ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Reşahat > Mevlana Alaeddin Âbizi
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Mevlana Alaeddin Âbizi  (Okunma Sayısı 555 defa)
08 Ocak 2010, 11:05:09
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 08 Ocak 2010, 11:05:09 »



MEVLANA ALAEDDİN ABİZİ

O da Mevlânâ Sadeddin Kaşgarî ashabından... Âbiz isimli, Kohistan´a bağlı bir köyden... Mevlânâ Sadeddin Hazretlerinin intikalinden sonra Mevlânâ Cami Hazretlerine devam eder oldular. Mevlânâ Cami kendisine büyük iltifatlarda bulunur ve onun tıynetini saf ve pak toprağa benzetti. Mevlânâ Alâeddin Âbizi Hazretlerinin zahirî meşguliyetleri küçük çocukları terbiye et­mekti. Bu iş kendilerinin bâtınlarını peçelemek için seçtikleri bir uğraşma...

Hikâye ediyorlar :

- Sultan Ebu Said Mirza zamanında Hoca Ubeydullah Taşkendî Hazretleri Heri´yi şereflendirdiler. O vakit kendilerine ta­zimlerini arzetmeğe gittim. «Kimsiniz, neyle meşgulsünüz?» di­ye sordular. «Mevlânâ Sadeddin Kaşgarî fukarasından bir faki­rim; küçük çocuklara muallimcilik etmekteyim.» dedim. Dediler: «Muallimcilik diyerek işini hor görme! Mektep hocalığı büyük bir iştir ve onun bir çok fayda ve nimetleri vardır.» Ondan sonra Mevlânâ Sadeddin Hazretlerinden bahsedip aralarındaki yakınlı­ğı anlattılar ve bu fakire teveccühlerde bulundular.

Hikâye ediyorlar:

- Hâlimin başında Herat´ta ilim tahsiliyle uğraşıyordum. Mevlânâ Hazretlerini tanıdıktan sonra okumak ve ilme çalışmak bahsinde içimi bir fütur kapladı. Tahsilimi tamamiyle bırakmak veya arada sırada devam ettirmek hususlarında tereddüde düş­tüm, içimde bu his, bir gün şehirden dışarıya çıktım. Gide gide Mîr Finiz Şah medresesine ulaştım. Medresenin cemaat odasına girip, arkamı mihraba vererek oturdum. Birden, mihrabın köşe­sinden bir ses geldi: «İlmi bırak ve rahata kavuş!» Bana bir hâl oldu. Dışarı çıktım ve kır tarafına yöneldim, îçinde Necmeddin Ömer isimli bir divanenin yaşadığı bucağa kadar uzandım. Birden divane karşıma çıktı. Kendi kendisiyle konuşuyordu. Su divane­nin yanına gideyim de bana ne söyler, göreyim... Diye düşün­düm. Yanına gittim. Ne dese iyi? «Biraz evvel sen medresenin mescidindeyken sana, ilmi bırak ve rahata kavuş, diye seslenme­dim mi?. Hayretten dondum. Her şeyi bırakmak, her alâkadan çözülmek dâvası bana galip geldi. Hemen oradan Mevlânâ Haz­retlerine seğirttim. Kendilerini, kimsesiz bir camide, izbe bir nok­tada murakabeyle meşgul buldum. Huzurlarında sessizce diz çök­tüm. Mübarek başlarını kaldırdılar ve buyurdular : «Bırak ve fe­rahla!» Ve devam ettiler : «Verimi olmayan tahsili bırakıp topyekûn bu nisbeti elde etmeğe bak!...» Artık benden tereddüt büs­bütün kalktı. Bütün gücümle «Hâcegân» yoluna gönül bağladım.

Hikâye ediyorlar :

- Mevlânâ Hazretleriyle birlikte Hoca Şemseddin Mehmed´in vaaz meclisine gittik. Arkalarında oturmamı emrettiler. Benim, vaaz sohbet ve sema´ meclislerinde, elimde olmadan nâra atmak âdetimdi. Hoca minbere çıkıp İlâhî esrardan bahsetmeğe başlayınca kendimden geçer gibi oldum ve nâra atmak ihtiyacına düştüm. Fakat sesim çıkmadı. Aynı hâle bir kere daha düştüm. Bütün kuvvetimle çığlık koparmak isterken yine sesim çıkmadı. Bu hâl üçüncü defa olunca anladım ki,.Mevlânâ Hazretlerinin ta­sarrufu altındayım. Beni koruyup nârâ atmaya bırakmıyor. Ken­dilerine bir göz attım. Gördüm ki, murakabe halindeler ve istiğ­raka varmış bulunuyorlar. Bu defa bana başka bir hâl oldu. Uç kere üstüste narayı bastım. Meclis nihayete erdi ve dağıldık.

Hikâye ediyorlar :

- Nâra atmak âdetim konuşulurken buyurdular : «Tez za­manda bu nâra âdeti seni bir yalnızlık köşesine çekse gerektir.» Yâni «Bir hâl olduğu zaman bastığın çığlıklarla halkı rahatsız et­memem için uzlet bucağına çekilmen lâzım...» O sıralarda hasta­landım. Zaafım bir dereceye vardı ki, harekete mecalim kalmadı. Dostlarım o gece benim öleceğime hükmettiler. Ben de düşün­düm ki, Mevlânâ Hazretlerinin uzlete çekileceğimi beyan buyurmalarına rağmen henüz dedikleri olmadan ölüme nasıl kanî ola­bilirim? Bir aralık bana bir dalgınlık geldi. Uyumuşum... Rüyam­da Mevlânâ Hazretlerini gördüm. Bana bir duâ telkin ettiler. Uya­nır uyanmaz bu duayı dudaklarımda buldum. Sabahleyin üzerim­de hastalık diye hiç bir şey kalmamıştı. Abdest alıp namazımı ha­fiflikle kıldım. Ondan sonra da uzlete çekildim.


Hikâye ediyorlar :

- Mevlânâ Hazretleri, bana «nefy» ve «ispat» yoluyle zi­kir telkin ettikleri zaman buyurdular : «Allah´ın bütün eşyayı muhit (kuşatıcı) olduğuna itikat etmek lâzımdır.» Zahir âlimleri­nin bu ifadeye bir tevil bulmaları ihtiyaciyle bu sözden irkildim, korktum. Mevlânâ Hazretleri korkumu anladılar ve devam etti­ler : «Zahir ehli, Allah´ın her şeyi ilmiyle kuşatıcı olduğunu söy­lemişlerdir. Nitekim Allah´ın her şeyi muhit olduğu âyetiyle be­raber, her şeyi ilmiyle muhit olduğu mealinde bir âyet de vardır. Bu mertebeye itikat ise şarttır.» Bu izahtan hoşlandım ve ferah­ladım. Mevlânâ Hazretlerinin hizmetlerine vardığım başka bir günde de şu hitaplarına hedef oldum : «Mevlânâ Alâüddin. çare­siz, ihatanın Zat ile olduğuna inanmak lâzımdır! Tahkik ehlinin itikadı da budur!»

Reşâhat sahibi :

- İhata bahsinde hüküm şöyledir : Büyük tahkikçilere gö­re ihata iki türlüdür : Zatî ve sıfatı, yani zat ve sıfatla kuşatıcılık... Zatî ihata da iki kısımdır : Birincisi, zatın, kemmiyetsiz ve keyfiyetsiz olarak bütün eşya ve zerrelerle beraberliğidir ki, Hak bu hakikati «Allah her şeye muhittir.»

Mealindeki âyetle bildirmiştir, ikincisi, ihtisas ve hususiyet belirten bir maiyet, yani beraberliktir ki, o da mahzun olunma­masını emreden ve Allah´ın muhsinlerle birlikte olduğunu kay­deden âyetle işaretlidir; ve bu maiyet, yakınlık, en yüksek derecedekilere mahsustur. Sıfâtî maiyet ise, herkesçe bilindiği ve an­laşıldığı gibi, ilim ve kudret cihetindendir. Ona da «Allah her şe­yi ilmiyle kuşatıcıdır» mealindeki âyet delâlet eder. Allah´ın her şeye kaadir olduğu mânasını taşıyan ilâhî fermanlar da aynı ha­kikati belirticidir. Mevlânâ Hazretlerinin maksudu, her halde, za­tî maiyetten birincisi olsa gerek...

Mevlânâ Alâeddin´in Şeyh Abdülkerim Yemeni Hazretleriy­le yakın alâkası olmuştur. Yemenî´li Şeyh Abdülkebir, başlangı­cında Arap ve Acem diyarlarında seyahat edermiş. Yirmi yıl se­yahatten sonra Harem´de mücavir olmuşlar... O asırda, mübarek topraklardan gelip geçenlerin uğrağı imişler... Mevlânâ Alâeddin de Harem´de mücavirlikleri sırasında kendileriyle sık sık temas­ta bulunmuşlar...

Şeyh, Mevlânâ´ya soruyor :

- Zulüm nedir?

- Bir şeyi lâyık olduğu yerin gayrine koymaktır.

- Hakkı anacak yer gönüldür. Ona Hakk´a gayr olanı koy­mak zulümdür.

Şeyh soruyor:

- Zikir ne şeydir ?

- Tevhid Kelimesidir.

- Bu zikir değil, ibadettir.

- Öyleyse nedir, siz söyleyiniz!

- Zikir, bilinmesi mümkün olmadığının bilinmesidir. Şeyh buyuruyor:

- Bilgisizliğe yönelmek ve namaza «marifetini bilmekten âciz olduğum Allah´a ibadet ederim!» diye niyet etmek lâzımdır.

Bir gün Mevlânâ Hazretlerine, hayatlarında hiç görmedikle­ri bir hâl oluyor. Bütün keyfiyet ve kemmiyet şuurunun üstün­de, kendinden kaybolma hâli... Karşılarında Mevlânâ Sadeddin Hazretleri tecelli ediyor ve diyor ki:

- Aman, bu hâlini koru, sıkı tut! Şeyh Abdülkebir´in «Bilgisizliğe yönelmek» dediği işte bu hâldir!

Hikâye ediyorlar :

- Harem´de mücavir bulunduğum zaman gönlümü Kâbe´ye öyle kaptırmıştım ki, başka hiç bir yerde karar edemez olmuştum. Bir gün tavaf esnasında rüzgâr çıkıp Kabe örtüsünü araladı ve duvardan bir kısmını açtı. Bana öyle bir hâl oldu ki, çığlık basıp yere yığıldım. Aklım başıma gelince kalkıp Şeyh Abdülkebir´e uzandım. Hâlimi anlatmaya kalmadan dediler : «Ey yabancı! Kâbe ile ne işin var?» Ben ağlayarak, şeyhten gönül y ölüyle imdat isterken buyurdular : «Onu tahsis ederek Kabe´de göremezsin! O hiç bir hadde sığmaz. Böyleyken dağda, taşta, semada, yerde, top­rakta ve kerpiçte mevcuttur. Belki onların küllî ifadesi odur. On­lar kendileriyle yoktur, Hakk´ın kayyum oluşuyla kaimdir. Evvel odur, âhir odur, zahir odur, bâtın odur; ve o, Allah´tır ki, ondan başka hak mabut yoktur!» Şeyh Hazretleri bunları söylerken mü­barek elleriyle işaret ettikleri şeyleri görür gibi oluyor ve Kabe´­de şahit olduğum hakikati bunlarda da okuyordum. Şeyhin tevec­cüh ve iltifatları sayesinde cihet ve istikamet kaydından kurtul­dum.

Reşahat sahibi:

-Mevlânâ Alâeddin Hazretleri o sırada zevkî ve zatî tecel­li makamına erişmemişlerdi. Zira bu makama erişende hususiyet, her şeyde mutlak güzelliği görmektir. Sûrî kayıtlar ise bu müşa­hedeye mâni değildir. O, hiç bir şeyde Hakkı hudutlayamaz ve güneşle zerreyi, derya ile damlayı bir tutar.

ŞİİR

Neye baksa cemal-i yân görür,

Hicr içinde visal-i yârı görür.

Böylelerine, Kur´an´da bahsi geçen «Allah´ın vechi» sırrı açı­lır. Bu mertebeye erişen de hakikat güneşi, imkân âlemini dola­nıp başka bir âleme geçer. Bu mertebeye erişen görür ki, hakikat güneşinden başka bir şey yoktur; ve bilir ki, imkân zulmetinin vücudu, hakikat güneşinin görülmemesinden ibarettir. «Mâsivâ -dış âlem» in zuhuru ise Allah´ın «Bâtın» ismiyle belirişine alâ­mettir. Nur ile zulmetin bir araya gelmesi muhal; ve ikisi de asıl iki vücut ispatı olamaz bir hayaldir.

Hikâye ediyorlar :

- Şeyh Abdülkebir Hazretlerinin meclislerine girdim. Ha­rem seyyidleri, şeyhleri, âlimleri ve fâkihlerinden, meclislerinde pek çok kişi vardı. Şeyh Hazretleri ilâhî maariften söz ediyorlar­dı. Fâkih geçinen ve Allah ehli ile olanların kelâmlarını inkâriyle ta...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Mevlana Alaeddin Âbizi
« Posted on: 15 Kasım 2019, 01:26:50 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Mevlana Alaeddin Âbizi rüya tabiri,Mevlana Alaeddin Âbizi mekke canlı, Mevlana Alaeddin Âbizi kabe canlı yayın, Mevlana Alaeddin Âbizi Üç boyutlu kuran oku Mevlana Alaeddin Âbizi kuran ı kerim, Mevlana Alaeddin Âbizi peygamber kıssaları,Mevlana Alaeddin Âbizi ilitam ders soruları, Mevlana Alaeddin Âbizi önlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &