ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Kuran-ı Kerim > Sizden Gelenler( Kuran-ı Kerim) > Kuran da mucize haşir ilişkisi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Kuran da mucize haşir ilişkisi  (Okunma Sayısı 1109 defa)
07 Ekim 2010, 15:23:37
Sümeyye

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 29.261



Site
« : 07 Ekim 2010, 15:23:37 »



Kur'an'da Mucize - Haşir İlişkisi

Mucize, icâz mastarından türemiş olup, sonuna müenneslik tâ'sı bitişen ism-i fâil bir kelime olup, Peygamberlerin Nübüvvetlerinin teyit olunduğu mucizât kelimesinin tekilidir. Mucize tabiri, risâletten bir müddet sonra bu mânâyı kazandı. Alimler, mucizeyi bir ıstılah yaptılar. Mesela, Kelam İlminde mucize şöyle tarif edilir: "Mucize, Nübüvvet iddia edenin davasının doğruluğunu gösterir bir sûrette, kendisini inkar edenlere meydan okuma esnasında, elinde görülen harikulade her işe denir." (Teftâzânî, Şerhu'l-Mekâsıd, V, 11) Bu tarifte görüldüğü gibi, Kelam İlminde mucize nübüvveti ispatla sınırlıdır.

Bu itibarla biz, bu yazımızda mucizeyi Kelam İlminin bir ıstılahı olarak değil, Kur'ân açısından ele alıyoruz. Kur'ân, bütün zamanlarda gelip geçen her seviyedeki insana hitabeden ilahî bir mesajdır. O, ilmi her şeyi kuşatan Allah Teala tarafından vahiy yolu ile bildirildiğinden, onun ikna usulü de sırf akla dayanan delillerden geniş olmaktadır. İnsan, Kur'ân'ın hitabı ile karşılaşan bütün fertlerin seviyelerine vakıf olamadığı için, getirdiği deliller Kur'an delillerinin iknâ tesirine yetişemez. Bu itibarla, Kur'ân'ın delilleri, zayıf olan nazarî delillerden üstün ve onları ihata ettiğinden, nazarî deliller çerçevesine girmez. (İbn Haldûn, Mukaddime, Çev. Z. Kadiri Ugan, MEB Yay., İstanbul, 1990, II, s. 607)

Kelamcılar, iman esaslarına dair binlerce eser yazdıkları halde, mûtezile gibi aklı nakle tercih ettikleri için Kur'ân'ın on âyeti kadar kesin ispat ve ciddi ikna edememişlerdir. Adeta onlar, uzak dağların altında tünel kazıp, borularla ta alemin sonuna kadar, sebepler silsilesi ile gidip orada silsileyi keserler. Sonra iman esaslarını ispat ederler. Âyet-i kerîme ise her birisi, birer Asâ-yı Musa gibi her yerde su çıkartabilir, her şeyde hakikate bir pencere açar. (Bkz. B. Said Nursi, Sözler, 411)

İmân esaslarını takrir etmek için çalışan ve bu hususta cedele başvuran kelâmcılar, Mantık kaidelerine ve delillerine bağlandıkları için ilimleri belli bir kesimle sınırlı kaldı, geniş kitle ise bundan faydalanmadı. Oysa geniş kitle, istidâtları ölçüsünde Kur'ân'ın delillerini idrak eder, ama kıyas şekillerinden bir şey anlamaz. (M. Ebû Zehrâ, el-Mu'cizetu'l-Kubrâ el-Kur'ân, 338-339) Gazzâlî, Kur'ân'ın delilleri ile kelâmcıların delillerini şu şekilde mukâyese eder: "Kur'ân'ın delilleri gıda gibidir; ondan her insan faydalanır. Kelâmcıların delilleri ise ilâç gibidir; sınırlı bir insan gurubu ondan istifade eder, büyük çoğunluğu ise zarar görür. Hatta Kur'ân'ın delilleri su gibidir; ondan hem emzikli çocuk ve hem de kuvvetli bir adam faydalanır. Öteki deliller ise yemekler gibidir; yetişkinler ondan bazan faydalanır, bazan da hastalanır; sabiler ise o yemeklerden asla faydalanamaz". (Gazzâlî, İlcâmu'l-Avâm, 40) Gazzâlî, kelâmcıların takip ettiği metodun geniş halk yığınlarının zihinlerini karıştırdığını da ifade eder. (Gazzâlî, İlcâm, 38-39) Fahruddîn Râzî'nin konu ile ilgili şu tespiti kayda değerdir: "Kelâm ve Felsefe yollarını uzun uzadıya düşündüm, ama bunları, bir hastaya şifa verecek veya bir susuzu kandıracak mahiyette görmedim. Kur'ân yolunun Allah'a en yakın yol olduğunu müşâhede ettim. Benim gibi tecrübe eden, bunu bilir ". (İbn Teymiyye, Kitâbu'n-Nübüvvât, 147-148)

Kur'ân'ın açık ve kolay anlaşılır delilleri, geniş halk kitlesini ikna eder ve kalblerine, inanç esaslarını yerleştirir. Meselâ: Vahdâniyyete dair: "Eğer yerde, gökte Allah'tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de gök de) bozulup gitmişti. (...)" (Enbiya: 21/22). Bir evin işlerinin iki idareci ile düzenli bir şekilde yürütülmesi mümkün olmadığına göre, bütün alemin işlerinin pürüzsüz yürütülmesi nasıl mümkün olur? Âhiret hayatının varlığına dair: "İlkin yaratıp sonra onu diriltecek olan Odur. Bu O'na daha kolaydır.(...)" (Rûm: 30/27). Açıktır ki, ilkin yaratmaya kadir olan, iadeye de kadirdir.

Ayetlere baktığımız zaman mucizenin sadece nübüvveti değil, onunla birlikte öteki iman esaslarını da ispata yönelik olduğunu açıkça görürüz. Bu itibarla konuyu, Kelâm İlmi açısından değil doğrudan Kur'ân açısından ele aldık. Zira Kur'ân iknâ usûlünün kelâmcıların metodundan farklı olduğu bir gerçektir.

Kur'ân, Allah Teala'nın birliğine imandan sonra en çok haşir üzerinde durmaktadır. Bir çok âyette, haşire iman, Allah Teala'ya iman ile birlikte anılmakta, haşiri inkar edenlerin Yaratıcı'yı da tanımadıkları bildirilmektedir.(Bkz. Nisâ: 4/38; Ra'd: 13/5) Mesela: "Eğer onların iman etmemelerine şaşırıyorsan bil ki asıl şaşılacak olan, onların: 'Ölüp toprak olduktan sonra biz yeniden mi yaratılacakmışız?' demeleridir. İşte onlardır Rab'lerini inkar edenler. İşte onlardır boyunları tasmalı olanlar. Ve işte onlardır, hem de ebedî kalmak üzere cehennemlik olanlar"(Ra'd: 13/5) gibi.

Haşir inancı, ilk insan ve aynı zamanda peygamber olan Adem (as)'dan beri insan düşüncesinde yerini almıştır. Bu inancın fıtri olduğu anlaşılmaktadır. Zira, geçmiş toplumlar hakkında yapılan araştırmalar, en eski insanlarda bile yeniden diriliş inancının varlığını göstermektedir. Mesela, M.Ö. 2600 yıllarında Mısır'da, bir Ahiret inancı vardı ve bu inanç, yalnız kahinlere ve din adamlarına münhasır değildi; halk arasında da yaygındı. Bu yaygınlık, Ahiret inancının köklerinin, bu tarihten daha önceki zamanlara kadar uzandığını gösterir. Hatta Dinler Tarihi araştırmacıları, şu gerçeğin üzerinde ittifak etmektedirler: "İnsanlığın nereden geldiğini nereye gideceğini, evrenin gerçeklerini ve olayların sebep ve sonuçlarını irdelemeden yeryüzünde ortaya çıkmış ve yaşamış hiçbir insan toplumu yoktur". (Muhammed A. Drâz, Dîn, 38) Kezâ, geçmişte ve şu anda hemen her yerde yaşayan, bedevi medeni, alim cahil bütün insanlarda, dünyada gerçekleşmeyen bir adaletin gerçekleşeceği; iyilik yapanın mükafat, kötülük yapanın ise ceza göreceği; bu hayatın ardından başka bir hayatın geleceği konusunda ilhama benzer gizli bir şuûr vardır.

İkinci hayat inancı -farklı olmakla beraber- bir çok dinde yer almaktadır. Tevrat ve İncil'de bu hayatın varlığına dair bilgiler mevcuttur. Kur'ân, Kitap Ehli'nin hepsinin aynı olmadığını, onlardan bazılarının Ahiret'e inandıklarını bildirir. (Âli İmrân: 3/113-114) Zerdüşt dininde eski Mısır inancına yakın bir fikir bulunmaktadır. Kitaplı dinlerden önceki ve sonraki bir çok filozof Ahiret hayatına inanmıştır.

Öldükten sonra diriliş inancı, bu dünya hayatında insanlığın huzuru için önemlidir. Zira, insanların çoğunda bu inanç kökleştiği takdirde iyilik ve güzelliklerin artacağı, kötülük ve fenalıkların ise eksileceği muhakkaktır. Denebilir ki, "her iki dünya mutluluğu" Ahiret inancı ile doğrudan irtibatlıdır. Bu itibarla, Kur'ân, haşirden, kıyametin meydana gelme şeklinden, cennet ve cehennem tablolarından sıklıkla bahseder. Bir çok sûrede, öldükten sonra diriliş bahis konusu edilmiş, bunun imkanına her kesimden insanın anlayacağı deliller getirilmiştir. Bu delillerden biri de Peygamberlerin mucizeleridir.

Mucizeler, birer pratik ikna mekanizmalarıdır; muarızları ikna ve irşat vesilesi olduğu gibi müminlerin imanına iman katar, onları doygunluğa ulaştırır. Mucizeler dinin tabiatında vardır. Bu itibarla, mucizeleri bilmek, dinini tabiatını öğrenmeyi sağlar.

İnanç esaslarını pekiştirme vesilelerinden birisi olan mucize, muhataplarını ikna ve irşat etmek için resullerin ve nebilerin ellerinde görülmüştür. O halde, mucizenin nübüvvetle ilgisi açıktır ve mucize denilince akla önce nübüvvet gelir. Mucize, kainatın Yaratıcısı tarafından Peygamber'in davasına bir tasdiktir; sadekte (doğru söyledin) hükmüne geçer. (B. Said Nursi, Risale-i Nur Külliyâtı, I, 388 (On dokuzuncu mektup) Ancak, mucizeler, vasıtasız Allah'ın fiilidir. Bir başka ifadeyle mucizenin yaratıcısı Allah'tır. Peygamberler ise mucizelere mazhardır, mastar değildir.

Mucize ile ilgili âyet-i kerimeleri incelediğimizde mucizenin sadece nübüvveti değil, bununla birlikte Allah'ın varlığı, birliği ve kudretinin yanı sıra haşiri de ispata yönelik olduğunu görmekteyiz. Esasında bu durum tabiidir, zira inanç esasları birbirlerine bağlı ve bir birlerini gerektirmektedir; biri ispatlanınca ötekisi de ispatlanmış olur.

Peygamberlerin bütün mucizeleri, Allah'ın varlığına ve birliğine şahadet ederler. (B. Said Nursi, Risale-i Nur Külliyâtı, I, 871 (Üçüncü Şua) Peygamberlerin birçok mucizesi; henüz bu dünyada insanın veya hayvanın öldükten sonra dirilişi şeklinde tezahür etmiştir. Hz. İsa'nın, Hz. İbrahim'in (asm) mucizeleri bu kabildendir. Bu cümleden olarak, Hz. Muhammed (s.a.s.)'ın duası ile, hayatını kaybetmiş kişilerin dirildiğine dair siyer kitaplarında bir çok örnekler olduğunu hatırlamamız gerekir. İnsan, hayat ile ölümü birbirinin mütenakızı, çelişiği olarak görmektedir. Dolayısıyla, dirinin öldüğünü sıklıkla gördüğü için bunu kabulde tereddüt etmezken, ölüden dirinin çıkmasını aklına sığıştıramamaktadır. İşte insan ve hayvanın bu dünyadaki canlanması ve hayat bulması şeklinde görülen mucizeler, yeniden dirilişi insanın aklına yaklaştırıp, bunu anlamasını sağlamaktadır. Yeryüzünün baharda canlanması, geceden gündüzün çıkartılması, uykudan sonra uyanıklık durumu da yeniden dirilişi gösteren örnekler cümlesindendir.

Gerçek ve kanaatlerin dayandıkları temel geniş olmalıdır. Ne kadar güvenilirse güvenilsin, bir tek delile dayanan gerçekler şüphe ile karşılanabilir. Muhataplarını ikna etmeyi hedefleyenin delilleri çeşitli olunca, muhatabın hareketleri üzerinde müessir olan bütün unsurlarına hitap etmiş, onların ihtiyacını gidermiş ve onları doygunluğa ulaştırmış olacaktır. Böylece iddiasının tabanı çok dar ve sınırlı kalmayıp, geniş bir alana istinat edecektir.

Kur'ân-ı Kerim, muhatabını ikna ve irşat için bir çok mekanizma...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
« Son Düzenleme: 28 Mayıs 2017, 22:03:34 Gönderen: ✿ Ceren ✿ »
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Kuran da mucize haşir ilişkisi
« Posted on: 20 Ağustos 2019, 04:02:11 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Kuran da mucize haşir ilişkisi rüya tabiri,Kuran da mucize haşir ilişkisi mekke canlı, Kuran da mucize haşir ilişkisi kabe canlı yayın, Kuran da mucize haşir ilişkisi Üç boyutlu kuran oku Kuran da mucize haşir ilişkisi kuran ı kerim, Kuran da mucize haşir ilişkisi peygamber kıssaları,Kuran da mucize haşir ilişkisi ilitam ders soruları, Kuran da mucize haşir ilişkisiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &