ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Makale Dünyası > Denemeler > Gönüllerde Bestelenen Şarkı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Gönüllerde Bestelenen Şarkı  (Okunma Sayısı 824 defa)
26 Mart 2010, 16:39:04
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 26 Mart 2010, 16:39:04 »



Gönüllerde Bestelenen Şarkı 

Dünya;

Yaratıcı, onu, isimlerinin tecellileriyle nâdide bir çiçek gibi donatmıştı. Kuşlar uçuşuyor, nehirler çağlıyor, ağaçlar nazlı nazlı gülümsüyor, mahlukat hakiki misafiri meraklı gözlerle bekliyordu... 'En güzel şekilde yaratılana' lâyık olarak hazırlanmıştı her şey. Güneş, gökyüzüne bir lâmba gibi asılmış emre âmade... Ay, en güzel biçimini almış heyecanlı... Yıldızlar, gecenin tahtında ışıl ışıl bakışlarla onu gözlüyordu...

Dünya;


Bir gelin edasıyla galaksiler arasında geziniyor, farklılığını onlara hissettirmeye çalışıyor, 'En Sevgili'nin kendisine ayak basacağını ima ediyordu.
Mevsimler birbirini takip ediyor, ağaçlar baharla yeşeriyor, güzle süzülüyor.. denizler kâh dalgalanıyor, kâh asûdeleşiyor ve ırmaklar kıvrıla kıvrıla akıyordu. Her şey, müthiş bir terazinin hassas kefesinde, kendine tevdi edilen vazifeyi yerine getiriyordu. Bu mükemmel ahenk, kendini tamamlayacak bir parçaya ihtiyaç duyuyordu...

Bir parça ki; bütün onun için var edilmişti.
Bir parça ki; bütün onsuz mânâsızlaşıyordu.
Bir parça ki; bütünün gözbebeğiydi.
Bir gün, sürgün başladı İlk Yurt'tan...
Ve dünya şiiri Adem (as)'le kafiyesini buldu...


Dünya ve insan,


birbirleriyle merhabalaştılar böylece!
Biri handı, biri yolcu...
Biri kalıcıydı, biri gidici...
Biri imtihan salonuydu, biri imtihan olan...
Biri düzenleyiciydi, biri bozucu...
Biri cinayet işleyendi, biri onu örten...

Dünya ve insan;


daima birbirlerini hatırlattılar, birbirlerini tamamladılar ve birbirlerini bozdular.

İnsan, bu mükemmel hanın yalnız kendine ait olduğunu sandı. Kendi kişiliğinin mührünü vurmaya yeltendi her şeye. 'Muhteşem sarayda canı sıkıldı.' Kardeşleriyle anlaşamadı.. vurdu, kırdı, öldürdü... Böylece ilk kan döküldü toprağa. Koca bir arz kirlendi ve bu kirlenme bütün kirlenmelerin mayası oldu...

İnsan bu muhteşem sarayda, hırslarını gemleyemedi. Başıboşluklarla doldurdu zaman zaman tarihini. İçgüdülerine esir oldu, aşağıların aşağısına indi. Gözünde dünyayı büyüttükçe, kendisi küçüldü. Ona değer verdikçe özündeki cevheri yitirdi.

Dünya ve insan,

ters orantılı bir denklemin iki bilinmeyeni oldu böylece.

Yaratıcı, 'halife' olarak tayin ettiği insanın başıboş bırakılmadığını hatırlatmak için ona uyarıcılar gönderdi, kitaplar indirdi. İnsanlık, bu uyarıcıların peşinden gittiği dönemlerde, yaratılışına lâyık oluşumlar başlattı. Kendi mânâsını kavradı, Yaratıcısını bildi, O'nun istediği gibi bir hayat sürdü... İnsan bu zaman dilimlerinde, dünyayı, ahiretin bir tarlası, cennetin bir mezrası olarak değerlendirdi. Yolculukta gerekli olacak azığı kazanmak için gayret etti, dünyaya gerektiği kadar değer verdi. Ve insan kendinin bu dünyadaki mânâsını kavrama hazzıyla melekleri imrendirdi bu zaman dilimlerinde. İnsan, bu dönemlerde, Allah'ın davası için vatanını terk etti, canını hiçe saydı, şahadete dolu dizgin koştu. Kendi rahatından ziyade kardeşinin rahatını düşündü. Kimseyi kandırmadı, harama el uzatmadı. Yaratıcı'ya ve diğer mahlukata karşı olan yükümlülüğüyle iki büklüm yaşadı. Emir oldu; nefsini her gün defalarca hesaba çekti, sultan oldu; kendini hâdim ilân etti. Ve bu ışık şahsiyetler gökyüzünün nadide yıldızları gibi süzülüp geçtiler zamanın şanlı semasından. Tarih onlarla değer kazandı, insanlık onlarla taçlandı.
Zaman durmadı, daima aktı...

Aylar, yılları; yıllar asırları kovaladı...

Değerler yavaş yavaş yozlaştırıldı...
Ve takvim sayfalarından kan renginin hakim olduğu bir tavırla süzüldü yirminci asır. Adına zaman denen durdurulamayan çarkın dişlilerinde yirminci yüzyıl arz–ı endam ediyordu artık.

Yirminci asır!


Değerlerin hepten değiştiği, kabullerin ret; retlerin başlara taç yapıldığı bir çağ.. yani değerler anarşisinin harmanlandığı girdap. Değişimde bütün bir tarihle boy ölçüşen fakat her şeyin ortada bırakıldığı bir keşmekeş ortamı..

Yirminci asır!


Zahiri olarak mesafelerin kısaldığı, hakikatte ise uçurumların had safhaya çıktığı zaman dilimi... Yani kişinin, öz değerlerini yitirdiği, doğru ve yanlışın ne olduğu hususunda tereddüde düştüğü girdap!

Yirminci asır!

Dünyayı âdeta global bir köye dönüştüren, fakat şımarıklığıyla bütün bir tarih içinde dikkatleri üzerine çeken dehrin asi çocuğu.

Yirminci asır!


İnsanın, dünyanın renkli atlasında kan ve barut kokan bir paylaşımı hortlattığı yüzyıl!
Bu yüzyılda insan, egosunu tatmin için Yaratıcı'yla yarışa kalkıştı. O'nu yok sayma uğraşına girdi. Yaratıcı'nın olmadığı bir dünyanın hayaline kapıldı. Ortaya koyduğu bütün icatlara, bu hayalini yansıtmaya çalıştı. Mukaddesatı alay konusu haline getirdi. Pozitivizmi bir din haline getirip, onun sığ sularında ufuk arayıp durdu. Kendinin asıl kaynağı olan metafizik boyutu reddederek her şeyi maddeden ibaret saydı. Nazariyelerini bu doğrultuda geliştirdi. Tesadüflere bel bağladı, 'evrim' diye bir uydurmacılığı göndere çekti.

Bunlarla yetinmedi. Gururu devleştikçe devleşti. Çıkarları uğruna ülkeleri yakıp yıktı. Çocukları öldürdü, hayvanları telef etti, denizleri kirletti... Bütün gelişimini 'yok etmek' üzerine bina etti. Haklılığın tek göstergesinin en öldürücü silâhlara sahip olmak olduğunu haykırdı. Savaşlar çıkardı, bombalar attı, şehirleri yok etti, insanlığın şeklini değiştirdi...

Kurduğu fildişi kulelerden karamsarlık dehlizindeki insanlara mutluluk masalları anlattı. Bütün bir insanlığı sahte vaatlerle yıllarca fasılasız uyuttu. Ortaya konan formüllerin özü: mutlu bir azınlık için, başkalarının sırtına yaslanmaktı. Köleliği tarihe gömdüklerini iddia edenler, acımasız postmodern bir kölelik sisteminin de kurucuları oldular. Fildişi kulelerde mutluluk masalları anlatanlar, kendi düzenlerini tehdit edebilir düşüncesiyle, milletlerin arasına suni problemler ektiler. Kardeşi, kardeşe kırdırdılar. Böylece bir lokma ekmeğe muhtaç olanlar, olmadık sebeplerle birbirlerinin kanını içti.

Ve insan;

Çocukları öldürmeye
Kuşları kafeslere koymaya
Irmakları kurutmaya
Dengeleri bozmaya devam etti.

Her şeyin ve herkesin, kendi istediği gibi olması için dayattı. Böylece baştan başa bir günahlar ve günahkârlar antolojisi oluştu tarih denen zaman arşivinde. Neticede dünya, insanın hevesatına bakan ve gözleri gaflet perdesiyle örten bir kandırmacanın oynandığı arenaya dönüştürüldü.
Değerlerin hepten değiştiği, kabullerin ret, retlerin başlara taç yapıldığı bu çağda, Anadolu'da da durum farklı değildi. Altı yüzyıl gölgesinde bütün cihanı dinlendiren vakur çınar, iç ve dış hâdiselerin tazyikiyle yıkılmaya yüztutmuştu. Karayağız delikanlıların, eli kınalı Ayşelerin, Eminelerin, Fatmaların yurdu bir var olma mücadelesi veriyordu. Yoksulluğun had safhaya çıktığı, ihanetin, bininin bir para olduğu bu ölüm kalım mücadelesinde Anadolu'nun her karış toprağına ve taşına bir millet, kanıyla tekrar mührünü vuruyor ve Anadolu yeni bir destan için kuluçkaya yatıyordu.

Anadolu!

Tarihte; küçük atılımlardan büyük oluşumlara geçilen köprünün adı... Kendi hamurundaki cömertlik mührünü sinesindeki samimi gönüllere vuran dost menzili.. bereketli topraklarında nice destan büyüten bir ana kucağı...

Anadolu!


Sultanlar, cihangirler, alperenler otağı; Yunuslar, Mevlânalar, Edebaliler dergahı...
Mazisi, şanla, şerefle, kahramanlıkla; atisi, son şarkının beste ve güftesiyle dopdolu...

Anadolu!


Yüreklerinde, cihana bir sevda buketi taşıyanların yolu...
İnsanın sadece madde boyutuyla ilgilenilip mânâya reddiye çıkarılan karanlık bir gecede, Anadolu'da birileri uyumadı. İnsanın özündeki cevhere yeniden dönmesi için, yaratılışındaki gâyeye dilbeste olması için, insanca bir hayatın tekrar merkeze alınması için, hayatları dahil bütün zevklerinden feragat ettiler. Onlar ötelere açık 'pencerelerinde' iki büklüm olarak bir milletin ve bütün insanlığın ızdırabını yaşadılar. Herkesin körkütük bir uyuşukluğu yaşadığı gecelerde, onlar terli bilekleriyle gül benizli bir şafağı gönüllere taşıdılar. Fakat onlar bazılarınca anlaşılamadı. Horlandılar, dışlandılar sürgünlere gönderildiler. Birileri onları anlamak istemezken, vefalı Anadolu toprağı onlara bağrını açtı. Atılan her tohum bir bahar nüvesiyle gülümsedi, ayak bastıkları her yer, kardelenlerin boy verdiği birer bahçe oldu.

Emperyalizmin en gür sedalarla dillendirildiği talihsiz bir zamanda, bir aydınlanma meşalesi tutuşturuldu bu bereketli topraklarda. İnsanlık tarihinin en can alıcı sözlerinin söylendiği bu coğrafyada artık, bir nevbahar havası oluşmaktaydı. İnsanı ve insanca yaşamayı, evrensel barış ve hoşgörüyü esas alan bu oluşum, Anadolu insanından büyük ilgi gördü. Tarihimizin belirleyip, coğrafyamızın şekillendirdiği bu asil tavır, bütün gücünü samimiyetten, diğerkâmlıktan, hasbilikten ve yaşama zevkini yaşatmaya adamaktan alıyordu. Gönüller bir magmayla kavrulurken, diller en ümitvâr türküleri söylemeye çalışıyor; beller bu büyük yükün altında iki büklüm olurken, ruhlar, 'Atlastan cepkenli yiğit akıncı'nın peşi sıra şaha kalkıyordu.

Anadolu'da meltem fısıltıları artıyordu. Gün geldi, bu sevda sınırları zorladı. Gönül haritasından sınırlar birer birer kaldırıldı ve Davudî bir ses yankılandı cihan coğrafyasında. Bin yıl evvel, doru atlar sırtında bir sevda taşıyanların torunları; renk, ırk, din, dil farkı gözetmeksizin yaratılıştaki ortak değerleri nazara vererek göçmen kuşlar misali, nevbahar taşıdılar gittikleri iklimlere.

'Dillerin susturulup, bedenlerin konuşturulduğu' bir çağda, bestesi ve güftesi yürek edalı bu şarkı, hayatı yalnız madde penceresinden gören, ruhu...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Gönüllerde Bestelenen Şarkı
« Posted on: 21 Kasım 2019, 08:27:11 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Gönüllerde Bestelenen Şarkı rüya tabiri,Gönüllerde Bestelenen Şarkı mekke canlı, Gönüllerde Bestelenen Şarkı kabe canlı yayın, Gönüllerde Bestelenen Şarkı Üç boyutlu kuran oku Gönüllerde Bestelenen Şarkı kuran ı kerim, Gönüllerde Bestelenen Şarkı peygamber kıssaları,Gönüllerde Bestelenen Şarkı ilitam ders soruları, Gönüllerde Bestelenen Şarkı önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &