๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ => Zadul Mead => Konuyu başlatan: Safiye Gül üzerinde 05 Ağustos 2011, 13:12:34



Konu Başlığı: Yolculukta nafile namaz kılması
Gönderen: Safiye Gül üzerinde 05 Ağustos 2011, 13:12:34
4— Yolculukta Nafile Namaz Kılması:

 

Yolculuk esnasında Hz. Peygamber'in (s.a.) yalnızca farz namazları kılmak âdeti idi. Onun (s.a.) vitir ve sabahın sünneti dışında farz namaz­dan önceki ve sonraki namazları kıldığı bilinmemektedir. Vitir ve sabahın sünnetini ise ne yerleşik hayatta, ne de yolculuk halinde terkederdi.

İbn Ömer'e bu konu sorulduğunda: "Hz. Peygamber'e (s.a.) yol ar­kadaşlığı yaptım. Onun yolculukta tesbîh kıldığını görmedim." deyip "Mu­hakkak Allah Rasûlünde sizin için güzel bir örnek vardır.[1175] âyetini oku­du. [1176]İbn Ömer'in tesbîh'den maksadı râtibe sünnettir. Yoksa Hz. Pey­gamber'in (s.a.), yüzü ne yöne gelirse gelsin devesinin sırtında nafile na­maz kıldığı sahih yolla rivayet edilmiştir. Sahthayn' da İbn Ömer'in şöyle dediği nakledilmektedir: "Allah Rasûlü (s.a.) yolculuk esnasında binek de­vesi üzerinde deve yönünü hangi tarafa çevirirse çevirsin farzlar dışındaki namazları kılar; gece namazını îma ile eda ederdi. Vitir namazını da binek devesi üzerinde kılardı. "[1177]

Şafiî (r.h.), "Hz. Peygamber'in (s.a.) namazı kısalttığı halde geceleyin nafile kıldığı sabittir." diyor. Sahîhayn'da rivayet edildiğine göre Âmir b. Rabîa, Hz. Peygamber'in (s.a.) yolculuk esnasında geceleyin binek devesi üzerinde nafile kıldığını görmüştür.[1178] İşte bu namaz, gece (teheccüd) na­mazıdır.

İmam Ahmed'e (r.h.) yolculukta nafile kılma konusunu sormuşlar, o da: "Yolculukta nafile kılmanın bir sakıncası olmayacağını umarım."demiştir. Hasan el-Basrî'nin: "Allah Rasûlü'nün (s.a.) arkadaşları yolculu­ğa çıktıklarında farzdan önceki ve sonraki nafile namazları kılarlardı" de­diği rivayet edilir.'[1179] Hz. Ömer, Hz. Ali, İbn Mes'ûd, Câbir, Enes, İbn Abbas ve Ebu Zerr'in böyle yaptıkları rivayet edilir.

İbn Ömer ise ne farzdan önce, ne de sonra nafile namaz kılardı. An­cak gecenin ortasında vitirle birlikte nafile de kılardı. Hz. Peygamber'in (s.a.) âdeti olarak açıkça gözüken odur ki, kısaltılmış farzdan ne önce, ne de sonra bir namaz kılardı. Ama farzdan önce ve sonra nafile kılmak­tan da kimseyi menetmezdi. Bu nafile namaz, yerleşik halde iken kılınan namazın sünneti gibi râtibe sünnet değil, serbest nafile gibidir. Bu görüşün bir dayanağı da şudur: Dört rekâtlı namaz yolcuya kolaylık olsun diye iki rekâta indirilmiştir. O halde farz iki rekâta indirilmişken nasıl olur da bir de onun yanında sürekli kılınacak bir râtibe sünnet konulmuş olabilir? Şayet yolcuya kolaylık gösterilmek istenilmemiş olsaydı farzı tam kılması daha münasib olurdu. Bu yüzden Abdullah b. Ömer: "Nafile kılacak ol­saydım, farzı tam kılardım." demiştir. Hz. Peygamber'in (s.a.) Fetih gü­nü, o vakit yolcu iken sekiz rekât kuşluk kıldığı sabittir.

Ebu Davud ve Tirmizî'nin, Sortilerinde Leys-Safvân b. Süleym-Ebu Büsra el-Gifârî senediyle Berâ b. Âzib'den rivayet ettikleri: "Allah Rasûlü (s.a.) ile birlikte on sekiz seferde bulundum. Öğleden önce gün devrildiğin­de iki rekât namaz kılmayı terkettiğini hiç görmedim." hadisine[1180] gelin­ce; Tirmizî hadis hakkında şunları söylüyor: "Bu hadis garîbtir. Muham-med'e (Buharî'ye) bu hadisi sordum; yalnız Leys b. Sa'd'ın rivayet ettiğini, Ebu Büsra'mn ismini bilmediğini ve hadisin hasen olduğunu söyledi."

Buharî'nin Sahihinde Hz. Âişe'den (r.a.) rivayet ettiği: "Hz. Pey­gamber (s.a.) öğleden önce dört ve ondan sonra iki rekât kılmayı hiç bı­rakmazdı." hadisi ise Hz. Peygamber'in (s.a.) bu namazları yolculukta da kıldığı konusunda açık değildir. Herhalde Âişe, Hz. Peygamber'in (s.a.) çoğunluk yani ikamet halini haber vermiştir. O'nun yolculuk halini erkek­ler, kadınlardan daha iyi bilir. İbn Ömer, Peygamberimizin (s.a.) iki rekât­tan fazla kılmadığını haber vermiştir. İbn Ömer'in kendisi de yolculukta farzdan önce de, sonra da hiç namaz kılmazdı. En iyi bilen Allah'tır. [1181]


[1175] Ahzâb, 33/21.

[1176] Buharî, 18/11; Müslim, 689.

[1177] Buharî, 2/407; Müslim, 700.

[1178] Buharî, 2/474; Müslim, 701.

[1179] Tahkikçiler "Bu rivayet, Hasan el-Basrî Allah Rasülü'ne (s.a.) yetişmediği için mür-seldir." diyorlar ki, bu söz bir yanlış anlamanın eseridir. Çünkü Hasan el-Basrî, yu­karıdaki metinden de anlaşılacağı üzere "Ben Allah Rasûlü'nün (s.a.) zamanına eriştim" demiyor, aksine "Ben Allah Rasûlü'nün (s.a.) ashabının zamanına eriştim" diyor. Onun, sahabe devrine yetiştiği şüphe götürmez bir gerçektir.

[1180] Abu Davud, 1222; Tinnia, 550 ve 552.

[1181] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 1/448-449.