Göğe Yere Sığmadım Hadisi

(1/1)

SaniyeNur:
2. Göğe Yere Sığmadım Hadisi


Allah Teâlâ, insanı ancak yaratanını tanıması ve ona kullukta bulunması için yaratmıştır. İnsanın diğer yaratıklardan üstün olmasını sağlayan Allah Teâlâ'yı bilmeye olan istidadıdır. Dolayısıyla insan en üstün mertebe olan marifetullaha diğer azaları İle değil ancak kalbi ile sahip olabilir. Allah'ı bilen, ona yaklaşan, onun için çalışan, Allah katında olanları keşfeden bu kalptir. Burada kastedilen "kalp" bedendeki bir et parçasından ibaret olan organ olmayıp, gözle görülmeyen insanın özü ruhani bir varlıktır.[1238]

Allah'ın göklere, yere ve dağlara arzettiği ilahi emaneti onlar kabul et­mekten çekinmiş, marifet ve tevhidden ibaret olan bu mükellefiyeti ancak insan yüklenmiştir.[1239] Gazâlî (Ö.505/1111), emaneti bu iki kavramla tanım­lamakla birlikte, müfessirlerin bu konuda değişik görüşleri vardır. Onlara göre buradaki emanetten maksat namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hac­cetmek, doğru söz söylemek, borcu ödemek, ölçü ve tartıda adil olmak, gusül abdesti almak, kısacası Allah'ın emrettiği farzları yapmak, yasakladığı haram­ları yapmamaktır.[1240] Emanetle ilgili bu Kur'an âyeti sabit iken aynı mânaya gelen yukarıdaki "Göğe yere sığmadım, fakat mümin kulumun kalbi­ne sığdım" hadisinin sübûtu üzerinde İhtilaf edilmiştir.

Mâna yönünden diğer hadislerde aslı bulunmasına rağmen muhad-disler, bu kalıpta bir hadisin İsnadının olmadığı gerekçesiyle mevzuat kitapla­rında zikredilmesini uygun görmüşlerdir. Gazâlî'nin İhyâ'sında mevcut olan bu hadis için Irâkî (Ö.8Û6/1403) aslını bulamadığını belirtmiş, [1241] İbn Teymiyye (5.728/1328), Zerkeşî (Ö.794/1391), Sehâvî (Ö.902/1496) ve Aliyyü'1-Karî (ö.1014/1605) gibi âlimler de aynı kanaatte olup, İsrailiy yattan olduğunu ifade etmişlerdir.[1242] Bununla birlikte Irâkî, aynı hadisin tahricinde Taberânî (ö.360/971)'nin rivayet ettiği şu hadise işarette bulunmuştur:

İnne lillahi âniyeten min ehli'1-arzi ve âniyetü Rabbiküm kulübü ibadihi's-salihîn: Allah Teâlâ'mn yeryüzündeki kullarından kapları vardır. Rabbinizin kapları salih kullarının kalpleridir. [1243]

Bursevî, muhaddislerden farklı olarak bunun hadis olduğu görüşünde­dir. Her zaman olduğu gibi, bu hadisi savunurken de aynı tezini ileri sürmüş ve şöyle demiştir:

Zahir olan bunun sahih olmasıdır. Zira bu hadis eskiden beri ulemâ billah olanların lisanlarında dolaşmakta, eserlerinde hiç bir cerh ue münâkaşa olmaksızın yer almaktadır. [1244]

Bursevî, sahih olduğuna inandığı bu hadis hakkında Lübbü'1-lüb adlı ki­tabında da şu açıklamalarda bulunmaktadır:

Kul, gönül hazinesinin kapısında oturup Hakk'ın kütüphanesine gir­meye, Hak'tan gayri efkara yol uirmeye. Dil (gönül) hanesini hıfzeylemek lazımdır. Hakk'ın rızasına muhalif olan hauatırdan. Zira kulun kalbi, Hakk'ın hazinesi ve kitaphanesidir. İnsan hazinedarıdır. Hakk'ın fikrinden gayrı şeyle­re yolu kapamak gerekir. Hadislerde;

Müminin kalbi Allah'ın arşıdır [1245] "Müminin kalbi Allah'ın evidir [1246] buyurulmuştur.

İhmal edip Hakk'ın hazinesini haramilere çaldırırsa hâli müşkil olur. Zi­ra hâin olmuş olur. Allah ise hâinleri sevmez. Nitekim şâir şöyle demiştir: Gönülde yanınca Hakk'ın çerağı Kesilir uğrunun (hırsız) ondan ayağı [1247]

Hakikatte Allah Teâiâ, kendi fikrinden başka kulunun gönlüne bir şey girmesine razı olmaz. Zira, gönül kendi evidir. Zira hadiste "Gönül, ilâhi bir Kabe'dir [1248] denilmiştir. Her kim oraya Hak'tan başka fikirlere yol verirse kalbini putlarla doldurmuş olur. Âyette; "O, her gün bir iştedir [1249] buyurul­muştur. Allah Teâlâ, daima tecelli üzeredir. O tecelliden emr-i Hakk zahir olup ve kullar üzere nazil olup ibadullahın gönlünü ziyarete gelmek üzeredir. Emr-i Hak, gizli misafirdir. Müminin kalbine konuk olur. O geldiği anda ku­lun kalbi Hak'la dolu ise o misafir gönülde Hak'la karşılaşır. Nitekim "Gök, yer beni içine almadı, mümin kulumun kalbi içine aldı" buyurulmuştur. Bu hadisin tefsirinde bir âşık şöyle demiştir.

Hakk'a bakan incidir gönül

İsme müsemmâya mazhardır gönül

Bir şahin bir anka kuşudur gönül

Zât-ı Hakk'ın varlığıdır gönül. [1250]

Bursevî, Yunus Emre'nİn gazeline yazdığı şerhte bu hadisle ilgili olarak şu tavsiyelerde bulunmuştur:

Var imdi bu hadisi bir hoş teemmül eyle. Tâ sana ona libas olmak ne­reden gelir fehmedesin vefehm anillah ehli olmakla şâkir olasın. [1251]

Ona göre kalp Allah'a, Allah sevgisine ve bilgisine karşı bir elbise gibidir. Bunu böyle bilip, bu anlayışın Allah'tan geldiğine İnanan insan bu halden dolayı Rabbine şükretmeli ve bu sırrın mahiyetini İyi anlamaya çalışmalıdır.

İbn Arabî, Fütûhât'ın 34. babında bu hadisi zikretmiş. "Kalbu abdî: Kulumun kalbi" ibaresinde yer alan abdî kelimesindeki izafet yâ'sı kadar yani Allah'a olan kulluk derecesi nispetinde kulun Allah'tan bir şeyler alabile­ceğini, marifetullah konusunda o ölçüde hissedar olabileceğini ifade etmiş­tir. [1252]

Heytemî (ö.974/1566), bu hadisin aslının bulunmadığına inanmakla birlikte, Allah'ın kalplere hulul ettiği şeklinde sûfiyyeye nispet edilen bir yo­rumu reddetmiş ve sûfilerin Allah hakkında neyin vacip, neyin muhal olduğunu iyi bildiklerini, onlann bundan maksatlarının müminin kalbinin Allah'a iman, muhabbet ve marifetle açılıp genişlemesi demek olduğunu belirtmiştir. [1253]

Sûfi müelliflerin hadis üzerindeki yorumları aşağı yukarı birbirinin aynı­dır. Nitekim Bursevî'den bir asır önce vefat etmiş olan Müceddid-i Elfi Sâni İmam Rabbânî (ö.1034/1625) de hadisin yorumunda Bursevî'nin görüşlerine benzer şeyler söylemiştir. İmam Rabbânî'ye göre, Aüah Teâiâ; "Göğe yere sığmam. Fakat mümin kulumun kalbine sığarım" buyurdu. Çünkü yer ve gök geniş olmakla birlikte maddedirler, mekanhdıriar. Mekansız olan nasıl olduğu bilinmeyen mukaddes varlık bunlarda yerleşemez. Mekansız olan mekanda yerleşmez. Müminin kalbi ise mekansızdır.[1254] Nasıl olduğu anlaşılmaz. Bu­nun İçin burada yerleşir. Tasavvuf büyükleri arasında kalbinin geniş olduğu­nu söyleyenler, kalplerinin mekansız olduğunu anlatmak istemişlerdir. Mümi­nin kalbi, sonsuz olan nurların tecelli yeridir. Bu bilgilerden İnsanın nasıl Rahman'ın halifesi olduğu anlaşılır. Halife olmaya yakışmayan, emanet yü­künü taşıyamaz. Sultanın hediyelerini ancak onun hayvanları taşır. Bundan dolayı Allah emaneti insana yüklemiştir.

Görülüyor ki sûfilerde ortak özellik kalbin Allah Teâlâ'yı büme, onun te­cellilerine mazhar olma yeri olduğudur. Bu noktada onların kalple ilgili açık­lamalarına diyecek bir şey yoktur. Bizim burada üzerinde durduğumuz sûfiyyenin eserlerinde boica zikredilen "Mâ vesianî semaî: Gök, yer beni içine almadı" şeklindeki hadisin sahih olup olmadığıdır. Yukarıdaki bilgiler­den bu hadisin muhaddislere göre sabit olmadığı anlaşılmaktadır. Halbuki hadisçüerin hilafına Bursevî, bu ibarenin sahih hadis olduğunu savunmakta­dır. Bursevî de dahil olmak üzere sûfîler hadisin sıhhatine hükmetmişler, yu­karıda görüldüğü gibi mesleklerine uygun şekilde hadise yorumlar getirmiş­lerdir. [1255] Çok fazla olmasa da Bursevî'nin kullandığı bir başka kudsî hadis de "Evliyâu tahte kubâbî" şeklinde nakledilen haberdir.

[1238] Gazâlî, III, 2; Cürcânî, s. 178; Elmahlı, i, 209-212,

[1239] Bu mealdeki âyet için bk. Ahzâb (33), 72.

[1240] Geniş bilgi İçin bk. Beyzâvî, Nesefî, Hâzin, İbn Abbas, (Mecmua içinde), V, 142-143; İbn Kesîr, III, 522-523; Ebu's-Suûd, IV, 221; Elmahlı, VI, 3934.

[1241]İhı/â, III, 15, Sübkî, İhyâ'da tespit ettiği, 943 isnadsız ve aslı olmayan hadisler içinde bu hadîsi de zikretmiştir. Tabakât, VI, 331.

[1242] Heytemî, s. 290; Sehâvî, s. 373-374; Karî, Esrar, s. 310, Aclûnî, II, 255-256.

[1243] Bu hadis Hz. Ali'ye de nispet edilmiştir. Muhasibi, Risâletü'l-müsterşidİn, s. 96; Gazâlî, Ihyâ, III, 15. Irâkî, hadisin müdeiles olduğunu söylemiştir. Aclûnî, il, 256.

[1244] Ferah, II, 208; bk. Rûhû'l-Mesnevî, II, 264; Si/si/e, s. 30; Bu ibare Bursevf nin takdir ettiği büyüklerden İbn Arabî'nin, Fütuhat, !, 316'da, Mevlânâ'mn Divân-ı Kefafr'inde, II, 104, 201'de kudsi hadis olarak zikredilmiştir. Ayrıca bk. Konevî, Hadis-i Erbain, s. 84.

[1245] Sagânî, bu hadisin uydurma olduğunu söylemiştir. Aclûnî, II, 130.

[1246] Aynı mânadaki ''Kalp, Rabbin evidir" hadisi de mevzudur. Karî, mânasının doğru olduğu kanaatindedir. Karî, Esrar, s. 260; Sehâvî, s. 308; Aclûnî, II, 129.

[1247] Lübbü7-/üö,s.4İ.

[1248] Hadisin kaynağı bulunamamıştır.

[1249] Rahman (55), 25. Bu âyetteki "şe'n" kelimesini müfessirler şu şekilde açıklamışlardır: Di­riltmek, öldürmek, bir topluluğu aziz yaparken bir başka topluiuğu zelil kılmak, zengin ve fakir yapmak, isteyene vermek, sağlamı hasta etmek, hastayı sağlığına kavuşturmak gibi, ezelde takdir ettiklerine muvafık olarak yaratacağı emir ve hükümdedir. Aynı zamanda a-yet,   "Allah,  cumartesi günü  iş yapmaz"  diyen yahudilere de bir reddir.  Süfyan b. Uyeyne'ye göre dehr (zaman) Allah Teâlâ'ya göre İki günden ibarettir. Birinci gün dünya­nın ömrüdür ki bu müddet içinde O'nun "şe'n: iş"'i emretmek ve yasaklamaktır. İkinci gü­nü de kıyamet günüdür ki, o zaman da "şe'n: iş"'i, ceza ve hesaptır. Beyzavî, Hâzin, Nesefî, (Mecmua içinde), VI,141-142; İbn Kesir, IV, 273; Ruh, IX, 300; Hmalılı, VII, 4679-4680; Çantay, Kur'an-ı Hakim, III, 990-991.

[1250] Lübbü'Nüb, s. 41-42. bk. Kitabü'n-Netlce, I, 385-417.

[1251] Şerh-i Gazel-ı Yunus Emre, vr. 47a.

[1252] İbn Arabî, Fütuhat, I, 216; bk. Konevî, Hadis-i Erbain, s. 84-88.

[1253] Heytemî, s. 290; Sehâvî, s. 373-374. Nitekim Bursevî, Kitabü'n-Netice'de bu hulul iddiasını reddetmiş ve şöyle demiştir: "Kalb mahall-i ilimdir ve Hakk'm zât-ı hakikatte ilmidir. Onun için ilim için başka mahal istemez. Hemân demek oldu ki: Benim zât ve sıfatım insan-ı kâ­mil âyinesinden görünür. Pes, insan-ı kâmil ayine ue sûret-i Hak ile zahirdir, yoksa Hak onun kalbine ve vücuduna hulul etmemiştir ue ilhad ehlinin zâhib olduğu gibi değildir" a.g.e., !, 136.

[1254] Kalbin ahvali ile İlgili geniş bilgi için bk. Gazâlî, III, 248.

[1255] Rabbânî, Mektûbât, 1, 325-326. bk. a.g.e., I, 80,101.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc