Mantar

(1/1)

Hafize Aişe:
75— Keme  T. Brumale, Mantar:

 

Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Keme (mantar), mennden-dir. Suyu göz için şifadır." Hadis, Sahihayn'da tahric edilmiştir.[215]

İbnü'I-Arabî şöyle der: çoğuldur. Tekili dir. Bu Arap-ça'daki genel kurala aykırıdır. Çünkü çoğul ile tekil arasında "kapalı te" harfi vardır; tekil "te'Midir, "te" düşürüldüğünde çoğul olur. Sonra o çoğul mudur, çoğul için konulan isim midir? Meşhur iki görüş vardır: 1) Bu iki kelime genel kuraldan hariçtir. Birisi diğeri de dir. 2) İbnü'l-Arâbî'den başkası ise: "Hayır! Bu kelime de genel kurala uygundur. tekil içindir, de çoğul içindir" demiştir.

Bir Başkası da: hem tekil, hem de çoğul içindir demiştir.

Birinci görüş sahipleri, Araplar'ın kelimesini şeklinde çoğul yaptıklarım şâirin şu beytini şahit getirerek görüşlerini deiiUendirmek istemişlerdir:

Bu beyit nin teki!, nin de çoğul olduğunu gösterir[216] Mantar, yerde, ekilmeden kendiliğinden biter. "Keme** denmesi top­rağa gizlendiği içindir. Şahitliği gizleyip, örttüğü zaman da Araplar: ( iiUjJi ur ) derler ve bu kelimeyi kullanırlar. Mantar yer altında gizlidir, yaprağı ve bacağı olmaz. Maddesi topraksal, buharlı bir cevherdir, toprağın hemen yüzüne yakın yerde yumrulamr. Kış soğuğu ile toparlanır, bahar yağ­murları geliştirir, büyütür ve yeryüzüne yumru yumru atılır ve çıkar. Bu yüz­den de ona ( ^>jNı JjjJr ) "yer çiçeği" derler. Çünkü hem şekil hem de mad­desi itibarıyla çiçek hastalığına benzer. Zira çiçeğin maddesi kanlı bir rutu­bettir ve çoğu kez büyüme yaşlan sırasında, hararet istilasının ve kuvvetin artmasının başlangıcında ortaya çıkar.

Mantar, ilkbaharda bulunan şeylerdendir; hem çiğ hem de pişirilerek ye­nir. Araplar onu "gökgürültüsü bitkisi" diye adlandırırlar. Çünkü ne kadar çok gök gürlerse o kadar çok olur ve yer yarılarak yüzeye çıkar. Bâdiyelerde yaşayanların yiyeceklerindendir. Arap ülkelerinde çok olur. En kalitelisi, az sulu ve kumlu toprakta olanıdır.

Çeşitli türleri vardır: Bir kısmı öldürücüdür ki, rengi kırmızıya çalar ve boğulmaya neden olur.

Mantar, üçüncü derecede soğuk ve rutubetli özellik arzeder. Mide için kötüdür, hazmı yavaşlatır. Devamlı yenildiği zaman kulunç (bağırsak ağrı­sı), sekte, felç, mide ağrıları ve idrar yaparken zorluğa sebep olur. Bunu yi­yecek olan kimse, önce onu yaş toprağa gömmeli, sonra su, tuz ve satir otuyla haşlamah ve zeytinyağı ve sıcak özellikli baharatla yemelidir. Çünkü man­tarın cevheri, kaba ve topraksaldır. Gıdası kötüdür. Ancak içerisinde hafifli­ğine delâlet eden ince sulu bir cevher de vardır. Onunla sürme çekmek göz kararmasına, sıcak özellikli göz ağrısına faydalıdır. Büyük tabipler onun su­yunun gözü parlattığını belirtmişlerdir. Mesihî ve Kanun sahibi Ibn Sina bun­lardandır.                                                                                   

Hz. Peygamber'in (s.a.): desi hakkında iki görüş vardır:

Birincisi: ALLAH Teâlâ'mn Israiloğulları üzerine indirdiği menn, sadece tatlıdan (kudret helvası) ibaret değildi. Bilakis hiçbir emek harcamak -sızın ALLAH'ın kendiliğinden bitirip onlara ihsan ettiği her türlü bitkiler "menn" kapsamına girer. Çünkü kelimesi mânâsında masdardır. Yüce ALLAH'ın, kuluna hiçbir çaba göstermeden lütfettiği her rızık, halis menn (kudret helvası)dır. Her ne kadar diğer nimetleri de ALLAH'ın, kulu üzerine in'âmı (menn'i) ise de, ismi, kulun herhangi bir çabası (kesbi) olmak­sızın kendisine ulaşan nimetlere tahsis edilmiştir. Çünkü bu tür nimetler, ku­lun çabası, sebeplere sarılması gibi, bir vasıta olmaksızın kendisine ulaş­maktadır.

ALLAH Teâlâ, çölde îsrailoğullannın temel gıdasını mantar kılmıştır. Bu ekmek yerine geçmektedir. Katıklarını da bıldırcın kılmıştır. Bu da et yerini tutmaktadır. Tatlılarını da ağaçların üzerine yapan kudret helva­sı (reçine) kılmış, böylece onların yaşantıları için gerekli olan besin maddele­ri tamamlanmıştır.

îyice düşündüğümüzde Hz. Peygamber'in (s.a.) "Mantarı, Yüce ALLAH'ın, îsrailoğullarına indirmiş olduğu "mennden biri" saydığını görüyoruz. Bu Al­lah'ın onlara ihsan buyurduklarından sadece bir tanesidir. "Terencebîn"[217] —ki ağaçların üzerine düşer— "menn"den bir nevidir. Sonra örf-i hadis ol­mak üzere "menn" kelimesinin "terencebîn (kudret helvası)" hakkında kul­lanılması galebe çalmıştır.

îkinci görüş: Hz. Peygamber (s.a.), mantarı gökten indirilen "menn"e (kudret helvası) benzetmiştir. Çünkü herhangi bir emek ve külfet harcanmak-sızın, tohum ekilmeksizin, sulanmaksızın devşirilir.

Peki, mantar kudret helvasından ise, içerdiği zararlar nereden kaynak­lanıyor? diye bir soru akla gelebilir.

Cevap: ALLAH Teâlâ, her şeyi sapasağlam ve yerli yerinde en güzel biçim­de yaratmıştır. O ALLAH'ın ilk yarattığı sırada her türlü âfet ve illetlerden uzaktır, ne için hazırlanıp yaratıldı ise o şey için yararı tamdır. İçerdiği zarar, zehir gibi unsurlar daha sonra ona mücavir olan şeylerden, ihtilat vb. sebeplerden olmakta ve onun asliyetini bozmaktadır. Eğer onu bozacak sebeplerden uzak olarak asli yaratılışı üzere bırakılacak olsa bozulmayacaktır.

Dünyanın başlangıcı ve daha sonra olup bitenler hakkında bilgi sahibi olanlar bilirler ki, dünyanın havasında, bitkilerinde, hayvanlarında, insanla­rın hallerinde meydana gelen bozukluklar hep daha sonradan ve onlarnın bo­zulmasını gerektiren sebepler yüzündendir. Âdemoğullarının kötü işleri, pey­gamberlere olan muhalefetleri öteden beri genel ve özel bozulmalara sebep olagelmiş ve üzerlerine elemler, hastalıklar, dertler, taunlar, kıtlıklar, ku­raklıklar, topraktan, meyve ve bitkilerden bereketin kaldırılması, menfaatle­rinin alınması veya noksanlaştırılması gibi birbirini takip eden pek çok şeyle­rin gelmesini intaç etmiştir. Eğer bunu kavrayacak bir ilminiz yoksa, şu âyet sizin için yeterli olabilir: "İnsanların elleriyle kazandıkları sebebiyle karada ve denizde fesâd (bozulma) ortaya çıktı."[218] Bu âyeti dünyanın hallerine vur, vakıa ile bu âyeti karşılaştır, söylediklerimizin doğruluğunu göreceksin. Her vakit meyvelerde, ekinlerde, hayvanlarda âfet ve hastalıklar nasıl ortaya çı­kıyor, bu âfetler zorunlu olarak başka âfetlere nasıl sebep oluyor, çorap sö­küğü gibi nasıl uzayıp gidiyor, insanların zulüm fısk ve fücura daldıkları her bir vakitte, Rab Teâlâ'nın onların gıdalarına, meyvelernine, havalarına, su­larına, bedenlerine, yaratılışlarına, suret ve şekillerine, ahlâklarına ne nok­sanlıklar, ne âfetler vermek suretiyle onlara kötü amellerinin, zulüm, fısk ve fücurlarının gereği olan musibetleri nasıl veriyor, nasıl belâlar yağdınyor, bun­ları gayet iyi anlayacaksın.

Buğday ve diğer tahılların taneleri eskiden, şimdikinden çok daha bü­yüktü. Nitekim dünün bereketi de bugünkünden kat kat fazlaydı. İmam Ah-med senediyle birlikte rivayet etmiştir: "Ümeyyeoğullarından birinin hazine­leri içerisinde bir kese bulunmuş. Bu kesenin içerisinde hurma çekirdeği bü­yüklüğünde ve üzerinde 'Bu buğday adalet günlerinde biterdi.' yazılı bir buğday tanesi varmış." Bu olayı İmam Ahmed, Müsned'inĞe zikretmiştir[219]

Bu hastalık ve umumî âfetlerin büyük bir kısmı, daha önceki ümmetlere indirilen azabın bir kalıntısı olmaktadır. Sonra ondan, onların amellerini iş­leyenlerini yakalamak üzere bir artık kalmış, böylece ALLAH'ın adaleti ve hak hükmü tecelli etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.) bu mânaya, taun hakkındaki, "O İsrailoğulları üzerine gönderilen azab ve cezanın bir kalıntısıdır." sözleri ile işaret buyurmuşlardır.

Yine ALLAH Teâlâ aynı şekilde, "Yedi gece ve sekiz gündüz kavmine"[220] rüzgârı musallat kılmış ve sonra ondan yeryüzünde o günler ile ona benzer günler için bir öğüt, bir ibret olsun diye bir bakiyye bırakmıştır.

Yüce ALLAH bu dünyada, hem salih hem de fâcir kimselerin amellerini, neticelerini zorunlu olarak gerektirici kılmıştır. Dolayısıyla iyilik yapmama­yı, zekât ve sadaka vermemeyi, gökten yağmurun yağmayışına,-kıtlık ve ku­raklığa [221] sebep kılmıştır. Yoksullara zulmü, ölçü ve tartıda hileyi, güçlü­nün zayıfa tecavüzünü idarecilerin zulmüne sebep kılmıştır. Bunlar öyle ida­recilerdir ki kendilerinden merhamet dilense merhamet etmezler, acımazlar; . aslında onlar idareci suretine girmiş, halkın (tebaanın) amelleridirler. Çünkü ALLAH Teâlâ, hikmet ve adaletiyle insanlara, amellerini münasip kalıp ve şe­killere dökmek suretiyle göstermektedir. Bu bazan kıtlık ve kuraklık şeklin­de, bazan düşman suretinde; bazan zalim idareciler şeklinde, bazan salgın has^ talik suretinde, bazan bütün insanları saran korku, endişe, gam, keder şek­linde, bazan göğün ve yerin bereket kapılarını üzerlerine kapatmak şeklinde, bazan azap sebeplerine onları kışkırtmaları ve böylece azabı iyice hak etme­leri için onlar üzerlerine şeytanların musallat kılınması suretinde tezahür eder. Akıllı kimse yeryüzünde basiretle dolaşır. ALLAH'ın adalet ve hikmetinin yer tuttuğu yerlere bakar, temaşa eder ve sonunda görür ki, peygamberler ve on­lara uyanlar hassaten kurtuluş yolu üzeredirler; diğerleri ise helak yolunda yol almaktadırlar ve helak ve azab yurduna doğru yüz tutmuşlardır. ALLAH işini bilir, O'nun hükmüne itiraz edecek, emrini geri çevirecek hiçbir kimse yoktur. Tevfik ancak ALLAH'tandır.

Hz. Peygamber'in (s.a.): "Suyu göz için şifadır." sözü hakkında da üç görüş vardır:

Birincisi: Suyu göz ilaçlan içerisine katılır; yalnız başına kullanılmaz. Bunu Ebu Ubeyd zikretmiştir.

İkincisi: Kızartıldıktan ve suyu süzüldükten sonra yalnız başına kullanı­lır. Çünkü ateş onu latifleştirir ve olgunlaştırır; fazlalıklarını ve eza verici ru­tubetini eritir, faydalarını alıkoyar.

Üçüncüsü: Onun suyundan maksat, oluşmasını sağlayan yağmur suyu­dur. Bu su yere inen ve mantara isabet eden ilk damladır. Dolayısıyla "onun suyu" şeklindeki izafet, cüziyeti bildirmek için değil, ona hayat veren su ile birlikte olan su demektir. Bunu da İbnü'l-Cevzî zikretmiştir. Üç görüş içeri­sinde en uzak ve zayıf olanı budur.

Şöyle de denilmiştir: Eğer mantar suyu, gözde olan şeyi soğutmak için kullanılacaksa, o takdirde yalnız başına şifadır; şayet başka bir hastalık için kullanılacaksa, o zaman diğer ilaçlar içerisine katılarak kullanılır.

el-Gâfikî şöyle der: "Mantar suyu, ismid ile yoğurulur ve göze sürme çekilirse, en uygun göz ilacı olur. Göz kapaklannı güçlendirir, görme gücü­nü her yönden arttınr, göze inecek illetleri defeder." [222]

[215] Buharı, 76/20; Müslim, 2049.

[216] Beyit için bk. Mecâlisû Sa'leb, s. 624; el-Hasâis, 3/58; el-Kâmil, 1264; Mecmau'l-Emsâl, 1/169; el-Muktadab, 4/48; el-Munstf, 3/134; ei-Muhıesib, 2/124. Her lügat ve nahiv ki­tabında bulunmasına rağmen beytin kime ait olduğu bilinmemektedir. Beytin mânası: "Senin için en iyisinden mantarlar topladım. Sana onun kötüsünü yemeyi yasakladım."

[217] Terencebîn: el-Mu'temed'dc (s.50) şöyle denilir: Daha çok Horasan taraflarında' görü­len, ağaç yapraklan üzerine yağan, bala benzer çiy tanesidir, katı ve kabarcık halinde olur.

[218] Rûm, 30/41.

[219] Ahmed, Müsned, 2/292.

[220] Âd kavmi.

[221] Merfû olan İbn Ömer hadisinde şöyle buyuruimuştur: "Bir kavim içerisinde kötülükler (fuhuş) ortaya çıkar ve yayılırsa, mutlaka aralarında daha önce seleflerinde görülmeyen taun ve ağrılar onaya çıkar, ölçü ve tartıda eksiklik yaptıklarında mutlaka kuraklık, ge­çim darlığı ve idarecilerin onlara zulmü ile cezalandırılırlar. Malların zekatlarını vermez­lerse yağmurdan mahrum bırakılırlar; eğer hayvanlar olmasaydı yağmur yağdınlmazdı. ALLAH

ve Peygamber'ine verilen ahdi bozduklarında, mutlaka ALLAH onlara başkaların­dan olan bir düşman musallat eder de onlar ellerinde olan varlıklarının bazılarını alırlar. İdarecilerinin ALLAH'ın Kitab'ı ile hükmetmemeleri ve ALLAH'ın indirdikleri karşısında mu­hayyer davranmaları durumunda, mutlaka ALLAH onları birbirlerine düşürür." Hadisi Ibn Mâce, (4019) tahric etmiştir. Senedinde Hâüd b. Yezid vardır, zayıftır. Ancak hadisi, Hâkim (4/540) hasen olan başka bir tarikle de rivayet etmiştir. Böylece hadis bu rivayet le güç kazanmıştır. Konu ile ilgili Beyhakî tarafından sahih senedle rivayet edilen İbn Abbas hadisi için bk. Beyhakî, 3/346.

[222] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 5/79-84.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc