๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Sizden Gelenler( Güncel Meseleler ) => Konuyu başlatan: Sefil üzerinde 18 Temmuz 2011, 15:53:48



Konu Başlığı: Durur durur ağlardı
Gönderen: Sefil üzerinde 18 Temmuz 2011, 15:53:48
Durur durur ağlardı

Bundan 25 sene önce 19 Temmuz 1986 tarihinde bir trafik kazasında vefat eden merhum İbrahim Tabanca, 1955'te Manisa'nın Turgutlu kazasında doğmuştu.

Çocukluğunda ağabeyi Mehmet Bey'le beraber Kur'an kursuna gitti, sohbetlere katıldı. Fakat lisedeki materyalist ve militan öğretmenler onun yolunu değiştirdiler. Merhum İbrahim'in ifadesiyle, "Lise yıllarımda, farklı görüşe sahip olduğunu zaman içerisinde öğrendiğim bir öğretmen benimle yakından ilgilenmeye başladı. Öyle ki not defterini önüme atıyor, 'Kendi notlarını kendin yaz!' diyordu. Ayrıca o yaşlarda ne gibi ihtiyacım varsa yardımcı oluyor ve ben istemediğim halde cebime tomarla para koyuyordu. Öyle bir an geldi ki dine, imana, câmiye, ezana ve bütün mukaddesata karşı içimde çok ciddi bir nefret hissi uyandı. Hemen hemen hiç ayık gezmiyordum. Memleketim Turgutlu'da sokakta caddede beni görenler yön değiştirmeye başlardı. Artık ben tam bir zengin düşmanı olup çıkmıştım. Bende liderlik vasfı gördükleri için kasabamızda mensup olduğumuz görüşün temsilcisi durumuna getirmişlerdi. Turgutlu'da daha ziyade tuğla ve kiremit fabrikaları çoğunlukta olduğu için gece vardiyalarında, arkadaşlarla kararlaştırdığımız şekilde fabrikaların makinelerini ve imâl edilen malları, elimize geçirdiğimiz balyozlarla paramparça ediyorduk, kimse de bize ilişmeye cesaret edemiyordu."

Merhum İbrahim, kendisiyle ilgilenmek isteyen ağabeyi Mehmet Tabanca için şöyle diyor: "Aynı ana ve babadan kardeşim ağabeyim ile de taban tabana zıt bir anlayışa sahip olduğumuz için ondan nefret ediyordum. Ne zaman eve gelse derhal evimizi terk ediyordum. Bir bayram günü evden ayrılırken merdivenlerden inerken ağabeyimle karşılaştık. Ben hızla yanından uzaklaşmak isterken ağabeyim kolumdan tutarak kendisine çekti; 'İbrahim kardeşim, sen hangi anlayışa sahip olursan ol, buna mâni olacak değilim... Gel seninle bir konuşalım; düşüncen nedir, ne yapmak istiyorsun; eğer yapmak istediklerin vatanımız, milletimiz ve insanlık adına hakikaten faydalı şeylerse, ben de seninle beraber olmak isterim.' dedi. Onun bu samimi yaklaşımı beni biraz yumuşattı. Sonra evimizin bir odasına çekilip saatlerce konuştuk. Hayrettir, içimde ağabeyime karşı bir sevgi, bir saygı hissi uyandı. Sonra İzmir'de kaldığı eve gittim, orada yeni arkadaşlarla tanıştım. Çok düzgün ve saygılı gençlerdi. Teypten, Mustafa İsmail'in Kur'an tilavetini dinliyorlardı. İçimde tarifi imkânsız bir huzur duymaya başladım. Arkasından hıçkırıklara boğularak belki saatlerce ağlamaya başladım. Evdeki sohbetler beni derinden etkiliyordu. Meğer daha önce gerçek diye arkasından koşturduğum anlayış, beni çok büyük yanlışların içine atmış!.."

Merhum İbrahim, İzmir İktisat Fakültesi'ni kazanmıştı. İzmir'de okuyordu ama İstanbul'da ikamet ediyordu. İmtihanlara bir ay kala İzmir'e gelip derslerine çalışarak sınıfını geçiyor, tekrar İstanbul'a dönüyordu. İstanbul'da kaldığı süre içerisinde hem İstanbul'un içinde hem İstanbul'un çevresindeki vilâyetlerde hizmet etti. O ilk günlerde hem esnafın hem de talebelerin gönüllerinde taht kurdu. Şimdi, o günlerde İbrahim'i tanımış ne kadar insan varsa, ondan hep övgüyle bahsedip, "O, farklı!" diyorlar. İbrahim hareketliydi, cevvâldi, yumuşaktı. Çocukla çocuk, büyükle büyük olurdu. Sempatik tavırlarıyla karşısındakini rahatlatırdı. Vefa, İbrahim'in vazgeçilmezlerindendi. En ücra köşelerdeki unutulan veya aranmayanlar ile irtibat kurar, onları tekrar hizmete kazandırırdı. İnsanlardan bir insan olarak yaşamayı tercih eder, beklentilere girmezdi. Çok kısa hayatı içerisinde uzun zamanda yapılabilecek işleri sıkıştırmıştı.

Sadettin Başer Bey diyor ki: "İbrahim çok sempatik tavırlarıyla hemen herkesin beğenisini kazanan biriydi. İstanbul gibi büyük bir şehirde böylesine becerikli ve o kadar da bir gönül insanı olan İbrahim kısa zamanda tanınır ve aranır bir hale gelmişti... Bizlere hep şunu söylerdi. 'Ağabey sol düşünceye sahip çocuklar, hakikaten vatan-millet ve eşitlik diyerek böyle bir anlayışı benimsiyorlar. Onlara kızmayın. Esasen çok köklü çözümler gerekir... Bir şeyler yapmak lazım!' der ve durur durur ağlardı..."

Allah rahmet eylesin...