. Elbette bu, aynı kareye girilen rejimlerin karakterleri konusunda da ‘öğretici bir ders’ yerine geçti, geçiyor.

Özetlemek gerekirse; ‘Arap Baharı’yla birlikte, Türk dış politikasının, bölgedeki bazı rejimlere ‘kefil’ olma görüntüsünden vazgeçmeye başladığı, onun yerine daha ‘reel’ bazı şartları gözettiği yeni bir döneme giriyoruz, diyebiliriz. Bu da hiç şüphesiz, ‘ABD’nin Ortadoğu’daki şımarık çocuğu’ İsrail’e karşı tavrında belli bir mesafeyi koruyan, ama onu denklemdeki yerinde muhafaza etmeyi kendi çıkarlarına daha uygun bulan bir Türkiye portresiyle yüzleşmek anlamına geliyor.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İsrail-Türkiye ilişkileri
« Posted on: 06 Ekim 2022, 16:46:04 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İsrail-Türkiye ilişkileri rüya tabiri,İsrail-Türkiye ilişkileri mekke canlı, İsrail-Türkiye ilişkileri kabe canlı yayın, İsrail-Türkiye ilişkileri Üç boyutlu kuran oku İsrail-Türkiye ilişkileri kuran ı kerim, İsrail-Türkiye ilişkileri peygamber kıssaları,İsrail-Türkiye ilişkileri ilitam ders soruları, İsrail-Türkiye ilişkileriönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &