ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Edebiyat Eserleri > Safahat > Mahalle Kahvesi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mahalle Kahvesi  (Okunma Sayısı 784 defa)
21 Aralık 2009, 20:47:17
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« : 21 Aralık 2009, 20:47:17 »



Mahalle Kahvesi



Kardeşim Hüseyin Av n i ´y e


"Mahalle kahvesi!" Osmanlılar bilir ne demek?

Tasavvur etme sakın "Görmedim nedir?" diyecek.

Dilenci şekline girmiş bu "sinsi cânîler

Bu, gündüzün bile yol vermeyen, harâmîler

Adımda bir, dikilir, azminin, gelir, önüne...

Zavallı yolcunun artık kıyar bütün gününe!

Evet, dilenci sanır seyr eden kıyâfetini;

Fakat bir onluğa âgûş açan sefâletini

Görüp de rikkate şâyân, biraz sokulsa, hemen

Vurur şikânnı tâ kalbinin samîminden.

Mahalle kahvesi hâlâ niçin kapanmamalı?

Kapansın elverir artık bu perde pek kanlı!

Hayır, bu perde, bu Şark´ın bakılmıyan yarası;

Bu, çehresindeki levsiyle yurda yüz karası

Hayâtımızda gediktir "gedikli" nâmıyle,

Açık durur koca bir kavmin ihtimâmıyle!

Sakın firengiye benzetmeyin fecâ´atini:

Bu karha milletin emmekte rûh-i gayretini.

Mahalle kahvesi Şark´ın harîm-i kâtilidir

Tamam o eski batakhâneler mukâbilidir:

Zavallı ümmet-i merhûme ölmeden gömülür;

Söner bu hufrede idrâki, sonra kendi ölür:..

Muhît-i levsine dolmuş ki öyle manzaralar:

Girince nûr-i nazar simsiyâh olur da çıkar!

Yatarzemîn-i sefilinde en kesîf eşbâh,

Yüzer havâ-yı sakîlinde en habîs ervâh.

Dehân-ı lâ´nete benzer yarıklarıyle tavan,

Kusar içinde neler varsa hâtırâtından!

0 hâtırâtı sakın sanmayın: Meâlîdir;

Bütün rezâil-i târîhimizle mâlîdir.

Neden mefâhir-i eslâfa kahr edip, yalnız,

Mülevvesâtına mâzîmizin sarılmadayız?

Kış uykusunda mı geçmişti ömrü ecdâdın?

Hayır, o nesl-i necîbin, o şanlı evlâdın

Damarlarında şehâmet yüzerdi kan yerine;

Yüreklerinde ölüm şevki vardı can yerine.

Fakat biz onlara âid ne varsa elde, yazık,

Birer birer yıkarak kahvehâneler yaptık!

Bütün heyâkil-i san´at yetiştiren Şark´ın,

Zemîn-i feyzi nasıl şûre-zâra döndü bakın!

Ne hastahânesi kalmış zavallı eslâfin,

Ne bir imâreti, bitmiş elinde ahlâfin.

Kanallann izi yok köprüler harâb olmuş;

Sebillerin başı boş, çeşmeler serâb olmuş!

O kahraman babalardan doğan bu nesl-i cebîn

Ne gîrûdâr-ı maîşet bilir, ne kedd-i yemîn.

Azâb içinde kalır sa´yi görse rü´yâda.

Niçin yorulmalı zâten "ölümlü dünyâ "da?

Vücud emânet-i Hak doğru, hem de cennetlik.

Bu kahveler gibi Cennet de müslimîne gedik!



"Hayât-ı âile" isminde bir ma´îşet var;

Sa´âdet ancak odur... Dense hangimiz anlar ?

Hayât-ı âile dünyâda en safâlı hayat,

Fakat o âlemi bizler tanır mıyız? Heyhat!

Sabahleyin dolaşıp bir kazanca hizmetle;

Evinde akşam otursan kemâl-i izzetle;

Karın, çocuklann, annen, baban, kimin varsa,

Dolaşsalar; seni kat kat bu hâleler sarsa,

Sarây-ı cenneti yurdunda görsen olmaz mı?

İçinde his taşıyan kalb için bu zevk az mı?

Karın nedîme-i rûhun; çocukların rûhun

Anan, baban birer âgûş-i ilticâ-yı masûn.

Sıkıldın öyle mi! Lâkin, biraz alışsan eğer

Fezâ kadar sana vâsi´ gelir bu dar çember.

Ne var şu kahvede bilmem ki sığmıyorsun eve?

Gelin de bir bakalım... Buyrun işte bir kahve:

***

Çamurlu bir kapı, üstünde bir değirmi delik;

Önünde tahta mı, toprak mı? Sonna, pis bir eşik.

Şu gördüğüm yer için her söylesem câiz;

Ahırla farkı: O yemliklidir, bu yemliksiz!.

Zemîni yüz sene evvel döşenme malta imiş..

"İmiş "le söylüyorum. Çünkü anlamak uzun iş

O bir karış kirin altında hângi mâden var?

Tavan açık kuka renginde; sağlı sollu duvar,

Maun cilâsına batmış tütünle nargileden;

Duman ocak gibi çıkmakta çünkü her lüleden.

Dikilmiş ortaya boynundan üstü az koyu al,

Vücûdu kapkara, leylek bacaklı bir mangal.

Şu var ki bilmeyen insan görürse birden eğer,

"Balıkçılın kara saçtan yapılma heykeli!" der:

Kenarda, peykelerin alt başında bir kirli

Tomar sürükleniyor, bir yatak ki besbelli:

Çekilmiş üstüne yağmurluğumsu bir pırtı,

Zavallının, güveden, lîme lîme hep sırtı.

Kurur bu örtünün üstünde yağlı bir mendil;

Ki "bir tependen inersem!" diyen hasır zenbil;

Onun hizâsına gelmez mi, bir döner çöyle,

Sicimle kulpuna ilmikli çifte mestiyle!

Duvarda eski ocaklar kadar geniş bir oyuk,

İçinde camlı dolap var ya, raflarında ne yok!

Birinci katta sülük beslenen büyük kavanoz;

Onun yanında kan almak için beş on boynuz.

İkinci katta bütün kerpetenler, usturalar...

Demek ki kahveci hem diş tabîbi, hem perukâr!

İnanmadınsa değildir tereddüdün sırası;

Uzun lâkırdıya hâcet ne? İşte mosturası;

Çekerken etli kemiklerle aynlıp çeneden,

Sonunda bir ipe, boy boy, onar onar, dizilen,

Şu kazma dişleri sen mahya belledinse, değil;

Birer mezâra işâret düşün ki her kandil!

Üçüncü katta durur sâde havlu bohçaları.

Sağında cam dolabın hücre hücre bitpazarı.

Duvarda türlü resimler: Alındı Çamlıbeli,

Kaçırmış Ayvaz´ı ağlar Köroğlu rahmetli!

Arab Üzengi ye çalmış Şah İsmail gürzü;

Ağaçta bağlı duran kızda işte şimdi gözü.

Firaklıdır Kerem´in "Of?" der demez yanışı,

Fakat şu ?Ah mine´l-aşk?a kim durur karşı?

Gelince Ezrakabânû denen acûze kadın

Külüngü düşmüş elinden zavallı Ferhâd´ın!

Görür de böyle Rüfâî´yi: Elde kamçı yılan,

Beyaz bir arslana binmiş; durur mu hiç dede can?

Bakındı bak Hacı Bektâş´a: Deh demiş duvara!

Resim bitince gelir şüphesiz ki beyte sıra.

Birer birer oku mümkünse, sonra ma´nâ ver...

Hayır, hülâsası kâfi, yekûnu ömre sürer:

Bedâhaten kusulan herze pâreler ki düşün,

Epey zaman daha lâzımdı herze olmak için!



Oturmadan içi yağ bağlamış bodur masanın,

Yayılmış üstüne birçok kâğıt ki, oynayanın,

Elinde yağlı meşin zannedergörünce adam.

Ya tavlanın kiri? Kâbil değildir, anlatamam.

Harîta-vâri açılmış en orta yerde dama;

Beyaz mı taşları, yâhud siyah mı, hiç sonna!

Hutûtu: Gâyr-i muayyen hudûdu memleketin:

Nazarda haylice idman gerek ki fark etsin ;

Deliklerindeki pislik lebâleb olsa, yine,

Bakınca bunlara gâyet temiz kalır domine.

Delikli çekmece var ha! Demirbaş eşyadan;

Yanında bir de kulaksız tekir.. Unutma aman!



Asıldı bey koza!

-Besbelli, bak sırıttı aval;

- Bacak elinde mi?

- Kır, Hamdi sen de dağlıyı al.

-Ulan! Kapakta imiş dağlı... Hay köpek oğlu köpek!

-Köpek oğlu kendine benzer, uzun kulaklı eşek!

-Sekizli, onlu, ne çektinse ver de oryayı tut.

-Halim, ne uğraşıyorsun bu çıkmaz işte: Kaput!



- Cihâr ü yek mi o taş?

-Hiç sıkılma öldü dü-şeş!

-Elimde yok mu diyor? Çek babam!

Aman şeş-beş!

- Hemen de buldu be? Gelsin hesaplayıp durma!

- Bi parti yendi ya akşam, dikiz gelin kuruma!

- Dü-beşle bağlıyorum.

-Yağma yok!

-Elindeki ne?

-Se-yek.

Aman durun öyleyse: Penc ü yek domine!



-Mızıkçı dendi mi, sensin diyor, bakın ağalar:

Kırık mı söyleyin Allâh için Şu cânım zar?

-Kırık!

-Değil!

Alimallah kırık!

-Değil billâh

-Yeminsiz oynıyamazlar ki, ah çocuklar ah!

-Karışmasan için olmaz değil mi? Sen de bunak!

-Gelirsem öğretirim şimdi...

Ay şu pampine bak!

Gelip de öğretecekmiş... Mezarcı Mahmud´a git!

Bir üflesen gidecek ha... Tirit mi sâde tirit!

-Zemâne piçleri! Gördün ya, hepsi besmelesiz...

Ne saygı var, ne hayâ var. Eğer bizim işimiz,

Bu kaltabanlara kalmışsa vay benim başıma!

-Herif belâya sokarsın dırıldanıp durma!

-Mezarcı Mahmud´a git ha? Bakın it oğluna bir!

Küfürbaz alçak, edepsiz, Bu söylenir mi Bekir?

-Yolunca terbiye verdin ya âferin Hasan Ağa?.

-Bıraksalar beni, çoktan marizlemiştim ya!

Mezarcı Mahmud´a ha? Vay babassının canına.

Bunun yaşında iken biz büyüklerin yanına,

Okur da öyle girer, hem ayakta beklerdik;

Otur, demezseler elpençe sâde dinlerdik;

Hayır, bu böyle değildir demek, ne haddimize!

Evet, desek bile derlerdi: Sus behey geveze

-Otuz yaşında idim belki; annesiz, dışarı

Kolay kolay çıkamazdım: Döverdi çünkü karı!

Bugün, onaltıyı doldurmamış yumurcaklar,

Odun yemez iyi bil ha! Geberse karşı koyar.

Geçende dövmek için yoklayım dedim Kerim´i...

Bırak! Eşek değilim ben, deyip dikilmez mi?

Dayak eşekler içinmiş, adam dövülmezmiş..

Ya biz, sözüm ona, merkeb miyiz Bekir, bu ne iş?

Döverdiler bizi hergün de karşı koymazdık...

Ben öyle terbiye oldum... Kolay mı insanlık?

-Dokundurur mu, ne mümkün, eloğlu hiç adama?

O müslümanları sen şimdi, hey kuzum arama!

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Mahalle Kahvesi
« Posted on: 20 Ocak 2019, 23:16:07 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mahalle Kahvesi rüya tabiri,Mahalle Kahvesi mekke canlı, Mahalle Kahvesi kabe canlı yayın, Mahalle Kahvesi Üç boyutlu kuran oku Mahalle Kahvesi kuran ı kerim, Mahalle Kahvesi peygamber kıssaları,Mahalle Kahvesi ilitam ders soruları, Mahalle Kahvesiönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &