ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Klasik Tarih Eserleri > Büyük Osmanlı Tarihi > Karışıklıkların birbirini takibi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Karışıklıkların birbirini takibi  (Okunma Sayısı 529 defa)
08 Nisan 2011, 16:30:51
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 08 Nisan 2011, 16:30:51 »



Karışıklıkların Birbirini Takibi




Mısır meselesinin geldiği bu vaziyet esnasında, rumeli ve de anadolu'da da bazı pek önem arzeden vakalar, husule gelmekteydi. Tepedelenli Ali Paşanın Rumeli valiliğine tâyin olunmasını eşkiya büyük bir ürkeklikle karşıladı. Bu tâyin karşısında bir kenara çekilip sakin duracaklarına dair söz vermelerini de intaç etmişti. Tepedelenli Ali Paşanın bu tayini Rumeli ayanı arasında bulunan Tokatçıklı isimli biri tarafın­dan itirazla karşılandı. Mutedil ve münsif, yâni pek insaflı bi­rini tâyin etmelerini ve yanına verilecek, bir başbuğ ile hay­dutların yok edilmesini deruhde edeceğini ileri sürmüştü. Bu itirazıda ne hikmetse makul bulunup Rumeli eyalet valiliğini de Vezir Vâni Mehmed Paşaya İhale ettiler. Tirsiniklioğlu bu vakada yararlıklar gösterek eşkiyadan Molla İbrahim ile ave­nesini ve ileri gelenlerini öldürdü. Fire ve Malkara taraflarındaki eşkiyanın takip edilmesi için, bir deneme olmak üzere bu sefer nizamı cedid askerinden biraz süvari birazda piyade yolladı.

Nizamı cedid'in yapacaklerını herkes merak etmekte oldu­ğu gibi bizatihi kendilerini de pek çok kişi görmek istiyordu. Hatta bazı elçilikler özel vazifeyle adam gönderme yoluna dahi gittiler. Hakikattende; bunların itaat açısından olsun davranışlarından olsun, pekçok kimse memnun kaldı. Hele Ballı köyündeki, çarpışma esnasında muzika çalatak, manevralar yaparak eşkiyanında perişan edilmesini sağladılar. Ne varki Mısır'daki gibi, Rumelide de bir Mehmed Ali daha ortaya çıkmak üzereydi. Tepedelenli, Toska taraftarı hane­danların teker teker mahvını temin ederek Yanya civarında bağımsızcasına bir şekli idare kurmuş gibiydi. Onbeş sene­den beri kendisine karşı koymakta olan Solyut ve Çamlık beylerinide yıldırmıştı. Artık arada sırada babıâli'den gelen emirlere de, kulak asmamaya başladı. Anadoluda da böyle önemi hâiz vakalar çıkmağa başladı. Rumelinin belalısı iken, anadoluya çekilen Gürcü Osman Paşanın delibaşı'sı Ömer Paşa Kayseriye, Gürcü Paşanın kendisi de Erzurum vâliliğiyle gittiğinde Murad paşa tarafından tutularak hemen orada, Karahisarı Sahip sancağı mutasarrıfı Halil paşa'da kendi sa­rayı içinde İdam edildiler. Cezzar Ahmed paşanın ölümü ise Suriyede de bazı meselelerin çıkmasına fırsat verdi. Şeyh Taha adlı biri Cezzar'ın zindana attığı İsmail paşa adındaki biri­ni ordan çıkararak dairesini ona teslim ve de, güya Cezzar makamını ona vasiyet etmiş gibi İlânatta bulundu. İsmail pa­şa Cezzar'ın elbiselerini giydi. Hazineyi idaresi altına alıp, as­kerin maaşlarını dağıtarak, onları da kendini destekler duru­ma getirdi. Öte yandan Halep valisi İbrahim Paşa Cezzar'ın vefatını duyunca da hemen Şama geldi. Burada Cezzar'ın öl­meden önce makamı kendisine vasiyet ettiğini ilân etti. Ha­kikaten de, İstanbul'dan gelen fermanda Hicaz seraskerliği, Şam, Trablus ve Sayda eyaletlerini İbrahim paşa yönetimine verildiği yazılıydı. İsmail paşa ise, zaten kaçak biriydi. Devle­te, mesele çıkarmama, Cezzar'ın mallarını teslim eder, Akkâ'dan çıkıp gittiği takdirde, kendisine Anadolu toprakların­daki istediği eyalet vezirlik rütbesi ile verilip, yapmış olduğu suçlarda affa tâbi tutulacaktır diye, İbrahim paşa tarafından bildirim yapıldı.

Ne varki İsmail paşa kulak asmadı. Bunun üzerine kale kuşatıldı. İsmail paşa eğer Sayda eyaleti üzerinde bırakılırsa Cezzar'ın bırakmış olduklarını vermeğe amade olduğunu beyan etmişse de, bir cevap verilmemişti. Cezzar'dan arta ka­lan 75 bin yaldız altunu, bin keselik akça, bir çok eşya ve haberleşme yazıları, kaptan paşa ile İstanbul'a yolladıysa da, kaptan Abdülkadir paşa'nın bu husustaki tavassutu hoş gö­rülüp Bursa'ya, İsmail paşa'nın yerine de Cezzar'ın kethüda­sı, Süleyman paşa tayin olundu. Süleyman paşa Akkâ üzeri­ne gittiğinde İsmail paşanın askerini bozup, kendisini firara mecbur kıldı. İsmail paşa daha sonradan zindan arkadaşla­rından biri tarafından teşhis olunarak, Süleyman paşaya tes­lim edildi. Süleyman paşa, İsmail paşayı bir gemi ile İstan­bul'a gönderdi. Ne var ki paşa gemide katlolundu. Beri yan­dan Vehhabilerin meydana getirdiği mesele, gittikçe büyüme istidadı göstermekteydi. Rumrideki eşkiya takiblerinin neti­ce vermeye başladığı görülmüş, Kömelince ayanı Süley­man'ın yakalanıp idam edildiği görüldü. Karadağlılar ise bir kıyam daha başlattılar. Podgoriçe üzerine yürüyüşe geçtiler. Sırplılara Rusların yardım ettiği pek açık bir hale gelmişti. Karayorgi çetesinin günden güne genişlediği rahatça anlaşılır hâle de geldi. Aynı zamanda Bosna valisi Bekir paşa, Böğürdelen kalesi yakınlarında Sırp Kenzleri de denen bir takım Sırp İdarecilerini yanına getirtip, kıyama geçme hususundaki sebebi sual etti. Bu sual karşısında Kenzlerin cevabı: Belgrad'da dört tane dayı'nın zülmundan şikayetçi olmalarıydı. Paşa gayet kurnaz bir tutum takınarak, Beîgrad kalesinde bulunan Arnavut sekbanbaşılardan Koşancalı Halil ağa'yı ele aldı. Halil ağa, Bekir paşaca gönderilen dört aayının teslimi hakkındaki, emirnameyi aldığı sırada aşağı ve yukarı kaleleri zapt etti.

Dayılar, Adakalesine kaçtılarsa da, yakalanıp ioam olun­dular. Halbuki Sırpların ihtilâli Rusların körüklemesi ile alevlenmekteydi. Kara Yorgİ beri taraftar Pasbanoğlu ile barıştı. Drina nehri boyunca yürüyüşegeçti. Karadağlılar da isyan işinde pek gecikmeyip, hemencik harekete geçip, Rus bay­rağını omuzları üstünde yükselttiler. 1219/1804 tarihi bunla­rın şahidi oluyordu. 1219/1804 senesinde avrupadaki siyasi ahvalde meydana gelen büyük bir değişiklikte son derece dikkat çekicidir.

Napolyonun birinci konsül olarak görev yaptığı, sistemin diğer iki konsülü adetâ mel'un gibi görevde tutulmaktaydı. İşte bu sırada Fransız anayasası dördüncü defa olarak, de­ğiştirilmeye tâbi tutulmuştu. Teşrii kuvvete, Şura-i devlet, heyet-i kanuniye, Tiribüne ve senato adlarıyla dört meclise da­ha işlerlik kazandırıldı. Fakat Bonapart 1. konsüllüğünü ge­lecekteki emellerine göre idare ederek, büyük inkılabı mu­vaffakiyetle sonuçlandırmak için, üzerinde bulunan kuvvetli hükmetmek şansını ailesinin de miras olarak alabilip kulla­nabilmesi için kendisine yeni bir unvanı bulup vermelerini istedi. Kral denmesi yıkılan idareyi hatıra getirdiği için hoşlan­mıyordu. İmparatorluk unvanı ise, hâli hazır duruma uygunsa da, ayrıca Fransızların gururunu okşayabilirdi. 1804 sene­si nisan ayının 23. günü, Tribüne meclisi azasından mösyö Küre adlı biri:

"Hâlihazırda 1. konsül olan Bonapart'm, Fransızların im­paratoru ilân edilmesini ve imparatorluk şerefinin, hanedanı­na miras olarak kalması" teklifini yaptı. 30/nisan/1804'de bu teklif gündeme alınıp, münakaşa mevzuu yapıldı. Mösyö Kure'nin bu teklifi kabul edildi. Teklifin Senato'ya gönderildi­ği görüldü. Senato ise, şura:i devlet tarafınca ayan kararı ile bunun genel oylamaya tâbi tutulmasını tensib eyledi. O gün Napolyon Bonapart fransızların imparatoru unvanını alarak, genel oylarda, 2569 muhalif oya karşı 3. 572. 329 reyle tas­dik edilmiştir.

Aradan vakit geçtikçe; kanun meclisine ait maddelerin adi iradelerle veyahut kendi iradelerinden farkı olmayan âyanların kararı ile çıkar oldu. Her iki meclisi nizamın tamamlan­ması için bıraktı. Daha sonrada meclisi kanun yapmak için senelerce toplamadı. Tribuna (meclisi) 1807 senesinde orta­dan kaldırılma yoluna gidildi. Artık Napolyon'un iradesi ka­nun yerine geçer oldu. Napolyon'un Fransızların imparatoru olarak ilân edilmesi, İtalya üzerinde gasbiyeti bulunması, bil­hassa Burbon hanedanındaki Dük Daniken'in hiyle ile Strazburg yakınlarında bulunan Etenhaym şatosundan zorla kaldırılarak fesad başı olarak ithamı ile gizlice bir divan-ı harpde savunmasız olarak yargılanıp da ertesi gün kurşuna dizilmesi şeklinde gelişen olayların gizliliği Avusturya ve Rusya'yı bir­birlerine yaklaştırdı. 1804'de yapılan bu iki devlet arsındaki, gizli antlaşmaya bir yıl sonra İngilizlerde iştirak eyledi. Bu üçüncü olarak anlaşmış bir heyet olmuştu. Ruslar, Napolyon'dan Hollanda ve İsviçre'nin istiklâlini tastık etmesini, Hanover'in boşaltılmasını, Piyemonte kralının makamına iade­sini talep etti. Napolyon ise, tam aksine imparatorluk unva­nını, İtalya kralı unvanını eklediği gibi bukrallığı Hidiv unva­nıyla oğlu Ojen Boşerane'ye verdi. Bir kaç gün sonra Cenova ile Likori'yi Fransız imparatorluğuna ilhak, Luk'u ve Piombino'yu prensiliğe yükselterek eniştesi Bakşiyoşi'ye hedi­ye etti. Bu arada savaş kokulan da, yayılmaya başladı ve İn­giltere hükümetinin başında ise, yine mösyö Pit bulunmak­taydı. İngiltere, Rusya, Avusturya, Napoli, İsveç'den meyda­na gelmiş bulunan birleşmiş bir güç harekete başladı. Fakat, Prusya kralı Fredrik Gilyom tarafsız kalmayı yeğledi. Az ön­ce görmüşidik ki Fransa ile Osmanlı devleti arasındaki sulh antlaşması kati olarak imzalanmıştı. Ancak bu antlaşmanın hükümleri Osmanlı devletinin, Fransa ile Avrupa devletleri arasında çıkacak savaşlarda Fransızların, taraftarı olacağı anlamına gelmiyordu. Bu bakımdan İstanbul sefiri Brun'un babıâlide yaptığı teşebbüslerin ittifakla ilgili olanları netice vermedi. 1805 senesi ocak ayının 30. günü Napolyon, 3. Se-lim'e şöyle demekteydi: "sen bir gün rumlarin yardımını kendilerine celb ettikleri halde bir rus donanmasının ve or­dusunun gelerek İstanbul'u istila edeceğini görmiyecek ka­dar körmüsün? Selim uyan, dostlarını vekiller heyetine ge­tir, hâinleri uzaklaştır, Fransa Prusya gibi dostlarına itimat et." Mösyö Brun; bu birleşmeyi husule getiremedikten baş­ka, Napolyon'un imparatorluk unvanını dahi babıâliye tasdik ettiremediğinden Mösyö Rofen'i maslahatgüzar sıfatıyla bıra­karak ülkesine döndü. Fakat, İstanbul'da bulunan Rusya el­çisi İtalinski ile İngiltere sefiri Staratton birleşmiş devletler adına babıâli'yi yönlendirmeye çalışmaktaydı. Napolyon'un bu sırada müttefik devletler ordusuna Osterlİçte İndirdiği dar­be, İstanbul'da bir saika gibi patla...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Karışıklıkların birbirini takibi
« Posted on: 22 Kasım 2019, 07:42:33 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Karışıklıkların birbirini takibi rüya tabiri,Karışıklıkların birbirini takibi mekke canlı, Karışıklıkların birbirini takibi kabe canlı yayın, Karışıklıkların birbirini takibi Üç boyutlu kuran oku Karışıklıkların birbirini takibi kuran ı kerim, Karışıklıkların birbirini takibi peygamber kıssaları,Karışıklıkların birbirini takibi ilitam ders soruları, Karışıklıkların birbirini takibiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &