ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siyer-i Nebi > Uhud Savaşı
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uhud Savaşı  (Okunma Sayısı 545 defa)
06 Mart 2010, 10:50:20
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 06 Mart 2010, 10:50:20 »



Uhud Savaşı

Güneş yükselmiş ve Kureyşhler saflarını düzene sok­muşlardı. Her iki tarafta yüzer atlı vardı. Sağ taraftakine Velid´in oğlu Halid, sol taraftakine Ebu Cehil´in oğlu îkrime kumanda ediyordu. Ortadan Ebu Süfyan ilerleme em­rini verdi. Onun önünde Abdu´d-Dar´dan Talha, Kureyş san­cağını taşıyordu. Talha´nm iki kardeşi ve dört oğlu, gerektiğinde sancağı almak için onun yakınında yer alıyor­lardı. Talha ve kardeşleri kabileleri için o gün zafer ka­zanmaya kararlıydılar. Bedir´de onlardan iki kişi şerefsiz­ce kendilerinin esir alınmasına izin vermişlerdi. Ebu Süf­yan, Uhud´a giderken bunu Talha ve kardeşlerine hatır­latmayı ihmal etmemişti. Mus´ab, Peygamber´in Önünde, sancağı taşıdığı yerden kendi kabilesinin adamlarının da Kureyş sancağını taşıdıklarını gördü.

İki düşman ordusu seslerini duyacak kadar birbirle­rine yaklaştıklarında, Ebu Süfyan ordunun hafifçe önü­ne çıktı. «Ey Evsliler ve Hazreçliler, alanı boşaltın ve ku­zenimi bana bırakın. O zaman biz de size dokunmayız. Çünkü biz size savaş ilân etmedik» dedi. Fakat ensar, ona yüksek sesle hakaret ederek cevap verdi. Daha sonra Mek­ke saflarından bir adam öne atıldı. Hanzala, öne çıkanın babası olduğunu görünce çok şaşırdı. Adam: «Ey Evsliler, ben Ebu Amir´im» dedi. Ebu Amir bir zamanlar çok güç­lü olan nüfuzunun bir anda yok olduğuna inanamıyordu. Bu nedenle Kureyşlilere, kabilesine kendisini tanıtır tanımaz, bütün adamlarının kendi safına geçecekleri konu­sunda söz vermişti. Ensar ise, onu taşlayarak karşıladı.

Mekke ordusu tekrar ilerleme düzenine girdi. Hind ta­rafından yönetilen kadınlar da deflere, zillere vurarak ve şarkı söyleyerek ilerliyorlardı:

Ey Abdu´d-Dar sülalesi, ileri!

Ey gerideki safların bekçileri, ileri!

Her kılıç darbesiyle Ölüm saç!.


Kadınlar, düşmana yeteri kadar yaklaştıklarını anla­yınca, davullarını döverek savaş zamanının geldiğini ilan ediyorlardı. Erkekler, kadınların, önüne geçti. Dana sonra Hind, önceki bir savaşta başka bir Hind tarafından oku­nan şarkıyı söylemeye başladı:

İlerleyin, o zaman sizinle övünürüz.

Ve yumuşak halılar sereriz. Fakat eğer geri dönüp kaçarsanız, sizi terkederiz.

Sizi terkederiz ve sevmeyiz.


iki ordu yeteri kadar birbirine yaklaşınca, Peygam­ber (s.a.v.)´in okçuları, Halid´in süvarilerini ok yağmuru­na tutmaya başladı. Kişneyen atların sesleri kadınların da­vul seslerini bastırdı. Mekke ordusunun orta kısmından Talha, ileri doğru çıktı ve teke tek çatışma önerdi. Ona karşı Ali (r.a) çıktı. Biraz çatıştıktan sonra Ali onu yere düşürdü ve miğferinin üstünden kafatasını parçalayan bir darbe ile öldürdü. Peygamber (s.a.v) bir anda, «öldürü­lecek bölük başkanının» -rüyasında kendisine gösterilen koçun- Talha olduğunu anladı ve yüksek sesle Allahu Ekber dedi. Bu ses tüm orduda yankılandı. Fakat rüyada gör­düğü koç sadece bir tek kurbanı sembolize etmiyordu. Çünkü Talha´nın kardeşi sancağı almış ve Haraza tarafın­dan öldürülmüştü. Daha sonra Zühre´li Sa´d, Talha´nm di­ğer kardeşini, boynuna ok saplayarak öldürdü. Talha´nm dört oğlu da birbiri arkasına Ali (r.a), Zübeyr (r.a) ve Evs´li Asim îbn Sabit (r.a) tarafından öldürüldüler. İkisini, ölmek üzere iken ordunun gerisine, anneleri Sulâfe´nın yanma taşıdılar. Ona, oğullarına bu öldürücü darbeleri kimin vurdugurm söylediklerinde, bir gün Asim´in kafatasmdan şa­rap içmeye and içti.

Hiç bir Müslüman kadının ordu ile birlikte gel­mesine izin verilmemişti. Fakat kadın olan Nuseybe (r.), asıl yerinin ordunun yanı olduğunu hissetti. Kocası Gaziyye ve iki oğlu ordudaydı, fakat git­mek istemesinin sebebi bu değildi. Diğer kadınların da orduda çocukları ve kocaları vardı ve onlar evde kalmaya razı olmuşlardı. Nuseybe, İkinci Akabede Peygamber (s.a.v.)´e biat etmek için Medine´den gelen yetmiş kadar adamın yanındaki iki kadından biriydi. Geride kal­mak onun mizacına aykırıydı. Bu nedenle sabah erken­den kalkmış, kırbasını su ile doldurup hiç olmazsa susuz­lara su vermek ve yaralıları tedavi etmek amacıyla yola koyulmuştu. Bununla birlikte yanma bir kılıç, bir yay, bir torba da ok almayı ihmal etmemişti. Ordunun geçtiği yol­ları izleyerek, savaş başladıktan kısa bir süre sonra, Uhud´un eteklerine ulaşmakta zorluk çekmedi. Vardığında Pey­gamber (s.a.v.), Ebu Bekir (r.a) ve Ömer (r.a) gibi yakın arkadaşlarından bir grupla birlikte biraz yüksek bir ara­zide konumlarını almışlardı. Enes´in annesi Üramü Süleyman de aynı şekilde düşünerek, su kabını doldurmuş ve Nuseybe´den kısa bir süre sonra oraya ulaşmıştı. Safların gerisindeki bu gruba iki yeni kişi daha katıldı. Vahanın batısındaki Sedevi kabilelerinden Muzeyne´H iki adam kı­sa bir süre önce müsluman olmuş ve Mekke´lilerin saldı­rısından habersiz bir şekilde Medine´ye gitmişlerdi. Şehri yan boş görünce, sebebini öğrenmişler ve hemen Uhud´a doğru yola çıkmışlardı. Uhud´a vardıklarında Peygamber (s.av.)´i selamladılar ve kılıçlarını çekerek safların ara­sında ilerlediler.

Ebu Dücane (r.a) kırmızı sarığıyla verdiği sözde dur­muştu. Zübeyr daha sonraları şöyle itiraf ediyordu «Al­lah´ın Rasulü kılıcı bana değil de Ebu Dücane´ye verince içimden kırılmış ve kendi kendime şöyle demiştim : Ben onun babasının kızkardeşi Safiye´nin oğluyum ve Kureyş-liyim. Ona gidip diğer adamdan Önce kılıcı istedim, fakat

o kılıcı bana değil de ona verdi. Allah´a andolsun Ebu Dücane´nin ne yaptığını izleyeceğim! Ve onu izledim.» Zübeyr daha sonra Ebu Dücane´nin her önüne geleni, ken­disi bir biçici, kılıcı da bir tırpanmış gibi nasıl kolayca öldürdüğünü ve Peygamber (s.a.v.) ´e verdiği sözü nasıl ye­rine getirdiğini anlattı. Sonunda kendisinin de: «Allah ve Basulü daha iyi bilir» demek zorunda kaldığını söyledi.

Görünüşü çok etkileyici ve iri olan Hind, hâlâ erkek­lerin arasında onları savaşmaya teşvik ediyordu. Bir ara onu erkek sanan Ebu Dücane (r.a)´nin kılıcından zor kur­tuldu. Ebu Dücane´nin kılıcı tam kafasının üstünde iken, Hind haykırdı. Onu bir kadın olduğunu anlayan Ebu Dücane de yanındaki erkeğe döndü ve ona vurdu. Bunun üzerine Hind de, ordunun gerisinde köleler tarafından ko­runan kamptaki diğer kadınların yanına döndü. Hind ora­ya vardığında, Habeş´li Vahşi savaş alanına doğru ilerli­yordu. Alandaki diğer adamların aksine Vahşi, sadece bir adamla ilgileniyor ve onu izliyordu. Hanıza (r.a), olağanüs­tü güçlü görünüşü, becerikli savaşma tarzı ve üstündeki deve kuşu tüyüyle kendini uzaktan belli ediyordu. Vahşi. uzaktan onu farketti ve mızrak atabileceği uzaklıkta, gü­venli bir yere doğru ilerledi. Hamza (r.a), Abd´ud-Dar´ın son sancaktarlarından biriyle yüzyüzeydi. Bir kılıç darbe­siyle düşmanının zırhında delik açmıştı. Vahşi bu şansı kaçırmamak için acele etti ve mızrağını atacak şekilde ha­zırladı. Hamza (r.a) düşmanını öldürmüş ve birkaç adım atmıştı ki can çekişerek yere yuvarlandı. Vahşi, onu, ha­reketsiz kalana kadar, bekledikten sonra mızrağım çekti ve bütün hızıyla kampa gitti. Kendi kendine şöyle diyor­du : «Yapmak istediğim şeyi yaptım. Onu sadece özgürlü­ğüm için öldürdüm».

Hamza (r.a)´nın şehid olması, Mekke ordusunun ver­diği kayıplarda bir değişikliğe neden olmadı. Öldürülen yedi sancaktarın kölelerinden biri olan başka bir Habeş´lı sancağı kendisi aldı, fakat bir müddet sonra hemen öldü­rüldü. Hamza (r.a) ´nın devekuşu tüyü görünmemesine rağ­men Ebu Dücane (r.a), Zübeyr (rj ve Ensar´la muhacirlerden diğerleri, o günün parolası olan (Emit, Emit) (Öldür, öldür) sözlerinin canlı şekilleri gibi düşmana ölüm saçı­yorlardı. Onlara karşı kimse duramıyordu : Ali´nin beyaz sorgucu, Ebu Dücane´nin kırmızı sangı, Zübeyr´in parlak sarı sarığı ve Hubab´ın yeşil sarığı, gerilerdeki saflara güç veren zafer bayrakları gibiydi. Ebu Süfyan, ortada cesur­ca dövüşen Hanzala´nın darbesinden zor kurtuldu. Hanzala tam ona vuracakken, Leys´li bir adam Hanzala´yı mızrağıyla yere düşürdü, ikinci bir mızrak darbesiyle de öl­dürdü.

Mekke´liler kamplarına doğru kaçıştıkça savaş alanı Peygamber (s.a.v.) ´in bulunduğu yerden uzaklaşıyordu. Peygamber (s.a.v.) kendi adamlarının kazandığını anlama­sına rağmen, savaşın ayrıntılarını göremiyordu. Fakat bir an gözlerini, sanki kuşları seyrediyormuş gibi göklere çe­virdi. Bir müddet seyrettikten sonra yanındakilere : «Arka­daşınızı» -Hanzala (r.a)´yı kastediyordu- «Melekler yıkıyor» dedi.[1] Daha sonraları, bir açıklama istercesine bu olayı Cemile´ye anlattı: «Gökle yer arasında, bulutlardan aldıkları suyu, gümüş kaplardan dökerek, meleklerin Hanzala´yı yı­kadıklarını gördüm»[2] Bunun üzerine Cemile, Peygamber (s.a.v.)´e gördüğü rüyayı ve kocasının nasıl savaşa geç kal­ma korkusuyla, her zaman aldığı gusül abdestini almadan yola koyulduğunu anlattı.

Müslümanlar, düşman sallarının tümünün kırıldığı noktaya kadar ilerlediler. Düşman kampına giden yol açıl­mıştı. Ganimet almak isteyenler de kampa doğru ilerliyor­lardı. Seçilen elli okçu, Peygamber (s.a.v.)´in solunda bi­raz uzaktaydılar. Peygamberle okçular arasında, zemin ön­ce alçalıyor sonra da onları yerleştirdiği bölgede yükseli­yordu. Okçular, ilk saflardaki arkadaşlarının ganimet ka­zanmak için giriştikleri çabayı görebiliyorlardı. Bundan dolayı okçular da, savaş alanına gitmek istediler. Liderleri Peygamber´in ne olursa olsun yerlerinden ayrılmamaları gerektiğine dair emrini hatırlattı. Fakat önlerinlemediler. Savaş bitti ve kâfirler kaçtı dediler. Yaklaşık kırk ta­nesi, Abdullah ve diğer on kişiyi orada bırakarak savaş alanına gittiler.

O zamana delt Mekke ordusunun süvarileri hiçbir işe yaramamışlardı, iki ordu ortada öyle kaynaşmışlardı ki, bir atın ilerlemesi hem kendi adamlarını, hem de düşman askerlerini tehlikeye sokabilirdi. Yukarıdaki müslüman ok­çuların Önüne kendilerini atmaksızin da onların arkaeı-na geçmeleri mümkün değildi. Fakat Halid o anda karşı tarafta neler olduğunu farketti ve hem...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Uhud Savaşı
« Posted on: 20 Ağustos 2019, 15:26:08 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Uhud Savaşı rüya tabiri,Uhud Savaşı mekke canlı, Uhud Savaşı kabe canlı yayın, Uhud Savaşı Üç boyutlu kuran oku Uhud Savaşı kuran ı kerim, Uhud Savaşı peygamber kıssaları,Uhud Savaşı ilitam ders soruları, Uhud Savaşı önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &