ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > İslam Tarihi Eserleri > Siret Ansiklopedisi > İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri  (Okunma Sayısı 1919 defa)
17 Haziran 2012, 19:57:13
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 17 Haziran 2012, 19:57:13 »



İSLÂM ÂLİMLERİNİN FAİZ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ

Ebu'l-A'la Mevdûdî ve Faiz Teorileri

Mevdûdî, faiz müessesesinin müsbet ve menfi yönlerini ayrıntılarıyla müzakere etmiş ve fai­zin asli kötülüklerini izah etmiştir. Burada onun görüşlerini özetlemekle yetineceğiz:

Faizin Menfi Yönü: Öncelikle karar vermek mecburiyetinde olduğumuz şey şudur: Faiz, mantıklı bir ödeme midir? Alacaklı, verdiği borcu için faiz istemekte haklı mıdır? Adalet, borçlunun muhakkak surette alacaklıya ana paradan fazla ödemesini gerektiriyor mu? Bu sorulara verilecek cevap meselenin önemli bir kısmını çözecektir. Şayet faizin ne adalet ve ne de mantıken tasdik edildiği gösterilemezse, o zaman neden böyle mantık dışı bir müesse­senin toplumda muhafaza edildiği sorulabilir.

Faiz teorilerinin taraftarları arasında daha fai­zin ne için ödendiğine dair büyük görüş fark­lılıkları vardır. Bazıları faizin bir fiyat olduğu iddiasındadırlar. Fakat neyin fiyatı? Alacaklı tarafından ödenen kıymetli şey nedir ki, ay­dan aya veya seneden seneye maddi bir karşı-lık talep etmektedir? Faiz müessesesinin taraf­tarları herhangi bir tarif üzerinde anlaşmakta güçlük çekmektedirler.

1- Alacaklının Riske Girdiği Düşüncesi: Bu görüş sahipleri alacaklının parasını vermekle riske girdiğini iddia etmektedirler. Borç veren ihtiyaçlarını, karşılamak için kendi isteklerini kısıtlamaktadır. Bazı kârlı teşebbüslere yatıra­cağı sermayeyi ödünç verir. Şayet borçlu, pa­rayı şahsi ihtiyaçlarını karşılamakta kullanı­yorsa, aynen bir evin kirası, mobilya veya va­sıta kirasını ödediği gibi bu sermayenin de ki­rasını ödemek zorundadır. Bu kira, alacaklı-

nın parası için bir karşılık olacağı gibi aynı zamanda alacaklının borçluya borç vermekle yüklendiği riskin bir tazminatı olacaktır. Eğer alacaklı bu parayı kârlı teşebbüslere yatırırsa, o zaman alacaklı bu kârın bir bölümünü iste­mekte haklıdır.

Risk tartışmasını inceleyelim. Alacaklının ris­ke girdiği ve borçluya parasını vermekle bazı imkanlardan fedakarlık ettiği doğrudur. Fakat bu hiç bir şekilde ona risk veya fedakârlık için yılda % 5 veya %10 gibi bir yüzde isteme hakkını vermez. Alacaklının, risk için borçlu­nun herhangi bir şeyini ipotek etmeye, temi­nat veya kefil istemeye haklı sebebi vardır. Eğer borçlu bunlardan hiçbirini yapmaya is­tekli değilse, alacaklı bir riske girmek isteme­yebilir ve borç vermeyi reddedebilir. Fakat risk haddi zatında ne fiyatı olabilecek bir tica­ri maldır, ne de kiraya değer bir ev, eşya veya nakil vasıtasıdır. Fedakarlığa gelince şu şekil­de telakki edilebilir; iş olarak kabul edilmedi­ği müddetçe -çünkü o hem bir iş, hem de fe­dakarlık olamaz- eğer birisi ahlâki bir davra­nış olarak fedakarlıkta bulunuyorsa, onun ahlâki sonuçlan vardır; doğru ve faziletli bir davranış sergilemiştir; ahlâki kazançlarıyla tatmin edilmelidir, şayet karşılıktan bahsedi­yorsa, o zaman fedakârlıktan bahsetmemelidir. Doğrudan doğruya iş yapmalıdır. Ve şa­yet alacaklı, borç para için aylık veya yıllık bir karşılık talep ediyorsa, böyle yapmasının sebeplerini söylemeli ve niçin buna hakkı ol­duğunu izah etmelidir.

Şimdi faizin ikinci yönünü tetkik edelim; erte­lemek için bir karşılık veya kira talebi. Faiz, kendi ihtiyaçlarını ertelemek için bir karşılık mıdır? Aslında, alacaklı ihtiyaç fazlası olan ve kullanmadığı miktarı borç olarak verir. Böyle olunca bir karşılık talep edebileceği herhangi bir şeyden çekinmediği için o bir karşılık ola­maz. O bir kira ücreti midir? Kira, kullanımı sırasında aşınan, kırılan ve değerinden bir şey kaybeden ev, mobilya veya nakil vasıtası gibi şeylerden alınır. Kira, bunların eskime, yıp­ranma ve bakımı için mantiki bir taleptir. Fa­kat, yiyecek maddeleri veya altın, gümüş ve para gibi mallar bu katagoride düşünülemez ve bunlar için kira anlamsızdır.

Alacaklının söyleyebileceği en fazla şey şu­dur: Alacaklı, borçluya kendi parasıyla kâr et­me fırsatı tanımaktadır ve böylece alacaklıya kârdan bir hisse verilmelidir. Fakat, tüketim için verilen borçlarda ise bu iddia geçerli de­ğildir. Çünkü genellikle borçlular zor zaman­lanın atlatmak için borç alan fakir halktır ve paylaşacak kârları yoktur. Üretim borçlarında ise, hem kâr, hem de zarar ihtimali vardır. Şa­yet borçlu işinde zarar ediyorsa, nasıl ve ne gibi haklı sebeplere dayanır, aylık veya yıllık olarak belirli bir gelir istemeye hakkı olur? Ve şayet kâr aylık ve yıllık faiz miktarına eşit ve­ya daha az ise, borçlu çok çalışmasına, zama­nını, emeğini, şahsi parasını sarfetmesine rağ­men hiçbir şey elde edemezken, alacaklı nasıl oluyor da hiçbir gayret sarfetmeden kendi his­sesini istemekte haklı olmaktadır?

Hatta borçlunun kârı faiz miktarından fazla bile olsa, ne mantık, ne adalet hissi ve ne de ticaret ve iktisat ilkeleri sermayedarların belir­li ve sabit faizi varken; zamanını, emeğini, ka­biliyet ve diğer meziyetlerini halkın ihtiyaçla­rını üretmek ve temin etmek için harcayan tüccar, sanayici, çiftçi ve diğer üretim faktör­lerinin ne miktarı belli, ne de sabit olan bir kâr elde etmesini haklı çıkarmaz. Bütün diğer üretim faktörleri riski göze alırken sermaye­darın belirli bir faiz garantisi vardır. Diğer un­surların kâr oranı fiyatlardaki değişme ile dü­şer veya yükselir, fakat sermayedarın faizi ön­ceden belirlidir ve aylık veya yıllık olarak ay­nı sabit oranda ödenir.

Şayet bir alacaklı sermayesini birşeyler kaza­nabileceği kârlı teşebbüslere yatırım yapmak istiyorsa, onun için yegane mantıklı ve tatbiki yol parayı faiz karşılığı borç vermek yerine bazı iş sahipleriyle ortaklığa girmektir.

2- Borçlunun Kâr Ettiği Düşüncesi:Bu dü­şünce ekolünün taraftarları, alacaklının "bek­leyerek" veya bir süre için "erteleyerek" ve kendi parasını bizzat ihtiyaçlarının karşılan­ması için tüketmeyerek, borçluya kendi para­sıyla kâr etmesi için "zaman" verdiğini iddia ediyorlar. Bu "zaman", sürenin artışıyla bir­likte artan bir fiyata sahiptir. Eğer borçluya, borç paranın kârlı yatırımlarda kullanılması için zaman tanınmazsa, hiç kâr edemez ve bütün işi de sermaye yokluğundan bozulabilir. Borçlu, borç parayı yatırımda kullanırken kendisi için kesin surette bir "fiyatı" vardır ve ondan kârlı şekilde faydalanmaktadır. Alacak­lının kâra iştirak etmemesi için hiç bir sebep yoktur. Hatta zamandaki artma ve azalma ne­ticesinde kâr imkanlarının yükseldiğini ve düştüğünü ve alacaklının, zamanın uzunluğu­na göre fiyatı talep etmemesi için hiç bir se­bep olmadığım ileri sürüyorlar.

Fakat yine de alacaklının nasıl ve hangi kay­naktan borçlunun kesin surette yatırımdan kâr edip zarar etmeyeceğine dair bilgiyi elde etti­ği hakkındaki soru akla gelmektedir. Alacaklı, borçlunun belirli bir büyüklükte edeceği kârı nasıl biliyor ve buna uygun olarak, kendi his­sesini tesbit edebiliyor? Borçlunun borç para­yı kullanırken belirli bîr miktarda kâr elde edeceğini ve böylece sermaye için aylık ve yıllık olarak sabit bir fiyat ödeyebileceğini na­sıl hesaplamıştır?

Bu faiz teorisinin savunucuları bu ve benzeri sorulara makul cevap verememektedirler.

3- Sermayenin Verimlilik Teorisi: Bu gö­rüş sahipleri de "sermayenin verimliliğini", borçludan onun kullanımı için faiz şeklinde bir karşılık talep etme hakkı veren ve serma­yenin tabiatından gelen bir özellik olarak be­lirtmektedirler. Üretimde sermayenin bu fonk­siyonel yönünü vurgulayan bir çok ekono­mistler vardır. Bu görüşe uygun olarak, ser­maye "verimli" diye isimlendirilir. Bu açıkça bizzat sermayenin müşahhas formları için ol­duğu gibi makinalann ve sermayenin diğer verimli hizmetleri için de bir piyasanın var ol­duğu anlamına gelir. Sermayenin verimli ol­duğu görüşü, sermayenin, sermaye olmadan üretilebilecek miktardan daha fazla malı üret­me gücüne sahip olduğu veya sermayesiz üre­tilebilecek malların kıymetinden daha fazla değerde üretim gücüne sahip olduğu, ya da sermayenin kendi kıymetinden daha fazla de­ğer üretme gücüne sahip olduğu şeklinde ele alınabilir. Faiz, üretim sürecinde sermayenin borçluya sağladığı verimli hizmetler için bir karşılıktır.

Fakat, verimliliğin sermayenin tabiatından gelen bir Özellik olduğunu ileri süren iddianın aslı yoktur. Zira sermaye, birileri tarafından kârlı işlerde kullanıldığında verimli hale gelir. Eğer tüketim gayesiyle kullanılırsa, böyle bir özelliği olamaz. Hatta, sermaye kârlı yatırım­larda kullanılsa dahi verimliliğin sermayenin aslından gelen bir özellik olduğunu ileri süre­bilecek kadar fazla kıymet üreteceği kesin de­ğildir. Özelikle islerin durgun olduğu zaman­larda daha fazla sermayenin kullanımı sadece kârları azaltmayıp gerçekte kârları zarar hali­ne getirdiği tecrübe edilmiştir.

Hatta, şayet kapitalin bu verimlilik özelliğine sahip olduğu varsayılsa dahi, aynı zamanda o diğer faktörlere de bağlıdır. Onun kârlı yatı­rımlarda kullanılması emek, kabiliyet, uzak görüşlülük ve onu kullananların tecrübeleri kadar ülkenin müsait sosyal, ekonomik ve si­yasi şartlarına da bağlıdır. Bunlar ve bunlara benzer daha bir çok unsur sermayenin kârlı sahalarda kullanımı için Önemli olan ön şart­lardandır. Şayet bu şartlardan biri yoksa, çoğu zaman sermayenin verimliliği şüpheli hale ge­lebilir, hatta zarara dönüşebilir.

Şayet verimlilik, sermayenin aslından gelen ve sahibini kârdan hisse almaya yetkili kılan bir özellik olduğu kabul edilse dahî, ödenecek olan yılhk veya aylık faiz oranı tesbit etmek için muhtemel kânn tam miktarını kesin ve hatasız olarak Önceden hesaplamanın bir yolu yoktur. Bununla birlikte on yıl-yirmi yıl son­rasının kapitalinin verimliliğini hesaplamanın veya tahmin etmenin ve böylece uzun vadeli faiz oranını tesbit etmenin bir usulü yoktur.

Bu sebepten dolayı, gelecekteki gerçek kâr oranı bilinmeyen on v...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri
« Posted on: 21 Ağustos 2019, 01:21:07 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri rüya tabiri,İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri mekke canlı, İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri kabe canlı yayın, İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri Üç boyutlu kuran oku İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri kuran ı kerim, İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri peygamber kıssaları,İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleri ilitam ders soruları, İslam Alimlerinin Faiz Hakkında Görüşleriönlisans arapça,
Logged
08 Nisan 2016, 22:12:40
Pelinay
Bölüm Görevlisi
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.696


« Yanıtla #1 : 08 Nisan 2016, 22:12:40 »

Faizin dindeki hukmu kesin bir sekilde bellidir ve haramdir zaten.
Burda topluma v ekisiye versigi zararlar da teker teker ele alinmis.
Allah razi olsun payalsim icin.Rabbim gittikce yayilan bu harama bizleri bulasriemasin insallah.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
08 Nisan 2016, 22:19:48
Ceren
Görevli Sorumlusu
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 25.127


« Yanıtla #2 : 08 Nisan 2016, 22:19:48 »

Aleykumselam.Rabbim razi olsun paylasimdan kardesim.Islam alimlerine gore faizin her turlu dinen yasak ve haramdir.Faizin bulustigi ticaretinde alis verisinde borcunda caiz olmadığı ve bereketi kacirdigi bildirilmiştir....
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
09 Nisan 2016, 22:46:44
Ruhane
Yeni Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 9.473


« Yanıtla #3 : 09 Nisan 2016, 22:46:44 »

Aleykum selam.. Faiz sadece insanları değil ülkeleri bile bile yakar .. Faiz ile kazanılan kazanç insanın içine bir ateş gibi dolar ve bu dünyada huzursuz bereketsiz  bir yaşama sebep olur.. Ahiretimizde yanar ebedi hayatımızda mahvolur.. Rabbim sen bizleri haram olan işlerden kazançlardan koru..
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
10 Nisan 2016, 01:05:44
Sevgi.
Dost Üye
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 14.592



« Yanıtla #4 : 10 Nisan 2016, 01:05:44 »

  Aleyna Ve Aleykümüsselăm.
Fâiz, yalnız İslâmiyet'te değil, semâvî dinlerin yâni daha önce gönderilen hak dinlerin hepsinde haram idi. Fâizin azı da çoğu da haramdır. En büyük günâhlardandır.
 Mevlam bizleri bu gibi kötü hallerden muhafaza eylesin inşaAllah..
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &