> Forum > ๑۩۞۩๑ İlim Dünyası Online Dergi Dünyası ๑۩۞۩๑ > Semerkand Aylık Tasavvuf Dergileri > Diğer Yazılar > Paylaşabilseydik
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Paylaşabilseydik  (Okunma Sayısı 624 defa)
07 Eylül 2011, 20:30:55
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 07 Eylül 2011, 20:30:55 »



Paylaşabilseydik


Ekim 2008 - 118.sayı

Ali SÖZER kaleme aldı, DİĞER YAZILAR bölümünde yayınlandı.

İslâm hayat dinidir. İslâm’ın emir ve yasakları hayatın her yönünü kuşatmıştır. Emredilen ferdî ibadetlerin yanında, topluma karşı üstlenilmesi gereken vazifeler de vardır. Bu yönüyle paylaşmak, yardımlaşmak, ötekinin derdine ortaklık etmek İslâm’ın en hayatî emirlerindendir.

İnsanoğlunun gönlü ancak elindekini paylaşabildiği sürece genişler. Yani insanın başkalarını görüp gözetmesi, gerektiğinde koruması, sahip çıkması gerekir. Özellikle muhtaç insanlara sahip çıkmak gerekir. Yunus Emre der ki:
“Gökten inen dört kitabı günde bin kez okur isen Vallah dîdâr görmeyesin sevmez isen dervişleri”

Buradaki derviş sözü fakir anlamındadır. Kendini ibadete adamış bir kişi, bütün mesaisini ibadetle geçiren bir kişi, bilmelidir ki sadece ibadet yeterli değildir. İnsanlara ve hatta bütün mahlukata karşı vazifelerimiz vardır. Bunları ihmal etmekle Hak rızası kazanılmaz.

Allah’ın sevgisine ulaşmak için


İslâm dini, insanın çevresindekilere karşı sorumlulukları olduğunu bildirir. Müslümana öncelikle ailesiyle, sonra muhtaç olan akrabalarıyla, daha sonra komşuları ve aynı şehirde yaşadığı insanlarla elindekileri paylaşmak emredilmiştir. Aslında bu emirle insanoğlunun dünyaya, dünya mülküne aşırı şekilde bağlanmaması istenmektedir.

İnsanoğlunun dünyadaki zenginliği bir imtihan ve sorumluluktan ibarettir. Bu sorumluluğun altından kalkmak için, İslâm’ın paylaşma hususunda gösterdiği yolda yürümek önemlidir. Şüphesiz bu yürüyüş öncelikle şahıslara ve topluma huzur getirecektir. Kardeşlik ve sevgi bağlarını güçlendirecektir.

Zengin ile fakir arasında görünmez bir uçurum hepimizin malumu. Allah Tealâ işte bu uçurumu kapatma, örtme görevini zengine vermiştir. Dolayısıyla bu görev zengin kişi için bulunmaz bir fırsattır. Zira zengin paylaşarak zenginliğini ibadetle taçlandırmış olacaktır. Zengin kişiler bu kârlı ticaretin değerini bilmeli ve bu fırsatı değerlendirmelidir.

Mutluluğun anahtarı


Eskiden beri söylenegelen bir sözdür, dünya saadeti kanaattedir. Çok rıza gösteren az kederlenir. Çok tamahkâr olan kimse ise pek çok eziyete katlanmak zorunda kalır. Birkaç günlük dünya saadeti için bir ömür boyu eziyetlere katlanmak doğru mudur? Böyle bir kişi bu dünyada eremediği geçici saadetin yanında, öbür dünyadaki hakiki saadeti de kaybetmiştir.

Kanaatkâr insan, hayâsı ile şehvetini, sevgisi ile hasedini, Allah korkusu ile kinini, sükûneti ile gazabını, rızası ile hacetini, doğruluk ve dürüstlüğü ile ihtiyaç ve heveslerini aşan kişidir. Paylaşan insan sorunsuz bir gönle, kanaatkâr bir gönle sahip olur. Kendisine verilenden razı ve diğer insanlara karşı sorumluluğunun şuurundadır. Bu şuur, kendine kalmayacak bir dünyada hakkıyla yaşayıp gitmektir. Yine Yunus Emre bu durumu şöyle ifade eder:

“Şu karşıki dağlar karlı dağ olsa
Etrafı mor sümbüllü bağ olsa
Ağa olsa, paşa olsa, bey olsa
Yakasız gömleğe sarılır bir gün”

Bu dünya kimseye kalmaz. Nice ülke yöneten, bütün dünya nimetlerinin tadına varan nice insan göçüp gitmiştir. Şairin dediği gibi ağalık, paşalık veya beylik insana bir şey kazandırmaz. Son bellidir ve kesindir. Doğru olan, bu dünyadaki çaba ile Allah’ın lütfunu ve keremini hak etmektir. Buna şüphe yok.

O daima paylaşırdı


Elinde olanı gönül rahatlığıyla verebilen insan, dünya malına tamah etmeyen insandır. Allah Rasulü s.a.v. elindekileri her zaman çevresindekilerle paylaşmış, daima fakirlerin hakkını gözetmiştir.

Efendimiz s.a.v. kendisine getirilen hediyeleri hiç tereddüt etmeden ihtiyaç sahiplerine vermeyi tercih etmiştir. Paylaşmanın sahip olduklarımızı azaltmadığını yine Efendimiz s.a.v.’den öğreniyoruz. Ebu Hüreyre r.a. anlatıyor:

“Açlıktan yüzükoyun yatıyordum. Bazen de karnıma taş bağlıyordum. Bir gün bir yol üzerinde oturdum. O sırada oradan Rasulullah s.a.v. geçiyordu. Vaziyetimi anladı ve ‘Ebu Hüreyre!’ diye seslendi. ‘Buyur, ya Rasulullah.’ dedim. ‘Haydi gel..’ buyurdu. Beraber gittik. Eve girdi. Ben de girmek için izin istedim. Müsaade ettiler. Bir kapta süt buldu. ‘Bu süt nereden geldi?’ diye sordu. Falancalar hediye olarak getirdiler, diye cevap verdiler. Sonra da ‘Ehl-i Suffa’ya git, onları bana çağır.’ diye emretti.

Ehl-i Suffa, İslâm’ın misafirleriydi. Ne aileleri, ne de mal ve mülkleri vardı. Rasulullah’a bir hediye geldiği zaman hem kendisine ayırır, hem de onlara gönderirdi. Kendisine, ailesine verilmesi için gönderilen yardımların tamamını onlara gönderir, katiyyen kendisine bir pay ayırmazdı.

Rasulullah’ın Ehl-i Suffa’yı daveti beni üzdü. Ben bu kaptaki sütü tek başıma içer, bununla epeyce bir müddet idare ederim diye umuyordum. Kendi kendime, ben elçiyim, Suffadakiler gelince onlara sütü ben taksim ederim, dedim. Bu durumda sütten bana hiçbir şey kalmayacağını biliyordum. Fakat Allah Rasulü’nün emrini yerine getirmekten başka çare de yoktu.

Gidip onları çağırdım. Geldiler. Müsaade isteyip oturdular. Peygamberimiz s.a.v., ‘Ebu Hüreyre, kabı al ve onlara süt ikram et..’ buyurdular. Süt kabını alıp dağıtmaya başladım. Her biri kabı alıyor, doyuncaya kadar içiyor, sonra arkadaşına veriyordu. Suffa ehlinin sonuncusu da içtikten sonra kabı Rasulullah’a verdim. Aldı. İçinde azıcık süt kalmıştı. Başını kaldırarak bana bakıp gülümsedi ve; ‘Ebu Hüreyre..’ dedi. ‘Buyur, ya Rasulullah..’ dedim. ‘Süt içmeyen ikimiz kaldık.’ buyurdu. ‘Evet, ya Rasulullah..’ dedim. ‘Otur sen de iç.’ buyurdular. Oturup içtim. ‘Biraz daha iç.’ dedi. İçtim. Yine içmem için ısrar etti. Daha, daha, diyordu. Nihayet, ‘Seni hak din ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, içecek yerim kalmadı.’ dedim. ‘O halde kabı bana ver.’ buyurdu. Verdim. Allah’a hamd ve sena etti. Sonra Besmele çekerek geri kalanını da kendisi içti.”

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.039


View Profile
Re: Paylaşabilseydik
« Posted on: 18 Haziran 2021, 23:07:02 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Paylaşabilseydik rüya tabiri,Paylaşabilseydik mekke canlı, Paylaşabilseydik kabe canlı yayın, Paylaşabilseydik Üç boyutlu kuran oku Paylaşabilseydik kuran ı kerim, Paylaşabilseydik peygamber kıssaları,Paylaşabilseydik ilitam ders soruları, Paylaşabilseydik önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &