Et

(1/1)

Hafize Aişe:
81— Lahm ,Et:

 

Yüce ALLAH şöyle buyurur: "Cennette olanlara diledikleri meyve ve et­ten bol bol veririz. "[240], "Ve canlarının isteyecekleri kuş eti ile etraflarında dolaşırlar."[241]

Sünen-i îbn Mâce'âeki Ebu'd-Derdâ hadisinde Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurur: "Dünya ehlinin de, cennet ehlinin de yiyeceklerinin efendisi et­tir."[242]' Merfû olarak rivayet edilen Büreyde hadisinde de: "Dünyada ve ahi-rette en üstün katık ettir."[243] buyurulmuştur.

Sahih-iBuharî'dz: "Hz. Âişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü, tirid'in di­ğer yemeklere üstünlüğü gibidir."[244] buyurmuşlardır. Tirid et ile ekmektir. Şâir şöyle der:

"Ekmeğine eti katık ettin mi, ALLAH'ın ahdi için işte yedin tindi[245] Zührî şöyle der: "Et yemek, yetmiş kuvveyi arttırır." Muhammed b. Vâsi ise: "Et, görmeyi arttırır." demiştir. AH b. Ebî Tâlib (r.a.): "Et yeyiniz. Çünkü o, rengi düzene koyar, karnı inceltir, ahlâkı güzelleştirir." demiştir. Nâfi' şöyle der: "İbn Ömer, Ramazan geldiğinde etsiz durmazdı, yola çıktığında etsiz kalmazdı." Nakledildiğine göre Hz. Ali: "Kırk gece et yemeyenin ahlâkı kö-îüleşir." demiştir.

Ebu Davud'un merfû olarak rivayet ettiği: "Eti bıçakla kesmeyiniz. Çün­kü o acem işidir. Onu kemirerek yeyiniz. Çünkü öylesi daha leziz ve afiyetti olur.[246] şeklindeki Hz. Âişe hadisine gelince; İmam Ahmed, Hz. Peygam-ber'in (s.a.) bıçakla et kestiğini belirten sahih iki hadisle onu reddetmiştir. Hadis daha önce geçmişti.

Etin çeşitli cinsleri vardır. Her biri aslı ve tabiatına göre farklılık arze-der. Her bir cinsin hükmünü, tabiatını, menfaat ve zararlarını anlatacağız:

1— Koyun eti: İkinci derecede sıcak, birinci derecede rutubetli özellik arzeder. İyisi bir yaşındaki koyunun etidir. İyi hazmedebilenler için güzel ve güçlü kan üretir. Soğuk ve mutedil mizaç sahiplerine, soğuk yer ve mevsim­lerde tam riyazat sahiplerine uygun bir gıdadır. Kara safra mizaçlı kimseleı için faydalıdır. Zihni ve hafızayı güçlendirir. Yaşlı ve zayıf koyunun eti kö­tüdür. Dişi koyun eti de Öyledir. En iyisi, koç etinin siyah kısmıdır. Çünkt o daha hafif, daha lezzetli ve faydalıdır. Burulmuş olanı daha faydalı ve kalitelidir. Semiz hayvandan alman kırmızı et daha hafiftir ve gıda bakımından da daha iyidir. Oğlak eti daha az gıdalıdır ve midede üste çıkar.

Etin en üstünü kemiğe yapışık olan kısmıdır. Sağ taraf sol taraftan daha hafif ve kalitelidir. Ön tarafların eti arka tarafın etinden daha üstündür. Hz. Peygamber'in (s.a.) koyunun en çok sevdiği yeri ön tarafı idi. Baş hariç üste gelen tarafların eti, alta gelen yerlerin etlerinden daha hafif ve kalitelidir. Fa-razdak, kendisine et alması için bir adama para vermiş ve: "Ön tarafından al, baş ve karından sakın; çünkü dert bu ikisindedir." demiştir. Boyun eti güzel ve lezzetlidir, hazmı çabuk ve hafiftir. Ön bacak eti en hafif, en lezzet­li, en yumuşak ve eza vermeden uzak, hazmı en çabuk olan kısmıdır. Bunun Hz. PeygamberMn (s.a.) hoşuna gittiği Sahihayn'da rivayet edilmiştir.[247]' Sırt eti çok gıdalıdır güzel kan yapar. *Sünen-i İbn Mâce'de merfû olarak: "En güze! et sırt etidir.*"' buyrulmuştur[248]

2— Keçi eti: Az hararetli ve kuru özelliklidir. Ondan meydana gelen ka­rışım güzel değildir, hazmı da iyi değildir. İyi bir gıda da sayılmaz. Teke eti mutlak anlamda kötüdür. Aşırı kurudur, hazmı çok zordur. Kara safralı ka­rışımlar doğurur.                                                         ı

Câhiz şöyle der: "Üstün doktorlardan birisi bana: Ey Ebu Osman! Sa­kın keçi eti yeme; çünkü o balgamı doğurur, kara safrayı tahrik eder, unut­kanlığa sebep olur, kam bozar. Vallahi o çocukları sakat eder, dedi."

Bazı doktorlar şöyle demişlerdir: Keçi etinden kötü olanı yaşlı keçi eti­dir, özellikle de yaşlı kimseler için, hiç de iyi değildir. Onu itiyad eden için, ondan bir kötülük yoktur. Galinos, bir yıllık keçi etini mutedil gıdalardan ve iyi sindirim için dengeleyici özellikli kabul etmiştir. Dişisi erkeğinden da­ha faydalıdır.

Nesâî'de keçi hakkında Hz. Peygamber (s.a.) şöyle buyurmuştur: "Ke­çiye iyi davranınız ve ona eza verecek şeyleri gideriniz. Çünkü o cennet hay-vanlarındandır."[249] Bu hadisin sübûtu hakkında istifhamlar vardır. Dok­torların keçi etini mahkum etmeleri cüz'î bir hükümdür, küllî (genel) bir hü­küm değildir. O zayıf midelere, ona alışkın olmayan, latif, yumuşak gıdalara alışık olan zayıf mizaçlılara has bir hükümdür. Bunlar ise şehirlerde refah içerisinde yaşayan az sayıda kimselerdir.

3— Oğlak eti: Oğlağın özellikle de süt emdiği sürece ve henüz çok körpe olmadığı zaman itidale yakın bir eti vardır. Süt emdiği için hazmı çok" süratli­dir, tabiatı yumuşatır. Hemen çoğu kez ve çoğu insanlara uygun bir yiyecek­tir. Deve etinden daha latiftir. Ondan oluşan kan mutedildir.

4— Sığır eti: Soğuk ve kuru özelliklidir, hazmı zordur, mideden yavaş inti­kal eder, kara safralı bir kan oluşturur. Sadece aşırı yorgun ve çok çalışan kimselere uygundur. Devamlı yenmesi kara safralı hastalıklar doğurur. Cild-de alacaklıklar, uyuz, temreği, cüzzam, fil derdi (bacak şişliği), kanser, ku­runtu, iki gün aşırı tutan humma ve pek çok şişlikler bunlardandır. Bu alış­kın olmayan ya da zararını biber, sarmısak, tarçın, zencefil vb. gibi şeylerle gidermeyen kimseler için sözkonusudur. Erkeği dişisinden soğukluk bakımın­dan daha azdır. Dişisi de kurulukça daha azdır. Buzağı eti, özellikle de semiz olması durumunda gıdalar içerisinde en uygun, en güzel ve lezzetlisidir. O sıcak ve rutubetli özellik arzeder. Hazmedildiğinde güçlü bir gıda verir.

5— At eti: Sahih'dc Esmâ'dan (r.a.) sabit olduğuna göre o şöyle demiş­tir: "Hz. Peygamber (s.a.) devrinde bir at boğazladık ve onu yedik."[250] Yine Hz. Peygamber'den (s.a.) sabit olduğuna göre, at eti konusunda izin vermiş, eşek eti yemeyi yasaklamıştır. Hadisi Buharî ve Müslim tahric etmişlerdir.[251]

Mikdam b. Ma'dîkerib'in (rîa.) Hz. Peygamber'in (s.a.) onu yasakladı­ğına dair hadisi sabit değildir. Ebu Davud ve4iğer hadis âlimleri böyle söyle­mişlerdir[252]

kur'an'da katırla, atın yan yana zikredilmesi, at etinin onun eti hükmünde olduğuna herhangi bir şekilde delâlet etmez. Aynı şekilde ganimet taksimin­de katırın hükmünün, atın hükmü gibi olduğuna da delâlet etmez. Yüce Al­lah, bazan birbirlerine eş olan şeyleri yanyana zikrederken, bazan da farklı ve birbirlerine zıt olan şeyleri yan yana zikretmektedir. Aynı âyetteki "Onla­ra binmeniz için."[253] ifadesinde, onun yenilmesine engel olacak bir unsur yoktur. Aynı şekilde onda, binme dışında diğer istifade yollarının menedil-mesine dair bir engel yoktur. Bu ifade sadece binme menfaatinin öneminden (1olayı zikredilmiştir. Helâlliği konusundaki iki hadis de sahihtir ve muarız­ları yoktur.

At eti sıcak kuru, kaba, kara safralı ve zararlı bi(;özellik arzeder. Nâzik bedenlere uygun değildir.

Aynca gevsek olan Sa-alri'ane ile rivayeti 'etmiştir.

6— Deve eti: Râfızîler ile ehl-i sünnet arasım ayıran hususlardan birisi­dir. Nitekim bu yahûdiler ile müslümanlar arasındaki farklardan da birisini teşkil eder. Yahudilerle Râfızîler deve etini kötülerler ve yemezler. İslâm'da onun helâl olduğu zorunlu bilgiler arasındadır. Hz. Peygamber (s.a.) ve as­habı, onu hem seferde hem de sefer haricinde devamlı olarak yemişlerdir.

Deve yavrusunun eti etler içerisinde en lezzetli, temiz ve gıda bakımın­dan güçlü olanlardandır. Alışkın olanlar için o, koyun eti mesabesindedir ve asla zarar vermez, derde sebep olmaz. Bazı tabipler onu sadece, alışkın ol­mayan şehirli zenginler için kötülenişlerdir. Çünkü onda hararet ve kuruluk vardır, kara safra oluşturur, hazmedilmesi zordur, hoşa gitmeyen bir kuvve­ti vardır. Bu yüzdendir ki Hz. Peygamber (s.a.) iki sahih hadiste[254] —ki mu­arızları yoktur— deve eti yiyenin abdest almasını emir buyurmuştur. Bu ha­dislerin, "elin yıkanması" şeklinde te'vili doğru değildir. Çünkü Hz. Pey-gamber'in kelâmında ( tjj»j ) kelimesinden kasdettiği mânâ bellidir; el yı­kama mânası bunun dışındadır. İkinci olarak da Hz. Peygamber (s.a.) ko­yun eti ile deve etini ayırarak, koyun eti yiyeni abdest alıp almamak arasında muhayyer bırakmış, deve etini yiyene ise abdest almalarını lazımı olarak em­retmiştir. Eğer "vudû' = abdest'' kelimesi sadece el yıkamaya hamledilecek-se, "Kim edep yerine elini vurursa abdest alsın.[255] buyruğundaki abdest de ona hamledilecektir.

Sonra onu yiyen, meselâ ağzına koymak suretiyle elini vurmadan yiye­bilir, eğer abdestten maksat el yıkamaksa, o zaman bu emir abes olur. Şâri*-in sözünü şer'î örf ve herkesçe bilinen mânası dışına hamletmek uygun ol­maz. Bu hükmün "Hz. Peygamber'in (s.a.) iki davranışından sonuncusu, ateşte pişen şeylerden abdest alınmasının terki idi." hadisi ile tearuz halinde olması da çeşitli açılardan doğru değildir:

1)  Bu hadis umûmîdir, deve eti yeme neticesinde abdest alınması emri ise özeldir.

2) Hadislerin yönleri farklıdır. Deve etinden abdest alma emri, "sırf onun deve eti olduğu" içindir; ister çiğ, ister pişmiş, ister kurutulmuş olsun farket-mez. Ateşin abdest almayı gerektiren bir etkisi yoktur. Ateşte pişen şeyin yenmeşinden dolayı abdest almayı terketme emri ise, bir şeyin ateşte pişmiş ol­masının abdesti gerektirici olmadığını beyan içindir. Dolayısıyla aralarında ne ilgi var ki tearuzları sözkonusu olsun? Birisi abdest alma sebebini -ki o onun deve eti olmasıdır- belirtirken, öbürü ateş dokunan şeyin abdest sebebi olmadığını belirtmektedir. Aralarında herhangi bir şekilde çelişki yoktur.

3) Bunda şeriatın sahibinden nakledilen genel bir lâfız yoktur. Sadece bir konuda biri diğerinden önce iki defa tekrarlanan bir olayın bildirilmesi söz konusudur. Nitekim bu, aynı hadiste belirtilmiştir. Şöyle ki: Hz. Peygam-ber'e (s.a.) et takdim etmişler, yemiş. Sonra namaz vakti gelmiş ve abdest almış, namaz kılmıştır. Sonraları yine et takdim etmişler, yemiş, sonra ab­dest almadan namaz kılmıştır. Bu iki işten sonuncusu ateşte pişen şeyden do­layı abdest almayı terk oluyordu. Hadis böyle gelmiştir. Râvi hadisin istidlal edilen yerini almak suretiyle ihtisarda bulunmuştur. Bunda ateş temas eden şeyden abdest alma emrinin neshine delâlet edecek ne var? Hatta böyle değil de daha sonraki tarihli zıt gibi gözüken genel bir lâfız olsa bile, o nesh için elverişli olmaz ve has (özel) olan nassın âmm (genel) olan nass üzerine takdi­mi gerekir. Bu son derece açıktır.

7— Dabb , keler eti: Helâlliği ile ilgili hadis geçti. Sıcak ye kuru özelliklidir. Cima şehvetini güçlendirir.

8— Gazal , geyik eti; En iyi avdır. Eti güzeldir. Kuru ve sıcak özelliklidir. Gayet mutedildir, sağlam mutedil bedenler için faydalıdır da de­nilmiştir. İyisi geyik yavrusudur.

9— Zaby , ceylan eti: Birinci derecede sıcak ve kuru özelliklidir; bedeni kurutur. Rutubetli bedenler için elverişlidir. İbn Sina Kanun adlı ese­rinde: "Vahşi hayvanlar içerisinde en üstün et, biraz kara safralı olmakla bir­likte ceylan etidir." der.

10— Erneb tavşan eti: Sahihayn'da Enes b. Mâlik (r.a.) şöyle anlatır: Bir tavşana rastladık, arkasından koştular ve onu yakaladılar. Ebu Talha onun budunu Hz, Peygamber'e (s.a.) gönderdi. Hz. Peygamber (s.a.)'de bunu kabul buyurdu.[256]                                                                 i

Tavşan eti mutedildir, hararet ve kuruluğa çalar. En güzel yeriitıudu-dur. En iyisi etini kızartarak yemektir. Karnı tutar, sidiği söktürür, taşlan

ufalar, kafasını yemek el ve baş titremesine iyi gelir.

11— HımânıH-vahş, yaban eşeği eti: Sahihayn'da Ebu Ka-tâde şöyle anlatır: "Bir umre seferinde Rasûlullah ile beraberdik. Ben bir yaban öşeği avladım. Hz. Peygamber (s.a.) onu yemelerini emretti ve o sıra­da ihrimh bulunuyorlardı. Ben ise ihramlı değildim."[257]

îbn Mâce'de Câbir'in (r.a.): "Hayber fethi sırasında at ve yaban eşekle­ri yedik." rivayeti bulunmaktadır.[258]

Eti sıcak ve kuru özelliklidir, çok gıdalıdır. Kara safralı yoğun bir kan oluşturur. Ancak iç yağı, Öd ağacı, (kust) yağı ile birlikte sırt ağrısına, böb­rekleri sarkıtan yoğun yele karşı faydalıdır. İç yağı sürüldüğünde çiğite iyi gelir. Genellikle bütün vahşi hayvan etleri, yoğun ve kara safralı kan oluştu­rurlar. İçlerinde en iyisi geyik etidir. Sonra tavşan eti gelir.

12— Cenin (ana karnındaki yavru) eti: İçindeki kan boşalmadığı için iyi değildir. Haram da değildir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.): "Ceninin tezkiye­si annesinin boğazlanmasıdır." buyurmuştur[259]

Irak âlimleri, diri olarak yetişilip boğazlanmadıkça ceninin yenilemeye­ceğini söylemişler ve hadisi tevil ederek ondan murat "Onun tezkiyesi anne­sinin boğazlanması gibidir." şeklindedir ve bu hadis, ceninin haramhğına bir hüccettir, demişlerdir. Bu yanlıştır. Çünkü nadisin öncesi vardır: Onlar Hz. Peygamber'e (s.a.) sormuşlar ve:

yoruzJ

Ya Rasûlallah! Biz koyunu kesiyoruz ve karnında cenin (yavru) bulu- yiyebilir miyiz? demişler, Hz. Peygamber (s.a.) de:

Eğer isterseniz yeyiniz. Çünkü onun tezkiyesi, annesinin boğazlan­ır, buyurmuştur.

Kıyas da ceninin helâl olmasını gerektirir. Çünkü o, ana karnında oldu­ğu sürece, annenin bir parçası olmaktadır. Annenin boğazlanması ise bütün uzuvların tezkiyesi demektir. Şeriat sahibinin; "Onun tezkiyesi, annesinin bo-ğazlanmasıdır." ifadesi ile işaret etmek istediği şey de budur. Onun boğaz­lanması nasıl diğer organlarının tezkiyesi demek ise ceninin de tezkiyesidir. Dolayısıyla Hz. Peygamber'in (s.a.) cenin etinin yenileceğine dair açık sün­neti bulunmasaydı bu kez sahih kıyas yine onun helâl olmasını gerektirecekti.

13— Kurutulmuş et: Sünen'de Sevbân (r.a.) anlatır: Bir sefer sırasında Hz. Peygamber (s.a.) için bir koyun kesmiştim. Bana: "Onun etini kurut!" buyurdular. Ondan Medine'ye gelinceye kadar, peygamberimi­ze yedire geldim.[260]

Kurutulmuş et, pastırmadan daha faydalıdır, bedeni güçlendirir, kaşıntı doğurur. Zararı, soğuk ve rutubetli baharatla bertaraf edilir. Sıcak mizaçlı­lar için elverişlidir.

Pastırma, sıcak kuru ve kurutucudur. İyisi, semiz ve rutubetli olanıdır. Bağırsak ağrılarına (kulunç) neden olur. Zararı süt ve yağ ile pişirilmek sure­tiyle giderilir. Sıcak ve rutubetli mizaçlı kimselere elverişlidir. [261]

[240]  Tûr, 52/22.

[241] Vakıa, 56/21.

[242] İbn Mâce, 3305. Senedinde iki meçhul, bir zayıf râvi vardır.

[243] Beyhakî rivayet etmiştir. Senedinde Abbas b. Bekkâr vardır. O hadis uyduran 3 cıdir. Bk. el-Fevâidu'I-Mecmûa, s. 168. az gıdalıdır ve midede üste çıkar.

[244] Buharı {Fethu'l-Barî, 6/320, 321; 7/83, 9/479); Müslim, 2431.

[245] Şairin kim olduğu bilinmemekledir. Bk. Sîbeveyh, el-Kitâb,  1/434, 2/144; Mufassal, 9/92, 102, 104; Lisânu'l-Arab; e-d-m- maddesi.

[246] Ebu Davud, 2778. Senedinde zayıf bir râvi vardır. Ebu Davud hadis hakkında: değildir." demiştir.

[247] Buharî (Fethu'I-Börî, 6/265); Müslim, 194; İbn Mâce, 3307.

[248] ibn Mâce, 3308; Ahmed, 1/204; Hâkim, 4/111; Ebu'ş-Şeyh, AMâku'n-Nebî, s. 200. Se­nedinde meçhul bir râvi vardır.

[249]  Bulamadık. Belki de es-Sünenül-Kübrâ'smâadır.

[250] Buharı, 72/27; Müslim, 1942.

[251] Buharî, 72/27; Müsüm, 1941.

[252] Ebu Davud, 3790. Senedinde tedlisçi Bakiyye b. el-Velîd vi lih b. Yahya b. el-Mikdam b. Ma'dîkerib vardır. Hadisi

[253] Nahl, İ6/8.

[254] Müslim, 360. Câbir b. Semüre'den.

[255] Muvatta, 1/42; Ahmed, 6/406; Ebu Davud, 181; Nesâî, 1/100; İbn Mâce, 479; Tirmizî, 82. Hadis sahihtir. Ancak buradaki emir, mendubluğa hamledilir, çünkü karine vardır. Hanefî mezhebinin görüşü böyledir. Hz. Peygamber, bu konuda kendisine yöneltilen bir soruya karşılık: "O da kişinin bir parçası değil midir?" buyurmuştur. Bk. Ahmed, 4/22, 23; Ebu Davud, 182; Tirmizî, 85; Nesâî, 1/38; İbn Mâce, 483; İbn Hibbân, 207. Hadis sahihtir.

[256] Buharı, 72/32; Müslim, 1953.

[257] Buharı, 28/5, 64/35; Müslim, 1196 (59).

[258] tbn Mâce, 3191. İsnadı sağlamdır.

[259] Hadis, tarikleri ve şahitleri ile sahihtir. Bk. Ebu Davud, 2827; Ahmed, 3/31, 39, 45, 53; tbn Mâce, 3199; Tirmizî, 1476; İbn Hibbân, 1077. Konu ile ilgili daha başka rivayetler için bk. Nasbu'r-Râye, 4/189-191.

[260] Ebu Davud, 2814; Müslim, 1975.

[261] İbn Kayyim el-Cevziyye, Za’du’l-Mead, İklim Yayınları: 5/88-95.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc