ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Hazreti Muhammed a.s.v > Son Peygamber > Amine´nin Vefatı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Amine´nin Vefatı  (Okunma Sayısı 948 defa)
12 Aralık 2009, 17:03:20
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 12 Aralık 2009, 17:03:20 »



Amine´nin Vefatı

Amine hatun, hoşuna gittiği kadar Neccaroğullarınm yanında ikamet etti. Ancak Haşimoğullarmdan ve Muhammed´in temiz yürekli dedesi, koruyucusu Abdulmuttalib´in uzağında kalmak da istemiyordu. Bu nedenle Mekke´ye geri dönmeyi gerekli gördü. Mekke´ye dönmek için yol hazırlığına başladı ve nihayet yola ko yuldu. Ancak Mekke´ye gitmekte iken Ebva denilen, Mekke ile Medine arasında fakat Medine´ye daha yakın bir mevkide vefat etti. Nitekim Ravzul Enf adlı eserin sahibi de böyle der. Anasının vefat etmesi üzerine Muhammed, hem babadan, hem anadan yetim kaldı. Ama Cenab-ı Allah Onu insanlığa hak yolunu göstere cek bir önder olarak koruyacaktı. O, insanlığı rahmete davet ede cekti. Rahmet peygamberiydi. Çünkü insanlara karşı merhametli olmak, insanın yaşantısı esnasında çektiği kişisel elem ve acılar dan doğar. Ancak zayıflığın ve kimsesizliğin acısını tadan kimse ler zayıf kimselere merhamet ederler. Yetimlik kadar bir zayıflık düşünülebilir mi? İşte Muhammed, yetim kalmıştı. İnsanlara ka ba davranan kimselerin çoğunluğu, refah içinde yaşayan ve haya tın nimetlerinden lezzet alan kimselerdir.

Muhammed´in arınmış ve iffetli anası vefat etmişti. Artık o, ha yata atılmak çağına da gelmişti. Annesinin şefkatinin tadını al mıştı. Onun lütufkarlığını hissetmişti. Muhammed, annesinin tüm varlığı olmuştu. Annesi onunla sevinip ferahlamışlı. Evliliği­nin ilk günlerinde kaybettiği kocasının sevgisini, yavrusuna ver mişti.

Daha önceleri ana rahminde iken Muhammed, babasını kay betmişti. Baba şefkatini, dedesi Abdulmuttalib´de görmüştü. Bu nedenle babasızlığı hissetmemişti. Çünkü babasını görmemiş ve bilmemişti. Bu hal ile hayata yönelmişti. Görüp bilmediği ve tanı madığı, ama kaybettiği babasının yokluğunu, dedesi Abdulmut-talib ona hisettirmemişti. Fakat artık bilinçlenmiş, olayları kav-rayabilen bir çocuk haline gelmiş iken anasını kaybetmişti. Ana lık şefkatinin tadını aldıktan sonra annesinden yoksun kalmıştı. Şefkatli annesinin sevgisinin yerini tutacak bir şeyi kalmamıştı. Artık Muhammed, hissettiği her şeyini yitirmiş ve yalnız kalmış tı. Anasına tutkun idi. Ondan yoksun kalma acısına maruz kal mıştı. Ama bu acı ona sabretmeyi Öğretmişti.

Muhammed´in annesine tutkunluğu artmıştı. Ancak bununla birlikte sabrı da artmıştı. Tutkunluk ve sabır.. Her ikisi birbirine karşıt olan duygular. Muhamed ile cariye, garip olarak çölde kal dılar. Yol engebeli, mesafe uzaktı. Fakat bu mesafeyi kat etmeleri gerekiyordu. Gurbet acısıyla anasını kaybetme acısı ve memle ketten uzak olma burukluğu bir araya gelmişti. Fakat bu iki insa nı Cenab-ı Allah kendi himayesine alarak korudu. Muhammed, sabrı ve acılara karşı dayanmayı öğrenecekti. İlahi gözetimin ve rabbani inayetin altındaydı. Bütün bu durumlar, ileride insanları hakka davet ederken karşılaşacağı zorluklarda kendisi için ruhi ve manevi bir azık olacaktı. Müşriklerin ve şirkin baskısına, saldırısma karşı göğüs gerecekti. Zayıflığını hissettiği zaman, Allah´a sığınarak eziyetlere karşı direnecekti.

Annesini kaybettikten sonra kendisini Mekke´ye götüren ve bakıcılığını üstlenen, bir bakıma annesinin yerini alan, Habeşli bir cariye olmuştu. Her ne kadar annesinin şefkatini kendisine tam olarak veremediyse bile yine de onu himayesine almıştı.

Peygamber efendimizin temiz yaşantısının Habeşli bir cariye ile irtibatlandırılmış olması, Allah tarafından O´na bahşedilen in sani bir azıktır ki, Peygamber efendimiz insanların eşit oldukları nı hissetsin ve üstünlüğün güzel davranışla elde edilebileceğini, insanların şovlarıyla övünmeleri yoluyla elde edilemiyeceğini an lasın. Muhammed´in küçücük bir çocuk iken muhtaç olduğu bakı cının, Habeşli bir cariye olmasında yüce hikmetler saklıdır. İn sanların birbirlerine eşit olduklarına, şerefin ancak fayda ve şef katle elde edilebileceğine dair rabbani bir terbiyeyi alması için Ce-nab-ı Allah onu Habeşli bir cariyenin himayesi altına bırakmıştı. Her ne kadar öz anasınınki kadar değildiyse de analık sevgisini kendisine tattıran kadının Habeşli bir cariye olması, garip karşı-lanmamaîıdır. Bu cariye, Allah´ın yardımı, kendisinin şefkat ve himayesiyle Mekke´ye götürmüş ve çocuğu dedesine ulaştırmıştı. Cenab-ı Allah o küçücük çocuğu, ileride kölelere yardımcı olsun ve insanların köleleştirilmesine engel olsun diye habeşli bir cariye nin himayesine tevdi etmişti. Sahabilerden birinin diğerine "Ey siyahinin oğlu !" diyerek hakarette bulunduğunu duyduğunda öf kelenmesi ve aşırı şekilde gazapianması, garipsenmemelidir. Bu gibi durumlarda yüksek sesle ve şiddetli bir tonla şöyle uyarıda bulunmuştur: "Ölçek taştı (yani yeter artık) ölçek taştı, ölçek taştı. Beyazın oğlunun siyahın oğluna üstünlüğü, ancak takva iledir. Mahammed beyazın oğludur. Ama siyahi biri onun bakıcılığını yaptı. Böylece Muhammed her ikisinin oğlu oldu."

Muhammed anne sevgisini tattığı gibi anadan ayrı kalmanın ızdırabmı ve hasretini de tattı. Bu nedenle gelişip büyüdükten, erişkin bir erkek olduktan, Allah´ın peygamberi olma şerefine nail olduktan sonra anasının mezarını ziyaret etti. Ravzul Enf adlı eserde şu ifadelere rastlamaktayız:

"Bir hadiste anlatıldığına göre Rasulullah (sav) annesinin Ebva´da bulunan mezarını ziyaret etti. O kadar ağladı ki (yanında bulunanları da) ağlattı."

Bu sahih bir hadistir. Başka bir sahih hadiste de onun şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir:

´´Anamın mezarını ziyaret etmek için rabbimden izin istedim. Bana izin verdi. Gidip ziyaret ettim. Anam için istiğfarda bulun ma iznini rabbimden istedim, ama bana bu izni vermedi."

Bezzar´m müsnedinde Büreyde´den rivayet edilen bir hadiste anlatıldığına göre peygamber efendimiz, annesi için istiğfarda bulunmak istediğinde Cebrail (as) göğsüne vurmuştu. Ve O´na: "Müşrik biri için istiğfarda bulunmal" diyerek uyarıda bulun muştu. Bunun üzerine Peygamber efendimiz de üzgün bir halde geri dönmüştü.

Bunu doğrulayan bir başka hadiste anlatıldığına göre adamın biri, Peygamber efendimize gelerek:"Ya Rasulullah! Babam ne rededir?1´ diye sorunca peygamber efendimiz ona: "Doğrusu ba bamda baban da ateştedirl" diye seslenmişti.Fakat biz kendimiz peygamber efendimizin ebeveyni hakkında böyle bir şey söyleme yetkisine sahip değiliz. Çünkü Rasulullah (sav) bir hadis-i şerifle rinde şöyle buyurmuşlardır:

"Ölüler sebebiyle dirilere eziyet etmeyin ." Peygamber efendi miz bu sözü kendi nefsinde hissettiği için o adama söylemiş olabi lir. Bir rivayete göre o adam, Peygamber efendimize: "Ya senin baban nerededir?" diye sorduğu için peygamber efendimiz ona böyle cevap vermiştir. Ma´mer bin Raşit, yukarıdaki hadisi bun dan başka bir lafızla rivayet etmiş, ancak bu rivayetinde "Doğru su babam da baban da ateştedirl" sözünü nakletmemiştir.

İşin aslına bakacak olursak Muhammed (sav)´in ebeveyninin ateşte olduğunu bildiren rivayet, hem mana, hem sened bakımın dan gariptir. Zira Cenab-ı Allah bir ayeti kerimede şöyle buyur muştur:

"Biz, elçi göndermedikçe (hiç bir kavme) azap edecek değiliz " (İsra:15)

Muhammed (sav)´in ebeveyni fetret devrinde, peygamberlerin bulunmadığı bir dönemde yaşamışlardı. Şu halde onlara nasıl azap edilecektir?! Doğrusu bu, dini gerçeklere aykırı bir durum dur. Ebeveyninden biri, peygamber efendimizin dünyaya gel mesinden önce vefat etmişti. Diğeri ise Peygamber efendimizin ri-saletle görevlendirilmesinden Önce henüz bir çocuk iken vefat et mişti. Bu nedenledir ki peygamber efendimizin ebeveyninin ateşte olduğunu bildiren rivayet, senedinin garipliğinden ve manası nın hakikatten uzak oluşundan dolayı merduttur. Peygamber efendimizin istiğfarda bulunmaktan sakındırılışına gelince bu, ebeveyni için istiğfarda bulunmasına gerek kalmadığndan dolayı dır. Çünkü hayatlarında iken ebeveyni, ilahi teklife muhatap ol mamışlardı. Zamanlarında, Allah tarafından gönderilen bir pey­gamber mevcut değildi. Peygamber efendimizin, ebeveyni için is tiğfarda bulunmaktan sakındırılması, İbrahim peygamberin, kendi babası için istiğfarda bulunmaktan menedilişine benze mektedir. Çünkü İbrahim peygamberin babası, bizzat İbrahim peygamberin risale tine muhatap olmuştu. O, Allah´a iman etmek ve putları inkar etmekle mükellef kılınmıştı.

Doğrusu Abdullah ile Amine´nin ateşte olduklarını düşündü ğüm zaman kulağımı ve zihnimi çok zorladım. Fakat bir türlü bu na aklım yatmadı. Çünkü genç ve sabırlı Abdullah, babasının adağının yerine getirilmesi için boynunu bıçağa uzatmış ve canını feda etmeye razı olmuştu. Kureyşliler O´nu kurban olmaktan kur tarmak için fidye vermek istediklerinde O, kurban olmaya razı ol muştu. Lehviyattan, laubalilikten ve boş şeylerden uzak durur du. Güzel bir kadın kendini O´na arzettiği zaman o, "Harama git mektense ölürüm daha iyi!" demiş ve o güzel kadını reddetmişti. Bir peygamberin davetine muhatap olmadığı halde ne diye ateşle azaplandırılsın?! Oysa ki Cenab-ı Allah peygamber göndermeden insanları azapladirmıyacağmı bildirmiştir. Oysa ki hayattayken her hangi bir risalet mevcut olmadığı gibi her hangi bir peygam ber de gönderilmiş değildi.

Kocasından ayrılıp sevgiden mahrum kalan, fakat buna rağ men sabreden, şefkatli ve sabırlı anası Amine´ye gelince; o, çocu ğunu yetim ve yoksul bir halde dünyaya getirdi, yine de sabretti. Yavrusunu alıp dayılarının yanma Yesrib´e götürürken de kade rine razı olmuş, sabretmişti. Akıllı bir kimse, böylesi bir kadının ateşe girmesini düşünebilir mi? Halbuki o zaman kendisini hida yete iletecek bir risalet ve onu ilahi birliğe yöneltecek bir çağrı da yoktu.

Muhammed Mustafa´ya olan sevgimden dolayı değil -bu her ne kadar yeterli bir sebepse de- hakikate olan aşkımdan dolayı fikri mi zorladım. Amine´nin başından geçen olaylar, o sabırlı kadının ateşle cezalandırılmasını düşünmeme engel oldu. Her ne kadar meleklerin teselli verici hitaplarına maz...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Amine´nin Vefatı
« Posted on: 23 Ağustos 2019, 11:40:24 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Amine´nin Vefatı rüya tabiri,Amine´nin Vefatı mekke canlı, Amine´nin Vefatı kabe canlı yayın, Amine´nin Vefatı Üç boyutlu kuran oku Amine´nin Vefatı kuran ı kerim, Amine´nin Vefatı peygamber kıssaları,Amine´nin Vefatı ilitam ders soruları, Amine´nin Vefatıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &