ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Fotoğraf & Resim Paylaşım Dunyası ๑۩۞۩๑ > Resimler > Resimli Konular > Sessiz çığlık
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Sessiz çığlık  (Okunma Sayısı 373 defa)
02 Aralık 2010, 16:27:12
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 02 Aralık 2010, 16:27:12 »



Sessiz Çığlık



Gördüğüm bir rüya ile güz mevsiminin hüznünü yaşıyorum.
    Hiç hissetmediğim kadar bir ağırlık var üzerimde. Bu karanlık girdabında nefessiz kaldım, boğulacağım. Sanki güneş karanlık bir tül perde ile perdelenmişti. Düz ovada yolunu şaşırmış, sağını solunu bilmeyen bir yolcunun biçareliği vardı bütün bedenimde. Sadece nem, küf ve yoğun bir toprak kokusu yayılıyordu her tarafa. Allah’ım! Ben neredeyim? Diye sorarken, Hocanın okuduğu son dua ve bütün vücudumun sarıp sarmalandığını hissettiğim bez parçası ile bir kabrin derin sessizliğine bırakıldığımı farkettim.
     “Ben sizi duyuyorum çıkarın beni buradan” demek isterken kafamı tabuta çarpıyorum. O dar tahta tabut bir anda porselen oluyor ve parçalanıyor tüm dünya gerçekliğiyle birlikte. Bütün evrene sanki mutlak sessizlik, durgunluk hâkim olmuştu artık. Elim benim elim değil, ayaklarım benim ayaklarım değil kıpırdayamıyorum.
      Yalnız ve mahsunum. Bu mahsunluğa dayanabilir miydim? Toprakla bu kadar haşir neşir olabilir miydim bilmiyorum. Bildiğim tek şey tanıdığım mekânların hiç birine benzemiyor burası. Kimse de yok. Renkler bildiğim renkler değildi. Sadece bir tek renk doğruydu zifiri karanlığın siyahı. Ne anam elimden tutabilir ne de çocuğum artık. Çok üşüyorum. Sessizce çığlık atanların ve bağırarak susanların dünyasında yudum yudum içiyorum sessizliği, sırra kadem bastığım her an.
      Kıyamet ne zaman kopacak diye beklerken benim kıyametim kopmuş ve hayatım bir çığ tanesi gibi eriyivermişti. Ahiretteki ilk durağıma gelmiş konuk olmuştum. Burada da misafirdim. Ve misafire “hoş geldin” denir. İşte bende bundan korkuyorum, beni nasıl sarıp sarmalayacak. Sağanak sağanak yağdığım, hoyratça özgür kuşlar gibi salındığım, deli dolu nehirler gibi aktığım yeryüzünün iki metre derinliğindeki bir alt tabakasında katre katre eriyorum. Sineme sığmıyor artık bu kadar hüzün. Utanç, korku… Yusuf’un kuyuya atılışının çaresizliğini yaşarsın. Ne soru soracak ne de sorulara cevap verecek gücün vardır. Sürekli konuşan ‘‘ben’’ artık susmuştum.
      Harflerin tonlarını unutmuş yeni bir sesleniş arıyordum. Buralar ayrı bir yürek istermiş. Birden maziye bakıyor ve her bir saniyeyi didik didik ediyorum. Bir film galasının nostalji haftasındayım sanki. Bütün yaşamımı gözümün önüne getiriyorum ama bir hiçlikle karşılaşıyorum. Hiçlik demem yanlış olur. Çünkü hiçlik aslında varoluşun farkına varmaktır. Öyleyse ben neydim? Daha önce vardım, şimdi mi yokum? Aslında yoktum şimdi mi varım? Hiçlikte yoktum varlıkta da yokum. Ben nereye aitim gibi sorularla çırpınırken tek anladığım şey; ertelemeler, savsaklamalar, unutkanlıklar, entrikalar ve vurdumduymazlıklarla dolu dünyaya ait olmadığımdı.
      Hatırıma gelenler, pişmanlık aynasından fırlayan şavklar yüreğimi yakıyor. Düşünmek istemiyor ama düşündürülüyordum. Önüne set koyduğum kimseyle paylaşmadığım, paylaşamadığım yüreğim yeni bir işgal altındaydı. Pes edip, dile gelecek ve anlatacaktı her şeyi. Pek narindim, çabuk kırılırdım ama toprakta bir hapis olmaya gör. Artık sen ‘‘sen’’ değilsindir. Kime ve nereye ait olduğunu fark ettirirler sana.
      ‘‘Dünya müminin zindanıdır, sürgün diyarıdır’’ diyorlardı. Aldırış etmemiştim. Hayat bulaşmıştı üzerime, ruhuma, bedenime kusmak istiyorum tüm hayatı şimdi. Orayı zindan bilseydim burası gül bahçesi olacaktı. Nuh tufanında kaldığımı ve gemimi inşa etmediğimin pişmanlığını yaşıyorum. Havasının, suyunun, toprağının hiçbir şeyinin kıymetini bilmediğim dünyanın sahibi gibi davranırken yeryüzünde artık kabrin yalnız ve garip sahibiyim. Nitelik ve nicelik bakımından ne kadar farklı bir mekândı burası ama çaresiz olarak; mezar beni, ben de mezarı kabul etmiştim artık.
       Üzerimdeki elbisenin rengini bile yeni yeni fark ediyordum. Meğer dünyadaki renkler renk değilmiş. Dünyada ışık olmadığını iki metrelik çukurda anlıyorum. Defnedilmişim. Peşim sıra ıslak gözler bırakmışım yalan dünyada. Çiçekler gelmiş mezarıma. Banane ki; görüyordum hepsini ve bu sefer gerçek bir göz ile görüyordum. Perdelerim kalkmış retinalarımdan.
       Önümde uzun, hem de çok uzun bir koridor. Sağında solunda bir sürü kapı ve kapılarda tül perdeler var. Perdeleri kâh kaldırarak kâh hiç kaldırıp bakmadan bitti koridor. Sonundayım ve başındayım kendimin. Acaba kendimde miyim?
       Şimdi sizin dünyevi akıllarınızda burası ile ilgili renkli renkli ışıklar, sonsuz büyüler ve tılsımlar, müthiş varlıklar veya yaratıklar veya hiç bilinmeyenin hayal gücünüzde yarattığı hikâyelere konu olan illüzyonlar vardır. Hayır, öyle değil! Burası sizin kelimelerinizin ve hayal gücünüzün öldüğü yer!
Burada sizi daha başka sevindiren bir cennet ve sizi daha da dehşete düşürecek bir cehennem var.
Burada sizin entrikalarınızın olmadığı sokaklar ve yine sizin kurgulamaya cesaret edemeyeceğiniz evler var. Burada bilmediğiniz bir siz varsınız.
       Ara ara bu sokaklarda dolaşırken dünyada tanıdığım simaları görüyorum, konuşmuyoruz. Hafif bir tebessüm ediyor suratlarımız. Herbirimiz herhalde heyecandan konuşmayı unutmuşuz.
Kafamızı yere eğiyoruz, büyük bir mahcubiyet ile. Hani sizin alışkanlıklarınız var ya, işte onların hiçbiri yok burada. İnsan birşeye alışmak için önce onu yapmalı.
     Ölüme alışıyoruz burada. Bu sizin için anlaşılabilecek ve idrak edilecek bir hissiyat değil. Burada gördüğünüz herşey için kalp çarpıntısı gibi bir duygu ile ölüp ölüp diriliyorsunuz. Kalbim sıkışıyor yine. İşte orada cennetin kapısı. İçim içime sığmıyor. Yüzümü çeviriyorum çığlıklara…Ve işte orada
cehennem! Öldükten sonra Allah ( Celle Celalühü ) kalbinizin yerine başka birşey koyuyor. Buradaki gerçekleri kaldırabilecek bir organ gibi. Çünkü burada herşeyi kabullenmek öyle zor ki.
     Dünyada bıraktığım kalbim buradaki duygu hezeyanlarını kaldıramaz. Her gördüğüm yer,
her duyduğum fısıltı gözyaşlarıma vuruyor. Ben ne ahmakmışım. Neden bomboş nefesler alıp vererek çürütmüşüm dünya hayatımı.
     İbret alamadığım sadece bayramlarda ziyaret ettiğim bu sessiz ama bir o kadarda haykıran alemde artık ben bir ibretlik olmuştum. Kabrimin yaşadığım dünyanın bir yansıması olacağını bilemedim. Artık sevgilim olan nefsimden ayrılmış kazanmak zorunda olduğum zor bir savaşa başlamıştım. Olanca gücümle bağırmak istiyorum "ben aldandım siz aldanmayın" diye. Ama nafile çünkü daha öncekiler de bağırmıştı ama kimse aldırmamıştı. Bu rüya aslında biçare oluşumun çığlığı idi. O çığlık, yüreğimde her geçen gün daha çok büyüyor.
 
 
Resulullah (sallahu aleyhi vessellem) buyurdular ki: "Ölüp de pişman olmayan yoktur, mutlaka herkes nedamet duyar: İyi yolda olan hayrını daha çok artırmadığı için pişman olur, nedamet duyar. Kötü yolda olan da nefsini kötülükten çekip almadığına pişman olur, nedamet duyar.’’


A. TANDOĞDU



[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Sessiz çığlık
« Posted on: 05 Nisan 2020, 06:36:18 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Sessiz çığlık rüya tabiri,Sessiz çığlık mekke canlı, Sessiz çığlık kabe canlı yayın, Sessiz çığlık Üç boyutlu kuran oku Sessiz çığlık kuran ı kerim, Sessiz çığlık peygamber kıssaları,Sessiz çığlık ilitam ders soruları, Sessiz çığlıkönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &