Kuran-ı Kerim İle İlgili Performans
(1/4) > >>
احسن:
Kuran-ı Kerim İle İlgili Performans Kaynağı Ödevleri Sevgili Öğrencilerimiz her birinden yararlanabilirsiniz birazdaha gayret ediniz hemen bir bakma ile bulamamanız doğal hadi kolay gelsin.

Her ikisinden de yararlanınız.

http://www.ilimdunyasi.com/kuran-i-kerim/

http://www.ilimdunyasi.com/kurani-kerim/
ömerduran-6/A:
Mekke dönemi [değiştir]Kuran yaklaşık 23 yılda parça parça tamamlanmıştır. 13 yıl kadar süren Mekke döneminde indiğine inanılan âyet ve sûreler daha çok İslâm inanç ve ahlâkı ile ilgili konuları kapsar; ALLAH'ın birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve 'Ahiret günü'ne iman gibi. Müslümanlar tarafından Âdem'den beri geldiğine inanılan tevhid inancı işlenir. ALLAH ile eşit güçte bir varlığın olduğu görüşü bu bölümde reddedilir.

Mekke döneminde Kuran'ın, Âdem'den itibaren devam eden vahiy zincirinin aynısı olduğu yer alır: "(ALLAH) dînde, onunla Nuh'a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye İbrâhîm'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimiz şeyi Sana da vahyederek, size de şeriat kıldı." (Şura, 42/13) [4]

 Medine dönemi [değiştir]Medine'de inen âyet ve sûrelerde daha çok hukuk kuralları yer almıştır. Aile ve devletin tanzimi, insanların birbiriyle veya devletle olan ilişkileri, anlaşmalar, barış ve savaş durumları bu âyetlerde açıklanır. M.S. 622 tarihinden itibaren bu hükümleri uygulamak için yeterli güce sahip bir İslâm Devleti, Muhammed yönetiminde, Medine'de oluşmuştu.

İslam inanışına göre ALLAH hafiften ağıra doğru hükümler göndermiş, Muhammed ve ashabı bunları geciktirmeksizin uygulamaya geçirmiştir. Kuran dilini bilmeleri, namazlarda, mescid içinde ve dışında okunan sûre ve ayetleri anlamalarını kolaylaştırmıştır. İslam inanışında bu devrin özelliği; iyi ve yararlı olanın alınması, kötü ve zararlı olanın kaldırılmasıdır. İslam inancında yükümlülükler birden ayrıntılarıyla gelmemiş, zamanla (23 yıl) tamamlanmıştır.[5]

Kuran ayetleri Müslüman toplumunda yaşanan olaylar üzerine gelmiştir. Ayetlerin ihtiyaç sırasında geldiğine ve toplumda gerekli etkiyi gösterdiğine inanılır. Bu yüzden, ayetlerin iniş sebepleri Kuran tefsirlerinde önemli bir yer tutar.

 Kuran'ın toplanması [değiştir]
12. yüzyıldan kalma bir Endülüs Kuran'ıMuhammed'in vahiy katipleri vardı.Bunların görevi Kuranı yazarak kayıt altına alınmasını sağlamaktı. Muhammed Kuranın bölümlerini okuyarak yazdırır, sonra da okutarak doğruluğunu kontrol ederdi.

İslam'a göre Kuran, Muhammed'in devrinde bizzat vahiy meleği ve nebinin birbirlerine karşılıklı okumaları ve sahabilerin ezberlemesiyle korunmuştur. Ancak Muhammed'in sağlığı müddetince devam eden vahyin bütün bir kitapta toplanmasına imkân yoktu. [kaynak belirtilmeli] Çünkü vahyin Muhammed'in ölümüne kadar devam ettiği bilinmektedir. Muhammed'in ölümünden iki gün öncesine kadar devam eden vahiy onun ölümüyle son buldu. Böylece Kuran inen son âyetle tamamlanmış oldu.

Kuran sureleri bazen bir bütün olarak bazen de bölümler halinde geldi. Bazı sûreleri Mekke'de gelmesi dolayısıyla "Mekkî", bazıları Medine'de indirildiklerinden "Medenî" diye nitelendirilmiştir.

 Ebubekir dönemi ve İmam Mushaf [değiştir]Muhammed'in ölümünü takip eden Yemâme savaşlarında 70 kadar hafızın ölmesi müslümanları telâşa düşürmüştü. Ashabdan Ömer de hafızların toplanması için dönemin halifesi Ebu Bekir'e başvurarak konunun görüşülmesini istemişti. Bunun üzerine Ebu Bekir, Zeyd bin Sâbit başkanlığında toplanan Abdullah bin Zübeyr, Sa'd bin Ebi Vakkas, Abdurrahman bin Haris bin Hişam'ın da bulunduğu büyük bir komisyon tarafından Kuran sahifeleri bir araya getirildiği iddia edilir.

Birinci halife Ebubekir zamanında hafız ve vahiy başkatibi olan Zeyd bin Sâbit, elinde yazılı Kuran metni olan herkesin bu metinleri getirmesini ve getirirken de ellerindeki metinlerin bizzat Muhammed'den duyduklarına dair iki güvenilir şahid gösterilmesi istendi. Osman toplanan bu kurula "Zeyd ile imlada anlaşamazsanız, Kureyş'e göre yazın" emrini verdi. Zeyd bin Sâbitin katkılarıyla ortaya koyduğu bu aslî nüshaya "İmam Mushaf" adı verilmiştir. Abdullah bin Mesûd'un teklifiyle iki kapak arasında "İmam Mushaf" üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak sağlanmıştır. Böylece Kuran her hangi bir tahrifata uğramadan "Mushaf" haline getirilerek aynı mushaftan çoğaltılan mushafların ana kaynağını teşkil etmiştir.

Mushaf
--------------------------------------------------------------------------------

Kuran'ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline "Mushaf" denir. Mushaf, "sayfalar haline getirilmiş" ya da "iki kapak arasındaki sayfalar" anlamına gelir[6] ve S-H-F (sahife) kökünden gelir.

Kuran Peygamberinin ölümü ile tamamlandığından kendisi hayatta iken toplanmamış, mushaflaştırılıncaya kadar tevatür yolu ile özellikle ezberlenerek muhafaza edilmiştir. Kuran ayetleri ilk zamanlar vahiy kâtipleri tarafından papirüs, deri ve kemik üzerine yazılarak saklanırdı.[7] Kurra denen ezbere Kuran bilenlerden 70'e yakın kişi bir savaşta kaybedilince Osman tarafından toplanan Kuran Heyeti, şahitli olarak sureleri peygamberin sağlığında dizdiği sırada toplamış, Kuran'dan olmayan dipnot ve tefsir notları imha etmiştir. Bu dizilişe göre Kuran 114 adet bölümden (sure) oluşur. Sureler genellikle surenin içerdiği ayetlerin konulardan birine göre verilen Arapça isimlerle anılırlar. Sureler kronolojik bir sırada (söyleniş sırasına göre) düzenlenmemiştirler. Müslümanlar Kuran'ın sıralanışının da mucizevi olduğuna inanırlar.[8] Sıralamanın da Kuran'ın bütününden olduğu ve ALLAH tarafından bildirildiği müslümanlarca kabul edilir.
 
 
Bilinen en eski Kuran mushafı, Taşkent, Özbekistan
Kuran'ın bugünkü dizilişi ile mushaflaşması ise Halife Osman zamanında gerçekleşmiştir. Bilinen en eski Kuran Mushafı (M.S. 591) [9] Özbekistan'ın Taşkent şehrindeki bir müzede sergilenen üçüncü Halife Osman Mushafı olarak anılmakta. Beş kopya halinde çoğaltılıp çeşitli İslam şehirlerine gönderilen orijinallerden biri de Topkapı Müzesi'nde sergilenmektedir.[10] Komünizm döneminde Semerkant'tan zorla alınarak St. Petersburg'da sergilenmiş, sergilenmesi için Başkortostan'a gönderilmiş, 1924 yılında geri verilmiştir. Bazı sayfaları 2000 ve 2003 yılında Christie's Londra ve Sam Fogg koleksiyonunda satılmıştır.[11]
 Ömer ve Osman dönemleri [değiştir]Ömer devrinde Kuran öğretimine hız verildi. Gerek Medine'de gerekse sınırları günden güne genişleyen İslam Devleti'nin diğer merkezlerinde en sıhhatli kaynak olan hâfiz sahabelerin öğretmen ve gözetmenliğinde pek çok hâfız yetiştirilmiştir.

Zamanla fetihlerin hız kazanması ve yeni fethedilen yerlerde ortaya çıkan kavim ve kabilelerin müslüman oluşu farklı şive ve lehçelere göre okuyuş ayrılıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu durum M.648'de Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Şamlı ve Iraklı askerlerin yan yana gelmesi ile farklı okuyuşların su yüzüne çıkmasını sağladı. Bu tartışma ortamının daha fazla büyümesine engel olmak için Huzeyfe bin Yemân, Halife Osman'a başvurarak bu durumun düzeltilmesini, ihtilafın ortadan kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Halife Osman, Muhammed'in diğer ashabı ile de istişare ederek, İslâm dünyasında yalnızca Ebu Bekr'in emriyle derlenmiş olan onaylı Kuran mushaflarının kullanılmasını ve bir başka lehçe yahut ağız ile yazılmış tüm diğer nüshaların kullanılmasının yasaklanmasını kararlaştırdı. Osman, bir önlem olarak da gelecekte herhangi bir kargaşa yahut yanlış anlamaya meydan vermemek için başka tüm yazılı nesneleri yaktırarak ortadan kaldırma yoluna gitti. Ebû Bekir zamanında yazılan İmam Mushaf, Ömer'in ölümünden sonra kızı ve Muhammed'in hanımlarından olan Hafsa'ya geçmişti. Osman zamanında çoğaltılan mushafların yedi nüsha olduğu söylenir [12]. Bunlar Medine, Mekke, Şam, Kûfe ve Basra'ya gönderilerek müslümanlar arasında çıkabilecek farklı okuyuşlar önlenmiş oldu. Hatta Ali'nin Osman için "Eğer Osman Kuran'ın tek kitap halinde toplatılarak çoğaltılması işini yapmasaydı ben yapardım" dediği ileri sürülür [kaynak belirtilmeli].

Osman tarafından değişik vilâyet merkezlerine gönderilen nüshalar asırların geçmesiyle kayboldu. Günümüzde halen onlardan bir tanesi İstanbul Topkapı Müzesi'nde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent'te bulunmaktadır. Çarlık Rus hükümeti onun faksimile ile reprodüksiyonunu (fotoğraf veya fotokopi ile tam kopyasını) yayınlamıştır.

ömerduran-6/A:
Cüz, sûre, âyet, vahiy
Kuran-ı Kerim'ın bölünmüş olduğu 30 parçadan (fasikül) her birine cüz denir.
Kuran-ı Kerim "sûre" adı verilen bazı ana bölümden oluşur. Kuranı Kerim 114 sûreden müteşekkildir. Bu surelerin 86'sı Mekke'de, 28'i Medine'de gelmiştir. Medine'de gelen sureler Bakara, Ali İmran, Enfal, Ahzab, Maide, Mümtahine, Nisa, Zilzal, Hadid, Muhammed, Rad, Rahman, Dehr, Talak, Beyyine, Haşr, Nasr, Nur, Hac, Münafikun, Mücadele, Hucurat, Tahrim, Cuma, Tegabun, Saf, Feth ve Berae'dir.
Her bir sure de “ayet” adı verilen bölümlerden müteşekkildir. Ayetler bir kelime ila bir sayfa arasında değişir.
ALLAH tarafından peygamberlerine bildirilen buyruklara vahiy denir.[13] Vahiylerin peygamberlere doğrudan veya melekler gibi aracılar vasıtasıyla bildirildiğine inanılır.
İslam'da vahiylerin Muhammed'e Cebrail meleği aracılığıyla gönderildiğine inanılır. Kuran-ı Kerim'in metninin tamamlanması, 610 - 632 yılları arasında, yaklaşık 23 yılda gerçekleşmiştir. Kuranı Kerim, Muhammed hayatta iken, zamanın çeşitli yazım araçlarına yazılı olmasına rağmen, bunlar mushaf haline getirilmemişti. Mushaf haline getirme çalışmaları ilk olarak Halife Ebu Bekir döneminde, sonra halife Osman döneminde gerçekleşti. Halife Osman döneminde, zamanın Arap lehçelerinden yedi lehçe üzerinden okunabilen Kuran, Tek lehçe (Kureyş lehçesi) üzerinden çoğaltılarak İslam bölgelerine dağıtıldı.
Kuranı Kerim'i yazan Vahiy katipleri: Zeyd ibn Sabit başkanlığında Ömer, Osman, Ali, Talha bin Ubeydullah, Sa'd bin Ebi Vakkas, Ebu Derda, Mikdad, Übey ibn Kab, Ebu Musa el-Eşari ve Abdullah ibni Mesut'dur.
Vahiy; görünüşte, surelerin mevcut sırasını izlemeksizin, genellikle Müslümanların belirli bir konuda bilgi, görüş veya cevap gibi ihtiyaçları, ya da önemli bir olayla ilgili olarak gerçekleştiği için, Kuranı Kerim’in nihai şekli vahiylerin tamamlanmasından sonra ortaya çıkmıştır. Buna göre, Kuranı Kerim, 114 sure ve (Surelerin başındaki besmeleleri ayrı bir ayet saymama kaydı ile) 6236 ayetten oluşur. (İbn-i Abbas: 6616, Nafi: 6217, Şeybe: 6214, Mısır âlimleri: 6226, Arap dili ve edebiyatında dâhi olan belâgat âlimlerinden Zemahşeri ise; Kur'ân’ın 6666 ayeti olduğunu söylerler. 13. yüzyılın müceddidi kabul edilen Bediüzzaman Said Nursi de 6666 görüşündedir. Fakat günümüzde Kûfelilerin görüşünün kabul görülmesiyle tüm Kuran-ı Kerimler 6236 ayettir.) [kaynak belirtilmeli] Kuran-ı Kerim'de kaç ayet olduğu hususunda âlimler arasında ihtilaf vardır. Fakat bu ihtilaf sadece numaralandırma hususunda olup Kurân’ın tümü için her hangi bir ihtilaf söz konusu değildir. Çünkü âlimlerin hepsi Kuran-ı Kerim'in bütünü için ittifaktadırlar.
Bazı âlimler, bir kısım uzun cümleleri iki-üç ayet saymışken, bazısı tek ayet kabul etmiştir. Yine Şafiî âlimleri besmele-i şerifi, başında zikredilen sure ile bir bütün olarak saydıkları halde Hanefi âlimleri besmeleyi ayrı bir ayet olarak saymışlardır. Sure başlarındaki “Yasin, Ha mim” gibi huruf-u mukattaa için de benzer durum geçerlidir.
ömerduran-6/A:
Hafız [değiştir]Ana madde: Hafız
Kuran-ı Kerim'in bütün metnini ezberleyen ve uygun şekilde (tecvid) okuyabilen kişiye hafız denir. Muhammed'in ilk hafız olarak kabul edilir. Muhammed Kuran-ı Kerim'i kendi dilinde okur ve anlardı. Günümüzde genel olarak Kuran-ı Kerim'i anlamadan ezbere seslendirenlere de hafız denilmektedir. Kuran-ı Kerim uygun bir şekilde ve güzel bir tutum ve sesle okumaya tilavet denir. Müslümanlar günlük ibadet olan namazı kılabilmek için Kuran'dan en azından küçük bir kısmı (ayet) ezberlemek, bilmek zorundadırlar.

"Kuran-ı Kerim'den kolayınıza geleni okuyun, salatı ikamet edin/namazı kılın" (Müzzemmil Suresi 73/20)

 Nakledilmesi [değiştir]Kuran Muhammed'in sağlığında yazılı hale getirilmemiş, hıfz yolu ile muhafaza edilmiştir. Hıfz yoluyla nakil ve nakledilenlerin doğruluğu konusunda İslam bilginleri arasında görüş ayrılığı yoktur. Bu prensip gereğince Ebu Bekir'in halifeliği sırasında Kuran toplanırken tevatür derecesinde olan, Abdullah b. Mesud'un kendisinin daha iyi anlaması için açıklayıcı olarak koyduğu bazı ifadeler komisyonca metne eklenmemiştir. Örneğin "Bunları yapma imkânını bulamayan kimsenin üç gün oruç tutması gerekir." (Maide, 5/89) âyetinin devamındaki "mütetâbiat" (peşpeşe) ilavesi Kuran'a eklenmemiştir. Yine Abdullah b. Mes'ud'un annelerin nafakası ile ilgili: "Mirasçı da (yukarıda) belirtildiği şekilde (nafaka ile) yükümlüdür." (Bakara, 2/233) âyetindeki mirasçı hakkında "zi'r-rahimil-mahrem" (evlenilmesi yasak olan yakın hısımlardan olan) şeklinde ilâve taşıyan kıraati de Kuran'dan sayılmaz.

Tevâtür derecesinde olan bu gibi kıraatlerin hukukçular için delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı konusunda görüş ayrılığı vardır. Hanefilere göre, bu kıraat şekillerini nakleden sahabe bunu ya Muhammed'den işitmiştir veya kendi görüşü ve ictihadı olarak ifade etmiştir. Hanefîler yemin kefâreti olarak tutulacak orucun peş peşe üç gün tutulmasını gerekli görürler Şafii, Maliki ve Hanbelilere göre ise, mütevatir olmayan kıraatler ne Kuran ve ne de sünnet sayılmaz ve hüküm çıkarmada delil olarak da kullanılamaz.[15]

İslam'a göre Kuran yalnız Araplar için değil, yeryüzündeki tüm insanları doğru yola iletmek için gelmiştir: "Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik" (Enbiyâ, 21/107). Bu özelliği Kuran'ın i'caz yönlerinin de evrensel olmasını gerektirir,

 Kuran'ın abdestli okunması meselesi [değiştir]Kuran'ın abdestsiz okunabilmesi konusunda fikir ayrılıkları mevcuttur. Bir kısım İslam alimlerine göre Kuran abdestsiz okunabilir ve abdest ancak namaz için gereklidir.

Bu konu ile ilgili ayet olarak Vakıa 77-79 gösterilse de, bu ayette abdestten bahsedilmediğini öne süren din bilginleri de mevcuttur.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın çevirisinde ayetler:

"O, elbette değerli bir Kur’an’dır. Korunmuş bir kitaptır. Ona, ancak tertemiz olanlar dokunabilir." (Vakıa Suresi, 77-79) [16]

şeklindedir. Fakat buradaki tertemiz olanlar ile kastedilenin, abdestli olanlar olduğuna dair herhangi bir açıklama getirilmez.

 Elmalılı Hamdi Yazır çevirisinde [değiştir]Elmalılı Hamdi Yazır ise bu ayetleri:

"Ki hakıkaten o bir Kur'an-ı Kerîm'dir. Öyle bir kitabda ki mahfuz tutulur. Ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez." (Vakıa Suresi, 77-79) [17]

"el mutahharûn" sözcüğü tahir olanlar, arınmış olanlar, maddî (fizik vucudu abdestli olanlar ) anlamına gelmektedir.

 Edip Yüksel çevirisinde [değiştir]Edip Yüksel ise aynı ayetleri şu şekilde çevirmiştir:

"Bu, onurlu bir Kuran'dır. Korunmuş bir kitaptadır. Onu ancak temizler kavrayabilir." (Vakıa Suresi, 77-79) [18]

Çevirisinde bu ayetlerle ilgili dipnot olarak; ayetlerin kesinlikle abdestten, abdestsiz Kuran okunamayacağından bahsetmediğini, ayetleri bu şekilde yorumlayan din adamlarının kasıtlı olarak halkı Kuran'dan uzaklaştırma amaçlı beyanda bulunduklarını söyleyerek, ayetleri abdestle bağdaştıran din adamlarını suçlar.[19]

Bu ayetlerin Kuran'ın abdestsiz okunup okunamamasıyla ilgili olmadığını savunan din bilginleri, abdestle ilgili olarak Maide Suresi'nin 6. ayetini gösterirler.

Bu tartışmaların yanı sıra halk arasındaki yaygın uygulama, Kuran'ın abdest alınarak okunması şeklindedir.

 Üzerine tartışmalar [değiştir] Kuran'ın bir insan tarafından yazılmış veya alıntılanmış olabileceği iddiaları [değiştir]Ateizm, tanrı veya tanrıların varolmadığını savunur. Bu inanış, yeryüzündeki tüm dinler ve bunların kutsal kitaplarının insanoğlunun üretimi olduğu kabulünü de beraberinde getirir. Deizm'de de tanrı kavramı kabul edilmekle birlikte dinler reddedilir. Bunun yanı sıra Yahudilikte ve Hristiyanlıkta da Kuran'ın tanrı kelamı olduğuna inanılmaz. Bunun yerine Muhammed ve arkadaşları tarafından yazıldığı iddia edilir.[20][21]




 Diğer kutsal kitaplar ve sözlü geleneklerle benzerlikler [değiştir]Müslümanlar Kuran'ın ALLAH tarafından gönderildiğini iddia eder. İslami kaynaklar, Kuran'ın başka kaynaklardan alıntı yaptığı önerisini Hicr Suresinin 9. ayeti hükmünce kabul etmez.

15/HİCR-9 : Muhakkak ki zikri (Kur'ân-ı Kerim'i), Biz indirdik. O'nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz.[22] [kaynak belirtilmeli]. Ancak Kuran'daki birçok karakter ve olay, Tanah, Eski Ahit ve Yeni Ahit gibi Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında da mevcuttur. Batılı akademisyenler, Kuran ile Yahudi ve Hristiyan kaynaklarındaki karakterlerin ve olayların birbirinden farklı olduğunu, Kuran versiyonlarının daha çok, sonraki dönem Hristiyan kaynakları ve Midraş gibi Yahudi kaynaklarından alındığını iddia etmektedir.[14] Kuran'daki "İlahi Adalet" ve "Cennet" gibi motifler ise Kuran ile çağdaş Suriye Kiliselerine mensup misyoner din adamlarının öğretileri ile büyük benzerlik göstermektedir.[14]

Kuran, insan yazısı olduğu iddialarına karşı, bir çok Kuran ayeti ile savunulmuştur. Başka bir dilden tercüme olduğu iddialarına[23] karşı, Muhammed'in ümmi yani gönderilen diğer kitapları okumadığını bildiren ayet ile[24] ve kusursuz bir Arapça üzerine kurulduğunu açıklayan ayeti ile[25] savunulmuştur.

 Mukattaa [değiştir]İslamın yayılmaya başladığı dönemlerde vahiyleri ezberleyerek muhafaza etmek normal kabul ediliyordu ve sadece önemli gün ve olaylarda vahiyler not ediliyordu.[14] Günümüzde, ilk İslami dönemlere ait, çeşitli şekillerde yazılı hale getirilmiş Kuran ayetlerinin varlığı genel olarak kabul görmekle beraber bu materyallerin içeriği bilinememektedir. Günümüzdeki Kuran'da bazı surelerin başında bulunan, ana metinden ayrı yazılan ve uzundan kısaya doğru dizilen "sessiz harf grupları", farklı yazılı metinlerin birleştirildiği kanısını uyandırmaktadır.[14] Mukattaa denilen bu harflerin ne anlama geldiği konusunda İslam alimleri arasında da fikir birliği yoktur.

 Farklı Kuran versiyonları iddiası [değiştir]Kuran'ın o dönemde halk dili ile yazılması, Arap olmayanlar için doğru okunmasını ve hiçbir detayın kaybolmamasını sağlamaya yeterli değildi. Yazılı Arapça yetersizdi, bazı sessiz harfler arap olmayanlar tarafından kolaylıkla karıştırılabiliyordu ve bazı sözcüklerin ne anlamda kullanıldıklarını yazılı olarak anlamak mümkün değildi.[14] Kuran'ın ilk yazıldığı zamanlarda Arapça sadece Araplar içindi. Kuran'daki sözcüklerin telaffuzunu doğru yapabilmek için ezbere bilmek gerekiyordu. Telaffuz da Arap şivelerine göre çeşitlilik gösteriyordu. Bu durum telaffuz yönüyle farklı Kuran versiyonlarının ortaya çıkması sonucunu doğurdu.[14] Bu okunuş versiyonlarından en meşhurları günümüze kadar gelmiştir ve bu durum islam dunyasi tarafindan bir farkliliktan daha ziyade bir cesitlilik olarak algilanmaktadir.[26]

Sözlü Kuran versiyonlarının adedi çok olmasına rağmen yazılı Kuran'ın adedi sadece birkaç taneydi. Yazılı Arapça zamanla gelişme gösterdi. Birbirine benzer harfleri ayırt edebilmek için imla işaretleri ve doğru telaffuz için uzun sesli harfler oluşturuldu. Kuran yazımına eklenen bu yeni harf ve işaretlerin sebebi, şive farklarından kaynalanan tartışmalara[27] ve islam dininin Arap dünyası dışına taşmasıyla Arap olmayanların yazılı Kuran'ı yanlış okuyor olmalarına bir son vermekti. Bu yeni sistem islam dünyasında 9. yy'ın başlarına kadar tartışmalara konu oldu. Kuran'a eklenen yeni harf ve işaretler renkli olarak yazılmaya başlandı ve asıl metinin bir parçası kabul edilmedi.[14]


Türkiye'de İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesinde bulunan orijinal mushaflar vardır.

1)No:457. Osman'ın imzasını ve Hicri 30 senesini havi Mushafı Şerif

2)No:557. Ali'nin imzasını havi Mushafı Şerif

3)No:458. Ali'nin yazısı olduğuna işaret edilen bir Mushaf.

 Ebced hesabıyla getirilen nümerolojik iddialar [değiştir]Ebced hesabında Arapça alfabedeki her harfe sayısal bir değer atanır ve böylece yazılar sayısallaştırılır. Tarihi Kuran öncesine giden ve kabalistlerin Tevrat'a uygulamaları gibi yaygın örnekleri olan nümeroloji geleneğini izleyerek ve ebced hesabını kullanarak Kuran metnini yorumlayanlar olmuştur.

 Örnekler [değiştir]Demir (Fe) kelimesinin ebced hesabıyla değeri (Arapçası Hadid) 26 dır. 26, demirin atom numarasıdır. Ayrıca belirli bir demir anlamına gelen (El-Hadid) kelimesinin ebced hesabına göre karşılığı da 57 dir. Bu da demirin durağan izotoplarından birinin kütle numarasıdır, ve duragan izotoplardan sadece bu izotopun cekirdek dönme numarası 1/2 dir.[28] Kuran'da demirden bahseden sure Hadid Suresi yani demir suresidir. Bu sure de Kuran'ın 57. suresidir.[29]
Âdem kelimesinin ebced hesabıyla değeri 46'dır. Kuran insanlara Âdem oğlu diye hitap eder.[30] 46 ise insan hucresinin kromozom sayısıdır. Bazı kaynaklarda Adem'ın ebced karşılığı 45 geçmektedir.[31] Bu farklılık Âdem ve Adem kelimelerinin arapçada farklı olmasından kaynaklanmaktadır.[32] Kuranda Adem yokluk anlamında (Ebced karşılığı 45) Âdem ise Kuran'da ilk insan olarak geçen Âdem Peygamber için kullanılmıştır. (Ebcet karşılığı 46)
 Simetrik kilit [değiştir]Dr. Halis Aydemir tarafından yapılan bir araştırmada, Kuran'ın bir insan tarafından yazıldığına, alıntılardan oluşturulduğuna veya günümüze değin değiştirildiği iddialarına karşı bir kontrol mekanizması düzeni olduğu iddia edilmiştir. Bu iddiaya göre ayet sayıları çeşitli matematiksel analizlerden geçirildiğinde (tek, çift, asal sayı v.s.) belli bir simetrik düzen göstermektedir.[33]
ömer feytek:
saolun teşekkür ederim ödevimi burdan yaparım artık
Navigasyon
Mesajlar
Sonraki Sayfa
TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc