ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslamda Bayanlar Dünyası (Tıbbi & İlmi Konular) ๑۩۞۩๑ > Müslüman Bayanlar ve İslami ilimler > Sorularımız ve Cevaplarımız > Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur?  (Okunma Sayısı 3317 defa)
07 Mart 2009, 18:07:18
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« : 07 Mart 2009, 18:07:18 »



Kavga sonucu eşlerin yataklarını ayırması nikahın sıhhatine mani değildir. Bununla nikah düşmez.

İslâm'da dargınlık hâli, müminler arasında herhangi bir konuda ihtilâf edilebileceği kabul edilerek geçerli sayılmış; ancak bu hâlin üç günü geçmemesi gerektiği emredilmiştir. (Buhârî, Edep, 57, 62; Müslim, Birr, 23, 25).

Bu, alelâde günlük vakalar içindir. Ayrıca, "yüz çevirme" denilen bir dargınlık türü de vardır ki, asîler ve fasıklara karşı yapılır. Dârü'l İslâm' da yaşayanlardan müslümanlar arasında kesinlikle ayrılık söz konusu olamaz. Eğer küskünlük meydana gelmiş, nefslere uyulmuşsa, Allah'ın şu emri tatbik edilir: "Muhakkak müminler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki, size rahmet edilsin." (el-Hucurat, 49/10).

Hz. Peygamber de şöyle buyurur:

"Bir kişinin kardeşini üç günden fazla küs bırakması helâl değildir. İki mümin karşılaştıkları zaman birisi yüzünü şu tarafa, öbürü öte tarafa çevirir. Halbuki bu iki mü'minin hayırlısı önce selâm vermeye başlayandır." (Tecrid-i Sarih Tercemesi, XII 145)

Yüz çevirmeye gelince; bu, asî, fasık, zalim kimselere karşı yapılacak bir davranıştır. Tebük gazasına katılmayıp geride kalan Kâ'b ibn Mâlik, Mürâre İbn Rebî' ve Hilâl İbn Ümeyye adlarındaki üç sahabî ile Hz. Peygamber'in emriyle elli gün hiçbir müslüman konuşmamış, onlara selâm bile verilmemiş ve selâmları alınmamış, onlara güleryüz gösterilmemiş, tamamen dışlanmışlardı. Kâfirlere karşı düzenlenen cihat harekâtından geri kalan bu üç kişiden Kâb, bizzat, yaşadığı o acıklı durumu şöyle anlatır:

"...Sonra Rasûlullah müminlerin bizimle konuşmasını yasakladı. Savaşa katılmamış olan üçümüzle de kimse konuşmuyordu. Herkesten ayrı kalmıştık. Yeryüzü bana çok dar ve manasız gelmişti o zaman..." Bunlar toplum içinde yapayalnız kalınca çok pişman olmuş ve yaptıklarına tevbe etmişlerdi. Nihayet Allah Teâlâ onları affedip haklarında şu âyeti indirdi:

"Ve Allah savaştan geri kalan o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu. Bütün genişliğiyle beraber yeryüzü başlarına dar gelmiş canları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah'tan, yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah onların tövbesini kabul Buyurdu ki tövbe etsinler. Çünkü Allah tövbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir. " (et-Tevbe, 9/118).

Bu âyet indikten sonra, kendilerinden yüzçevirilen üç sahâbî büyük bir sevinçle ümmetle bütünleşmişlerdi. (Hadîsin ve olayın tam metni için bk. Buhârî, Meğâzî, Gazvetü Tebük

Bu olay göstermektedir ki, İslâm toplumunda müslümanlar bir vücût teşkil ederler. Onlar, birlik ve bütünlük içinde topluca Allah'ın şerîatına sarılırlar, Ümmete aykırı düşenler hemen toplum dışına itilirler. Ka'b ve arkadaşlarının başına gelen olay ayrıca İslâm toplumunun samimi bir iletişim düzeni kurmasının önemini; Allah rızası için dostluk kardeşlik bağı ile bağlı olan müminlerin cemâat anlayışında bulunması gereken aşıklık ve netliği: davanın mükellefiyetlerine göğüs germe, verilen emirlere değer verme ve müşrûiyyet dairesinde itirazsız itaat etmenin ehemmiyetini; müslümanlardan ayrı düşüldüğünde nasıl pişman olunduğunu da anlatmaktadır.

Rasûlullah (s.a.s.) Müslümanların birbirine buğz etmelerini, arka çevirmelerini, hased ve birbirleriyle alay etmelerini yasaklamıştır. (Buhârî, Edep 57; Müslim, Birr, 24, 28; Tirmizî, Kıyâme, 54) Rasûlullah, İslâm toplumunda da insanlar arasında türlü geçimsizliklerin çıkacağını bilerek müminlere kesinlikle üç günden fazla birbirlerini bırakmamalarını emretmiştir. Rasûlullah, müminlerin birbirlerine üç günden fazla küs durmalarının onları kin, nefret, buğz duygularıyla donatacağını ve doğal olarak zıtlaşmanın çatışmalara bile yol açacağını haber vermiştir.

Küskünlükler, bir münakaşada kızgınlık sebebiyle ve sarfedilen kelimelerle; eline, beline, diline sahip olmayan şuursuz müminler arasında görülebileceği gibi, bir başkası tarafından taşınan sözler sebebiyle, karşılıklı vuruşma, sövme gibi sebeplerle meydana gelmektedir. Günümüzde mezhep, meşrep vb. görüş farklılıklarının taassup ve fanatizm derecesine varmasından da ümmet fertleri arasında ayrılıklar görülmektedir. Netîce itibariyle her kim Rasûlullah'ın en güzel yoluna uymuşsa, cahilî, ilkel, kaba yobaz, ham softâ tavır ve tutumları bırakmak zorundadır. Buna riayet eden müslümanlar asla dargın kalmazlar. (Ayrıca bk. Takvâ, Sulh, Hased, Kibir, Âdâb, Ahlâk). (Sait KIZILIRMAK)

.....
Hadiste belirtildiği üzere karıya, kocanın "iyi muâmele"de bulunması esastır. Kocasının onun üzerinde bazı hakları vardır. Ancak onun da kocası üzerinde hakları vardır. Her ikisi de diğerinden bu haklardan daha fazlasını zorla isteyemez. Erkeğin kadınına karşı borçları nafakadır: Yiyecek, giyecek ve mesken temini. Dinimiz bunların asgarî miktarını tâyin ederken devrin şartlarını, örfü, kadının geldiği ailenin iktisadî seviyesini göz önüne almıştır. Fıkıh kitaplarımız bu meselelere geniş yer verir. Teferruata girmeden İslâm âlimlerinin icma ettikleri ana prensipleri kaydedelim:

Nikah akdi, istihdam (kadını hizmetlenme) akdi değildir. Bu sebeple yemek yapmak, evi süpürmek, çamaşır yıkamak gibi dahilî; dükkanda, tarlada çalışmak, hayvanları tımar etmek gibi harici işleri yapmakla mükellef değildir. Kadın, bu çeşit hizmetlerin görülmesi için, masrafı kocası tarafından karşılanmak üzere en az bir hizmetçi tutmak hakkına sahiptir. Koca, hanımın yemeğini pişmiş ve hazırlanmış olarak getirmek zorundadır. Kadın bir kısım ev işlerini yapıyorsa bunu hukukî bir mecburiyet olarak değil, bir iyilik, hoş bir âdet, örf olarak yapar. Bu çeşit işleri yapmak istemese kocası icbar edemez. Bu davranışı sebebiyle kadın günahkâr da olmaz. Ona terettüp eden hukukî vecibe: “Kocasından izin almadan evden ayrılmaması, kocasının istemediklerini eve almaması, çağırdığı takdirde yatağa gelmesidir.”

......
Erkek eşinden yatakta en fazla kaç gün uzak kalabilir?

Herseyde oldugu gibi, ibadette de ifrat ve tefrit makbul degildir. Makbul olani, ne ifrata kaçan, ne de tefrite düsen... Belki vasatî olandir.
Nitekim hadîste de ayni hüküm verilmekte, ayni ölçü tavsiye buyurulmaktadir:

– Allah için yapilan ibadetlerin en faziletlisi, vasat olanidir!

Vasat ibadet, sahibini mecburî mükellefiyetlerini yapamaz hale düsürmez. Aile ve çoluk çocugunu ihmal eder hale sürüklemez. Belki her hak sahibine hakkini verme mükellefiyetlerini hatirlatir, o imkâni dâima elinde muhafaza etme titizligi temin eder.

Hal böyleyken, yazimiza konu olan genç, böyle bir anlayis içinde degildi. O, yeni evlenmis olmasina ragmen yazin en sicak günlerinde bile gün boyu oruç tutuyor, sabahlara kadar da namaz kiliyordu. Yâni, mükellefiyetlerini ifa ettikten sonra ayrica nafile ibadetlerle çok ileri gidiyor, hattâ bu yüzden hanimini da ihmal etmis oluyordu.

Anlayisli ve tahammüllü hanimi, onun bu halini zamanla geçer düsüncesiyle çok görmedi, sabirla karsilamayi düsündü. Ama kocasi, devam ettirmek niyetinde görünüyordu bu halini. Bu yüzden durumu Halife Hazret-i Ömer’e izah etmekte zaruret gördü. Ancak, bunu nasil söyleyecek, ne türlü bir ifadeyle anlatacakti?

Kendine göre bir ifade tarzi da buldu. Dogruca Halifenin huzuruna girdi. Halifenin yaninda meshur hukukçu Kâ’b vardi.

Bütün kuvvet ve cesaretini toplayarak konustu:

– Yâ Emîre’l-Mü’minîn, öyle zâhid bir beyim vardir ki, bütün yaz boyu sicak günlerde oruç tutuyor, yine böyle kisa gecelerde sabahlara kadar da nafile namaz kiliyor. Bunu araliksiz sürdürüyor, hiç birakmiyor!

Halife böyle bir gencin varligindan dolayi memnun oldu.

– Masaallah, barekallah, senin kocana. Demek bu uzun günlerde, böyle kisa gecelerde bütün mevsim boyu ibadette bulunuyor, tebrik etmek gerek böyle genci.

Kendisinin Sansürlü Kelime (**** )âyet ettigi konuyu Halifenin tebrik ettigini gören kadin, baska hiçbir sey söylemeden çikip gitti.

Ama meshur Basra Kadisi Kâ’b, buna itirazda bulundu:

– Yâ Emîre’l-Mü’minîn, siz bu kadinin kocasini tebrik mi ediyorsunuz? Halbuki kadin onu size Sansürlü Kelime (**** )âyet ediyor? dedi.

Halife tereddütlü:

– Hayir, Sansürlü Kelime (**** )âyet degil, tebrik ediyor.

Sansürlü Kelime (**** )âyetti, tebrikti derken, Halife adam gönderip kadini çagirtti.

– Söyle bakalim, zâhid gencin hanimi! Beyinin bu halini Sansürlü Kelime (**** )âyet mi ettin, yoksa takdirinden dolayi mi böyle konustun?

– Ne takdiri yâ Emîre’l-Mü’minîn, Sansürlü Kelime (**** )âyet ettim. Ben de baska kadinlar gibiyim. Benim de normal ve fitrî ihtiyaçlarim var. Ama onun böyle bir meselesi yok. O, bütün gün aksama kadar oruç tutar, yine bütün gece sabahlara kadar namaz kilar. Bunun disinda baska bir mes’ele dikkatini çekmez, zihnini mesgul etmez. Benim varligimin farkinda bile degil.

Islâm hukukçusu Kâ’b’in tahmini dogru çikinca Halife ona döndü:

– Söyle bakalim ey Kâ’b, ne diyeceksin bu hanima? Teshisi sen yaptin, tedaviyi de sen göstereceksin.

– Yâ Emîre’l-Mü’minin, bu kadinin kocasini getirtin, ben söyleyecegimi bilirim.

Hemen genci buldurtup getirttiler. Kâ’b, ona su kisa nasihatta bulundu:

– Bütün gün oruç tutup, sabahlara kadar da namaz kilan delikanli, sunu iyi bil ki, bu halin bir ifratin eseridir. Ifrat ise, herseyde oldugu gibi, ibadette de iyi degildir. Makbul sayilmamistir. Amellerin efdali, vasat olanidir.

Ve Kâ’b söyle devam eder:

– Bundan böyle aileni günlerce ihmal etmeyecek, her dört günde bir mutlaka onun yaninda olacaksin. En azindan dört günde bir yaninda olmaz, onu yine yalniz birakmakta israr edersen, yaptigin ibadetten kazandigin sevabin, onu odasinda yalniz birakmaktan dolayi üstüne aldigin sorumlulugu ortadan kaldiramaz.

Genç, Islâm Hukukçusu Kâ’...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur?
« Posted on: 19 Temmuz 2019, 03:08:51 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur? rüya tabiri,Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur? mekke canlı, Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur? kabe canlı yayın, Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur? Üç boyutlu kuran oku Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur? kuran ı kerim, Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur? peygamber kıssaları,Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur? ilitam ders soruları, Aile hayatında karı koca'nın kavgadan sonra yataklarını ayırması doğrumudur?önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &