ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Nedir ?  > Sizden Gelenler (Tasavvuf)  > Sohbet ve Rabıta
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sohbet ve Rabıta  (Okunma Sayısı 938 defa)
22 Mayıs 2011, 20:54:16
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 22 Mayıs 2011, 20:54:16 »



                    Sohbet ve Rabıta

Sâlikin, mürşid-i kâmil ile sohbeti evlâ yoldur. Tefeyyüz için sohbette iki asıl vardır. Biri (s.a.s.) Efendimiz Hazretlerine kemâl-i ittibâ', diğeri de şeyhe muhabbettir. Bununla beraber şeyhin ef-âlinden birine zahiren veya bâtinen i'tirâz ve inkâr etmemek lâzımdır. Olabilir ki, şeyh o fi'ilini bir hikmet tahtında veya imtihan maksadıyla yapmışdır. Şeyhin huzurunda kendi nefsinin arzusuna tâbi' olmamak gerekdir. Bir mürîd sıdk ve ihlâs ile sohbet-i şeyhe müdavim olursa, bi iznillâhi teâlâ kalbden kalbe ilham ve in'ikâs tarîkıyla hâl mün'akis olur.

Bir hadîs-i şerîfde, "O kimseler ki, görüldüklerinde Allah'ı hatırlatırlar" buyurulduğu veçhile istifâde ve istifâza husule gelir. Mürîdin ihlâs ve edebe riâyet ve isti'dâdına göre tefeyyüzün-deki sür'at ve batâette tahallüf eder.

Şeyh, mîzâb (Oluk) gibidir. "Elmer'ü maa men ehabbe" (Kişi sevdiği ile beraberdir) hadîs-i şerîfi muktezâsınca, şeyhin ahvâl ve evsâfından mürîdde hâl zuhuruna başlar. Bu hâlin kemâli fenâ-fişşeyh hâlidir ki, fenâ-fillah hâlinin mukaddimesidir.

Eğer bir mürîdde sekir ve gaybet hâli olursa rabıtayı terk ile kendi hâline müteveccih olur. Nitekim, Makâmât-ı Nakşibendiye'den nakl olunmuşdur ki, sofiden biri meclisde rabıta ile meşgulken, onda gaybet eseri zuhur etti. Mürîd o gaybete iltifat etmedi. O vakit Hoca Nakşibend (k.s.) Hazretleri, "Beni bırak da o gaybete müteveccih ol" buyurdular.

Bir mürîd eğer Cenâb-ı Hak'dan istifâzaya kadir olursa, o mürîdin rabıtayı terk etmesi vâcib olur. Bu takdirde rabıta ile iştigâl, terakkîden tenezzüldür. Şühûd makamı üzerine, hicâb mertebesini tercih demek olur. Bu ise Cenâb-ı Hak'dan i'râz demekdir.

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) buyurmuşdur ki, "Tarîkimiz sahâbe-i kiram rıdvânullâhi teâlâ aleyhim ecmaîn Hazerâtının tarîkidir. Bu tarîkde şeyh kemâl-i ma'rifet ile mütehakkık olursa, ifâzada, ölü ile diri müsâvî olurlar ve istifâzada şeyhler ile sıbyan beraber olurlar!"

İnsân-ı kâmil mir'ât-ı Hak'dır. Her kim kâmil insanın ruhâniyetine basîret gözüyle bakarsa, onda Cenâb-ı Hak'kın tecellîsini görür. Sıfatının zuhurunu idrâk eder. Rabıta sebebiyle şeyhler, sıbyan-ı kâmilden feyz alırlar. Velînin velayetinde, ilmi şart değildir. Râbıta-i muhabbetle ve şeyhin teveccühüyle mak-sûdlarına vâsıl olurlar. "O Allah'ın ihsanıdır. Onu dilediği kimselere verir. Allah çok büyük inşân sahibidir." (Hadîd Sûresi, âyet: 21)

Mevtadan rabıta ile feyz almak keyfiyeti: Mürîd nefsini dünya alâkalarından sıyırıp, kuyûdât-ı tâbiîyyeden içini boşaltır ve kalbini ulûm ve nükûşdan ve havâtır-ı kevniyyeden temizler, sonra o meyyitin ruhâniyetinden feyz alıncaya kadar o nuru, kalbinde saklar; muhafaza eder. Eğer rabıta meyyitin kabrinin yanında olursa, o kabrin sahibine selâm vermek lâzımdır. Kabrin sağ ayak tarafına yakın durur, bir Fatiha, üç ihlâs ve bir âyetü'l-kürsî okuyup, sevabını o mevtanın ruhuna hediye eder. Sonra ruhâniyeti-ne teveccüh edip istifâze eder. Nitekim (s.a.s.) Efendimiz Hazretleri (İşlerinizde güçlükle karşılaştığınız; kararsız olduğunuz zaman, kabir ehlinden yardım isteyiniz) buyurdular.

Bir kimse kendi yerinden, Nebiyyi zîşân (s.a.s.) Efendimizin kabri saadetlerine teveccüh ederse, bi iznillâhi teâlâ müstefîz olur. Şu kadar ki, kendisinde istifâza kabiliyeti olsun. Mürîdde rabıtadan istifâde hâli başlarsa, bütün ahvâlde rabıtaya devam ile o hâli muhafazaya dikkat etmelidir, asla rabıtadan ayrılmamalıdır. Bu durumda rabıta edilecek şeyhin, finâ fillâh ve beka billâh ile mütehakkık olması şarttır. İşte burası ayakların sürçeceği bir menziledir. Kendisine rabıta ettirmeye me'zûn olmadığı halde, "kemâle erdim" diye kendine rabıta ettirirse eden de, ettiren de neûzü billâh teâlâ hüsranda kalır.

Şeyh Hâlid-i Nakşibendî (k.s) Hazretlerinin eshâbına yazdığı bir mektubun tercümesini demede fayda umuyoruz:

"Besmele, tahmid ve tasliyeden sonra, hidâyette yıldızlara benzeyen arif, iktidâda kandillere müşabih olan mürşid-i kâmiller buyurdular ki, "Mütene'ım'ın ni'metiyle iştigal sebebiyle miin'ımı unutması küfrân-ı ni'mettir. Tarîkimiz muhakkıkları tasrîh ettiler ki, vücûdundan fânî olmayan sâlike, rabıta fena îrâs etmez. Bu hâl belki sâliki, vartaya düşürür. Sizlerden umduğum benden selâmı ve kelâmı kesin. Belki mürüvvetin ve vefanın kemâli budur. Sizler vakit vakit nefsinizle muvacehe yapın, ancak zaruret hâlinde biz fakîr kıtmîre tahriren müracaat edin"

"Bize hizmet edenlerden bazı kimseler vardır ki, meşakkat cihetinden sizden uzak, sohbet cihetinden sizden akdem, hizmet cihetinden sizden çok olduğu halde, bizim işaretimiz olmadan hareket etmezler. Bu tarikat, asrımızda bulunan müteşeyyihlerin oyuncağı değildir. Hile ve hud'a sahihlerinin bâtıl sözleri de değildir. Hakîkî şeyh, mürîd ile Rab'bı arasında bir vâsıtadır. Hakîkî şeyhden yüz çevirmek Cenâb-ı Hak'dan yüz çevirmek gibidir. Mürîdlere kendiniz için rabıta ettirip suretinizi ta'lîm etmeyin. İsterse suretiniz zahir olsun. Aslında sizin bu ta'lîminiz şeytanın telbiyesindendir. Bizim emrimiz olmadan hiç kimseyi istihlâf etmeyin. Nerede kaldı ki, etrafa halîfe olmak için müzâhame etmeniz? Eğer bu düştüğünüz gaflette devam ederseniz, sizden tamamen yüz çeviririz. Bir kere de sizden yüz çevirirsek bir daha muvafakatimiz güçtür. Dikenli ağacı vücuddan çekip çıkarmak sizinle barışmakdan kolaydır. Bizim kalbimiz bir kere kırılırsa bir daha doğrulmanın ihtimâli yoktur. Bir kimse ki i'tizâr ile ma'zur olur, bizden vebal kalkdı demektir. Selâmlar!' Bu kelâmı, abd-i miskin Hâlid Nakşibendî el-Müceddid el-Kürdî el-Osmanî kendi diliyle söyledi ve eliyle yazdı."

Şehy Abdullah-i Dehlevî (k.s.) Hazretleri, Şeyh Hâlid-i Bağdadî (k.s.) Hazretlerine rabıta ile emr ettikden sonra, Şeyh Hâlid-i Bağdâdî'de rabıta yapdırdı. Bil'âhare mumaileyh de fena ile bekanın ehemmiyetini müşâhade ettikten sonra rabıtaya izin verdi. Her kim bu dereceye vâsıl olursa kendine rabıta yaptırsın. Bazı müridin rabıtadan men' ve zecr edildiği halde kendisine rabıta yaptırması fazlasıyla teaccübü mûcibdir. (Ve lâ havle ve lâ kuvveta illâ billâhil aliyyil azîm.) Bazı mürîd de, şeyh vefat ettikden sonra kendisine rabıta yapdırmışdır. Bazısı da, meyyit âhirete intikal ettikten sonra dünyaya iltifatı kalmaz demişdir. Bu kanâat, nefsinde kemâl iddia edenlerin hatâsından da büyükdür. Bu söz evliyâullah indinde, tasarrufâtı inkârdır. Bunda ittifak vardır.

Evliyâullahın tasarrufâtı, âhirete intikal ettiklerinde de bakîdir. Onun için Hazreti imâm-ı tarîkat el ma'rûf Şâh Nakşibend (k.s.) Şeyh Abdül-Halık Gücdüvânî (k.s.) nin rühâniyetinden feyz almışdır. Halbuki, bu iki zât-ı muhteremin arasında beş adet vâsıta vardır. Kezâlik Ebü'l Hasen Harkânî (k.s.) Hazretleri, Bâyezîd-i Bes-tâmî (k.s.) Hazretlerini idrâk etmediği halde, onun rühâniyetinden feyz almışdır. Belki Bâyezid'in vefatından sonra dünyaya gelmişdir.

Ey kardeş, bilmelisin ki, şeyhimiz Zıyâeddin Hâlid en-Nakşibendi'l-Müceddid (k.s.) hayâtında, eshâbından hiç birinin kemâline şâhid olmadı ve hiç birine rabıtaya izin vermedi. Hattâ şiddetle nehy ederdi. Mürîdlerinden soranlara da, "Benim yanımda mürîd yokdur, yalnız İsmâîl yarım mürîddir" derdi.

Şeyh İsmâîl de Hâlid (k.s.) Hazretlerinin vefatından sonra kâim-makâmı oldu. Ondan sonra şeyh Abdullah Herevî (k.s.) kemâl mertebesini buldu. Fakat kendi suretine kimseyi rabıta yaptırmadı.

Hazreti şeyhin bazı eshâbına, noksanlarıyla beraber irşada izin verilmişdir. Nitekim, Hoca Behâeddîn (k.s.) Ya'kûb-ü Çerhî'ye, kemâl-i vusulünden evvel, "Yâ Ya'kûb! Benden sana ne vâsıl olduysa, sen de onu nâsa ilet" buyurdular. Bundan sonra Ya'kûb-ü Çerhî Şeyh Alâeddîh (k.s.) Hazretlerinin elinde tekemmül etti. Eğer mükemmilin izin ve icazeti ile, nakıs olan irşada meşgul olursa, kâmilin yerine kâim olur. Yânî nakısın eli kâmilin eli olur. Zarara uğramaz. Allâh-ü a'lem bissevâb.

Müfessirler topluluğu, "Eğer Yûsuf, Rab'binin burhanını (ilâhî ihtarı) görmemiş olsaydı, olacak olan olurdu." (Yûsuf Sûresi, âyet: 24) âyet-i kerîmesinde, rûhâniyyûnun imdâd ve tasarrufunu tasrîh ettiler. Müfessirînden sahib-i Keşşaf (burhan) kelimesini tefsîr etti ve dedi ki: Ya'kûb aleyhissalâtü vesselam, Yûsuf aleyhissalâtü vesselâma (Iyyâke ve iyyâhâ) yani, "Yâ Yûsuf, seni Züleyha ile olmakdan ve Züleyha'nın sözünü tutmakdan tahzîr ederim" dediğini, Yûsuf aleyhisselâmın da bunu işittiğini ve hattâ Ya'kûb aleyhisselâmın temessül ile mübarek parmağını ısırarak göründüğünü de zikr etmişdir. Evliyâullah, ruhâniyetlerinin cismâniyetleri üzerine galebesi sebebi ile, çeşitli suretlerde zahir olurlar. Nitekim, hadîs-i sahîhde, Sultânü'l-Enbiyâ (s.a.s.) Efendimiz Hazretleri, bazı ehl-i Cennet'e, Cennet'in her kapısından çağırılacağını buyurdular.

Ebû Bekrini's Sıddîk (r.a.) dedi ki:

-  "Bir adam nasıl olur ki Cennetin her kapısından girsin?" Cevaben:

-  "Evet umarım ki, o da sensin!' buyurdular.

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretlerini, mürîdlerinden on ikisi bir akşam iftara da'vet etmişler ve aynı zamanda onikisinin iftar sofrasında da hazır bulunmuşlardır. Kaddesallâhü sırrühü


Mehmed Zahid Kotku (Rh.a)
Tasavvufi Ahlak

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 31 Mayıs 2017, 21:07:18 Gönderen: ✿ Ceren ✿ »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Sohbet ve Rabıta
« Posted on: 19 Ağustos 2019, 08:24:00 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Sohbet ve Rabıta rüya tabiri,Sohbet ve Rabıta mekke canlı, Sohbet ve Rabıta kabe canlı yayın, Sohbet ve Rabıta Üç boyutlu kuran oku Sohbet ve Rabıta kuran ı kerim, Sohbet ve Rabıta peygamber kıssaları,Sohbet ve Rabıta ilitam ders soruları, Sohbet ve Rabıta önlisans arapça,
Logged
22 Mayıs 2011, 21:26:29
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« Yanıtla #1 : 22 Mayıs 2011, 21:26:29 »



     Emeğinize sağlık..İstifade ederiz inşaallah..Bu güzel paylaşımınız için Allah razı olsun..
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &