๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ => Sufilerin Hadis Anlayışı => Konuyu başlatan: Vatan Var Olsun ! üzerinde 15 Ekim 2011, 21:10:35



Konu Başlığı: İbn Kemal
Gönderen: Vatan Var Olsun ! üzerinde 15 Ekim 2011, 21:10:35
6. İbn Kemal


Bursevî'nin büyük ölçüde eserlerinden istifade ettiği ve kendisinden takdirle bahsettiği âlimlerden biri de müfti's-sekaleyn lakabıyla anılan Şey­hülislâm Ahmed b. Süleyman'dır. Daha çok Kemal Paşazade veya İbn Kemal olarak tanınan bu Osmanlı âlimi önceleri askerliğe heveslenmiş, daha sonra bu hevesinden vazgeçerek ilme yönelmiştir. Devrin meşhur ulemasından ilim tahsil eden İbn Kemal, önce Edirne müderris ve kadısı olmuş, daru'l-hadis ve medaris-i seman müderrisliğinden sonra Yavuz Sultan Selim tarafından ka­zaskerliğe tayin edilmiştir. Yavuz'un Mısır seferine katılan İbn Kemal, orada ulemâ ile görüşmüş, yaptığı ilmi sohbet ve münazaralarla onların takdirlerini kazanmıştır. Şeyhülislâm Ali Cemali Efendi'nin vefatından sonra şeyhülislâm olmuş, Ölümüne kadar sekiz yıl bu görevde kalmıştır.

Tefsir, hadis, fıkıh.tarih ve edebiyat dallarında küçük büyük üçyüz ka­dar eser yazan İbn Kemal 94O/1534'te İstanbul'da vefat etmiştir. [1133]

İbn Kemal, eserlerinin çokluğu sebebiyle çağdaşı meşhur âlim Süyûtî (Ö.911/1505) ile mukayese edilmiş, akli ilimler ve inceliklere nüfuz bakımın­dan İbn Kemal, nakli ilimler ve özellikle hadis sahasında Süyûtî üstün görül­müştür. İbn Abidîn (Ö.1252/1836), Reddü'l-Muhtâr'mda İbn Kemal'in her ilimde yed-i tûla sahibi olduğunu, hemen hemen her İlimde telifatmın bu­lunduğunu, Mısır diyarında Süyûtî ne ise Anadolu'da da İbn Kemal'in aynı konumda olduğunu nakletmekle birlikte [1134] Leknevî (ö.1304/1886), her ne kadar İbn Kemal'in edebiyat ve usûl yönünden Süyûtî'ye eşit olsa da hadis ilimlerinde ona denk olamayacağını, Süyûti'nin bu ilimlerde daha geniş bir ihataya, daha ince bir anlayışa malik bulunduğunu belirtmiş, İbn Kemal'in ise hadis iiminde sermayesinin az olduğuna, eserlerini mütalaa edenlerin bu durumu farkedeceklerine dikkat çekmiştir.[1135]

Leknevî'nin bu mukayesesi başkaları tarafından da itibar görmüş, İbn Kemal'in Hadis-i Erbain risalesi ve Meşârikul-envâr şerhiyle Süyûtî'nin bin­lerce hadisi toplayan eserleri karşılaştırıldığında aralarındaki farkın görülebi­leceği ifade edilmiştir.[1136] İbn Kemal bütün vakitlerini ilme ayıran, gece gün­düz demeden çalışan zamanın her türlü şartlarına rağmen kalemi durmayan bir ilim adamı olarak tanıtılmakla birlikte,[1137] onun hadis sahasındaki eserlerinin sayısı sekizi geçmemektedir.[1138] Bursevî'nin "İza tchayyertüm fi'1-umûr  hadisinde kaynak olarak İbn Kemal'in Erbaîn'ine atıfta bulunması, "Rûm'un a//âmesi bu hadisi şerhetmiştir, [1139]sahih hadistir [1140] diyerek İbn Kemal'e güven duyması, İbn Kemal'in hadis ilmindeki otoritesinden daha ziyade ona olan sevgi ve saygısının bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Bursevî, eserlerinde görebildiğimiz kadarı ile İbn Kemal'in telifatmdan yararlanmış, onun kitapla­rında zikrettiği hadislerin sahih olduğunda fazla tereddüt etmemiştir.

Buraya kadar Bursevî'nin ilmî otoritelerine itimat ederek eserlerinden gönül rahatlığıyla nakillerde bulunduğu âlimlerden Ebû Talib el-Mekkî, Zemahşerî, Necmüddin Kübra, Mevlânâ ve İbn Kemal'i kısaca tanıtmaya çalıştık. İsimlerini saydığımız bu zatların hepsi kendi sahalarında şöhret bul­makla birlikte, muhaddislerin ölçülerine göre hiçbiri hadisçi değildir. Hadis ilimlerinin değişik branşlarında bazı eserler yazmış olmalarına rağmen, muhaddislerin tabakât kitaplarında bir hadisçi sıfatıyla isimleri zikredilme­mektedir. Dolayısıyla Bursevî'nin titizlikle üzerinde durduğu büyük veli ve âlimlerin eserlerindeki hadislerin toptan sahih olduğu şeklindeki teslimiyetçi bir anlayış muhaddisler tarafından kabul görmemiş, tasvip edilmemiştir. Ni­tekim hadis usûlü âlimleri eserlerinde kimlerden hadis alınacağına dair bilgi­ler vermişler, bu konuda belli ölçüler koymuşlardır.

Hatîb el-Bağdadî (Ö.463/1071) el-Kifâye adlı eserinde "Resûlullah (s.a.)'den Gelen Hadislerin Ancak Sika Ravilerden Olursa Kabul Edileceği [1141] ve "Sika Olmayan Ravilerden Rivayetin Zemmi [1142] gibi başlıklar al­tında konu ile ilgili bilgilere yer vermiş, Kadı lyâz (ö.544/1149) el-İlma'ında, "Hadis Öğrenmede Samimi Niyetin Önemi ve Hadis Alman Kişinin Tenkİ [1143] babında kimlerden hadis ahnıp alınamayacağına biraz olsun temas etmiş, Kâsımî (ö.1332/1914) de Kavâidü't-tahdîs'de "Musannıfları Büyük Alim Bile Olsalar İsnadiarı Belli Olmadıkça Fıkıh ve Tasavvuf Kitaplarındaki Hadislere İtibar Olunmaması [1144] gibi unvanlar altında hadisçilerin hadis al­madaki ana İlkelerine dikkat çekmişlerdir. Bu durumda Bursevî'nin hadislerin kabulünde bir hadisin ulemâ billah olanların dillerinde dolaşmasını ve onla­rın eserlerinde yer almasını yeterli görmesi ancak tasavvuf! düşüncede itibar görebilir. [1145] Ehl-İ hadisin bu meseledeki tavırları bellidir. Daha önce mevzu hadisler konusunda bu anlayışın yanlış olduğuna dair bazı bilgiler geçmişti. Aslında Bursevî'nin "ekâbire hüsn-i zan" diyerek ifade ettiği otorite âlimle­re karşı İyi niyetli olmak, onların eserlerinde yer alan bilgilere itimat ederek bu bilgilerin doğru ve güvenilir olduğuna inanmak gerçekten güzel bir anla­yıştır. Biz bu anlayışın sadece Bursevî'ye mahsus olduğunu söyleyemeyiz. Zira diğer ulemanın eserlerinde ve sözlerinde bunun örneklerini pekâlâ gör­mek mümkündür. Meselâ, Alİyyü'1-Karî (ö.1014/1605) gibi özellikle mevzu hadisler konusunda mütehassıs bir İlim adamı bile kaynağına rastlayamadığı bazı hadislerde bu tür bir yaklaşımdan uzak kalamamsştır.

Karî, iki büyük cilt halinde şerhettiği Kadı lyâz (ö.544/1149}'m eş-Şifâ'sında zikredilen; "Marifet sermayemdir. Akı! dinimin esasıdır. Seugi ö-zümdür. Şevk bineğim, zikrullah yotdaşımdır. Güven hazinem, üzüntü arka­daşımdır. İlim silahım, sabır elbisemdir. Fakirlik iftiharım, zühd sanatımdır [1146] diye devam eden hadisin kelimeleri hakkında açıklamalarda bulun­duktan sonra, hadisin sıhhati konusunda şunları söylemiştir:

Bunlar derin mânaları ihtiva eden kelimelerdir. Muhtevaları Kitab ve sünnete uygundur. Musannif sahasında güvenilir, nakillerinde itimat edilir olduğundan rivayet ettiği bu hadiste ona hüsn-i zan beslemek gerekir. Bize göre hadisin sahih olduğunu gösteren bir belge bulunmasa da ihtimal ona göre bir delil olmalıdır. Düclî, bu hadisin hadis imamlarına göre uydurma olduğunu söylemektedir. Bu durum, hadisin isnadında yer alan bazı ravilerin tenkit edilmesinden kaynaklanmış olmalıdır. [1147] Bütün bunlara rağmen müslümanlar içinde dinî bakımdan sevilen, ilmî otoritesi kabul edilen, aynı zamanda keşif sahibi olduğu bilinen ulemanın eserlerindeki hadislerin ta­mamının tenkide tâbi tutulmadan sahih olduğunu söylemek mümkün değil­dir. Nitekim Leknevî (Ö.1304/1886) bu hususta muhaddis olmayan âlimlerin sahih ile mevzu hadisleri birbirinden ayıramadıklarını, böylece başkalarının o hadis hakkındaki açıklamalarına aldandıklarını, hadislerin naklinde gereğin­den fazla müsamaha gösterdiklerini söylemiş, Allah Teâlâ'nm her makama bir makâl, her fenne de bir rical tayin ettiğini, bazan bir şahsın taşıdığı fazilet ve özellikleri başkasının taşıyamadığını, öyle ise herkesi layık olduğu yere koymak gerektiğini belirtmiştir. [1148] Ayrıca bununla ilgili olarak Müslim (Ö.261/875) de ilimde her hak sahibinin hakkının verileceğini, o kimsenin layık olduğu yerine oturtulacağını söylemiş, [1149]"Her ilim sahibinin üs­tünde daha âlim biri vardır [1150] âyeti ile Hz. Peygamber'in insanlara de­recelerine göre muamele edilmesini tavsiye eden hadisini zikrederek insanla­rın bilgi yönünden eşit olmadıklarına dikkat çekmiştir. [1151] İmam Mâlik (Ö.179/795)'in beytülmal teslim edilecek kadar emin insanlardan, salihlerden bile olsa bazı şeyhlerden sırf bu işe ehil olmamalarından dolayı hadis alma­ması, hadis rivayet işinin rastgele bir iş olmadığını göstermektedir. [1152]

Zehebî (Ö.748/1347) bu durumu örnekleriyle gösterme yoluna gitmiş, i-limdeki büyüklüğüne rağmen Nuh b. Ebî Meryem (Ö.173/789)'in hadislerinin terkedildiğini, [1153] bazan bir fende imam olanın başka bir ilim şubesinde bilgsinin az olduğunu, meselâ Sibeveyh (ö.l80/796?)'in [1154] nahivde İmam olma­sına rağmen hadîsi bilmediğini, el-Cerrâh (Ö.198/814)'ın [1155] hadiste ön safta yer almasına karşılık Ara fazla aşinalığının bulunmadığını, Mu-hammed b. el-Hasen (ö. 189/805) [1156] fıkıhta baş olduğu halde kıraatin ne olduğunu tanımadığını ifade ettikten sonra, "Savaşların komutanları var­dır. Savaşları onlar yönetir" demiş ve insanlara ilimden çok az bir pay verildiğine işaret etmiştir. [1157]

Öyle ise hadislerin nakil ve rivayetlerinde sahih olup olmadıkları konu­sunda asıl görev, "hameletü'1-âsâr: sünnetin taşıyıcıları" olan muhaddis-lerindir. Resûlullah (s.a.)'in "Bu ilmi her kuşaktan âdi! olanlar yüklenecek­tir" [1158] buyurarak kendisinden sonra gelen, hadislerini rivayet ederek insanla­ra öğretenlere rahmet duasında bulunduğu, halifeleri olarak kabul ettiği muhaddislerin sünnete olan hizmetleri konusunda kimsenin bu konuda onla­ra ortak olamayacağı gün gibi aşikârdır. İlmî disiplinin muhafaza edilmesi açısından muhaddislerin hadislerle İlgili görüş ve düşünceleri her şeyin üs­tünde tutulmalı, bu konuda gayr-i ciddi bir tavır İçinde olunmamalıdır. [1159]

Bursevî'nin hadis tespit ve tashihinde kullandığı "Büyük Veli ve Âlimle­rin Eserlerinde Bulunan Hadisler" başlığı altında verilen bilgilerden anlaşıldı­ğına göre iyi niyete dayanmak ve büyük sayılan âlimlerin eserlerine itimat etmek suretiyle bir hadis anlayışı geliştirmek pek isabetli görünmemektedir. Bu prensibin mahzurlu tarafları derinlemesine yapılan hadis araştırmalarında ortaya konulmuştur.

Araştırmalar neticesinde hadis olarak şöhret bulan bazı haberlerin Hz. Peygamber'e ait olmadığı tespit edildiğinde bu haberlerin sıhhatini savun­mak için bu sefer de bir başka alternatif ileri sürülmektedir. Muhaddislerin söz konusu haberlerin zayıf veya uydurma olduğu noktasındaki net ifadeleri karşısında, o zaman da "lafzı sabit olmasa da mânası sahih" şeklinde bir formül geliştirilerek İşın içinden sıyrılma yoluna gidilmektedir. Nitekim bazı müelliflerin eserlerinde bu ve buna benzer örnekleri görmek mümkündür. İsmail Hakkı Bursevî de bu yolu benimseyenlerdir. Bursevî'nin eserlerinde kullandığı ölçülerden bir diğeri de nakledilen hadislerde hadislerin mânaları­na bakmasıdır.


[1133] Taşköprüzâde, Şekâik, -  226-227; İbnü'1-İmâd, VIII, 238-239; Bursalı, I, 352-353; Bilmen, II, 635-639; İbn Abidîn.  leddü'l Muhtar, I, 26; Özel, Hanefi Fıkıh Â/imleri, s. 111; Şeyhü­lislam İbn Kemal Sempt   ;um Bildirileri, Ankara 1986, s. 31-305.

[1134]İbn Abidîn, 1,26.

[1135] Bilmen, II, 636-637.

[1136] Bilmen, II, 637.

[1137] Taşköprüzûde, s. 227; İbnü'1-imâd, VI11, 239.

[1138] Fayda, "Mustafa, İbn Kemal'in Hayatı", İbn Kemal Sempozyum Bildirileri, s. 60.

[1139] Hadis için bk. Rûhu'i-Mesnevî, II, 41; Şerhu'i-Erbaîn, s. 380.

[1140] Makâlât, s. 29; Şerhu'l-Erbain, s. 380; Rûhul-Mesneuî, II, 41.

[1141] Hatîb, Ki/aye, s. 31-32.

[1142] Hatîb, a.g.e., s. 32-33.

[1143] Kadı lyâz, s. 54-61.

[1144] Kâsımî, s. 182-183.

[1145] Bursevî'de bu anlayışın değişik örnekleri vardır. Meselâ o Muhammediyye'sine şerh yazdığı sûfi âlim Yazıcızâde Mehmed Efendi hakkında şöyle demiştir: "Âlem-İ melekûta insilah vâ­ki olup Muhammediyye'yi Fahr-ı Âlem (s.a.)'e arzla memur olduğunu beyân etmiştir." Fe­rah, II, 236. Aynı eserin bir sayfa sonrasında ise Muhammediyye'ye şu iki kitabı da eklemek suretiyle şunları söylemiştir: "Füsûs'ta, İhyâu'l-ulûm'da, Muhammediyye'de ue bunların emsali Fahr-ı Âlem (s.a.)'in işareti ile tahrir olunan kıymetli eserlerde itiraz edilecek asla bir harf yoktur, itiraz edenler, cehaletlerinden itiraz ederler. İlham-ı evliya münkirlere göre hüccet değil ise de buna inananlara göre kuvvetli bir delildir. Şaşılacak haldir ki, bundan habersiz olanlar hayali bazı olaylara itibar ederler de euliyay-ı kiramın keşj-i sarih ve zevki sahih ile hasıl olan ilimlerine itibar etmezler." Ferah, II, 237. Nitekim Füsûs'un baş taraflarında da bu eserin İbn Arabi'ye âlem-İ misâlde verildiği ifade edilmiştir. Füsûs, s. 19.

[1146] Karî, Şerhu'ş-Şifâ, I, 319.

[1147] Karî, a.g.e., I, 319.

[1148] Leknevî, Ecvibe, s. 34; bk. s. 30-35.

[1149] Davudoğîu, Sabîh-i Müslim Şerhi, 1, 8.

[1150] Yûsuf (12), 76.

[1151] Davudoğîu, 1, 9.

[1152] Davudoğîu, I, 39, 49. bk. Hatîb, Kifaye, s. 116; Kadı lyâz, s. 60.

[1153] Ebû isme Nuh b. Ebî Meryem, sûrelerin faziletleri konusunda nakledilen hadisleri uydu­ran kişi olarak kitaplara geçmiş bir zattır. Usûl-i hadis, hadis ricali ve mevzuatla ilgili eserle­rin hangisine bakılsa hemen hemen hepsinde Nuh b. Ebî Meryem, hadis uydurmakla itham edilmiştir. Nitekim Hanefi mezhebinden olmalarına rağmen Aliyyü'1-Karî {0.1014/1605} ve Abdülhay ei-Leknevî (Ö.1304/18S6) gibi âlimler de aynı kanaati paylaşmışlardır. Tecrıd-ı Sarih mütercim ve sarihi Ahrrtet Naim merhum bu iddianın yanlış olduğunu, "Ehl-i reyin ecille-i fukahasmdan Mervek âlimi, mukteda bihi ve kadısı" olan Ebû Isme'nin fıkhı İmam Ebû Hanİfe (Ö.150/767) ile İbn Ebî Leyla (148/765) gibi iki büyük müctehidden aldığını, el-Câmi unvanıyla anılan böyle bir zatın hadis uydurmasının, hele hele uydurduğunu ikrar ermesinin muhal olduğunu belirtmiş, Ebû Isme'yi müdafaa konusunda bir hayli söz söyle­miştir. Tecrîd-i Sarih, (Mukaddime) s. 285-287. Tecrîd'İn diğer sarihi Kamil Miras da Ahmed Naim'in bu görüşlerine katılmış, Ebû Isme'nin hadis uydurmaktan tamamen beri olduğunu ifade etmiştir. a.g.e., s. 496498. bk. Süyütî, I, 282; İbnü'1-imâd, I, 283; Leknevî, Âsâr, s. 15.

[1154] Sivebeyh, Ebû Bişr, Amr b. Osman, nahiv sahasında yazdığı el-Kitab adlı eseriyle büyük bir şöhret kazanmış, onun bu eseri daha sonraki nahiv tedrisatında esas kabul edilerek bu alanın bir numaralı kaynağı haline gelmiştir. Öyle ki İbnü'n-Nedim'İn nakline göre Mâzinî (Ö.249/862), el-Kitab'ın büyüklüğünü ifade ederken şöyle demiştir: "Kim, nahiv ilminde Sibeveyh'in el-Kitab'ından sonra büyük bir kitap yazmak isterse, haya etsin." Bu eser, 1317/1889 yılında Bulak'ta basılmıştır. İbnü'n-Nedim, s. 74; Gümüş, Seyyid Şerif Cürcani, s. 35-36.

[1155] el-Cerrah hakkında daha önce rüya konusunda bilgi verilmişti.

[1156]Muhammed b. el-Hasen eş-Şeybanî, İmam Ebû Hanife (Ö.150/767)'nin öğrencilerin­den, onun mezhebini yayan ve kendi ictihadlarıyla zengişleştirerek Hanefi mezhebini kuran fakihlerdendir. Ebû Hanife'nİn vefatında 18 yaşlarında olan Şeybanî, daha çok Ebû Yusuf (Ö.182/798)'tan okumuştur. İmam Malik (ö.l79/795)'ten de üç yıl kadar ders okuyan Şeybanî, aynı zamanda İmam Şafiî (ö.204/819)'nİn hocaları arasındadır. Harun Reşid ile beraber gittiği Rey'de 189/805 yılında vefat etmiştir. Aynı gün Kisaî de öldüğünden halife Harun Reşid; "Bugün Rey'de Arapça ve fıkıh defnedildi" demiştir. Velûd bir yazar olan İ-mam Muhammed'in el-AsI, el-Câmİu's-sağîr, el-Câmiu'l-kebîr, es-Siyeru's-sağîr, es-Siyeru'l-kebîr ve ez-Zİyadat gibi günümüze kadar ulaşan eserleri vardır. İbnü'1-lmâd, I, 321-324; Leknevî, Fevâid, s. 163; Karaman, s. 96,98; Özel, Hanefi Fıkıh Âlimleri, s. 22-24.

[1157] Zehebî, III, 1031.

[1158] Hatîb, Şeref, s. 30.

[1159] Hatîb, Şeref, s. 30. bk. Kadı lyâz, s. 17-19.