Lanetleşme Bölümü

(1/1)

SaniyeNur:
19. LİÂN (=LANETLEŞME) BÖLÜMÜ


Liân: Kovmak ve uzaklaştırmak anlamındadır. Liân yapan karı-koca ALLAH'ın rahme­tinden yada birbirlerinden uzaklaştıkları ve üan yaparı erkek beşinci defada kendine lanet ettiği için ona bu isim verilmiştir.

Kocanın karısını zina ile suçlaması ve bunu dört şahitle ispat edememesi halinde, hâkim önünde özel şekilde ve karşılıklı olarak yeminîeşme anlamında bir İslâm hukuku terimi. Ha­nefî ve Hanbelilerin ortak tarifine göre, liân; koca tarafından yalan söylüyorsa ALLAH'ın laneti kendi üzerine çekilerek, yeminlerle güçlendirilmiş şehadetlerdir. Kadın da, eğer yalan söylü­yorsa, ALLAH'ın gazabını üzerine çeker. Bu yeminîeşme koca için “Kazf” cezası ve kadın için zina cezası yerine geçer, Liân, evliliği sona erdiren bir boşanma yoludur.

Liânı doğuran sebep şudur. Bir erkek yabancı bir kadına zina ithamında bulunursa, bu­nu dört şahitle ispat etmesi gerekir. Aksi halde zina iftirası yapmış sayılır ve kendisine seksen değnek dayak vurulur. [600] Kazif cezası, önceleri, eşine zina isnadında bulunan ve bunu dört şahitle ispat edemeyen koca için de uygulanıyordu.

1359- Sehl b. Sa'd es-Sâidî (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

“Uveymir el-Aclânî, Aciân oğullarının iîeri geleni olan Âsim b. Adiyy'e gelip:

“Ey Asım! Hanımıyla birlikte bir adamı gören bir kimse hakkında ne dersin? Onu öldürebilir mi? Bu yüzden siz de kimseyi öldürür müsünüz, yok­sa  bu  kimse   ne  yapabilir?  Ey  Asım!   “Benim   için  bu  konuyu  Resulullah (s.a.v.)'e soruver” dedi.

Âsim, bu konuyu Resulullah (s.a.v.)'e sordu. O da, böyle sorulardan hoşlanmadı ve böyle soruları kınadı. Hatta Resulullah (s.a.v.)'den işittiği sözler Âsım'a ağır geldi. Âsim, evine döndüğünde Uveymir onun yanına gelip:

“Ey Âsım! Resulullah (s.a.v.) sana benim sorumla ilgili olarak ne bu­yurdu?” dedi. Âsim:

“Sen bana hayr getirmedin. Resulullah (s.a.v), sorduğun sorudan hoş­lanmadı” dedi. Uveymir:

“Vallahi, kendisine bunu sorana kadar soru sormaya son vermeyece­ğim” dedi.

Resulullah (s.a.v.) insanlar arasında bulunduğu bir sırada Uveymir çıkagelip:

“Ey ALLAH'ın resulü! Hanımıyla birlikte bir adamı gören bir kimse hak­kında ne buyurursun? Onu öldürebilir mi? Bu yüzden siz de bu kimseyi öldürür müsünüz, yoksa bu kimse ne yapabilir?” dedi. Resulullah (s.a.v.):

“ALLAH, senin ve hanımının hakkında hüküm indirmiştir. Git onu buraya getir” buyurdu.

Sehl b. Sa'd es-Sâidî der ki:

“Daha sonra ikisi de lanetlettiler. Ben, insanlarla bir­likte Resulullah (s.a.v.)'in yanında bulunuyordum. Lanetleşme bittiğinde Uveymir;

“Ey ALLAH'ın resulü! Eğer ben onu halen nikahım altında tutarsam o za­man ben ona karşı yalancı duruma düşerim” deyip Resulullah (s.a.v.), boşama emri vermeden önce üç talakla onu boşadı.

Hadisin ravisi İbn Şihâb der ki:

“Bu hareketi artık lanetleşenlerin bir uygulama­sı/sünneti olmuştur.” [601]

Liân;

Vâcib, mekruh ve haram olmak üzere üç kısma ayrılır:

a- Adam karısını zînâ halinde yakalar veya kadın zînâ ettiğini itiraf ederse ve zînâ olayı adamın karısına hiç yaklaşmadığı bir temizlik döneminde vukua gelmişse ve adam bu iddiasından sonra da karısına hiç yaklaşmadığı halde kadın hâmile çıkarsa, adamın bu çocuğun kendisine ait olmadığını isbât etmek için Hân yoluna başvurması üzerine vâcib olur.

b- Bir kimse, kendi hanımının yanına, yabana bir kimsenin girdiğini görür ve zann-ı gali­bi ile onunla zînâ ettiğine inanırsa, o zaman lîan yolu na başvurması kerahetle caizdir. Hân yoluna başvurmaması daha iyi olur. Çünkü iiân yoluna başvurmadığı takdirde sırrını ifşa etmemiş olur. Binâenaleyh bu durumda Hân yolunu değil, talâk yolunu tercîh ekmesi daha iyi olur.

c- Bu iki durum dışında Hân yoluna başvurmaksa haramdır. Karısının zina ettiği dedi­kodusu yaygınlaşan bir kimsenin Hân yapmasının caiz olup olmadığı meselesinde Şafiî ulemâsıyle Ahmed'den iki görüş rivayet edilmiştir.

Hân devlet başkanının veya hakimin huzurunda ve onlann emriyle yapılır. Karı-koca kendi arzu ettikleri bir kimsenin huzurunda Hân yaparlarsa bu Hân geçerli olamaz. Çünkü Hân Şiddetli bir cezadır. Bu şiddetin gerçekleşmesi, hakimin bulunmasıyla olur.

1360- Saîd b. Cübeyr'den rivayet edilmiştir:

“Mus'ab İbn Zübeyr'in emirliği zamanında, bana, “Lanetleşene iki kişini aralan ayrılır mı?” diye soruldu. Ben ne diyeceğimi bilemedim. Bunun üzerine Abdullah İbn Ömer'in Mekke'deki evine gidip hizmetçiye:

“Benim için içeriye girmek için izin iste!” dedim. Hizmetçi:

“O, öğlen uykusu uyumaktadır” diye cevap verdi. Derken Abdullah İbn Ömer, sesimi işitti ve:

“İbn Cübeyr mi geldi?” diye sordu. Ben de:

“Evet” dedim. Abdullah İbn Ömer:

“Gir! Vallahi, seni bu saatte buraya ancak bir ihtiyaç getirmiştir” dedi. Ben de içeri girdim. Onu, altına bir hayvan keçesi sermiş, içi lifle dol olan bir yastığa da­yanmış vaziyette buldum. Ona:

“Ey Ebu Abdirrahmân! Lanetleşme yapanların araları ayrılır mı?” diye sordum. Oda:

“Subhânallah! Evet! Bu meseleyi ilk soran, filan oğlu filandır” diye cevap verdi. Bu kimse, Resulullah'a gelip ona:

“Ey ALLAH'ın resulü! Ne buyurursun, birimiz karısını kötülük yaparken bulsa ne yapmalıdır? Konuşmuş olsa pek büyük bir şey hakkında konuşacak, sussa yine böyle bir şey hakkında susacak!” dedi.

Peygamber (s.a.v.), sustu, ona cevâp vermedi. Bu sorunun ardından biraz vakit geçince o adam tekrar gelip:

“Ey ALLAH'ın resulü! Sana sorduğum başıma geldi” dedi. Bunun üzerine Yüce ALLAH Nûr Suresi'ndeki:

“Hanımlarına iftira atanlar.” [602] âyetlerini indirdi. Peygamber (s.a.v), bunları, o kimseye okudu, ona vaaz etti ve nasihatte bu­lundu. Dünya azabının âhiret azabından daha hafif olduğunu ona haber verdi. Adam:

“Hayır! Seni hak din ile gönderen ALLAH'a yemin olsun ki, eşime iftira etme­dim” dedi. Sonra kadını çağırdı. Ona da vaaz ve nasihatte bulundu. Dünyâ azabının âhiret azabından daha hafif olduğunu haber verdi. Kadın:

“Hayır! Seni hak dîn ile gönderen ALLAH'a yemin ederim ki, bu adam gerçekten yalancıdır” dedi. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) lanetleşmeye önce erkekten başladı. Adam, kendisinin gerçekten doğru söyleyenlerden ol­duğuna dört defa ALLAH'a şehâdet etti. Beşinci şehâdet:

“Eğer yalancılardansa ALLAH'ın laneti  kendi üzerine  olması'  idi.  Sonra Peygamber (s.a.v.)  bunları kadına tekrarlattı. O da, adamın gerçekten yalancılardan olduğuna dört defa ALLAH'a şehâdet etti. Beşincisi de:

“Eğer kocası doğru s öyleye nlerdense Al­lah'ın gazabı kendi üzerine olması” idi. Daha sonra Resulullah (s.a.v.) onları birbirinden ayırdı. [603]

1361- Abdullah İbn Ömer (r.a)'tan rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.v.), lanetleşen iki tarafa:

“Artık hesabınız ALLAH'a kalmıştır. Sizden birisi, yalancıdır. Erkeği kast ederek senin, kadın için lian yapma hususunda bir delilin yoktur” buyurdu. Erkek:

“Ey ALLAH'ın resulü! Ona verdiğim mal ne olacak?” dedi. Resulullah (s.a.v.):

“Senin için bir mal yoktur. Eğer sen kadın hakkındaki iddianda doğru sözlü isen bu malın onun namusunu/tercini helal kılmana karşılık sayılmış­tır. Yok eğer sen bu kadınla ilgili iddianda yalancı isen bu mal talebi senin için ondan daha uzaktır” buyurdu. [604]

Lian yapılırken kadın eğer liandan önce kocasıyla bir yatakta yatmışsa mehrinin tümü­nü almaya hak kazanır. Kocası ondan hiçbir hak iddia edemez. Bu konuda aiimier arasında ittifak vardır. Eğer liandan önce kocası o kadınla bir yatakta yatmamışsa o zaman Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii'ye göre kadın mehrinin yarsını hak eder.

1362- Abdullah İbn Ömer (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

“Resulullah (s.a.v.), Ensar'dan bir erkek ile hanımının arasında lanetleşme yaptı. Çocuğu anneye vermek suretiyle ikisini arasını ayırdı.” [605]

Açıklama:

Hadis, lanetleşme sonucunda doğacak çocuğun nesebinin annesine ait olduğunu gös­termektedir. Çünkü erkek, çocuğun kendisine ait olmadığını ileri sürdüğü için çocuğun nesebi babadan sabit olmaz. Anneye nispet edilir.

1363- Abdullah İbn Mes'ud (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

“Bir Cuma gecesi mescidde idik. Ansızın Ensârdan bir adam çıkagelip:

Eğer bir adam, hanımının yanında/yatağında birini bulur da ona lâf söylerse, dayak vurup öldürürse siz de o adamı kısâsen öldürür müsünüz? Yoksa susarsa gazap edilmesi gereken bir şeye sükut etmiş olacaktır? Vallahi, ben, bunu mutlaka Resulullah (s.a.v.)'e soracağım!” dedi. Ertesi gün Resulullah (s.a.v.)'e gelip sordu ve:

“Eğer bir adam, haınımının yanında/yatağında birini bulur da lâf söylerse ona dayak vurup öldürürse siz de o adamı kısâsen öldürür müsünüz? Yoksa susarsa gazap edilmesi gereken bir şeye sükut etmiş olacaktır?” dedi. Resulullah (s.a.v.):

“ALLAHümme'ftah” ALLAHım! Bize bu konudaki hükmünü açıkla” buyurup dua etmeye başladı. Nihayet liân âyeti, “Hanımlarına iftira atıp da kendilerinden başka şâhidleri olmayanlar.” [606] indi. Daha sonra bu iş, halk arasında o adamın başına geldi, böylece hem o adama ve hem hanımı Resulullah (s.a.v.)'e gelip lânetleştiler. Önce erkek:

“Kendinin hakikaten doğru söyleyenlerden olduğuna ALLAH'a dört defa şehâdette bulundu. Sonra beşincide: Eğer yalancılardansa ALLAH'ın laneti kendi üzerine olması lanetini yaptı. Arkasından kadın liân yapmaya kalktı. Resulullah (s.a.v.), ona:

“Lanetleşmekten vaz geç!” buyurdu. Fakat kadın razı olmadı ve liân yaptı. On­lar dönüp gittikten sonra Peygamber (s.a.v.):

“Umulur ki bu kadın kara, cılız bir çocuk doğurur” buyurdu. Daha sonra kadın kara, cılız bir çocuk doğurdu. [607]

1364- Enes b. Mâlik (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

“Hilâl b. Ümeyye, hanımının, Şerîk İbn Sehmâ' ile zina ettiğini ileri söyledi. Bu kimse, Berâ' b. Mâlik'in anne bir kardeşi olup İslam'da ilk lanetleşme yapan kimsedir. Hilâl, hanımıyla lanetleşti. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.):

“Kadını gözetleyin! Eğer beyaz tenli, düz saçlı, bozuk gözlü bir çocuk doğurursa çocuk, Hilâl b. Ümeyye'ye; eğer sürme gözlü, cılız, ince baldırlı bir çocuk doğurursa Şerîk b. Schmâ'ya aittir” buyurdu.

Daha sonra kadının sürme gözlü, cılız ve ince baldırlı bir çocuk doğurduğunu haber aldım.[608]

Açıklama:

Hilal b. Ümeyye, tarlasından yatsı zamanı evine dönmüştü, hanımını Şerîk ile zina ederken gözüyle görmüş ve kulağıyla da her şeyi işitmişti. Fakat ses çıkarmayarak sabah olduğunda Resulullah (s.a.v.)'e gidip durumu ona anlatmış, Peygamber (s.a.v.)'de şahit getirmesini, yoksa kazl/iftira cezasına maruz kalacağını bildirmiş. Bunun üzerine de lian ayeti inmiştir.

Lian olayı hicretin 9. yılı Şaban aymda oldu. Han ayetinin sebeb4 nüzulü hususunda alimlerin ihtilafı vardır. Uveymir hakkında mı, yoksa Hilal b. Ümeyye hakkında mı olduğu ile ilgili olarak görüşler ileri sürülmüştür. Ayetin Uveymir hakkında indiğini ileri sürenler, 1449 nolu hadisi delil getirmişlerdir. Alimlerin çoğu ise îanetleşme ile ügili ayetin Hilal b. Ümeyye hakkında indiğini belirtmişlerdir.

Davudi ise bu iki görüşü birleştirerek “Bu iki hadiste haber verilen iki olayın birbirine ya­kın tarihlerde vuku bulmuş olması ve ayetin, bu iki kimse hakkında inmiş olma ihtimali”nden bahseder.

1365- Abdullah İbn Abbâs (r.a)'tan rivayet edümiştir:

“Resulullah (s.a.v.) yanında lanetleşmeden söz edildi. Âsim b. Adiyy bu konuda bir söz söyledi, sonra oradan ayrıldı. Derken hanımının yanında bir adamı gördüğü­nü şikayet eden, kabilesinden bir kimse ona geldi. Asım:

“Ne bulduysam, dilimden buldum” deyip o kimseyi Resulullah (s.a.v.)'e gö­türdü. O kimse, hanımının üzerinde gördüğü kişiyi Resulullah (s.a.v.)'e de anlattı. İddiayı yapan kimse, sarımtırak, kilosuz ve düz saçlı idi. Hanımının yanında gördü­ğünü iâdia ettiği adam ise dolgun bacaklı, esmer tenli ve kilolu birisiydi. Bunun üze­rine Resulullah (s.a.v.):

“ALLAHım! Gerçeği sen açıkla!” buyurdu.

Sonunda kadın, kocasının yanında gördüğünü iddia ettiği adama benzeyen bir çocuk doğurdu. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v) ikisini lanetleştirdi.

Orada bulunan bir kimse, Abdullah İbn Abbâs'a:

Resulullah (s.a.v.)'in, “Delilsiz/şahitsiz bir kimseyi recm etseydim o kadı­nı recm ederdim" buyurduğu kadın, bu kadın mıydı?” diye sordu. Abdullah İbn Abbâs:

“Hayır! Bu kadın değildi. O kadın, müslüman olduğu halde kötülüğü açıkça işlerdi” diye cevap verdi. [609]

Âsim b. Adiyy'e gelen kişi, Uveymir'dir. Çünkü Âsim b. Adiyy, Uveymir'in kabilesindendir.

1366- Muğîre b. Şu'be (r.a)'tan rivayet edilmiştir: “Sa'd b. Ubâde:

“Eğer hanımımın yanında bir kimseyi görürsem, kılıcın geniş yüzüyle değil keskin tarafıyla onu vururum” demişti.

Onun bu sözü, Resulullah (s.a.v.)'e ulaştı. Resulullah (s.a.v.):

“Sa'd'ın bu kıskançlığına şaşıyor musunuz? ALLAH'a yemin olsun ki, ben ondan daha kıskancım. ALLAH'da benden daha kıskançtır. ALLAH, bu kıskanç­lığı nedeniyle kötülüklerin gizlisini  de açığını  da yasaklamıştır. ALLAH'tan daha kıskanç olan hiçbirkimse yoktur. Bu nedenle ALLAH, kullarını hesaba çekmeye gerekçe  olması için uyarıcı ve müjdeleyici  olarak peygamberler göndermiştir. ALLAH'dan daha fazla övülmeyi seven hiç kimse yoktur. Bu nedenle de kullarına cenneti vaat etmiştir” buyurdu. [610]

Nur: 24/6, 9. Kıskançlık kelimesinin anlamıjAllah'ın için başka ve insanlar için başkadır. İnsanlar arasındaki kıskanma; kadının, kocası üzerindeki, kocanın kadın üzerinde duyduğu şiddetli heyecandır.

ALLAH'ın kıskanması ise kullarına olan merhameti, onlara hayr ve mutluluk dilemesidir.

1367- Ebu Hureyri (r.a)'tan rivayet edilmiştir:

“Fezâre oğullarından bîr adam, Peygamber (s.a.v.)'e gelip ona:

“Hanımım, siyah bîr oğlan çocuğu doğurdu” dedi. Peygamber (s.a.v.):

“Senin develerin var mı?” diye sordu. Adam:

“Evet, var” dedi. Peygamber (s.a.v.):

“Onların renkleri nelerdir?” diye sordu. Adam:

“Kızıl” dedi. Peygamber (s.a.v.):

“İçlerinde boz olanı var mı?” diye sordu. Adam:

“Evet, var” dedi. Peygamber (s.a.v.):

“O halde bu onlara nereden geldi?” diye sordu. Adam:

“Herhalde bir damar çekmiştir” dedi. Peygamber (s.a.v):

“Herhalde bu senin oğlun da böyle bir damara çekmiştir” buyurdu. [611]

Nur: 24/6, 9. Hanımının dünyaya getirdiği çocuğun kendisinden olup olmadığı hususunda şüpheye düşerek Resulullah (s.a.v.)'e gelip ona bu soruları yönelterek bu konuya ışık tutmasına vesile olan sahâbî, Damdâm b. Katâde'dir.

Resulullah (s.a.v.)'e bu soruları yönelten sahâbî, bu sorularıyla karısının dünyaya getirdi­ği Çocuğun kendisinden olup olmadığından şüpheye düştüğünü ta'riz yoluyla ifâde etmek ve Resulullah (s.a.v.)'in bu çocuğun kendisinin olmadığına hükmetmesini sağlamak istemiştir. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v.), çocuğun annesinin nikâhı altında bulunduğu kimseye âit olduğuna hükmetmiş, renk farkının hüküm vermek için yeterli bir delîl olamayacağını ifâde etmek istemiş, buna “Tohumları bir olan develerde görülen çeşitli renkleri” örnek göstermiştir. Bu hadiste kıyası ispat için geçerli bir delîl olduğuna ve biribirlerine benzeyen iki şeyin aynı hü­kümde olacaklarına, kinayeli sözlerden hadd lâzım gelmediğine, kazfın/iftira cezasının ancak sarih sözlerle sabit olabileceğine delîl vardır.

Dolayısıyla Bir kimse çocuğunun renginin kendi kendine benzemediğinden şüpheye dü­şerek, bu çocuğun kendisinden olmadığına hükmedemez. Dolayısıyla bu çocuğu reddetmek için davacı olamaz.

[600] Nûr: 24/4.

[601] Buhari, Tefsiru Sure-i Nur 1, Talak 4, 29, Hudud 43, Ahkam 18, İ'tisam 5; Ebu Dâvud, Ta­lak 26-27, 2245, 2247, 2248, 2249, 2250, 2251, 2252; Nesâî, Talak 7; İbn Mace, Talak 27, 2066.

[602] Nur: 24/6, 9.

[603] Tirmizî, Talak 22, 1202), Tefsinı'I-Kur'an 25, 3178; Nesâî, 41; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/12, 19, 42.

[604] Buhârî, Talak 53; Ebu Dâvud, Talak 26-27, 2257; Nesâî, Talak 44; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/11.

[605] Buhari, Talak 35.

[606] Nur: 24/6, 9.

[607] Ebu Dâvud, Talak 26-27, 2253; İbn Mace, Talak 27,2068; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/421.

[608] Nesâî, Talak 37, 38; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/142.

[609] Buhârî, Talâk 31, 35, Hudud 43, Temenni 9; Nesâî, Talak 39.

[610] Buhari, Talâk 31, Hudud 40, Tevhid 20; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/248.

[611] Buhari, Talâk 26; Ebu Dâvud, Talak 27-28, 2260; Tirmizî, Vela 4, 2128; Nesâî, Talak 46; İbn Mâce, Nikah 58, 2002; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/233, 234, 239.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc