ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Peygamberimiz (S.A.V) > Sizden Gelenler (Peygamber Efendimiz ) > Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu  (Okunma Sayısı 659 defa)
07 Ekim 2010, 14:52:30
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 07 Ekim 2010, 14:52:30 »



Peygamberimiz'in (S.A.S) Ehl-i Kitap'la Diyaloğu


İslamî düşüncede insan tarif edilirken “medeniyyün bittab'” (yaratılışı gereği medenî) denilir. İnsanoğlunun genleri sanki cemiyet halinde yaşamak üzere programlanmıştır. O, oturacağı bir eve kavuşmak veya yiyeceği bir lokmayı elde etmek için onlarca insanla münasebet halinde olmak zorundadır. Şaka için bile olsa, “Ev olarak mağara, yiyecek olarak ot yeter” diyecek birine, yazlık-kışlık giyeceklerini, kalemini, mürekkebini hatırlatırız.

Âdemoğlu, insanca bir hayat yaşamada başka insanlara muhtaçtır, huzuru ve saadeti için de insanlarla iyi anlaşmaya, onlarla uyum içinde olmaya mahkûmdur. Atalarımız, çok yerinde olarak: Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa! demişlerdiir.

İster istemez birbirine muhtaç bulunan, başkalarıyla bir arada yaşamak zorunda olan insanoğlu, bu başkalarıyla anlaşacak ve anlaşmak için de konuşacaktır. İnsan, kendi kendisiyle konuşmaz; konuşma en az iki kişi arasında olur. Yani insanlar monolog yaparak yaşamazlar; onlar, “İki kişi arasında cereyan eden konuşma” manâsına gelen diyalog yaparlar. Yani diyalog, hayatımızın en temel unsurlarındandır.

Kimlerle Diyalog?

Hayatımız diyalogla geçer; temas ettiğimiz herkesle diyalog yaparız: Ailemiz halkıyla, komşularla, iş muhiti ve alış-veriş yerlerinde karşılaştıklarımızla vs. Bir Arap atasözü, “Kişi tanımadığının düşmanıdır.” der. Öyleyse dostluğun, samimiyetin kaynağı ve sebebi tanışmaktır. Bunun da yolu, öncelikle konuşmaktan, yani diyalogdan geçer.

Sadece komşular, akrabalar, meslektaşlar değil, aile fertleri bile, aralarında samimi olarak görüşüp konuşmadıkları takdirde birbirlerine yabancılaşırlar.

Zamanımızda, gelişen teknoloji sebebiyle dünya bir köye hattâ bir meclise döndü. Artık değişik renk ve dilde, farklı inanç ve kültürde insanlarla her zaman iç içe olmak durumundayız.

Peki, bizden olmayanlara, bizden kabul etmediklerimize, hattâ düşmanlarımıza nasıl davranacağız?

Onlardan kaçacak mıyız? Küsüp, onlarla konuşmayacak mıyız? Kavga mı edeceğiz? Düşmanlık içinde mi yaşayacağız?

Hele bu bizden olmayan, işverenimizse, işçimizse, meslektaşımızsa, hattâ eşimizse?


Bir tebessüm, bir selâm daha uygun değil midir! Bu ne kaybettirir? Bayramlarda, başka özel günlerde ikramlaşmayalım mı?

Mesafeli olacaksak sebebi ne? Sınırı ne?
Dinlerimiz, kültürlerimiz farklı diye mi?
Acaba dinimiz bu konuda bir yasak mı koymuş? Bu, bir zan mı, bilgi mi?
Devletlerimiz farklı diye mi? Devletin böyle bir yasağı mı var?
Geçmişte ecdadımız, onların ecdadıyla savaştı diye mi?
Öyleyse barışın manâsı ne?
Vs… sorular çoğaltılabilir.

Ehl-i Kitap'la diyalog meselesini bu çeşitten sorulara arayacağımız cevaplarla daha iyi anlayabiliriz.

Dinimiz ve Diyalog

Dinimizin başka din mensuplarıyla karşılaşmayı ve onlarla diyalogu yasakladığını kimse söyleyemez. Her şeyden önce, eğer İslâm hak bir dinse ve kendisini bütün dünyaya götürmesi gereken yeni mesajların sahibi görüyorsa, en ziyade araması gereken şey diyalog olacaktır. Ayrıca, İslâmiyet'te “Diğer din mensuplarıyla görüşmeyin, konuşmayın; onlara mesafeli durun, hattâ güç kullanın! Gerekirse onları kılıç zoruyla İslâm'a sokun!” diye bir prensip söz konusu değildir. Bilakis Kur’ân-ı Kerim, pek çok âyetlerinde, Hz. Peygamber'e Dinde zorlama yoktur; sen sadece tebliğ edicisin; bir uyarıcı ve müjdeleyicisin.. Sözlerine tesir vermek, insanların kalplere imanı koymak Allah'ın işidir. Sen, muhatapların nasıl davranırlarsa davransınlar, tebliğ işinde hep müsamahalı ol, affet, gördüğün kötü muameleleri onları yapanların cahilliğine ver ve onlar için de selâm dile! şeklinde hitap eder.

İslâm, kelime olarak sulh ile münasebattardır. Hedefi de insanlığı sulhe kavuşturmaktır. Onun ilk muhatapları hep müşrik Araplardı. Hz. Peygamber (s.a.s.), tebliğine başlarken onlara en yakınları için hazırladığı bir yemek ziyafeti vesilesiyle evinde yaptığı davette olsun, arkadan yine dar çerçevede Safa tepesinde yaptığı tebliğde olsun Allah'ı, âhiret hayatını, Âhiret'teki sorumluluğu hatırlatmıştı. Yaptığı tebliğdi; muhatapları müşrikti ve onlara evinde yemek veriyordu. Hz. Hatice'nin servetinin önemli bu kısmı bu tür ziyafetlerde harcanmıştı. Yani o, baştan beri herkesle diyalog halindeydi. Diyalog olmasa tebliğ olmazdı. Ve elbette diyalogun ve onun sürmesinin en önemli şartı, insanların birbirlerini önce ne iseler o olarak ve kendi konumlarından kabuldü.

Ve o, büyük tepki görüyordu. Alaya alınıyor, işkencelere maruz kalıyordu. Ama, kimse ile münasebetini kesmiyordu. Gelmeyene gidiyor, kovulsa, defalarca reddedilse bile herkesle münasebetini devam ettiriyordu.

Peygamber aleyhissalâtu vesselâm sabrediyor ve inananlara da sabır tavsiye ediyordu. İşkence altında ölenler oldu. Mü'minler, gittikçe artan müşrik saldırıları karşısında hayatta kalabilmek için ana yurtlarını, baba evlerini, mal-mülk bütün varlıklarını terk ederek kuru canlarıyla önce Habeşistan'a, daha sonra Medine'ye hicret etmek zorunda kaldılar. Ancak müşrik Mekkeliler, mü'minleri hem Habeşistan'da hem Medine'de takibe devam ettiler.

Hz. Peygamber Efendimiz'in Mekkelilerle yaptığı ilk üç savaşın üçünün de Medine'nin yakın çevresinde cereyan etmesi, Resûlüllah'ın her defasında kendini savunmak mecburiyetinde kaldığının en güzel delilidir. Onun bütün maksadı, insanların manen dirilmesiydi. O, savaşmak zorunda kalırken bile öldürmek için değil, diriltmek için savaşıyordu. Yeri gelince, onun Uhud Savaşı'nda düşürüldüğü çukurda yüzüne batan zırhı çıkarır ve kanlar içinde iken, arkadaşlarından bazılarının Mekkeliler için bedduada bulunması isteğine, ellerini kaldırıp, “Ya Rabbi, kavmimi affet, çünkü onlar bilmiyorlar!” dediğini anlatırız. Yine yeri gelince, hayatının en acılı iki gününden biri, Uhud'dan daha acılı bir günü olarak zikrettiği Taif ziyareti dönüşü o hazin münacatı karşısında Hz. Cebrail'in gelip, “Ya Muhammed (s.a.s.)! İstersen Dağlar Meleği'ne emredeyim, şu dağı Taiflilerin başına geçirsin!” demesine, hiç tereddüt etmeden, “Hayır! Bu insanların neslinden yüz yıl sonra bile bir mü'min gelecekse, böyle bir şeyin olmasını istemem!” şeklinde mukabele etmesini anlatırız. Bütün bunlar, insanların dirilişi, imanlarının ve âhiretlerinin kurtulması adına onlarla münasebetin, diyalogun devamını, daima insanların hayrını istemenin gereğini anlatan en güzel misaller değil midir?

Hudeybiye Sulhü: Diyaloğun Savaşa Tercihi
İnsanları İslâm'a kazanmada Hz. Peygamber'in takip ettiği metot, savaş ve baskı değil, prensipte her zaman için sulh ve sulh ortamında İslâm'ın yaşanışını göstermek, fiilî örnek ortaya koymak olmuştur. Bunun en güzel örneği Hudeybiye Sulhü'dür.

Resûlüllah (s.a.s.), bu sulhü elde etmek için en yakınlarının ve bu meyanda “Benden sonra bir peygamber gelecek olsaydı o, Ömer ibnu'l-Hattâb olurdu.” hadisiyle feraset ve kapasitesi nebevî tasdik ve takdire mazhar olan Hz. Ömer gibi birinin bile anlamakta zorlanarak “haysiyet kırıcı”, “zillet getirici” taviz olarak değerlendirdiği, hattâ neredeyse bütün arkadaşlarının kabulde zorlandığı davranışlarda bulundu. O gün Hz. Ömer (r.a.) ile Resûlüllah (s.a.s.) arasında geçen konuşma şöyle idi:

- Ey Allah'ın Resûlü! Biz hak üzere, onlar da bâtıl üzere değiller mi?
- Elbette, şüphesiz öyle!
- Bizim ölülerimiz cennetlik, onlarınki cehennemlik değil mi?
- Elbette! Şüphesiz öyle.
- Öyleyse niye dinimizde bu zilleti kabul ediyoruz? Allah bizimle onlar arasında (savaşla belirlenecek) hükmünü vermezden önce geri mi döneceğiz?

- Ey Hattâb'ın oğlu, ben Allah'ın Elçisi'yim ve O'nun emrine muhalif de değilim ve Allah da ebediyen bizi terk etmeyecektir!”

Medine'ye dönmek üzere yola çıkılır. Yolda Fetih Sûresi iner ve Hudeybiye Sulhü'nü bir zafer olarak müjdeler: “Biz sana apaçık bir zafer ve fetih ihsan ettik!” Hz. Peygamber, sûreyi Hz. Ömer'e baştan sona kadar okur.

Hudeybiye Sulhü'ne karşı çıkıştaki hatasını bilahare anlayarak kefaret için zaman zaman ömür boyu oruç tutup, sadaka verecek olan Hz. Ömer, ayrıca Hz. Ebu Bekr ve diğer pek çok sahâbî ittifakla, Hudeybiye sulhünün “İslâm'ın en büyük zaferi olduğu”nu ifade edeceklerdir (Vâkidî, 1966, 2: 609-610).

Böylesine itiraz ve hayal kırıklarıyla karşılanan bu sulh öylesine güzel gelişmelere zemin hazırlamıştır ki, onun gerçek bir fetih olduğu ve hattâ “İslâm'da Hudeybiye fethinden daha büyük bir fetih olmadığı” ittifakla kabul edilecektir (a.g.e., 2: 624).

Vâkidî bu sulhün İslâmî inkişaftaki tesirini şöyle açıklar: “Harp, insanlar arasına bir perde ve karşılıklı konuşmalara mâni olmuştu. Karşılaşılan her yerde kavga yapılıyordu. Hudeybiye sulhü gerçekleşince savaş bitti ve insanlar birbirlerine güvenmeye başladılar. Birazcık anlayışı olan bir kimseye İslâm anlatılınca artık hemen Müslüman oluyordu. Öyle ki, bu sulh sırasında savaşın ve şirkin devam ettiricileri konumundaki bazı müşrik liderler bile İslâm'a girdiler.” Vâkidî'nin örnek olarak ismen kaydettiği iki kişiden biri Amr ibnu'l-As'tır ve istikbalin Mısır fatihidir. Diğeri, “Allah'ın çekilmiş kılıncı” unvanını alacak olan Hâlid ibnu Velîd'dir; o da Suriye ve İran'ın fatihi olacaktır (a.g.e., 2: 624).

Evet, Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.s.), diyalog imkânı elde etmek için, yani Müslümanlarla müşrikleri bir araya getirme, aralarında konuşma, birbirlerini daha yakından tanıma imkânı sağlamak gayesiyle her ne pahasına olursa olsun sulh ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 13:45:06 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu rüya tabiri,Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu mekke canlı, Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu kabe canlı yayın, Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu Üç boyutlu kuran oku Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu kuran ı kerim, Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu peygamber kıssaları,Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğu ilitam ders soruları, Peygamberimiz in s.a.s. Ehli Kitap la diyaloğuönlisans arapça,
Logged
19 Mayıs 2017, 15:27:50
Ceren
Görevli Sorumlusu
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25.107


« Yanıtla #1 : 19 Mayıs 2017, 15:27:50 »

Esselamu aleyküm.Rabbim bizleri peygamber efendimizin ,kur anın yolunda giden ve onun rehberliğinde yaşayan kullardan eylesin inşAllah...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &