ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Denemeler > Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu  (Okunma Sayısı 485 defa)
06 Eylül 2010, 15:14:21
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 06 Eylül 2010, 15:14:21 »



kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu

"Yalnızlık hazır bulunmaz, oluşturulur. Yalnızlık, yalnız başına oluşturulur." diyor bir sözünde yazar Marguerite Duras...Yazarın da dediği gibi; kişi ömrünün önceki zamanlarında yalnızlığın ne olduğunu bilmeyebilir. Bu dönemler itibarıyla yalnızlık kavramı ona çok yabancıdır. Çünkü yalnız olmasını gerektirecek bir durum yoktur onun için. Hatta, yalnız olsa bile, bunun bizim anlatmaya  çalıştığımız yalnızlık kavramıyla ilgisi yoktur. Bu fiziksel bir yalnızlıktır. Onun kendine has çilelerini, sıkıntılarını çekiyor, ıstırabını yaşıyor olsa bile, farkında olunan, bilerek oluşturulan bir yalnızlık değildir ve böylece sürdürür hayatını...

Bir yandan, sanatının  yardımıyla kendini geleceğe taşıyarak ruhunu her dakika çılgına çeviren fanilik hissini bir nebze olsun azaltmak, diğer yandan; insanın güzel yanına katkı yaparak ona olan borcunu ödemek isteyen kişiler için durum aynı değildir. Yalnızlıklarını bilerek, isteyerek oluşturan kesim bunlardır işte...

Onlar ki; fiziksel olarak yalnız olmasalar bile, belli zamanlarda ruhsal yalnızlıklarını büyüterek onu daha üretken, daha farkında olan bir hale getirmek ve yaşananlar hakkında sorgulayıcı, gözlem yapıcı şekle büründürmek zorundadırlar. Bunun için de, ruhsal yalnızlıkları onlardan belli zamanlarda fiziksel olarak yalnız olabilecekleri mekânlar ister. Buralarda oturmak onlara, kendi başına düşünmenin, kendi başına yazmanın, kendi kendini anlamanın, kendine yürümenin ve kendini sıkı bir muhasebeden geçirmenin yollarını gösterir, kendi içindekileri ve etrafındakileri çözümlemenin sonuçları üzerinde durma fırsatı verir. Romalı şair Tibulus'un sözüyle, "Issız yerlerde kendisi için bir evren ol"ur. Goethe'nin, “İnsan kendini yalnızca insanda tanır.” sözünde anlatılmak istenen gerçeğe varmak için harcanan çaba, çekilen çile, yüreği dolduran iç sıkıntısı işte böyle bir yalnızlıktır ve hazır bulunmaz, ancak oluşturulur.

Bir insanın kendi seçimiyle ve 'geçici' olarak yalnızlığa çekilmesi, çoğu kez yapıcı ve yaratıcı sonuçlar doğurur. Yaratıcı insanlar, yapıtlarını ya da buluşlarını ancak böylesi yapıcı yalnızlık sürecinde ortaya çıkarabilirler. Bir başka deyişle, yaratıcı kişi,  gerektiğinde yalnız kalabilmekten korkmayan kişidir. Yaratıcı insan ancak yalnız kalabildiği zaman içindeki dünyanın zenginliklerine inebilir ve bunları sonradan, müzik, görsel sanatlar, edebiyat ya da bilimsel ve teknolojik buluşlar olarak bize ulaştırabilir. Bundan ötürü, gerçek anlamda yaratıcı bir insan, yaratıcılık sürecini yaşarken kendisini yalnız hissetmez; ortaya koymakta olduğu ürünün diğer insanlar tarafından anlaşılabileceği ve kabul edilebileceği umudunu taşıdığından, aslında yalnız değildir. (1)

Kitap yazan birinin (ya da eser ortaya koyan birinin), çevdesindeki öteki insanlarla arasına her zaman bir mesafe koyması kaçınılmazdır. İşte yalnızlıktır bu. Yazarın, yazdığı şeyin yalnızlığıdır. İşe başlamak için, insan kendi kendine , çevresindeki yalnızlığın ne olduğunu sorar. Ve bunu aslında evin içinde attığı her adımda, günün her saatinde, ister dışarıdan gelsin, ister gün ortasında yakılan lambaların ışığından gelsin, her türlü ışık altında kendi kendine sorar. Bedenin bu gerçek yalnızlığı, yazının dokunulamaz yalnızlığı haline gelir. (2)

Eser sahipleri eserlerini ancak yalnızlıklarıyla başbaşa kaldıklarında meydana getirme imkânına sahip olabilirler ki; bu başbaşa kalma onlar için eserin doğumunu hazırlama bakımından mecburidir.

Kentlerde, kasabalarda, her yerde, yazarlar yalnız kişilerdir. Her yerde, her zaman, öyle olmuşlardır. (3)

Fikir namusuna sahip, hür düşünce eri bütün yazarlar, şairler, sanatçılar, din adamları yalnızdır... İyi ki de yalnızdırlar; var olmalarını yalnızlıklarına borçluyuz onların. Yalnızlığı seçmemiş olsalardı, seslerini yükseltip, bize kuyunun dibinden, gökyüzünde parlayan yıldızlara bakmamızı öğütleyecek kimse olmazdı. (4)

Ne var ki; yazının yalnızlığı, o yalnızlık olmaksızın yazı eyleminin gerçekleşmediği ya da yazacak daha başka ne kaldığı araştırılırken ufalanarak dağılıp giden bir yalnızlıktır. (5)

Çünkü bu, çağımızın sıkça rastlanan bir hastalığı olan 'yalnızlık' değil  şüphesiz. Kişiliğinden, doğrularından ve düşüncelerinden ödün vermemek için 'seçilmiş ve kabullenilmiş' bir yaşam biçimi... Kendi masalının içinde süren serüven. Bu serüveni giderek bir şölene dönüştürmek ve onunla mutlu olmak. Seçilmiş yalnızlığın, Tibullus'un dediği gibi giderek bir evrene açıldığını, onu yaşayanların asla durumlarından şikayet etmemelerinden anlıyoruz.  (6)

Seçilmiş yalnızlık yürek ister. Usanmadan yıllar, belki de bir ömür boyu seslenip te yankı bulamamak... Zor bir yerde durdukları için sesini 'yalnız' birinin sesiyle birleştirmeye cesaret edemez kimse. Tüm bunları bile bile onu seçenler, destanı yazılacak bir ömür sürüyorlar ve taklit edilmez bir ses bırakıp gidiyorlar geride... (7)

Kimileri de bu seçilmiş yalnızlığa methiye dizer. Ellerinde fener, gözle görülecek, elle tutulacak somut birşeymiş gibi, bazen günlerce onun yolunu gözler... Yazısının, şiirinin, uğraştığı alanın konusu yapar yalnızlığını... Aralarındaki bağlılığın azaldığını düşünüp, üzüntü duyar. Zira bu geliş ya da yalnızlık oluşturma işi, eskisi gibi olmamaya başladıkça, üretimde de bir kesilme, bir kopma ya da azalma olacağı tahmin edilebilir.

Çünkü; üretkenliğinin, verimliliğinin, sanatta oluşturduğu çizginin ve geldiği noktanın çoğunu yalnızlığına borçludur. Aşağıda anlatıldığı gibi, güzel düşüncelerin, orijinal fikirlerin, ruhu doyuran eserlerin hepsine yalnızlığın katkıları vardır:

"Bir adam tanırım, yalnızlığıyla birlikte yaşardı. Onsuz kendini o kadar yalnız hissederdi ki... Yalnızlığıyla el ele gezerlerdi Sonbahar parklarında... En yakın can yoldaşıydı yalnızlığı. Birileri gelir, bir şeyler olur, aralarına girer diye korkardı. Seviyordu yalnızlığını. Yalnızlığının gözlerine minnetle bakar, 'İyi ki sen varsın, ne yapardım yoksa ben sensiz, yapayalnız ' der, sevinirdi." (8)

Kim Biliyor Yalnızlığın Ne Olduğunu? diyerek, soruyla başladığımız yazıya, bir yazarın (Selah Özen)kendince verdiği cevapla devam edelim:

“Sancılı bir yağmurda bir saçak altına sığınmaktır yalnızlık... bir anne kucağı, bir yâr şefkatidir bazen... doğarken elimizi tutup ölünce de bizle birlikte mezara giren en vefalı dost... Bir köşe başını dönünce o karanlık sokak, karşına çıkan mavi kapılı ev, o soğuk dört duvar... Odayı dolduran çıldırtan bir sessizliktir yalnızlık... Bir sokak kedisini, köşe başındaki direği anlamak, kaldırımlar üzerinde hızlı adımlarla ilerleyen bir kadının ayak sesinin yankısını duymak... gece yarısı sancılarla doğan bir bebeğin ağlaması, bir kalbin ansızın duruşu, bir yıldızın kayışı gökten, suyun soğuktan donuşu, kuşların yapraksız bir ağaçta tüneyişi, güvercinlerin sessizliği, çocukların uykuya dalışı, bilmem kaçıncı rüyalarında gezinişi... Bir çam ormanı içinde ufacık bir söğüt ağacıdır yalnızlık ve belki de yalnızlığın en güzel tanımıdır bu...”

Ve o yalnızlık ki, şairin mısralarıyla;

“Daha ten çıkmadan kentin dışına/ Başını alırda gider yalnızlık /Kalabalıklarda yalnız başına /Karanlık koynunda yatar yalnızlık.” (Tayyip Atmaca)

Ve yine o yalnızlık ki;

“Gündüzden usanıp geceye kaçar/ Ya yerde sürünür ya gökte uçar /Her seher yeni bir tomurcuk açar / Koklatmaz kendini batar yalnızlık.” (T.A.)

Ne kadar anlatılmaya çalışılsa da, yine de herkesin yalnızlığı kendinedir ve herkesin bildiği bir yalnızlık tarifi mutlaka vardır. O halde, “herkesin yalnızlığı kendine” diyerek bitirelim sözü... 


 

(1) Engin Gençtan, İnsan olmak, İst. Remzi Kitabevi 1992. s.10

(2) Marguerite Duras, Yazmak, İst, Can Yayınları 1997 (Fransızca aslından çeviren: Aykut Derman).s.17

(3) a.g.e. s. 45

(4) Ali Çolak, Zaman Gazetesi, 21.3.l998)

(5) Duras, a.g.e.s.16

(6) Çolak, a.g. e.

(7) Çolak, a.g.e.

(8) Metin Göktürk, 31 Ağustos 1997, Yeni Yüzyıl Gazetesi

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 17:56:16 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu rüya tabiri,Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu mekke canlı, Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu kabe canlı yayın, Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu Üç boyutlu kuran oku Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu kuran ı kerim, Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu peygamber kıssaları,Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunu ilitam ders soruları, Kim biliyor yalnızlığın ne olduğunuönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &