ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > Köklü Değişiklikler
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Köklü Değişiklikler  (Okunma Sayısı 537 defa)
14 Ağustos 2012, 13:02:03
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 14 Ağustos 2012, 13:02:03 »



KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER

"Mü'min olsun veya olmasın, insanları İslâm'a davet ettiğimiz zaman, İslâm'ın bir vasfı olan ve onun tarihinde görülebilen bir gerçeği aklımızdan çıkarmamalıyız. İslâm, kendine has, eşsiz vasıflarıyla, şümullü bir hayat ve "kâinat düşüncesidir. Ondan hasıl olan, bütün yönleri ve ilişkileriyle insan haya­tı düşüncesi de, özel vasıfları olan, eksiksiz bir sistemdir. Bu düşünce, temelde, eski veya yeni bütün câhili düşüncelere karşıdır. İslâm düşüncesi ve câhili düşünceler arasında ayrın­tı niteliğinde benzerlikler bulunabilir, fakat bu vasıfların alındığı ilkeler açısından İslâmî düşünce insanoğlunun bildiği bütün diğer teo­rilerden farklıdır.

İslâm'ın ilk görevi, insan hayatını bu düşün­ceye göre yoğurması, ona pratik bir şekilde temsil eden bir insanlık hayatı meydana getir­mek ve yeryüzünde Allah'ın seçtiği rabbânî nizama uygun bir düzen kurmak; bu düzenin temsilcisi durumunda olan bir İslâm ümmeti ortaya çıkarmaktı. Allah Teâlâ şöyle buyur­maktadır: "Siz, insanlar için çıkarılmış en ha­yırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kö­tülükten men'edersiniz ve Allah'a inanırsınız. (3: 110). Yİne Allah Teâlâ, bu ümmeti tanıtır­ken şöyle buyurmaktadır: "O (Allah'ın dinine yardım ede)nleri yeryüzünde iktidara getirdi­ğimiz takdirde (zorbaların yoluna sapmazlar, bil'akis) namazı kılar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeye çalışır­lar." (22: 41).

Yeryüzünde mevcut câhilî düşüncelerle uz­laşmak veya câhilî bir sistemle aynı ülkede varolmak İslâm'ın vazifesi değildir. Dünyaya ilk gönderildiğinde böyle değildi, ne bugün, ne de gelecekte böyle olacak. Câhiliyye, han­gi devirde olursa olsun câhiliyyedir; yani tek Allah'a ve O'nun belirlediği hayat tarzına iman etmekten sapmaktır. Câhiliyye, sistem­lerini, kanunlarım, düzenlemelerini, alışkanlıklarmı, ölçülerini ve değerlerini, Allah'tan başka bir kaynaktan alır. Diğer yandan, İslâm Allah'a teslimiyettir ve onun işlevi İnsanları cahiliyyeden İslâm'a davet etmektir.

Cahiliyye, bazı insanların diğerlerine İbadet etmesidir; yani bazı insanlar, otoritelerinin doğru veya yanlış kullanılmasını önemseme­den otorite olurlar ve Allah'ın kanunlarına karşı olup olmadığına bakmadan başkaları için kanun yaparlar.

Diğer yandan İslâm, İnsanların sadece Allah'a İbadet etmesi, düşüncelerini, inançlarını, ka­nunlarını, nizamlarını ve değerlerini Allah'ın otoritesinden alması ve kendilerini Allah'ın kullarına kulluk yapmaktan kurtarmasıdır. Bu, İslâm'ın özü ve yeryüzündeki rolünün ta­biatıdır. Müslüman olsun veya olmasın, İslama davet ettiğimiz her insana bu noktayı vurgulayarak açıklamalıyız.

İslâm, ne düşüncelerinde ne de bu düşünce­den kaynaklanan hayat tarzlarında cahiliyye üe ortaklığa gidemez. Ya İslâm kalır ya cahiliyye; İslâm, yan İslâm-yan cahiliyye bir durumu kabul edemez. Bu açıdan İslâm'ın ko­numu oldukça açıktır. Hak'ın bir olduğunu ve bölünemeyeceğini söylemektedir; eğer birşey hak değil ise, bâtıldır. Hak'ın ve batılın bir arada olması veya ortaklığı imkânsızdır. Hü­küm ya Allah'a aittir, ya da câhiliyyeye; ya Allah'ın Şeriatı hüküm sürer, ya da insanların arzulan. "Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların keyiflerine uyma ve onların, Allah'ın İndirdiği şeylerin bir kısmından seni şaşırtmalarından sakın!" (5: 49). "Bundan do­layı sen (tevhid dini üzerinde anlaşmaya) davet et ve emrolunduğun gibi doğru ol; onla­rın keyiflerine uyma!" (42: 15). "Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar, keyiflerine uyuyorlar. Allah'tan bir yol gösterici olma­dan, yalnız kendi keyfine uyandan daha sapık kim olabilir?" (28: 50). "Sonra bu işten seni de bir şeriate koyduk (sana da İnsanların uya­cakları bir hukuk düzeni verdik). Sen ona uy, bilmeyenlerin keyiflerine uyma. Çünkü onlar, Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar. Zalimler birbirlerinin dostlarıdırlar. Allah da (günahlardan) korunanların dostudur." (45: 19-20). "Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyice bilen bir toplum için Al­lah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?

Bu âyetlerden açıkça anlaşılmaktadır ki, sade­ce iki yol mümkündür; ya Allah'a ve elçisine itaat, ya da câhiliyyeyi takip. Bir üçüncü yol mümkün değildir. Allah'ın verdiği kanun, ha­kem tayin edilmezse, tabiî olarak insan ondan sapar. Yüce Allah'ın bu açık ve kesin hük­münden sonra, mazeret veya özür için bahane kalmamaktadır.

İslâm'ın en başta gelen görevlerinden biri, in­sanın yönetiminde câhiliyyenin hükmüne son vermek, yönetimi kendi kontrolüne almak ve onun ayrılmaz bir parçası olan hayat tarzını uygulamaktır. Doğru bir şekilde yönlendiril­miş bir iktidarın gayesi insanlığın faydası ve başarısıdır. Fayda, yaratana dönüş ile ve başa­rı, kainatın geri kalanı ile ahenk içinde ol­makla elde edilir. Niyet, insanları Allah'ın on­lar için seçtiği makama yükseltmek ve onları arzuların köleliğinden kurtarmaktır. Rebî' b. Âmir, Fars ordusu başkomutanı Rüstem'e verdiği cevapta bu gayeyi açıklıyor. Rüstem, "Hangi gaye ile geldiniz?", diye sordu. Rebi' 'nin cevabı şuydu: "Dileyeni kula kulluktan kurtarıp sadece Allah'a kul olma şerefine ulaştırmak, dünyanın darlığından dünya ve âhiretin genişliğine çıkarmak ve bâtıl dinlerin zulmünden İslâm'ın adaletine ulaştırmak için bizi Allah görevlendirdi."

İslâm, insanların nefsî arzularını desteklemek için gelmedi. İnsanların düşünceleri, kurum­ları, hayat tarzları, alışkanlıkları ve gelenekle­riyle ifade ettikleri bu arzuların, doğuda ve batıda, İslâm'ın gelişi sırasında veya şimdi hüküm sürmeleri bunu değiştirmedi, değiştir­mez. İslâm, hevâ ve hevese dayanan kanunu tasvip etmez. İslâm bu düşünceleri, kanunları, âdetleri ve gelenekleri bertaraf etmek ve onla­rın yerine, yaradana itaat temeline dayanan yeni bir hayat düşüncesini yerleştirmek ve ye­ni bir dünya yaratmak için geldi. Bazen

 İslâmî hayat tarzının bazı ayrıntıları, insanlı­ğın içinde yaşamakta olduğu cahilİyye hayatı­nın bazı yönlerine benzeyebilir. Ayrıntılarda görülen bu benzerlik görünüşte, eksik ve sa­dece tesadüfe dayanan bir benzerliktir. İki ağacın kökleri tamamen farklıdır. İslâm ağa­cı, Allah'ın ilmi ile ekilmiştir ve ondan bes­lenmektedir, cahiliyye ağacı ise insan arzula­rının bir ürünüdür. "Verimli bölgenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol çıkar; çorak bölgede ise ancak zorla pek az ve faydasız birşey olarak çıkar..." (7: 58).

İster eski çağlara, ister modern çağa ait olsun cahilİyye, necis ve şeytanîdir. Dış görünümle­ri değişik devirler boyunca farklı olsa da kök­leri aynıdır. Kökleri, insanların cahilliklerin­den veya bencilliklerinden kurtulmalarını en­gelleyen insan heveslerindedir veya menfaat­leri adalet, hak ve iyilik taleplerinin üstünde olan bazı kişilerin, bazı sınıfların, bazı ulusla­rın veya ırkların bu menfaati erindedir. Fakat Allah'ın şeriatı, insan müdahelesi görmeden ve insan bilgisizliğinden, hevesinden veya be­lirli bir grubun menfaatlerinden etkilenmeden bu kökleri kesmekte ve bir kanun sistemi sun­maktadır.

Allah'ın Öğrettiği hayat düşüncesi ile İnsan­dan kaynaklanan teoriler arasındaki en temel farklılık budur, bu yüzden tek sistem altında toplanmaları mümkün değildir. Yarı İslâmi, yarı câhili olan bir hayat sistemini inşa etme­ye çalışmak faydasızdır. Allah kendisine eş koşulmasını bağışlamaz ve vahyettiği hayat tarzı ile başka birşeyin ortaklığını kabul et­mez. Bu fiillerin ikisi de, aynı zihniyetin ürünleri oldukları için Allah'ın nazarında şirk­tirler.

Bu hakikat olduğu gibi kafamıza kazınmalı­dır. İnsanlara İslâm'ı sunduğumuz zaman, di­limiz tereddüt etmeden onu telaffuz etmelidir. Bunu yaparken utanmamak, insanların zih­ninde hiçbir şüphe bırakmamalı ve İslâm'ı ka­bul ettikleri zaman hayatlarının tamamen de­ğişeceğine inandırana kadar onlardan ayrıl­mamalıyız. İslâm onları değiştirdiği zaman, düşüncelerini yücelterek, davranış ahlâklarım geliştirerek ve insan hayatının değeri olan şe­ref mertebesine yaklaştırarak, hayalin ötesin­de nimetler bahşeder. İslâm'a girdikten sonra, daha önce iç içe oldukları câhiliyyeden eser kalmaz, aksi halde câhiliyyenin bazı unsurları ile İslâm arasında sadece benzerlik vardır. Buna rağmen İslâm'ın büyük kaynağına karış­tıktan sonra eski Özelliklerinden çok şey kay­bederler. Bu kaynak, daha önce içinde bulun­dukları şeytanî ve meyvesiz câhiüyye kayna­ğından çok farklıdır. Bu süreç boyunca İslâm kimseyi bilimsel gözleme dayanan bilgiden mahrum bırakmaz; bilakis bu yönde büyük bir şevk verir.

İnsanları İslâm'a davet ederken, İslâm'ın deği­şik isimler ve bayraklar taşıyan insan Ürünü ideolojilerden, dinlerden veya sistemlerden olmadığını, sadece ve sadece İslâm olduğunu anlamalarını sağlamak bizim görevimizdir. İslâm'ın kendine has ölümsüz şahsiyeti, ölümsüz düşüncesi ve ölümsüz tarzları vardır. İslâm, diğer insan ürünü sistemlerden daha büyük bir ihsanı insanlığa garanti etmektedir. İslâm asildir, saftır, adildir, güzeldir ve Yüce Allah'ın kaynağından fışkırmaktadır. İslâm'ın hakikatini bu şekilde anladığımız zaman, böyle bir anlayış bizi İslâm'ı takdim ederken insanlara güven, anlayış, merhamet ve güçlü­lük içinde hitap etmemizi sağlayacaktır. Tak­dim ettiğimiz düşüncenin hak, insanların uy­guladıkları düzenin da bâtıl olduğunu kesin bir şekilde bilmenin sağlayacağı güven. İn­sanlığın ızdırabını görüp onları hangi yoldan saadete kavuşturmanın mümkün olduğunu bilmekten doğan anlayış. İnsanların sapık yolda olduğunu görüp başka türlü olmayan hidayetin nerede olduğunu bilmekten ileri ge­len merhamet.

İslâm'ı onlara kabul edilebilir hâle getirmeye, arzularını ve tahrip olmuş zihinlerini tatmin etmeye ihtiyacımız yok. Onlarla sözümüzü sakınmadan konuşmalıyız. "Yaşadığınız bil­gisizlik sizi kirli yapıyor ve Allah sizi temiz­lemek istiyor; takip ettiğiniz âdetler sizi lekeliyor ve Allah sizi temi...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Köklü Değişiklikler
« Posted on: 16 Eylül 2019, 19:34:20 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Köklü Değişiklikler rüya tabiri,Köklü Değişiklikler mekke canlı, Köklü Değişiklikler kabe canlı yayın, Köklü Değişiklikler Üç boyutlu kuran oku Köklü Değişiklikler kuran ı kerim, Köklü Değişiklikler peygamber kıssaları,Köklü Değişiklikler ilitam ders soruları, Köklü Değişikliklerönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &