ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siyer-i Nebi > Hayber
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hayber  (Okunma Sayısı 716 defa)
06 Mart 2010, 22:46:12
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 06 Mart 2010, 22:46:12 »



Hayber

Mekke ile yapılan anlaşma, kuzeydeki diğer tehlikeler­le ilgilenme fırsatı verdi. Bunlardan en büyüğü çoğu İs­lâm düşmanı olan yahudilerin yaşadığı Hayber şehri idi Büyücü Labîd´e büyük bir ihtimalle onlardan biri rüşvet vermişti. Fakat Beni Nadir ve onların Hayber´li akrabala­rına karşı bir girişimde bulunmak için bundan daha kesin deliller ve genel nedenler vardı. Onların Medine´yi işgal etmesi sözkonusu değildi. Bir iki kişi dışında onlardan kimse Hendek savaşma katılmamıştı. Fakat her seferinde Kureyş´e saldın teşvikini veren ve Gatafan´ı da Kureyş´le bir olmaya ikna eden onlardı. Gatafan´ın hâlâ Medine´ye düşman olmasına da onlar neden oluyorlardı. Hayber bu şekilde kaldığı sürece Medine tam bir barış yaşayamazdı.

Bu yönde ergeç bir girişimde bulunulması gerektiği uzun süreden beri biliniyordu. Çünkü Peygamber (s.a.v.), bir süre Önce inen vahydeki yakın zaferin ganimetleri bol olan bir zafer Hayber´in fethi anlamına geldiğinden emindi. Fakat bu, Müslüman olduğunu söyleyen herkes ta­rafından paylaşılmamalıydı. Vahiy, Umre´ye katılmayan bedevilerin tamamen maddi kaygularla savaşlara katıldık­larını söylüyordu. Umrede ganimet ve çapul imkânı olma­dığı için katılmaya değer bulmamışlardı. Bu nedenle şüp­hesiz Arabistan´ın en zengin topluluklarından biri olan Hayber´in fethinde de rol almamaları gerekiyordu.

Bu, nisbeten küçük bir kuvvetle yola çıkmak anlamına geliyordu. Gerçi küçük bir kuvvet olması, plânlarının son ana kadar gizli kalmasını sağlayabilirdi. Fakat yine de bu proje duyulduğunda ağızdan ağıza bir gerçek imiş gibi değil, bir efsane gibi yayıldı. Hayber´in aşılamaz gücü­nü herkes biliyordu. Kureyş ve diğer islâm düşmanları bu haberlerin doğru olmasını´ ümit ediyorlardı. Çünkü eğer bu doğruysa, Muhammed (s.a.v.) müthiş bir yenilgi yaşa­yacaktı. Fakat onun deli olmadığım bildikleri için bu haberlerin yalan olmasından korkuyorlardı. Hayber´liler ise o denli kendilerinden emindiler ki bu haberlere inan­madılar. Muhammed Peygamber (s.a.v.) yola çıkmadan Önce Evs´li Ebu Ahs (r.a) ona geldi ve bir sorunu olduğunu söyledi. Üzerine bi­neceği bir devesi vardı, fakat elbiseleri çok eskiydi ve ne yolculukta kendisi için, ne de ailesine bırakabileceği yiye­cek parası yoktu. Bu aşırı bir durum olmasına rağmen, ona benzer daha birçok kişi vardı. Fakat Umre´ye giderken çok şey harcanmıştı ve o güne dek kazanılan tüm ganimet ler de sayısı gün geçtikçe artan Muhacir Müslümanlara harcanarak tüketilmişti. Peygamber (s.a.v.) Ebu Abs (r.a)´a tek şey olarak elinde kalan uzun ve yeni bir giysi verdi. Fa­kat birkaç gün sonra sefer sırasında onu daha kötü ve eski bir elbiseyle gördü. «Sana verdiğim elbise nerde?» di­ye sordu. «Onu sekiz dirheme sattım» dedi Ebu Abs (r.a) «Daha sonra kendim için iki dirhemlik hurma aldım, iki dirhemim de aileme geçimleri için bıraktım. Geri kalan dört dirheme de bir elbise aldım.» Peygamber (s.a v.) küçüldü ve: «Ey Abs (r.a) ´ın babası sen ve arkadaşların gerçek­ten fakirsiniz. Fakat nefsimi kudret elinde tutana yemin olsun ki, bir müddet daha yaşarsınız, bolluk içinde yaşa­yıp ailelerinizi de bolluk içinde yaşatacaksınız. Bir yığın dirhem ve köleye sahip olacaksınız ve bu sizin için iyi ol­mayacak"[1].

Sefer sırasında Peygamber (s.a.v.) iki kamp yeri ara­sında orduyu durdurdu ve İbn el-Ekva (r.a) adındaki güzel sesli bir Eslem´li adamı çağırdı. Devenden in ve bize deve şarkılarından bir şarkı söyle» dedi. Bedevi, onlar develeri üstünde giderken şarkı söyleyecekti. Unutul­mayan, kederli ve monoton olan eski melodileri söylüyor­lardı. Ibn el-Ekba´nin, Peygamber (s.a.v.)´in Hendek´te Öğ­rettiği beyti okumasıyla bu kederli hava daha da yoğun­laştı:

«Rabbimiz, biz hiç bir zaman sana yönelmez, Zekât vermez ve namaz kılmazdık.»

Ibn el-Ekva (r.a) bu beyitle başlayan ş´arkıyı tamamla­dığında Peygamber (s.a.v.) ona: «Allah sana rahmet etsin? dedi. Buna karşı çıkan Ömer: «Ey Allah´ın Rasulü, sen bu­nu kaçınılmaz kıldın. Keşke onunla daha fâzla beraber ola-biîseydik!» dedi. Hepsinin bildiği gibi, Ömer, onun yakın­da şehit olacağını kastediyordu. Çünkü onlar, Peygamber (s.a.v.) kime rahmet dilerse kısa bir süre sonra onun şe­hit olduğunu görmüşlerdi.

İkibuçuk gün sonra, hedefe sadece bir akşamlık yollan kalmıştı. Hayber ile müttefikleri Gatafan arasında engel oluşturacak bir konumda yol almaları gerekiyordu. Bunu amaçlayan Peygamber (s.a.v.) bir rehber istedi ve gecele­yin surların önündeki açık düzlüğe ulaştılar. Gece çok ka­ranlıktı, çünkü hilal henüz yeni çıkmıştı. Ordu o denli ses­siz yaklaşmıştı ki şehirde hiç kimse durumun farkında bile değildi. Sadece sabahleyin bir horoz sesi sessizliği bozdu. Müslümanların kampında o şafak vakti sabah ezanı sessiz­ce okundu. Namazdan sonra sessizlik içinde, sabah ışığıyla ortaya çıkan ekin tarlaları, hurma bahçeleri ve kaleleriyle «Hicaz´ın bostanı»nı seyrettiler. Güneş yükseldi, toprak işçileri ellerinde çapaları, sepetleriyle çıkıp böyle sessiz bir orduyla karşılaşınca çok şaşırdılar. «Muhammed ve or­dusu!» diye bağırıp geriye, kalelere kaçtılar. Peygamber (s.a.v.) AUahu Ekber dedi ve zafer dolu bir sesle Haribet Hayber (Hayber harap oldu) sözlerini skledi. Daha sonra Allah´ın insanları cezalandıracağını haber veren bir âyet okudu:

«Fakat (azab) onların sahasına indiği zaman uyarıhp-korkututanların sabahı ne kadar da kötü olur.» (Saffat:177)

Ama «indiği zaman yerine «indirdiğimiz zaman» dedi.

Yahudiler hemen bir savaş konsülü topladılar. İçlerin­den bir şefin uyarılarına rağmen kale burçlarındaki siper­lerine güvendiler. Yesrib kaleleriyle, dağ hisarları adını verdikleri kendi kaleleri arasında hiçbir karşılaştırma ya­pılamayacağını söylediler. Bu ayrı gruplarla savaşma ka­ran, onların en zayıf noktalan olan birlik yoksunluğuna dayanıyordu. Kur´an´da Yesrib yahudiîeri için söylenenler Hayber´liler için de geçerliydi:

«Sen onları birlik sanırsın, oysa kalblerİ paramparçadır» (Haşr: 14)

Küçük, fakat birlik içindeki bir ordu ile karşılaşmak onlar için şanssızlıktı:

«Hİç şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenet­lenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever» (Haşr: 4)

Bu ordu, şu vaade uyarak nefisleri yücelenlerden olu­şuyordu:

«Nice az bir topluluk, dçtha çok olan bir topluluğa Allah´ın iz­niyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir» (Bakara: 249)

İlk gün Peygamber (s.a.v.) en yakın kaleye saldırdı­ğında diğer kaleleri savunanlar birlik olup saldıranlara karşı tek vücut halinde savaşmadılar. Fakat kendi duvar­ları arkasında kalıp, kendilerini güçlendirmekle meşgul ol­dular. Bu taktikler iki ordu arasındaki eşitsizliği azalta­cak nitelikteydi. Fakat yine de Müslümanların sabrı, ya­bancı bölgede birden fazla savaş yapıp, uzun süren bir iş­gal ile sınanıyordu. Hayberliler, Arabistan´da en iyi nişan­cılar olarak tanınırlardı. Şimdiye kadar Müslümanlar hiç bu kadar fazla kalkan kullanmaya ihtiyaç duymamışlardı.

Kampın gerisinde ise kadınlar sürekli ok yaralarım tedavi ile meşgul oluyorlardı. Peygamber (s.a.v.)´in eşlerinden sı­ra ikinci defa yine Ummü Seleme´ye gelmişti. Yaralıları tedavi etmek ve safların gerisinde su ihtiyacını karşılamak üzore gelen kadınlar arasında Peygamber (s.a.vj´in halası Safiye (r.a), Ümmü Eymen (r.a), Nuseybe (r.a) ve Enes´in annesi Ümmü Süleym (r.a) de vardı.

Günler geçti, fakat hiçbir şey elde edilemedi. Altıncı gece, Ömer (r.a)´in gözcülükle görevli olduğu bir sırada kampta bir casus yakalandı. Bu casus hayatı karşılığın­da Müslümanlara kaleler hakkında bilgi verdi ve hangi kalenin en zayıf ve en çok silaha sahip olduğunu anlattı. îlk önce en az korunan fakat geçmişte diğer kalelere kar­şı kullanılan bir savaş aletine sahip bir kaleye saldırma­larım önerdi. Medine gibi Hayber´de de uzun süreden beri iç savaş yaşanmıştı. Ertesi gün Müslümanlar kaleyi ele geçirdiler. Kaya fırlatmaya yarayan bir mancınık ve as­kerlerin kaleye girmek için yakın dövüşe başladıklarında üstünde çatı vazifesi görecek olan bir siperden oluşan sa­vaş aletlerini diğer kalelere karşı kullanmak üzere çıkar­dılar. Bir bakıma bu aletler sayesinde, zayıf kaleler teker teker düştü. Karşılaştıkları en güçlü savunma Na´im adın­daki kalenin savunmasıydı. Burada garnizon büyük bir kuvvetle karşı koyuyordu ve o gün Müslümanlar tarafından yapılan her saldın püskürtüldü. Peygamber (s.a.v.) «Yarın sancağı Allah´ın ve Rasulünün sevdiği birisine ve­receğim. Allah bize zaferi onun ellerinden verecek, o hiçbir zaman dövüşten kaçmayan biri- dedi.

Peygamber (s.a.v.) daha önceki seferlerinde sancak nlarak nisbeten daha küçük bayraklar götürmüştü. Fakat Hayber´e, Aişe (r.a)´nin cübbesinden yapılmış büyük siyah bir sancak getirdi. Buna «kartal» adını vermişlerdi. Ertesi gün «Peygamber (s.a.v.) sancağı Ali(r.a) ´ye verdi. Daha sonra o ve diğer arkadaşları adına, onlara zafer vermesi için Allah´a dua etti. Zübeyr (r.a) ve kırmızı sankU Ebu Dücane (r.a)´nin büyük rol oynadığı bir günlük şiddetli bir çarpışmadan sonra Ali (r.a) adamlarına son bir hamle yap­tırdı ve düşmanın kale kapılarının kontrolünü Müslüman­lara bırakarak kalenin içlerine doğru çekilmelerini sağla­dı. Kale ele geçirildi, fakat adamların çoğu arkadaki bir kanaldan diğer kalelere kaçmışlardı.

«Beni Gafatan nerede?» sorusu Hayber´de devamlı so­rulan fakat cevap alınamayan bir soruydu. Onlar gerçek­ten söz verdikleri gibi dörtbin kişilik orduyla yola çıkmış­lardı. Fakat bir günlük yol gittikten sonra geceleyin ko­nakladıklarında yerden mi, gökten mi geldiğini anlayama­dıkları bir ses duydular.. Ses arka arkaya üç kez «Halkı­nız! Halkınız! Halkınız!» diye bağırdı. Bunun üzerine adamlar ailelerinin tehlikede olduğunu hayal ettiler ve aceleyle geri döndüler. Fakat ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hayber
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 16:31:33 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hayber rüya tabiri,Hayber mekke canlı, Hayber kabe canlı yayın, Hayber Üç boyutlu kuran oku Hayber kuran ı kerim, Hayber peygamber kıssaları,Hayber ilitam ders soruları, Hayber önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &