ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > İnsanlığın acısı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İnsanlığın acısı  (Okunma Sayısı 535 defa)
14 Haziran 2012, 18:13:33
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 14 Haziran 2012, 18:13:33 »



İNSANLIĞIN ACISI
Kemal SAYAR • 48. Sayı / DİĞER YAZILAR


Bellek politikalarının şaha kalktığı bir dönemden geçiyoruz. Geçmişle uğraşıyor, tarihi bugünün ışığında yeniden yazmak istiyoruz. Çünkü geçmiş, orada hâlledilmemiş bir mesele kaldığında, bizi hapseder. Belleği arındırmak istiyoruz. Geçmişle barışmamız gerektiği söyleniyor. Geçmişin yanlışlarından dolayı özür dilememiz isteniyor. Geçmişle barışma sözünde Freud’yen bir tını var: Bugünün dertleri geçmişten köken alır. Günümüzün fazlasıyla duygusal ikliminde, haydi meslekî bir dille ifade edelim terapi kültüründe, kurbanlık bir nesilden diğerine aktarılabilir bir durum olarak görülüyor. Belleğin politikasıyladır ki geçmiş yaşantılar, bireysel ve toplumsal düzeyde yeniden yorumlanıyor. Böylece atalarımızın travmasını tevarüs ediyoruz. 

Evet, havada Freud’çu bir tını var: Dikkatlerimizin daha insancıl bir geleceğe yoğunlaşamadığı zamanlarda geçmiş büyütülür, geçmişin hatalarını düzeltmek daha iyi bir gelecek vizyonunun yerini alabilir. Geçmişin günahları söz konusu olduğunda iki türlü konuşma carî olur: İlki itiraf ve pişmanlığın dinsel diline yaslanırken, ikincisi konuşmanın ve içindekini fâş etmenin bir arınma ve şifa getireceğini öngören psikanalitik dil. Anlı şanlı dünya liderleri çıkar, halkın önünde özür diler ve böylece birden şeytanları, ifritleri kovan rahipler hâline gelirler. Kamu önünde özür, çağdaş demokrasilerin ortak iyileşme seansı oluverir.

Geçmişte tarih yazımı kahramanlaştırma üzerine kuruluydu: Ulusal mitler hem geçmişi kutsuyor, hem de geleceğin olumlu bir resmini çiziyordu. Kolektif bellek, artık gelecek üzerinde hak iddia edemiyor. Mesela Holokost, hayatta kalanların ikinci veya üçüncü nesillerinde Yahudi kimliğini yaratan önemli bir duygusal etken hâline geliyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde kamusal söylem özel/mahrem söylemin kendine mahsus etik ve gayr-ı resmîliğine bürünüyor. İncittiğim bir insandan özür diler gibi, kamu önünde bir azınlıktan, bir topluluktan özür diliyor ve geçmişin günahlarını üzerime alıyorum. Duygu ve şefkat, politikada büyük bir ahlâkî statü kazanıyor. İtiraftan farklı olarak özür bir eylem de gerektirir. Özür dileyen insan başını eğer, sesini yumuşatır. Genelde güçlüler güçsüzlerden özür dilerse de, sahici bir özrü, ahlâkî olarak kendimi daha yukarıda gördüğüm bir yerden dileyemem. Özür dilemekle ahlâkî üstünlüğümü reddetmiş olurum.

“Özür kültürü”yle ilgili sorunları başta teşhis etmemiz gerek: Jest politikalarının çoğunlukla bir maliyeti yok. Politikacılar tarafından kullanıldığında, özür dileme eylemi, atalarının günahından kendisine azizlik mertebesi devşirmek olarak okunabilir. Bedelsiz alkış almak gayreti… Üstelik geçmiş olaylar için özür dilemek anakronistik bir özellik taşır. Bugünün değerlerini ve adalet anlayışını başka dönemlere taşıyoruz. Olayların yapısal sebepleri üzerinde düşünmek yerine, bireysel ahlâkî sorumluluğu öne alıyoruz. Özür dilemenin bir sonu da yok. Her insan ve her millet, geçmişin şu ya da bu günahından dolayı birbirinden özür dileyebilir. Nasıl olsa retorik bedavadır. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda yası iyileştirmek için pek çok özür dilendiğini hatırlamak gerekir. Politika retoriği bu özür dilemelerle birlikte duygusal bir kıvam kazanıyor. Bu arada sahte ve yarım ağız özürler de sosyal eylemin ve hesap verebilirliğin yerine ikame ediliyor. Bir tazminat ödendiğinde de, “paranı al ve çeneni kapa!” tarzı bir susturma devreye girmiş oluyor.

Özür dile. İtiraf et ve ruhun huzura ersin. Yahudi-Hıristiyan itiraf geleneği. Öyle bile olsa, içinde pek çok yapısal sorun da taşısa, üzerinde düşünülmüş samimî bir özür, bizi geçmişin hapishanesinden kurtarabilir. Bir özür, devletler ve toplumlar arsındaki ilişkiyi düzeltebilir. 

Ulusların ahlâkî olarak doğru bir biçimde hareket etmeleri ve geçmiş hatalarını kabullenmeleri  isteği, yeni bir olgu. Geleneksel olarak uluslararası ilişkiler,  ideoloji ve etik yerine realpolitik/gerçekçilik tarafından yönlendiriliyordu. Soğuk Savaş sonrasında adalet ve ahlâk sorunları politik sorular olarak öne çıkmaya başladı. Böylece, geçmişin kurbanlarına diyet ödeme fikri, ulusal politikaların ve uluslararası diplomasinin önemli bir unsuru hâline geldi.

Istırabın bir belleği var evet. Ama kurbanlıktan özel bir gurur devşiren, kimliklerini tarihsel kurbanlık rolü üzerine kuran toplumlar, en başta kendilerine haksızlık etmiyorlar mı? Toplumsal kimliğin sadece kurbanlığın yarattığı duygusal dayanışma üzerine kurulması, geleceği de perdelemiyor mu? Bu mânâda kurbanlaşma psikolojisi karşılıklı anlama çabasını beslemiyor, sadece öfke ve intikam hisleri doğuruyor.

Ama özür dilemenin başlı başına bir sağaltım denemesi, terapötik bir çaba olduğunu da göz ardı edemeyiz. Sadece acının tanınması bile terapötik bir etki sağlayabilir. Özür bir kabulleniştir. Bir tahribat var, bir hasar verildi: Özür dileriz. “Yanlışın sorumluluğunu üstleniyor, pişmanlık duyuyor ve bütün alçak gönüllülüğümle özür diliyorum. Bu özürle birlikte ne sana ne de bir başkasına asla zarar vermeyeceğimi taahhüt etmiş oluyorum. Sana yapılmış olan bu haksızlığı rasyonalize edecek hiçbir mazerete sığınmadan ve senden bir özür beklemeden, özür diliyorum. Sana yapılan şeyi bilincimin mahzeninden çıkarıyor ve ışığa tutuyorum. Eğer saati geri alabilseydim, bunun olmaması için elimden gelen her şeyi yapardım”.

“Size yapılmış olan şeyden ben sorumlu değilim ama bugün, yapılan şeyin ne kadar yanlış olduğunu görebiliyorum. Çekilmiş olan ıstırabı anlıyorum ve senin de benim ıstırabımı anlamamı beklemem gerekmiyor. Senin acını tanımakla bir sorumluluğu üstüme alıyorum. Bunu yapıyorum çünkü ikimizin de geçmişin hapishanesinden kurtulmamız gerekiyor. Senden özür diliyorum çünkü sadece insanlar arası ilişkilerin değil, gruplar arası ilişkilerin de adalet üzere cereyan etmesi gerektiğini düşünüyorum”.

Unutarak uzlaşılmaz. Unutanlar konuşamaz. Konuşmak için bir “hatırlama adaleti” sağlamak gerek. Tarih her milletin iniltileriyle dolu. İniltilerin bir önceliği yoktur. Her acı, insanlığın acısıdır.

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İnsanlığın acısı
« Posted on: 20 Eylül 2019, 14:42:22 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İnsanlığın acısı rüya tabiri,İnsanlığın acısı mekke canlı, İnsanlığın acısı kabe canlı yayın, İnsanlığın acısı Üç boyutlu kuran oku İnsanlığın acısı kuran ı kerim, İnsanlığın acısı peygamber kıssaları,İnsanlığın acısı ilitam ders soruları, İnsanlığın acısıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &