- Ünite 3 Ders Özetleri

Adsense kodları


Ünite 3 Ders Özetleri

Smf Seo Versiyon , -- Seo entegre sistem.

Array
hafiza aise
Sat 9 November 2013, 03:55 pm GMT +0200
3. ÜNİTE / MİSTİSİZM VE TASAVVUF

S1- MISTISIZM NEDIR?
Mistisizm, insanın görünen nesnelerin ardındaki gerçeklik, sonsuzluk ve birliğe ulaşma yönündeki ruhî tecrübesi ve bu tecrübeyi ifâde eden doktrindir.

S2- BU TERIMININ KÖKENI HANGI KELIMEDEN TÜREMIŞTIR?
Grekçe “sır” anlamına gelen “musterion” veya Latince “gizli olmak, dilsiz olmak, dudakları ve gözleri kapamak” mânâsındaki “mysterium” kelimesinden türediği
kabul edilmektedir.

S3- KAVRAMIN ORTAYA ÇIKIŞI VE KULLANILMAYA BAŞLAMASI NE ZAMAN OLMUŞTUR?
Takriben milattan sonra beşinci yüzyıla tekabül etmektedir.

S4- MISTISIZMIN TEMEL ÖZELLIKLERI NELERDIR?
a. Mistisizmde belli oranda gizlilik vardır.
b. Mistisizmde maddeye karşı tavır vardır. Bunun bir adı da zühd ve perhizdir.
c. Mistisizmde seyr ü sülûk vardır.
d. Mistisizmde merhaleler vardır. Bu yolculuğun tabiî netîcesi olarak mistik hareketlerde merhaleler, makâmlar ve dereceler vardır. Başlangıç ile bitiş noktası
arasındaki bu merhalelerin de birbirlerine göre özellikleri vardır. Mesela Pisagor, sâlik için üç merhale öngörmekteydi: a) Hazırlanma (2-5 sene kadar) b) Tasfiye
(Belli kişiler katılabilir) c) Kemâl.
e. Mistisizm yaşanan bir hâldir.
f. Mistisizmde semboller önemlidir.
g. Mistisizm bir bilgi kaynağıdır.
h. Mistisizm ebedî felsefedir.
k. Mistisizm yokluğa kavuşmadır.
l. Mistik hareketlerde fikirle beraber teşkilat da vardır. Fikir, din ve ideolojilerde olduğu gibi mistik hareketlerde de şu dört unsur vazgeçilmezdir: a) Fikir sistemi.
b) İnsan unsuru. c) Müessese. d) Kitap.

S5- CAVIT SUNAR, MISTISIZMIN ANA HATLARI ISIMLI KITABINDA MISTISIZMIN DÖRT TEMEL KARAKTERISTIĞINDEN BAHSETMEKTEDIR. BUNLAR NELERDIR?
a. Gerçek mistisizm teorik değil pratiktir.
b. Gerçek mistisizm tamamıyla spiritüel bir aktivitedir.
c. Gerçek mistisizmin metodu ve işi aşktır.
d. Son olarak gerçek mistisizm bazı tecrübeleri gerektirir.

TASAVVUF İLE MİSTİSİZM ARASINDAKİ FARKLAR NELERDİR?
Mesela Rene Guenon (ö. 1951), İslâm mistisizmi diyebileceğimiz tasavvuf ile Batı Mistisizmi arasındaki farklar nelerdir?
a. Mistisizmi karakterize eden iki şey vardır: 1) Pasiflik. 2) Metot yokluğu.
b. Tasavvufta insanın kendi kendine bu yola intisâb etmesine imkân yoktur.
c. Mistisizmde herhangi bir silsile yoktur. .
d. Tasavvufta bir doktrin ve şifâhî bir öğretim vardır, şeyh vasıtasıyla müride verilir.
e. Tasavvufta intisâb birbirini takip eden üç safha gerektirir: 1) Gerekli istidâdı hâiz olmak. 2) Tarîkata bağlanmak sûretiyle kişiye mânevî tesirin ve feyzin
verilmesi. 3) Zikir ve riyâzet gibi bazı dış destek ve yardımcılar sayesinde yapılan derûnî/mânevî çalışma ki, buna fiile geçme denir. Böylece sâlik en son gâye olan
vuslata ulaşıncaya kadar tedrîcen çeşitli halleri ve makamları geçer. Mistisizmde böyle bir kademelenme yoktur. Mistik olabilmek için sadece husûsî bir istidâda
sahip olmak yeterlidir.
f. Tasavvufta her tarîkatın özel bir tekniği, yani âdâb ve usûlü vardır.
g. Tasavvufî tarîkatlarda tespit edilmiş belirli bir “ezkâr ve evrâd”ın bulunması da onu mistisizmden ayıran temel farklardan biridir.
h. Mistiklerin bazıları yaptıkları duâlarla İslâm tasavvufundaki tabirle ancak “ilme’l-yakîn” mertebesine yükselebilirler.
k. Her tasavvufî çalışma ve tahkîk özü itibariyle derûnîdir, içe aittir. Mistik haller ise bunun aksine kendinden çıkış ile alâkalıdır.
- Diğer din ve kültürlerde mistisizm
A) Hind Mistisizmi
B) İran Mistisizmi
C) Yunan Mistisizmi
D) Hristiyan Mistisizmi
E) Yahudi Mistisizmi
S. Hindlilerin hallerini, inançlarını, âdetlerini, geleneklerini, dinî ve felsefî mezheblerini ele alan eser ve yazarı ?
C. Ebü’r-Reyhan Muhammed b. Ahmed el-Bîrûnî = Tahkîku mâ li’l-Hind

A) HİND MİSTİSİZMİ
Hind mistikleri, İllet-i Ûlâ’ya bütün varlığıyla sarılanların, alâkalardan ve engellerden kurtulmak sûretiyle O’nunla “ittihâd” edebileceklerine inanırlar. Bu inanç
İslâm tasavvufunda da yer etmiştir.
Hind mistisizminde “tenâsüh inancı” vardır. Yani bâkî canların fânî cisimlerde dönüp dolaşması ve bir gövdeden bir gövdeye intikal etmesine inanmak ve bu inanç
yoluyla hulûl itikadına yol açmak
Hind Patanjali tarîkına göre bahtiyarlık, dinî ibâdet ve vazîfeleri yapmak sûretiyle değil, “Allah’ı daima anmak ve düşünmek yolu”, “bir nevi muhâsebe ve
murâkabe yolu” ile olur ve burada “halvet” önemlidir. Zikir ile fikir, insanı Allah ve kâinât ile ittihâda eriştirir. Mutasavvıflar da böyle düşünür. Mesela Bâyezîd-i
Bistâmî “Bu makâma nasıl ulaştın?” sorusuna, “Yılan, derisini nasıl atarsa, ben de nefsimi öyle attım, sonra nefsime baktım ki ben o olmuşum.” diye cevap
vermiştir.
Bunlara Massignon, Goldziher ve Brown gibi bir kısım müsteşrikler tarafından ilâve edilen diğer bazı husûsiyetleri de eklemek gerekir:
Tasavvufta “zikir ve tesbih” uygulamasının da Hind mistisizminden geldiği iddia edilmiştir.
Budistlerin “nirvana”sı ile tasavvuftaki “fen┠doktrininin benzer yanlarının olduğu vurgulanmıştır.

B) İRAN MİSTİSİZMİ
“Tasavvuf, ârî aklın, sâmî dine karşı bir aktivitesidir.”

C) YUNAN MİSTİSİZMİ
Eski Yunan ve özellikle Yeni Eflâtunculuk felsefesinin tasavvufun ortaya çıkışındaki ve gelişmesindeki tesiri meselesi, hem oryantalistleri hem de Müslüman
müellifleri meşgul eden mevzulardan biridir. Hattâ söz konusu felsefenin İslam düşüncesi üzerindeki etkisinin diğerlerinden çok daha fazla olduğu iddia
edilmektedir. Çünkü İskender'in fetih hareketlerinden beri Yunan kültürü Doğu'da bilinen ve hâkim olan bir kültürdür.
Arapların Yunan kültürü ile Arabistan'da yayılan Hristiyan mezhebler sayesinde temas ettikleri bilinmektedir. Bunlardan biri Nastûrîler, diğeri de Yakûbîler'dir. Bu
Hristiyanlar, kendi inançlarını savunabilmek için Yunan kültürünün hiç olmazsa bir cephesini taşımakta idiler. Süryanîler'in Nastûrîler ile Yakûbîler'den
öğrendikleri ve evvela dillerine sonra Arapça'ya çevirdikleri felsefe, Aristo felsefesi gibi sırf aklî mâhiyette değildi.
Yunan mistisizminin asıl kaynağı olan Orfizm (Orfeus dini) yeni bir ruh anlayışı ortaya koymuş ve bu anlayış sonraki Yunan düşüncesinde çok etkili olmuştur.
Ebu'l-Alâ Afîfî, mutasavvıfların “keşf ve şühûd” hakkındaki nazariyelerinin, özü itibariyle Yeni Eflatuncu olduğunu söyler.

D) HRİSTİYAN MİSTİSİZMİ
Hakîkatte Hristiyan mistisizmi, Eflatun'dan itibaren gelen ve Filon'da, Plotinus'ta Şark felsefesiyle birleşen Yunan felsefesinin Hristiyan inançlarıyla telif
edilmesinden doğmuştur. Filon'dan sonra, Plotinus'tan önce yaşamış olan İskenderiyeli St. Clement, mistik bir Hristiyan ilâhiyatı geliştirdi. Ona göre, iyi bir
Hristiyan, Tanrı hakkında bilgi/ma'rifet sahibi olmakla ruhunu kurtarmak arasında bir tercih yapmak zorunda kalsa bilgi/ma'rifeti tercih eder. Goldziher,
Hristiyanlığın “fakirliği zenginliğe üstün tutması” bahsinden hareketle Hz. Muhammed tarafından bu konuda söylenen bütün sözlerin Hristiyanlıktan mülhem
olduğunu anlatır ve tasavvuftaki fakrın kaynağını burada görür. Nöldeke ise “sûf giyme”nin Hristiyanî bir gelenek olduğunu, mutasavvıfların “sükût ve zikir”
uygulamalarının da aynı kaynaktan geldiğini iddia eder.
Eğer İslâm tasavvufu ile Hristiyanlık arasında bir benzerlik olduğundan bahsedeceksek bunun en başında “ruhbanlık” sistemi gelmektedir. Bu sistemin ortaya
çıkışına katkıda bulunan âmiller arasında ilk Hristiyanların gördükleri baskılar, ilâhiyat mektebleri ve kiliseler arasındaki şiddetli mücâdeleler zikredilebilir. Bilindiği
üzere ruhbanlık, bedenin horlanması, dünyanın terk edilmesi, manastırlara veya ıssız yerlere yapılmış binalara kapanarak insanlardan kaçma, evlilikten uzak
durma, giyim ve yiyecek bakımından çok az bir miktar ile iktifâ etme gibi esaslara dayanmaktadır. Bu esaslar ile sûfîlerin “zühd ve riyâzet” uygulamaları arasında
çoğu kez ilişki kurulmaya çalışılmıştır.
Afîfî'ye göre, Hristiyan ruhbanlığının Müslüman zâhidler üzerindeki tesiri, zühdün ana meselelerinden ziyâde ruhî hayatın tanzîmine dair yönlerde
gerçekleşmiştir. Zühdün temel esasları özü itibariyle İslâmî olmuştur
Hristiyanlığın tasavvuf üzerindeki bir diğer etkisinin “Lâhût ve Nâsût” kavramları etrafında gelişen “hulûl” inancı olduğu öne sürülmüştür. Çünkü Hristiyan
düşüncesi Mesih'in şahsiyetinin iki boyutu üzerinde odaklanmaktadır. Birinci boyut olan Lâhût, ikincisine yani Nâsût'a hulûl etmiştir. Meşhur Hristiyan filozofu
Origenes'e göre Mesih, insan olan İsa'ya hulûl etmiş bir kelime ve akıldır. Buna göre Mesih, İsa'nın şahsında tezâhür veya tecellî etmiş olmaktadır. Bu hulûl fikri,
İsa'nın ilâhî bir insan olduğunu ifâde etmektedir. Yani o, iki tabiatın kaynaşmasıyla teşekkül etmiş tek bir tabiat ve Lâhût ve Nâsût'tan mürekkeb bir ilah/insandır.
Hallâc-ı Mansûr'un bazı dizelerinde bu düşüncenin etkisi açıkça görülmektedir. Nitekim Hallâc bu tip sözlerinden dolayı idam edilmiştir.

E) YAHUDİ MİSTİSİZMİ
Yahudi mistiklerinin yoluna “Kabala” adı verilmektedir. Kabala, “alma, kabul etme” anlamına gelen “qıbbel” kelimesinden gelmektedir. Kabala'nın binlerce yıldır
insanlar tarafından anlaşılamadığı ya da yanlış anlaşıldığı iddia edilmektedir. Söylentiye göre bu talihsizlik ilk olarak Hz. Musa ile başlamıştır. Sina Dağı'nda evrenin
sırlarını (Kabala'yı) öğrenen Musa bunu kendi insanlarına ulaştırmak için aşağıya inmiş, ama onların bilincinin henüz bu bilgiyi anlayabilecek düzeyde olmadığını
fark edip bunun yerine onlara “on emri” iletmiştir.
Mistisizm, insanın görünenin ardındaki görünmeyene, sonsuzluk ve birliğe ulaşma tecrübesi ve bu tecrübeyi ifâde eden doktrindir.
Mistisizmin temel bazı karakteristikleri vardır.
Mesela teorik değil pratik, yani yaşanan bir hâl olması, bir dereceye kadar gizlilik ihtivâ etmesi, maddeye ve dünyevî şeylere karşı bir mesâfenin olması, sembolik
bir dil geliştirmesi, içinde belirli bir eğitimin ve aşılması gereken merhalelerin bulunması bunların belli başlılarıdır.
Tasavvufu “İslam mistisizmi” şeklinde tanımlayan birçok müellifle karşılaşabiliriz. “Acaba tasavvufla mistisizm aynı şey midir? Yoksa ayrıldıkları noktalar var
mıdır?” sorularına genel olarak şu şekilde cevap verebiliriz: Mistisizm, her dinin temel felsefesi doktrini etrafında gelişme gösterdiği için mistik akımlar arasında
benzerlikler yanında birtakım farklılıkların da olması gayet doğaldır. Nitekim Rene Guenon tasavvufla Batı mistisizmi arasındaki farkları ayrıntılı bir şekilde
sıralamıştır.
Tasavvufun menşe’i ile ilk defa oryantalistler meşgul olmuşlardır.
Her din ve kültür kendi içinde bazı mistik düşünceler ve uygulamalar barındırmaktadır. Hind, İran, Yunan, Hristiyan ve Yahudi medeniyetlerindeki mistik verilerin
İslâm'daki tasavvuf cereyânıyla birtakım benzerlikler taşıması tabiîdir. Çünkü insanoğlunun sonsuzluk ve birlik arayışı, değişmeyen tek hakîkate ulaşma isteği
evrenseldir. İfâdeler farklı olsa da, çoğu kez yaşanan tecrübeler ve müşâhedeler de aynıdır.