- Mekke ye hareket ve cinlerin şehadeti

Adsense kodları


Mekke ye hareket ve cinlerin şehadeti

Smf Seo Versiyon , -- Seo entegre sistem.

Array
hafiza aise
Thu 5 May 2011, 10:44 am GMT +0200
Mekke'ye Hareket ve Cinlerin Şehadeti

Acı bir günün sonunda, tatlı bir hediyeye nail olan Efen­dimiz (sallallahu aleyhi ve sellern), hüzünlü bir şekilde oradan ayrı­lacak ve yeniden Mekke'nin yolunu tutacaktı. Nahle denilen mevkiye geldiklerinde zaman ilerlemiş ve Efendiler Efendisi, teheccüd namazını eda edebilmek için mola vermişti. Belli ki, burada Allah Resnlü (sallallahu aleyhi ve sellern), birkaç gün kala­caktı. Daha sonra da, namaza durdu ve Cinn süresini okuma­ya başladı.

Bu arada yanına, Nusaybin cinlerinden yedi tanesi gel­miş; O'nun namazını seyrediyor ve okuduğu Kur'an'ı dinliyor­du. Yanına yaklaştıklannda, kendi aralannda işaretleşmiş ve: - Aman sessiz olun ve dinleyin, diye birbirlerini ikaz edi­yorlardı.

Okunan Kur'an bitince de bunlar, kendi milletlerine geri dönecek ve onlan şöyle uyararak tebliğde bulunacaklardı:

- Ey kavmimiz! Şüphesiz ki biz, bugün öyle acib ve harika bir kitaba kulak verdik ki o, iyi ve güzelolana davet ediyor; biz de ona iman ettik. Çünkü bu kitap, Musa'dan sonra gelmiş olmakla birlikte, kendisinden önceki hükümleri tasdik ediyor, Hakka davet mesajlanyla dolu ve bizi, yolun en doğrusuna ça­ğınyor ..

Ey kavmimiz! Gelin de bu Allah davetçisine müspet cevap verin! Allah'a iman edin ki, O da sizin günahlannızı bağışlayıp mağfiret buyursun ve sizi, can yakıcı azabın şiddetinden mu­hafaza eylesin!

Bundan böyle biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmaya­cağız; çünkü O, ne bir evlat ne de bir çocuk edinmiştir. Meğer, bugüne kadar bizim sefihlerimiz O'nun hakkında ne uygunsuz şeyler söylüyorlarmış! Biz de, insan ve cinlerin Allah hakkında yalan söylemeyeceklerini sanıp dururduk! Meğer insanlardan

bir kısmı, cinlerden böyleleriyle baş başa veriyor ve ortalığı karıştırıyormuş! Onlar da, sizin gibi düşünerek sanki Allah'ın yeniden varlığı diriltemeyeceğini sanıyorlar!

Bizler, semayı da şöyle dolaşıp kontrol ettik; artık her yere görevliler yerleştirilmiş ve onlar hiçbir haberin sızmasına müsaade etmiyor, hemen üzerine ışıktan tayflar gönderiyor­lar. Bir miktar oturup da bazı şeylere muttali olmak istedik ve gördük ki, kim benzeri bir teşebbüste bulunsa, hemen üzerine ateş parçalan salınıyor ve buna müsaade edilmiyor.

Artık biz, hidayete kulak verdikten sonra ona iman ettik ve biliyoruz ki, kim de Rabbine iman ederse, artık onun için korkulup endişe duyulacak bir husus yoktur.P"

Bu arada yine Cibril-i Emin gelmiş ve durumdan Allah Resülü'nü de haberdar etmişti. Addas'tan sonra yaşanan ikin­ci sürprizdi bu ve artık, insanlardan sonra Efendimiz (sallallabu aleyhi ve sellern), cin taifesiyle de irtibata geçmiş ve onlardan da Efendimiz'e inananlar olmuştu. Çünkü O (sallallabu aleyhi ve sel­lem), insanların yanında cinlere de gönderilen bir Nebi idi.

İki ayn gaybi destek ardı ardına geliyordu; Cibril-i Emin'­le dağlara müvekkel meleğin emre amade edilmesinden sonra bir de, Allah Resülü'nün önüne, cin taifesine nüfuz edilebile­cek bir yol konulmuştu ...

Gelen her ayet, aynı zamanda mü'minlerin sa'yini kamçı­lama anlamına geliyordu. Hele bu ayetlerin muhtevası, o gü­nün ağır şartlanm yaşayan mü'minler için ilaç gibiydi. Şöyle diyordu:

- Her kim, Allah'a davet eden bu samimi çıkışa müspet cevap vermezse bilsin ki, yeryüzünde onu hiçbir güç etkisiz

422 Ayetlerde geçen ifadelerden hareketle ve birebir meal kaygısı gütmeden sa­dece bir özet yapmaya çalıştık. Daha geniş malı1mat için bkz. Ahkaf, 46/29, 30,31; Cinn, 72/1-15

hale getiremez. Allah'tan başka hiçbir hami ve dost bulamaz. Bu kimseler şüphesiz, açık bir dalalet içindedirler.w'

Diğer yanda, iyi bir Hristiyan olan Temimii'd-Dôri, belli başlı ihtiyaçlannı gidermek için Şam taraftannda bulunuyor­du. Yolculuk esnasında akşam karanlığı çökünce kendi kendi­ne şunlan söylemeye başlamıştı:

- Bu gece ben, bu vadinin aziminin himayesindeyim! Arkasından da uzanıp uyumak istedi. Tam cümlesini bi­tirmişti ki, sahibini görüp bilemediği bir sesin kendisine şöyle seslenip cevap verdiğini duydu:

-Allah'a sığın ve O'ndan eman dile. Zira cinler, Allah'a karşı hiç kimseyi koruyamazlar.

Şaşırmıştı ve bu şaşkınlıkla:

- Vay başıma! Allah hakkı için söyle. Ne diyorsun sen, gerçekten söylediklerin doğru mu, diye taaccübünü bildiriyor­du. Sesin sahibi, hayretini daha da artıracak şeyler söylüyor­du:

- Ümmilerin Peygamberi Allah Resülü zuhür etti ve bizler de, O'na teslim olup iman ederek Hacün denilen yerde O'nun arkasında namaz kıldık. Artık cinlerin tuzaklan tükendi ve sema ile aralannda ateş toplan var. Bundan böyle onlann hiç kimseye ne bir faydası ne de herhangi bir zaran söz konu­su olabilir. En iyisi sen yürü ve Alemlerin Rabbi'nin Resülü Muhammed'e giderek Müslüman ol.

Hactın ... Namaz ... Alemlerin Rabbi... Resül., Muham­med ... Bütün bunlar, öyle çok yabancı olduğu şeyler değildi. Hele, Muhammed'i tanımamak olmazdı; İncil, O'nun gelişine öncülük etmekte; Hz. İsa da, gelişini gözlemekteydi. Belli ki

423 Bkz. Ahkaf, 46/32. Cin suresindeki ifade ise, cinlerin ağzından şu şekilde verilmektedir: "Daha önceleri bizler, sanki Allah'! da aciz zanneder ve ken­dimizi bir konuma koyardık; anladık ki yeryüzünde O'nu engelleyip etkisiz kılacak bir güç asla yoktur." Bkz. Cinn, 72/12

bu işin içinde başka bir iş vardı ve sabah olur olmaz, Şam ya­kınlanndaki Havran'da bulunan meşhur bir rahibin yanına koşup hadiseyi ona anlattı. Büyük bir dikkatle anlatılanlan dinleyen Rahip şunlan söyleyecekti:

- Şüphesiz sana doğruyu söylemişler. O'nun çıkacağı yer Harem'dir ve yine Harem'e hicret edecektir. O, Nebi'lerin en hayırlısıdır ve asla O'nun önünde kimse olmayacaktır.