- İnternet Avatar mı Matrix mi

Adsense kodları


İnternet Avatar mı Matrix mi

Smf Seo Versiyon , -- Seo entegre sistem.

Array
hafiza aise
Sat 30 June 2012, 12:33 pm GMT +0200
İnternet: Avatar mı, Matrix mi?
Celil CİVAN • 62. Sayı / DOSYA YAZILARI


Guardian yazarı David Cox Terminatör: Kurtuluş filminin başarısızlığının sebebinin filmin öne sürdüğü bilim-kurgusal paranoya olduğunu söylüyordu. Makinelerin dünyayı ele geçirip insanları köleleştireceği fikri demode olmuştu; artık seyirciyi korkutmuyordu. Robotlardan, yapay zekaya dek makineler birer korku ve paranoya öğesi olmaktan çıkıp sıradanlık kazanmıştı.

Terminatör’ün mucidiyle gişe rekortmeni Avatar’ın mucidinin aynı kişi olması rastlantı sayılabilir mi? Terminatör serisinde makinelerin egemenliğine dair karanlık bir distopya çizen James Cameron, son filmi Avatar’da internet çağına seslenen liberal bir ütopyayı dile getiriyor. Sanal ortamda, toplumsal ve kültürel basınçlardan uzakta kendimizi ifade etmek için kullandığımız avatar, perdede bir kurtuluş fantezisiyle birleşiyor. Sıkıntılı bir uzay gemisinde sıkışıp kalmış, tekerlekli sandalyeye mahkum Jake Sully’nin, elektronik aygıtlara bağlanarak cennete benzer Pandora’da özgürce hareket edebilmesi, toplumsal karşılığını sıkıntılı bir iş gününden sonra bilgisayar karşısında “avatar”ıyla istediğini yapabilen şehirli insanda buluyor.

Avatar’ın son sekansı filmin liberal fantezisini de dile getiriyor: Jake Sully’nin beyaz Amerikalı bedeni ölürken Pandora’da yaşayan avatar’ı gözlerini açıyor. Söz konusu final, internetin imkân tanıdığı özgürlüğe atıf yapıyor. Zira filmin altmetninde yatan liberal iyimserlik, internetle birlikte insanların daha fazla özgürlük elde ettiklerini, internetin toplumsal yapının sınırlarını aşma imkânı sağladığını söylüyor. Ancak liberal yaklaşım “topyekûn özgürlük” fantezisiyle, söz konusu özgürlüğün sınıfsal, kültürel ve siyasal sınırlarını görmezden geliyor.

İnternetteki muhalif seslerin –anarşist grupların, yasal-yasadışı politik örgütlerin, sinik sözlüklerin– varlığı internet kullanıcılarının belirli bir sınıfsal konumu olduğunu söylüyor. Başka bir ifadeyle interneti “herkes” değil ama bilgisayarı olan, bilgisayara ulaşabilen eğitimli ve şehirli bir kitle kullanıyor. Seattle’dan Porto Alegre’ye kadar Dünya Ticaret Örgütü’nün toplantılarına, G-8 zirvelerine karşı çıkan sol tandanslı gruplar internet üzerinden haberleşip örgütleniyorlar ama dünyadaki sermaye akışına karşı tek muhalefetleri “adil bir gelir dağılımı”ndan öteye gitmiyor. “1968’de kimse ölmedi, o halde hiçbir şey olmadı” diyen Jean Baudrillard 1968 Mayıs’ının bir gösteriden ibaret olduğunu söylüyordu. İnternet odaklı muhalefet de çoğu zaman, sınıfsal yapısı dolayısıyla sistemin değiştirilmesinden ziyade sakatlıklarına işaret eden şenlikli birer gösteriden ibaret kalıyor. Dolayısıyla internetin özgürlüğü, sınıfsal olarak şehirli bir kitlenin özgürlüğüyle sınırlanıyor. İnternete bakan birisi internet kullanan kitlenin “gösterdiği” şeye bakıyor. Üstelik, internetteki sözlüklerin liberal-sol sinizmi özelinde düşünürsek, iş ciddiyete binince kullanıcı kitle sınıfsal ve kültürel kodlarını alabildiğine göstermekten çekinmiyor: Dinle alay etmek serbestken resmî ideolojiye dokunan yanıyor.

İnternetten önceki kitle aygıtı televizyon, Baudrillard’ın deyişiyle “siz de olabilirsiniz” diyordu. Bu ifade iktidarın buharlaşmasına ve özgürlüğe atıf yapıyor. Foucault Aydınlanma ile birlikte Tanrı’nın öldüğünü ama böylece herkesin kalbine yerleştiğini söylüyordu. Benzer şekilde Baudrillard da televizyonla birlikte iktidar ölürken “gözlerin TV ekranı haline” geldiğini söylüyor. Dolayısıyla iletişim aygıtlarının kitleselleşmesi görünür iktidarı buharlaştırırken iktidarın hayaleti her yere siniyor. İnternetle birlikte kitleler iktidara ulaşmak veya ulaşamayınca ona boyun eğmek yerine kendi meşruiyetlerini elde etmeye çalışıyor. Televizyon yıldızı olamayan youtube’da yıldız oluyor. Şarkıcı olamayan internette şarkı söylüyor. Plazalarda gazeteci olamayanlar blog’larda gazetecilik yapıyor. Kitleler özgürlüklerini elde etmelerine ediyorlar ama “siz de olabilirsiniz”in arkasında kültürel kodlar, kalıplar yaşamaya devam ediyor: Gösteri yıldızlığı da, şarkıcılık da, yazarlık da iktidarın kalıplarına uygun şekilde icra ediliyor. Dolayısıyla internetin sağladığı özgürlük verili sınıfsal ve kültürel kalıplar değişmedikçe kendini yeniden üreterek sağlamlaştırıyor.

Giorgio Agamben Bir Aygıt Nedir? isimli kitabında, canlı varlıklarla aygıtlar arasındaki dolayımın özne olduğunu söyler (What is an Apparatus, Stanford University Press, 2009). Aygıtlar, insanın özneleşmesini sağlar. Ancak her aygıtın bunu yapma yöntemi farklı olduğu için farklı özneleşme süreçleri mevcuttur. Dolayısıyla her özneleştirme aynı zamanda bir öznesizleştirme sürecini de içinde barındırır. Günümüzün endüstri sonrası demokrasilerinde, aygıtlarla kurduğumuz ilişkiler dolayısıyla bu aşırı özneleştirme, süreğen bir “öznesizleştirme” olarak karşımıza çıkar. Agamben’e göre “bugün tanık olduğumuz özneleştirme ve öznesizleştirme süreçleri karşılıklı olarak birdir [fark taşımaz] ve larva veya hayalet biçimi dışında bir öznenin ortaya çıkmasına” izin vermez. Cep telefonu özneyi bir telefon numarasından, televizyon da rating ölçeğinde bir sayıdan ibaret görür. Bu açıdan aygıtları “doğru” kullanmak sorunu gidermek yerine daha da çetrefil hale sokar. Zira aygıtı “doğru kullandıkça” aygıtın öznesizleştirme işlevi daha da fazla çalışır. Agamben’e göre endüstri sonrası demokrasilerin zararsız yurttaşı kendisinden isteneni yerine getirdikçe, hayatındaki her ayrıntı aygıtların egemenliğine girdikçe iktidar tarafından potansiyel terörist muamelesi görür: “Otoritenin gözünde –belki de doğru biçimde– hiçkimse sıradan bir insandan daha terörist değildir.” Dolayısıyla aygıtlarla birlikte özgürlük artıkça iktidarın zor aygıtı da daha fazla güçlenir.

İnternet bağlamında düşünürsek, sanal özgürlük bizi sembolik düzenden azad ederken fantezi bağlamında ideolojiye eklemliyor. Zira avatar’ımızla yaşadığımız fantezi, iktidarı görünmez kılarak ideolojinin yeniden üretilmesini sağladığı gibi sanal özgürlük onun sayesinde olduğu için bizi ona daha da fazla bağlıyor. Terminatör’le Avatar arasındaki bir başka filmin altmetni özgürlüğün çoğalmasındaki bu paradoksu gösteriyor: Matrix’in sınırlarının genişlemesini özgürlük olarak düşünüyoruz. Oysa sınırlar genişledikçe Matrix’den çıkmak daha da imkânsız hale geliyor.