ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ => Safahat => Konuyu başlatan: Ekvan üzerinde 21 Aralık 2009, 20:50:57



Konu Başlığı: Kör Neyzen
Gönderen: Ekvan üzerinde 21 Aralık 2009, 20:50:57
Kör Neyzen


Elinde, nevha-i mâtem kadar acıklı sadâ

Veren, bir eski kamış; koltuğunda bir yedici;

Şu kör dilenci, bakardım, olunca nâle-serâ,

Durup da merhameten dinleyen gelip gidici,

Önünde boynunu bükmüş zavallı keşkülüne,

Atardı beş para, onluk değilse bâri yine.



Kırık sazıyla ederken zaman zaman feryâd,

Gelirdi gûşuna onlukların tanîniyle

Birer nevâ-yı beşâret, birer peyâm-ı vedâd;

Birer sadâ ki; Neyin sîne-çâk enîniyle

Karışmayıp, yalınız dem tutardı sanki ona!

Bu ses, bu manzara gâyet hazin gelirdi bana.



Muhîti hep mütevâlî leyâl-i dûrâ-dûr...

Sabâh yok onun âfâk-ı târ-ı ömrü için!

Yüzünde hande-i ümmîdi andınr bir nûr

Görülmüyor! O mükedder, elîm çehre bütün

Kesîf bir bulut altında perde pûş-i melâl...

Geçen zamanı karanlık, karanlık istikbâl!



Nasıl hakîkat-i yeldâ? Hayâtı git ona sor:

Bulur nazarları dünyâyı perde perde zalâm!

Belâyı görmüyor amma bütün belâ görüyor,

Bu kâinat-ı sefâlette eyledikçe devam.

Arar bulunduğu yeldâ yı bî-tenâhîde

Zavallı, bir çıkacak yol sabâh-ı ümmîde!



Görür şedâid-i eyyâma karşı dûşunda,

Siper vazîfesini lîme lîme bir abacık.

Fakat o sütre-i bîtâbı her hurûşunda,

Açar da dest-i inâdıyle rüzgâr artık,

Körün sakındığı üryan vücûdu meydâna

Çıkar, göğüs gerer emvâc-ı berf ü bârâna!



Geçende çarşı içinden çıkınca baktım ki:

Çamurlu taşlara yaslanmış inliyor sâil.

Hasırdı şiltesi altında hem de pek eski,

Şadırvan olmasa üstünde yoktu bir hâil.

Duyulmuyordu uzaktan neyin de şimdi sesi,

Yakından ancak işittim o vâpesin nefesi!





O kendi kendine üfler mi yoksa inler mi?

Ne dinleyen, ne duyan var... Bakıp geçer herkes.

Mezardan akseden âvâzı kimse dinler mi?

Zavallı, ölmeğe bak, nâle-i tezallümü kes!

Fakat durun... Yine keşkülde bir tanîn-i medîd

Duyuldu... Âh ne nâzendedir sürûd-i ümîd!



Şadırvanın, körü altında saklıyan, saçağı

Delinmemiş mi? Buluttan coşup gelen yağmur,

O sakbeden uzanıp bir sicim gibi aşağı,

Zavallı keşkülü baktım yavaşça kamçılıyor,

Duyunca kör, bunu bir cûş-i merhamet sandı,

Uzandı keşküle, heyhât, işte aldandı:

Morarmış elleri boş çıktı, sâde ıslandı!