> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Mostar Aylık Kültür ve Aktüalite Dergisi > Diğer Yazılar > Dilsizleşme
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Dilsizleşme  (Okunma Sayısı 1087 defa)
12 Ağustos 2012, 18:24:34
Safiye Gül

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15.436


« : 12 Ağustos 2012, 18:24:34 »



Ruhsuzlaşma ve barbarlaşmanın kaynağı: Dilsizleşme
Yusuf Kaplan • 87. Sayı / DİĞER YAZILAR


İnsanı, diğer varlıklardan ayıran en önemli husûsiyetlerden biri, belki de birincisi, bir dili olduğu bilincine sahip olması. Burada insanın bir dile sahip olmasından söz etmiyorum: İnsanın bir dil bilinci’ne sahip olmasından söz ediyorum.

İnsanın dil bilinci’ne sahip olması demek, hem düşünme yeteneğine, hem de düşünme üzerine düşünme yeteneği’ne sahip olması demek. Buna da düşünme bilinci diyebiliriz.

Soru şu o halde: Bugün insan, dil bilincine de, düşünme bilincine de sahip mi gerçekten? Bu soru, boşuna sorulmuş bir soru değil. İnsanlığın eşiğine sürüklendiği felâket ve helâket durumu, insanın dil bilincini de, düşünme bilincini de yitirmek üzere olduğu yakıcı ve yıkıcı gerçeğiyle karşı karşıya bırakıyor bizi. İnsanın, insan olarak varlığını yitirme gerçeğiyle yani.

İnsan, iki dilli bir varlık olduğu sürece insandır
Her varlığın bir dili var. Her varlık, kendine özgü bir dile, bir anlaşma vasıtasına sahip. İnsanın dışındaki bütün diğer varlıklarda dil, sadece bir vasıta işlevi görüyor. Ama dil, insanda, sadece vasıta işlevi görmez; aynı zamanda, bir vasat olarak da iş ve işlev görüyor.

Dil, insanda, hem bir anlaşma ve iletişim aracı hem de inşa aracı. Dilin iletişim işlevi, vasıta olmasıyla ilgili. Dilin, inşa aracı olması ise, vasat olmasıyla.

Başka türlü söylemek gerekirse, insanın dışındaki bütün diğer varlıklarda dil, tek boyutlu ve tek düzlemde işlev görüyor. Ama insanda, dil, çok boyutlu ve çok düzlemde işler ve çok yönlü, çok katmanlı bir işlev görüyor.

Şöyle de söyleyebiliriz: Diğer varlıklarda sadece “iletişim” kurma işi ve işlevi gören tek bir dil mevcutken; yalnızca insanda insanın hem kendi dünyasını, hem de başkalarının dünyalarını kurmasına ve başka dünyaları kurcalamasına imkân tanıyacak en az iki dil var. Kelime üreten, bu kelimeleri kavramlara dönüştüren ama kavramlarla yetinmeyip semboller ve sembolik bir dil kurarak zihin haritaları çıkaran, çok katmanlı dünyalar/hayatlar inşa eden, başka dünyalarda yolculuk yapabilen ve kendini aşarak aşkın bir varlık katına yükselebilen tek varlık insan. Başka bir ifadeyle insanı insan yapan, “dünya/lar” inşa etmesini ve farklı dünyalarda yolculuk yapabilmesini mümkün kılan işte bu ikinci dili.

Allah’ın (c.c) Adem’e (a.s) -dolayısıyla insan/lığ/a- eşyanın isimlerini öğretmesinin sırrı burada gizli: İnsana eşyanın isimleri, emaneti yüklendiği için öğretildi. İnsanın, mükellef kılındığı emaneti yerine getirebilmesi, hem kendinde, kendi iç dünyasında, hem de kendi dışındaki dünyada, yani enfüs’te ve âfâk’ta emniyeti temin edebilmesi ve teminat altına alabilmesi, ancak bu ikinci dili hayata ve harekete geçirebilmesiyle mümkün olabilir. İkinci dili hayata ve harekete geçirebilmesi için, diğer varlıklardan ayrı olarak insana akıl, irade ve kudret sıfatları yüklenmiş. İnsanın hem kendi münferit dünyasını inşa edebilmesi, hem de müşterek bir dünya inşa edebilmesi, kelimeler geliştirebilmesi, kelimeleri kavramlara dönüştürebilmesi ve kavramların ötesine taşan bir hayat inşa edebilmesiyle imkân dâhiline girebilir: İşte bu işin gerçekleştirilebilmesi, sözünü ettiğim bu ikinci dil ile mümkün.

Diğer varlıklar, varolan bir dünyanın içine doğuyorlar ve yalnızca kendi dünyalarında, kendi hayatlarını yaşıyorlar. Ama insan, yalnızca varolan bir dünyanın içine doğmakla kalmıyor; aynı zamanda, hem kendisinin için/d/e doğduğu dünyayı hem de başka varlıkların dünyalarını başka, bambaşka bir dünyaya dönüştürme istidadıyla mücehhez kılınmış.

Bu nedenle ki, insanın dışındaki bütün varlıklar yalnızca mükellef kılındıkları yükümlülükleri yerine getirerek yaşarlarken, yalnızca insan, kemâl merdivenlerini tırmanma istidadına, şiarlarına, şuuruna ve bu yolculukta belli bir mesafe katetmeye başladığını fark ettiği andan itibaren kemâl mertebelerinin merdivenlerini aşkla, şevkle ve vecdle tırmanma şiirine/şiiriyetine sahip, kendini sürgit aşabilme idrakiyle ve bilinciyle yaşıyor.

Ezcümle… İnsan, iki dile sahip bir varlık: İnsanın birinci dili, beden dili; ikinci dili ise ruh dili. İnsanın insan olarak varlığını sürdürebilmesi için, bu iki dile de her hâl ve şartta sahip olabiliyor olması zorunlu.

Ç/ağdaş insanın dilsizleşme/ruhsuzlaşma serüveni
Çağımızda insan, dilsiz bir varlığa dönüştü: Bunun nedeni, çağımızın insanının ruhunu yitirmesi, dolayısıyla yalnızca bedeninin diliyle varlığını sürdürmeye mahkûm olması: İnsanın yalnızca bedeninin diline mahkûm olması, dilsizleşmesine, dolayısıyla bedeninin arzularına, ayartılarına mahpus olmasına yol açıyor. Buysa insanı insanlığından uzaklaştırıyor.

İnsanı insan yapan, insanı diğer varlıklardan ayıran, dolayısıyla insanın yüklendiği emaneti bihakkın yerine getirebilmesini mümkün kılan yanı, ruhunun dilini her dâim sürdürebilecek istidatta varedilmiş olması: “Emr”i “halk”a (hem yaratılış, hem de ahlâklanma şuuru anlamında, iki tahalluk’a) dönüştürebilmesi; “halk”ı da (tahalluk’u da) emir telakki edebilmesi.

İnsan, ruhunun dilini koruyabildiği ölçüde hem kendini inkişâf ettirebilir, hem de insanlığı her dâim yeni keşiflere, keşfedilmemiş kıtalarda yeni yolculuklara çıkarabilir. İnsanın ruhunun dilini yitirmesi, bedeninin diline mahkûm olması, dilsizleşmesi ve dolayısıyla insan olarak varolamaması, vicdanını yitirmesi ve vahşîleşmesi sonucunu doğuruyor kaçınılmaz olarak.

İçinde yaşadığımız çağ, insanın ruhunun dilini yitirmesine, bedeninin diline mahkûm olmasına, sonuç itibariyle de dilsizliğe mahpus olmasına yol açan bir “barbarlık çağı” (Michel Henry).

Modern çağ, bedenin bir fonksiyonu olan cüz’î akıl üzerinden kurulan bir ağın eşiğine fırlattı insanı: Cüz’î akıl, deyim yerindeyse, “komutlar”ını bedeninin dilinden aldığı, dolayısıyla insanın ötelere uzanan ilâhî boyutunu devre dışı bıraktığı için, kaçınılmaz olarak zıddına inkılâp ediyor ve körleştiriyor insanı.

O yüzden, bedeninin bir fonksiyonu olan ve eşyanın, hakikatin, hayatın ancak sınırlı ve sınırlayıcı imkânlarını algılayabilen bu kör akıl, sonuçta, insanı, eşyaya, hakikate, hayata, dünyaya ve diğer insanlara karşı körleştirdi ve bütün insanlığı irrasyonelitenin/akıldışılıkların cehennemine fırlattı: Modernlikten sonra geliştirilen teknoloji, bilim ve rasyonalite, insanlığı, insanlık tarihinin en büyük iki dünya savaşının ortasına kaldırıp attı.

Çünkü dilsizleşme, insanın kötülülüğü emreden nefsinin insanın hayatına yön ve çeki düzen verdiği bedeninin diline mahkûm olmasına, dolayısıyla ruhsuzlaşmasına ve barbarlaşmasına zemin hazırlamaktan başka bir şey yapamadı; yapamazdı da.

O yüzden, modern insan, başlangıçta vadedildiğinin tam aksine, insanın özgürleşme serüveninin özgürlüğünü, sözümona akıl yetisinin düşünme yetilerini yitirmesiyle, bedeninin, dilinin kışkırttığı arzularının, hazlarının dünyasına esir ve hapsolmasıyla sonuçlanan ontolojik bir köleleşme ve yokolma, dolayısıyla başka kültürleri, medeniyetleri, dinleri ve insanları yok etme barbarlığına soyunma saldırısı üretmekten başka bir şey yapamadı.

Medyalar: Aslî dilin yitirilmesi ve ikinci dil arayışı
İnsanın dilsizleşmesinin ve ruhsuzlaşmasının -paradoksal olarak- hem en temel nedenlerinden, hem de en temel sonuçlarından biri, insanın üçüncü bir dil icat etmesi: Medyaların dili bu. Medyalar, insanın yitirdiği ruhunun ve ikinci dilinin yerini aldı. İnsanı yapay bir dille donattı.

İnsanlık tarihinde bu kadar büyük bir paradoks yaşadı mı insanlık? Üzerinde düşünmeye değer devâsâ bir sorun var karşımızda. Düşünsenize, medya çağında, insanın en temel sorunu, iletişimsizlik sorunu. İnsanlık, belki de ilk kez, iletişim aracı olarak geliştirilen medyalar yoluyla ve nedeniyle iletişim imkânlarını yitirdi ve bidayette iletişim araçları olarak geliştirilen medyalar, nihayette iletişimsizlik üreten araçlara dönüştü.

İnsanın, sonuçta iletişimsizlik üretmekle sonuçlanan iletişim araçları geliştirmesi, aslında, bir başka açıdan bakıldığında, insanın ikinci dilini, ruhunun dilini yitirmesinin, dolayısıyla dilsizleştiğini insiyâkî olarak fark etmesinin bir sonucu olarak görülebilir. Eğer insan asıl dilini, insanı insan yapan, insanın kemâl merdivenlerini adım adım tırmanmasına imkân tanıyan ruhunun dilini yitirmeseydi, başka/yapay bir dil arayışına ihtiyaç duymazdı ve hayatı medyalar üzerinde/n kuracak kadar medya/iletişim ve yeni bir dil arayışına bu kadar abartılı bir şekilde soyunmazdı.

Buradan vardığımız sonuç şu: Medyalar, yalnızca yeni bir dil arayışının nedeni değil, aynı zamanda, aslî dilin, insanın ruhunun dilinin yitirilmesinin de bir başka nedeni olmak gibi paradoksal bir varoluş serüvenine sahip.

Dilin yitirilmesi, her şeyi zıddına inkılâp ettiriyor
Aslında bu paradoks, dilsizleşen, dolayısıyla ruhsuzlaşan insanın attığı her adımda, yaptığı her işin tersine inkılâp etmesini doğuruyor sürekli olarak: Modernliğin kuruluş sürecinde, insanı her şeyin ölçüsü ve ölçütü katına yükselten hümanizm, bugün gelinen noktada, insanın canavarlaşmasını ve yokolmasını intaç etti. Foucault’ya “insanın ölümü”nden sözettiren şey, tam da böylesi bir yokoluş yolculuğu.

Özetle, modern insan, dilsizleşmiş ve ruhsuzlaşmış bir tür. Kötülüğü emreden nefsinin iğvalarına, ayartılarına ve tuzaklarına yakalanan, üstüne üstlük bundan da büyük haz ve keyif alan, kendi yokoluşunun sonunu hazırlayan insanaltı bir varlığa dönüşmüş.

İşte bu nedenle ki, modern/seküler insanın varettiği her şey, insanı, hem varettiği şeyi yok etmenin, hem de bizatihî kendisini yokoluşun eşiğine sürükledi her zaman. Başka bir deyişle, modern insanın bütün varolma yo...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Dilsizleşme
« Posted on: 25 Eylül 2022, 01:12:05 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Dilsizleşme rüya tabiri,Dilsizleşme mekke canlı, Dilsizleşme kabe canlı yayın, Dilsizleşme Üç boyutlu kuran oku Dilsizleşme kuran ı kerim, Dilsizleşme peygamber kıssaları,Dilsizleşme ilitam ders soruları, Dilsizleşmeönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &