ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Kuran-ı Kerim > Sizden Gelenler( Kuran-ı Kerim) > Kurân tercümesi mi meali mi?
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kurân tercümesi mi meali mi?  (Okunma Sayısı 691 defa)
11 Ekim 2010, 14:26:50
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 11 Ekim 2010, 14:26:50 »



Kur’ân Tercümesi mi, Meali mi?


Kur’ân sayesinde insan, Allah’a muhatap olma gibi, mevkilerin en yükseğine yükselmiştir. Böyle bir mevkide bulunduğunun şuurunda olan bir insan, kendi dilindeki Kur’ân’da Rabbini dinler, Rabbiyle konuşur ve Rabbiyle konuştuğuna yemin etse, yemininde yalancı sayılmaz.


Bu makalemizde, tercüme, çeşitleri ve Kur’ân’ın Türkçeye veya başka bir dile tercümesinin mümkün olup olmadığı konusu üzerinde duracağız. Son olarak da kısaca, meâl hakkında bilgi vereceğiz.

Tercüme

Tercüme kelimesi; kök itibariyle, dört harfli/rubâî تَرْجَمَ “terceme” veya üç harfli/sülâsî رَجَمَ “receme” fiilinden türemiştir. Sözlükte; “bir kelâmı, bir dilden başka bir dile çevirmek”, “bir sözü diğer bir dilde tefsir ve beyân etmek”, “bir lafzı, kendisinin yerini tutacak bir lafızla değiştirmek” gibi manalara gelirse de, bu kelimenin bundan başka manaları da vardır:

1. Tercüme kelimesi “bâb” başlığı, yani bir kitapta yer alan bölüm adı anlamına gelir.

2. Bir kimsenin hayatını anlatması manasında kullanılır. Dilimizde kullandığımız tercüme-i hâl bu anlamdadır.

3. Kendisine ulaşılmayan kişiye bir sözü tebliğ etmek, ulaştırmak demektir.

4. Bir sözü, söylendiği dilde tefsir etmeye de tercüme denir. Meselâ İbn Abbâs (radıyallahu anh) hakkında “O, Kur’ân’ın tercümanıdır.” denilmesi bu manadadır.

5. Bir sözü, kendi dilinden başka bir dile tefsir edip açıklamaya da tercüme denir.

6. Sözü, bir dilden diğer bir dile nakletmeye tercüme, bu sözü nakledene de tercümân denir.1 Bugün kullandığımız tercüme kelimesi, buradaki manaya tahsis edilmiş gibidir.

Tercüme kelimesinin ıstılahtaki manası, “Bir kelâmın manasını diğer bir lisanda dengi bir tabir ile aynen ifade etmektir.” 2

Tercüme iki kısımdır:

1. Harfî veya lafzî tercüme: Nazmında ve tertibinde aslına benzetilmesi gözetilen veya diğer bir deyimle mürâdifi mürâdifinin yerine koymayı esas alan tercümedir. Bu şekildeki tercüme, tercüme edilecek metindeki her kelimenin birer birer ele alınıp onların yerine geçebilecek diğer dildeki lafızların her yönden gözden geçirilerek yerine konulması şeklinde yapılan bir tercümedir. Asıl metnin anlamını aksettirmesi bakımından bu tercüme tarzı, edebî eserlerde özellikle Kur’ân-ı Kerim’de kullanımı son derece güç, hatta bazen imkânsız görülen bir yöntemdir. 3 Bundan dolayı, Allah’ın mûciz bir kelamı olan Kur’ân’ı, belâgat, fesâhat, i’câz ve üslûbuyla başka bir dile harfî tercüme tarzı ile tercüme etmek mümkün değildir. 4

2. Tefsîrî tercüme: Asıl dildeki kelimelerin tertibine ve nazmına bağlı kalmaksızın herhangi bir sözün anlamını bazı şerh ve izahlarla başka bir dile nakletmektir. Bu tercüme tarzında önemli olan, tercüme edilecek metindeki gaye ve maksatların güzel bir şekilde ifade edilebilmesidir. Yani harfî tercümenin esas niteliği sayılan “Nazmında ve tertibinde asla benzeme” özelliği bu tercüme tarzında söz konusu değildir. Bundan dolayı tefsîrî tercüme, harfî tercüme gibi zor bir tercüme olarak görülmemektedir. İşte bu özelliği sebebiyledir ki, günümüz tercümelerinde daha çok tefsîrî tercümeye itimat edilmekte ve bu tercüme tarzı daha üstün tutulmaktadır. 5

Tercümenin, Elmalılı Hamdi Yazır’ın dediği gibi; aslının anlamına tamamen uygun olması için açıklıkta, delâlet ettiği manada, özlü anlatmada, etraflıca açıklamada, umûmî manada, özel manada, kayıtsız ve şartsız olmada.. kısacası ilimde ve sanatta, asıldaki anlatım tarzına uygun olması gerekir. Aksi hâlde tam bir tercüme değil, eksik bir anlatım olur. Sade bir dille yazılıp yalnız akıl ve mantığa hitap eden ve edebî ağırlığı olmayan eserlerin, ilmî seviyeleri yüksek dillere tercümesi mümkün görülürse de hem akla hem de kalbe, yahut yalnız zevk ve hislere hitap eden ve dil açısından edebî değeri ve sanat zevkini hâiz olan eserlerin tercümesinde başarı sağlamak çok zordur. 6

Tercümeyi, harfî ve tefsirî olmak üzere ikiye ayıranlar olduğu gibi, tam ve eksik tercüme diye ayıran ilim adamları da olmuştur: “…Çeviri bazen, hiçbir kelimenin manası atlanmadan kelime dizileri, terkipler ve terkipler arası gözetilmiş hususiyetler aynıyla diğer dile aktarma -aktarılabiliyorsa- şeklinde olur ki, buna “tam tercüme” denmesine karşılık; bazen de ya sadece kelimelerin çevirisi yapılır veya münhasıran muhteva aksettirilir ki, bu da “eksik bir çeviri”dir. 7


Kur’ân’ın Tercümesi Yapılabilir mi?


Bilindiği gibi, Kur’ân-ı Kerim Arapça nâzil olmuştur. Bu bakımdan onu anlayabilmek için Arap dilini bilmek gerekir. Ancak herkesin Arap dilini, Kur’ân-ı Kerim’i anlayacak seviyede öğrenmesi mümkün olmadığına göre, Arapça bilmeyenlerin Allah’ın kelâmını anlamalarına imkân verebilmek için onu, Arapça dışındaki dillere tercüme etmek zarurî bir iştir.

Bütün âlimler, Arapça bilmeyenlerin anlayabilmeleri için, Kur’ân-ı Kerim’in Arapça dışındaki dillere tercüme edilebileceği hususunda görüş birliğine varmışlar, ancak tercüme ile ibadet yapılamayacağı hususunda da ittifak etmişlerdir. İbadet ancak Kur’ân dili Arapça ile yapılabilir. Çünkü yapılan tercümeler, ne kadar mükemmel olurlarsa olsunlar, aslı yansıtmaktan uzaktırlar. 8

Kur’ân-ı Kerim’in tercüme edilebileceğini söyleyenler de onun tefsîrî tercümesini kastetmiş, asla harfî tercümeyi kastetmemişlerdir. Kur’ân’ın harfî tercümesinin yapılamayacağı hususunda İslâm âlimleri icmâ ile ittifak halindedirler. 9 Çünkü Kur’ân’ın lafız, edebî özellikleri ve i’câzından dolayı, insan gücü buna yetmez ve diğer dillerin onu olduğu gibi karşılaması da mümkün değildir. Ayrıca bu, harfî tercümenin aslının yerine geçme iddiası taşıması sebebiyle Kur’ân’ın yerine konması ihtimalini de taşır. Oysa Kur’ân’ın benzerini meydana getirmek, yine Kur’ân’a göre10 mümkün değildir. Fakat tefsîrî tercüme için böyle bir durum söz konusu değildir. Bir de tefsîrî tercümeden doğan hatalar, eksiklik ve noksanlıklar Kur’ân’ın metnine değil, tercüme eden kişiye izâfe edilir. Kısacası Kur’ân’ın hangi dile çevirisi olursa olsun, bu çeviri asıl manayı tam ifade etmekten çok uzaktır. Bu gerçeği hem İslâm âlimleri hem de Avrupalı müsteşrikler itiraf etmişlerdir. Kur’ân tercümesini ölçü kabul ederek Kur’ân hakkında hüküm vermek ve onu bu ölçüye göre değerlendirmek ise çok yanlış ve mahzurludur. Bu değerlendirme eksik bilgi temelinde bir değerlendirmedir. Netice itibariyle Allah kelâmını hak etmediği bir konuma oturtmaktır ki, bu da Kur’ân’a yapılan ve fakat zararı insanlığa yönelik olan büyük bir haksızlıktır. Bu haksızlık tamamen eksik ölçmek ve değerlendirmekten kaynaklanır. 11

Netice itibariyle, engin muhtevalı ve edebî derinlikleri olan eserleri bir dilden diğerine, hem de muhtevadaki bütün hususiyetleri ortaya koyarak tercüme etmek çok zordur.. hele bu, Allah kelamı ve açılımı da büyük ölçüde zamana, ilhama ve şartlara emanetse... Bizim gibi sıradan insanların bile biraz düzgünce kaleme alınmış eserlerinin tam tercüme edilemeyeceği söz konusu olabiliyorsa Kur’ân-ı Kerim gibi harika ve fevkalâde derinlikleri bulunan muhteşem bir beyan abidesinin bir manada “atmasyon” da diyebileceğimiz tercüme ile seslendirilmesi mümkün olmasa gerek… Evet O, bir romanı tercüme ediyor gibi tercüme edilemez…12

Bedîüzzaman Said Nursi’nin Kur’ân-ı Kerim’in Tercümesiyle İlgili Görüşleri

Bediüzzaman da Kur’ân-ı Kerim’in hakikî tercümesinin yapılamayacağı görüşündedir. O’nun konu ile ilgili değerlendirmeleri şöyledir:

“Mühim bir sual: Bazı ehl-i tahkik derler ki “Elfâz-ı Kur’âniye ve diğer zikir ve tesbihlerin (sübhânallah, elhamdülillah, Allahu ekber vb.) her biri değişik yönleriyle insanın mânevî latîfelerini tenvir eder, mânevî gıda verir. Mânâları bilinmezse yalnız lâfız ifade etmiyor, kâfi gelmiyor. Lâfız bir libastır (elbisedir); değiştirilse her taife kendi lisanıyla o mânâlara elfâz giydirse daha faydalı olmaz mı?”

Elcevap: Elfâz-ı Kur’âniye ve tesbihât-ı Nebeviyenin lâfızları cansız bir libas değil, cesedin canlı cildi gibidir; belki zamanın geçmesiyle cilt olmuştur. Libas değiştirilir; fakat cilt değişse vücuda zarardır. Belki namazda ve ezandaki gibi mübarek lâfızlar, örfte bilinen manalarına özel isim ve nam olmuşlar. Özel isimler ise değiştirilmez.” 13

Kur’ân gibi kudsî kelimelerin, sadece fikir cephesine bakan yönlerinin bulunmadığını, aynı zamanda usanmak bilmeyen ve gafletten bile müteessir olmayan birçok latifeye de hitap ettiğini belirten Bediüzzaman şöyle der:

‘Bizzat tecrübemle sâbittir ki, ezan, namazın tesbihâtı ve her vakit tekrar edilen Fâtiha ve İhlâs Sûrelerini başka lisanla ifade etmek mümkün değildir ve çok zararlıdır… İmam-ı Âzam’ın “Lâ ilâhe illâllah tevhide alem ve isimdir.” dediği gibi, tesbih ve zikirlerin, hususan ezanda ve namazda olanların çoğunluğu, alem ve isim hükmüne geçmişlerdir. Öyleyse değişmeleri şer’an mümkün değildir. Her mü’mine bilmesi lâzım olan mücmel manaları, yani muhtasar bir meâli ise, en âmi bir adam dahi çabuk öğrenir.” Bu konuda bahane arayanlara karşı Bediüzzaman’ın cevabı net ve oldukça serttir: “Bütün ömrünü İslâmiyet’le geçiren ve kafasını binler mâlâyâniyatla (boş şeylerle) dolduran adamlar, bir iki haftada, hayat-ı ebediyesinin anahtarı olan şu mübarek kelimelerin kısa bir meâlini öğrenmemelerine ne gibi bir mazeret gösterebilirler, nasıl Müslüman olurlar, nasıl “akıllı adam” denilirler? Ve öyle heriflerin tembelliklerinin hatırı için o nur membalarının mahfazalarını...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kurân tercümesi mi meali mi?
« Posted on: 13 Kasım 2019, 12:28:31 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kurân tercümesi mi meali mi? rüya tabiri,Kurân tercümesi mi meali mi? mekke canlı, Kurân tercümesi mi meali mi? kabe canlı yayın, Kurân tercümesi mi meali mi? Üç boyutlu kuran oku Kurân tercümesi mi meali mi? kuran ı kerim, Kurân tercümesi mi meali mi? peygamber kıssaları,Kurân tercümesi mi meali mi? ilitam ders soruları, Kurân tercümesi mi meali mi? önlisans arapça,
Logged
11 Ekim 2010, 18:30:38
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« Yanıtla #1 : 11 Ekim 2010, 18:30:38 »

Kur’an’ı okumak da dinlemek de ibadettir. Fakat ikisi de okunan Kur’an’ın anlaşılması amacına bağlıdır. Anlaşılmadan salt okumanın veya dinlemenin kişiye yararlı olacağını gösteren hiçbir delil bulunmamaktadır. Zira Allah Teala birçok ayette Kur’an’ın anlaşılması ve yaşanması için nazil olduğunu haber vermiştir. Kur’an’ı okumakta veya dinlemekte amaç bu olmalıdır. Durum böyle olunca bizzat okumanın anlamaya daha yakın olduğu bir gerçektir. 
 

“Bunlar Kur’an üzerinde akıl yormazlar mı? Yoksa kalp­leri üzerinde kilitler mi vardır?”  (Muhammed 47/24)
 
“And olsun ki, biz Kuran’ı, üzerinde dü­şünülsün diye kolaylaştırdık; ama hani dü­şü­nen?” (Kamer 54/17, 22, 32 ve 40)


Müslümanlar Kur’an üze­rinde düşün­meyi asır­larca unuttular. Kur’an üzerinde akıl yorma gereği unutulunca o, ulaşıla­maz, erişile­mez bir kutsal sayıldı ve onu anla­yamayacağımız şeklinde bir ka­naat oluştu. Sonra eskile­rin her şeyi hallettiği savu­nuldu ve yeniliklere kapılar kapandı. Nihayet Kur’an, se­vap kazanmak için oku­nan bir kitap haline dönüştü.
 
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
 

“Bu Kur’an, gerçekten en doğruya ve en sağlama ulaştırır.” (İsra 17/9)

Kur’an, gerçekten en doğru ve en sağlam olana ulaştırır. Fakat o, anlamak için değil de sadece sevap olsun diye oku­nursa onunla bir yere ulaşılamaz. Böyle bir şey, tıpkı kaliteli bir balın, sırf görüntüsü ve ko­kusu ile yetin­meye benzer. Yenmeyen balın vücuda ne faydası olur. Müslümanlar asırlardır böyle yapmışlar ve Kur’an ile yeterince bes­lenememişlerdir. Geleneksel kültür kalıpları ile hurafeler iç içe girmiş, halkı hurafeler sar­mıştır. 
 
Kur’an okumada asıl maksat onu okumuş olmak değil, onu anlamak, düşünmek ve ona göre davranmaktır.
 
Abdullah İbn Mes’ûd şöyle demiştir: “Kur’an, ona uyulsun diye indirildi ama insanlar tuttu, onu okumayı  ibadet saydılar.”
 
Abdullah İbn Ömer de şöyle demiştir: “Biz Kur’ân’dan evvel imanı elde etmeye çalıştığımız uzun bir dönem yaşadık. Kur’ân sûre sûre nazil oluyordu. Bu sûrelerin helâl ve haramını, emir ve yasaklarını öğrenirdik. Şimdi ise imandan evvel Kur’ân’a yapışan, Fatiha suresinden başlayarak sonuna kadar okuyan, fakat Kur’ân’ın emri nedir, yasağı nedir ve neyin yanında durmak gerekir; katiyyen bilmeyen, okuduğu Kur’ân ayetlerini çürük hurmalar gibi sağa-sola serpen nice kişiler görüyorum.”

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &