> Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Kuranı Kerim > Kuran İlimleri > Vahiy vakıası
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Vahiy vakıası  (Okunma Sayısı 988 defa)
29 Nisan 2011, 13:15:31
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 29 Nisan 2011, 13:15:31 »



Vahiy Vakıası

Peygamber (s.a.v.) ar­zusunu gerçekleştirecek bir vahyi aeaba neden bu kadar bekledi: vahiy geldi deseydi ve bu arzusuna bir an önce kavuşsaydı ya!

Ama vahyin gelişi onun elinde değildi. Ancak Rabbi dilediği zaman ge­lirdi. Dilediği zaman da kesilirdi. Nazarlıkların ve seçili sözlerin bir fayda­sı yoktu. Muhammed'in duyguları, göğün işini ne öne alıyor ve ne de ge­ciktiriyordu!

Ama Peygamberin şahsiyeti ile vahiy vakıası arasındaki bu apaçık farklıhk için geçmiş ve günümüz materyalistlerine göre ancak bir çözüm yolu vardır: Bu ümmî Peygamber iki şahsiyetlidir. Bunlardan biri şuur sahi­bidir. Diğeri ise şuursuz ve duygusuzdur. Başka bir ifade ile Muhammed'in şahsiyeti şuur ve şuursuzluk dualizminden müteşekkildir! Acaba insaf sa­hibi bir araştırmacı bu gibi faraziyelerin hak ile zerre miktar bir ilişkisini kabul edebilir mi?

Araplar öteden beri vahyi vahyeden zat ile onu alan zat arasında il­giye şaşmış ve yalancı şahitlerin saçmaları gibi saçmalamış, kulaklarını sağa sola dikmiş ve farklı görüşler ileri sürmüş, ama bir türlü hasta akılla­rını bile doyuracak bir yoruma ulaşamamışlardır. Yüce AllaJı onların şaş­kınlıklarını şu komik ve alaycı tablo ile tasvir etmektedir: «Dediler: «Hayır, (bunlar) saçma sapan rüyalardır. Hayır, onu kendisi uydurmuştur. Hayır, o, bir şairdir.» [86] Kur'anın kaynağını uyuyanın rüyasına veya delinin saç malıklarına, palavracının iftiralarına veya yalancının yalanlarına, şairin ha­yaline veya edibin sezgilerine bağladılar.

Uyuyanın rüyasına gelince. Peygamberin uyanık ve hassas duygula­rı, dinlenme ve sükun anlarında bile canlı ve dinamik şahsiyeti bunu red­detmektedir. Rasulüliah (s.a.v.) in bu dinamizm ve kavrayşı henüz ilk baş­langıçtan, ALLAH'ın «oku» sözüyle kendisine hitabından beri Kur'an'ın son ayetinin inişine ve vefatına kadar devam etmiştir. Bazı müfessirlerin ve çağımız yazarlarından bazı hüsniniyet sahiplerinin içine düştükleri büyük bir hataya burada işaret etmeyi bir görev sayıyoruz: Bunlar, geniş hayal­lerinin bir neticesi olarak vahyin ilk gelişinde peygamberi Hira mağara­sında uyuyor tasavvur ederler. Oysa Sahîhaynın rivayeti, vahiy geldiği an Peygamberin uyanık bulunduğunu ve hakikati araştırıp ALLAH'ı düşündü­ğünü kesinlikle ifade etmektedir. Onun için de korkmuş ve kalbi küt küt vurduğu halde Hz. Hadice'ye gelmiştir. Şayet vahyin gelişi uykuda olduğu bir sırada olsaydı uyandıktan sonra korkusu geçmiş olurdu. Söz, Kur'an'ın buyurduğudur: «Onun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi siz onun bu gö­rüşüne karşı da kendisiyle mücadele mi edeceksiniz?!» [87].

Hz. Âişe, vahyin başlangıcını bu kavrayıcı ve dinamik hassasiyetle tas­vir ederek der ki: rçRasulüllah (s.a.v.) e vahyin ilk başlangıcı, uykuda rüyayı saliha şeklindeydi. Hiç bir rüya görmüyordu ki, sabah aydınlığı kadar apa­çık gerçekleşmemiş olsun. Daha sonra tenha yerler kendisine sevdirildi. O da insanlardan uzaklaşarak ibadetle meşgul olmak üzere Hira mağarası­na gidiyor ve belli birkaç gün üstüste bu mağarada ibadet ediyordu. Son­ra Hadice'ye geliyor ve hazırlığını yapıp tekrar dönüyordu. Nihayet hak (va­hiy) kendisine geldi. (Bir rivayette, aniden hakla karşılaştı denilmektedir.) O sıra Hira mağarasında bulunuyordu. Melek gelerek: Oku! dedi. Rasulül-lah: Okumasını bilmem karşılığını verdi. Resulüllah buyuruyor ki: Beni alıp üç defa sıktı ve serbest bıraktı ve şöyle dedi: «Yaratan Rabbinin adıy­la oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku. Rabbin nihayetsiz ke­rem sahibidir. Ki O, kalemle (yazı yazmayı) öğretendir. İnsana bilmediğini O öğretti.» Rasulüllah kalbi titrer olduğu halde eve döndü. Eşi Huveylid'in kızı Hadice'ye gelerek: Beni örtün! Beni örtün! buyurdu. Onu örttüier bir müddet sonra korkusu geçti. O zaman durumu Hz. Hadioe'ye bildirerek: «Kendi eanım hususunda korkuya kapıldım» dedi. Hz. Hadioe: «Hayır, Al-/ah'a yemin ederim ki O, seni asla mahcup etmiyeoektir. Çünkü sen akra­banı gözetirsin, âciz olanların ağırlığını yüklenirsin, fakire verir, misafiri ağırlar, hak yolunda halka yardım edersin» diyerek onu teselli etti [88].

Burada şunu belirtmeliyiz ki, aleyhissalatü vesselamın yüreğinin titre­mesi, maruz kaldığı korkuya işaret etmektedir. Çünkü bir anda vahiyle karşılaşmıştı. Önceden böyle bir şey beklemiyordu. Nitekim ALLAH Teala şöyle buyuruyor: « (Ey Rasulüm), Kur'an'ın sana vahy olunacağını ummu­yordun; ancak Rabbinden bir rahmet (olarak sana indirildi). O halde sakın kâfirlere yardımcı olma.» [89]. « (Ey Rasulüm). işte sana böyle emrimiz­den bir ruh (Kur'an) variyettik. (Halbuki daha önce) sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat biz o kitabı bir nur yaptık. Onunla kullarımızdan dilediğimize hidayet vereceğiz; ve muhakkak ki sen doğru bir yola (İsla­ma) çağırıyorsun.» [90]. Yüreğinin titremesinde, el ve ayaklarının soğuma­sına ve normal olarak bunun bir sonucu olan yüzünün sararmasına, diş­lerinin titremesi gibi durumlara işaret yoktur. Aksine vücudunun harareti artıyor, yüzü kızarıyor ve kendisine bir ağırlık çöküyordu. Öyle ki bundan alnı tane tane ter döküyor ve bedeni ağırlaşıyordu. -Yukarıda gördüğü­müz gibi- bacağı neredeyse yanındakinin bacağını kırıyordu. Hz. Hadi-ce'den bir örtü isteyerek «beni örtün» demesi, yatağa girip gördüğü o kor­kunç gaybî manzaranın ve karşılaştığı o ağır sözün etkisini atlatıp örtü­nün altında dinlenmekten başka bir şey değildi. Onun için ALLAH Tealâ vahyin kesilişinden sonra dine davet için silkinip kalkmasını emrederek şöyle buyuruyor: «Ey örtülere bürünen! Kalk ve korkut!». Daha sonra da şöyle buyuruyor: «Ey elbiselerine bürünüp yatan (peygamber)! (Namaz kılmak ve ibadet etmek için) gece kalk, ancak birazı müstesna.» Onun ilk defa vahyi alması, bundan sonra her vahiy alışı gibidir. Her defasında tam bir uyanıklık ve tam bir aksiyon içerisindedir. Sinirler her defasında tam yerindedir. Vahyin gelişi için ne zihnî bir hazırlık yapıyor ve ne de sinir nöbetleri geçiriyordu. Hastalık namına hiç bir işaret yoktu. [91].

Beiki de, Arapların «yalancı düşlerden» kasıtları delilik saçmalıkları­dır. Onun için Peygambere: «Öğretilmiş bir deli» [92] demişlerdir. Yine şöy­le demişlerdir: «Size gönderilen elçi bir delidir.» ALLAH (c.c.) Peygamberini teselli ederek iftiralarına şöyle cevap verir: «Nun ve Kalem, bir de satıra yazı yazdıkları şeyler hakkı için, sen Rabbinin (Peygamberlik) nimeti ile bir deli değilsin.»

Uydurulan iftiralara yahut hayalî yalanlara gelince, Arapların kendile­rinin Hz. Muhammed'in doğruluğu ve emanete riayeti hakkındaki şaha­detleri bunu reddetmektedir. Müfterinin yalanı er-geç ortaya çıkar. Pey­gamber hangi konuda yalan söylemiştir? Gayb haberleri hususunda mı? Geçmişle ilgili habarlerde mi? Yoksa henüz kapalı bulunan gelecekle ilgili meselelerde mi? Acaba Arapların sınırlı kültürleri bu alanda yalancılarla doğruları biribirinden ayıracak güçte miydi?

Kur'an, ilk yaratılışın ortaya çıkışını ve kesin neticeyi tavsif ederek âhiret hayatının nimetleriyle acıklı azabını, cehennem kapılarının sayısını ve her kapıyla yükümlü olan meleklerin adedini açıklamış ve bütün bun­ları kendilerine kitap verilen, bu konularda malumatı bulunan Kitap Ehli­nin gözleri önünde Araplara anlatarak şöyle buyurmuştur: «Biz o ateşin bekçiliklerine meleklerden başkasını memur etmedik. Sayılarını da küfre­denler için -başka değil- ancak bir fitne yaptık ki kendilerine kitap verilen­ler sağlam bilgi edinsinler, iman edenlerin de imanları artsın.» [93] Okuma yazma bilmeyen putperest bir kavim arasında yetişen Muhammed gaybî konularda bu tafsilâtlı malûmatı nereden alabilirdi? Gökteki bir gezegen­den, yoksa Sirius yıldızı veya Merihten mi?

Kendisine peygamberlik gelmeden önce aralarında yaşamadı mı? Yoksa şimdi mi sapıtıp azıttı? Onu Sadıku'l - Emin olarak isimlendirme­mişler miydi?: «Yoksa, Peygamberlerini (doğruluk, emanet ve güzel ahlâk­la) tanımadılar da, onun için mi inkâr ediyorlar?» [94]. Bununla birlikte hâ­lâ inanmıyorlarsa ALLAH Teâiâ'nın şu sözlerle onları azarlamasında şaşıla­cak bir durum var mı?: «De ki: 'Eğer ALLAH dileseydi, ben Kur'an'ı size okumazdım ve hiç bir suretle ALLAH onu size bildirmezdi. Bilirsiniz ki ben, içinizde' bundan önce (kırk yıl kadar) bir ömür durdum (okuyup yazdığım bir şey yoktur.) Artık Kur'an'ın kendi tarafımdan olmadığını (sırf ALLAH'ın vahyi bulunduğunu) düşünmez misiniz?»

Geçmiş milletlerle ilgili nice olay vardır ki, Kur'an onu en güzel şe­kilde dile getirmiş, Peygamberlerin ısmetiyle ilgili öneeki kitapların hatala­rın! düzeltmiş ve bazı tarihî mugalataları reddererek onları çürütmüş, Hz. Muhammed'i o çağda ve olaylar içinde yaşamışcasına onlara şahit vegözlemci tutmuştur. Peygamberine Hz. Nuh'un kıssasını anlatarak şöyle buyurmaktadır: « (Ey Rasulüm), işte bunlar gayb haberlerindendir. Sana bunları gayb ile bildiriyoruz. Bundan önce onları ne sen bilirdin, ne kav­min... O halde sen de sabret. Şüphe'yok ki, kurtuluş, takva sahiplerinindir.» [95]. Hz. Musa'nın Medyen'deki haberlerinden bir çoğunu izah ederken: « (Ey Rasulürn), biz Musa'ya (Firavuna gitmesine dair) o emri vahyettjği-miz zaman sen Tur dağının yakasında değildin (orada bulunmuyordun.) Şahitlerden de değildin. Fakat biz, Musa'dan sonra birçok ümmetler ya­rattık da oniann üzerine ömür uzadı (her şey çöktü). Sen Medyen halkı içinde durmuş da ayetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş de değilsin. Ancak biz seni Peygamber olarak gönderdik (ve bunları sana öğrettik).» [96] buyurmaktadır. Hz. Meryem'in oğlu İsa'yı doğurmasını ve Hz. Zeke-riyya'nın kendisine kefil oluşunu tavsif ederek şöyle buyurur: «İşte bu, Mer­yem, Zekeriyya ve Yahya (Aleyhisselâm) kıssaları, sana vahyetmekte ol­duğumuz gayb haberlerindendir. Ey Rasulüm, yoksa Meryem'i hangisi hi­mayesine alacak diye, Tevrat yazdıkları kalemleriyle kur'a atarlarken sen on...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 29 Nisan 2011, 13:16:28 Gönderen: Sümeyye »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Vahiy vakıası
« Posted on: 28 Haziran 2022, 21:56:16 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Vahiy vakıası rüya tabiri,Vahiy vakıası mekke canlı, Vahiy vakıası kabe canlı yayın, Vahiy vakıası Üç boyutlu kuran oku Vahiy vakıası kuran ı kerim, Vahiy vakıası peygamber kıssaları,Vahiy vakıası ilitam ders soruları, Vahiy vakıasıönlisans arapça,
Logged
24 Nisan 2015, 22:16:57
Ceren

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26.620


« Yanıtla #1 : 24 Nisan 2015, 22:16:57 »

Esselamu aleyküm.Rabbim razı olsun paylaşımdan Sümeyye abla.Vahiy peygamber efendimize Hz.Cebrail aracılığı ile getirilmiştir.Yeri ve zamanı belli olamaksızın,gelişen olaylar üzerine gelmiştir...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &