ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Reşahat > Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları  (Okunma Sayısı 565 defa)
11 Ocak 2010, 14:41:30
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 11 Ocak 2010, 14:41:30 »



HOCA HAZRETLERİNİN HALK DİLİNDEKİ KERAMET VE HARİKALARINDAN

Mevlânâ Sadeddin Kaşgarî hazretleri, hâllerinin başında, ge­ce ve gündüz hoca hazretleriyle sohbet edermiş. Bir gün, teessür ve tahassürlerini bildirip demişler ki: «ömrümüz zamanın kut­bundan uzak ve büyük evliyanın meclisinden yoksun geçiyor. Di­lek sahibi çalışıp kendisini böylelerinin sohbetine eriştirmelidir ki, huzuru bulsun ve iç düşmanların şerrinden korunsun...» Ve bu bahiste daha bir çok mübalâğalı söz söylemişler... Meğer ge­çen gece, kalbinden, «benim kimseye ihtiyacım yoktur! Hak yolu açıktır. Dilek sahibi, fikrini karıştırmayıp ve halkla düşüp kalk­mayı bırakıp kendi içine kapanmalı, kendi kendisine çalışmayı başarmalıdır!» diye bir şeyler geçirmiş... Mevlânâ Sadeddin Kaşgarî´nin içinden geçenleri hoca hazretleri keşfediyor ve diyor ki: «Siz geçen gece artık kimseye ihtiyacınız olmadığını ve kendi kendinize yeteceğinizi fikretmiştiniz. Şimdiki sözler bu fikirlere aykırı düşmüyor mu?» Mevlânâ bu kerameti görünce hoca haz­retlerinin kemâl derecesini anlıyor ve kendilerine alâkasını kuv­vetlendiriyor.

Hoca hazretleri:

— Ben Mevlânâ Sadeddin Kaşgarî hazretleriyle öylesine ihtilât ve sohbet ederdim ki, görenler beni onun müridi sanırdı. Fa­kat hakikatte bâtın feyzini onlar bizden alıyorlardı.

«Reşahat» sahibi:

— Mevlânâ Sadeddin hazretlerinin sözleri de hoca hazretle­rinin bu hükümlerini gerçekleştiricidir.

Hoca hazretlerinin eşiğini aşındıran bir kadı vardı ki, biricik emeli, kendilerinden tarikat yollarını öğrenmek ve «Hâcegân» kütüğüne kaydedilmekti. Fakat hoca hazretleri bu adama yüz ver­miyorlar ve onun suratına tarikat kapılarını kapatıyorlardı. Adamcağız melûl ve mahzun gidip geliyor ve hiç bir şey elde ede­miyordu. Bir gün, hoca hazretlerinin neşeli bir anında, yakınla­rından biri mevzuu kendilerine açtı ve «Kadı, boynu bükük, ina­yetinizi bekliyor ve mahrum kalmaktan çok üzülüyor» diye hoca hazretlerinin maksatlarını anlamaya davrandı. Hemen cevap ver­diler : «Ben her kimin bâtınında büyüklük ve üstünlük arzusun­dan bir mâna sezsem, bu mâna on yıl sonra gerçekleşecek bir şey bile olsa ona Hâcegân yolundan bahsedemem!»

Bazı müridler hoca hazretlerinin bu sözü söyledikleri tarihi kaydediyorlar. Aradan on yıl geçiyor ve hoca hazretleride dün­yadan göç etmiş bulunuyorlar. O kadı, kendi memleketinde hâ­kim ve reis makamındadır, bu mevkiiyle gayet mesuttur ve kal­binde zerrece tarikat zevk ve dileğine yer kalmamıştır. O zaman müridler, hoca hazretlerinin niçin bu adama iltifat buyurmadıklarını anlıyorlar.

Yine bir adam vardır ki tam yirmi sekiz yıl hoca hazretleri­nin hizmetinde kaldığı halde hiç bir himmet görmemiş, hiç bir nasip alamamıştır. Bu adam bir gün o hâle geliyor ki «Bir bıçak çekip ya kendimi, ya hoca hazretlerini vuracağım diye korkuyo­rum! Sabrım o türlü çatladı! Niçin bana himmet etmezler?» şek­linde yakınlarına dert yanıyor. Böyleyken son nefeslerine kadar hoca hazretlerine hizmette devam ediyor. Hoca hazretlerinin ve­fatlarından sonra, işin iç yüzüne ait bir tecelli : Semerkant Han Özbak tarafından istilâ edilmiş ve bu adam devlet ve iktidar ma­kamına getirilmiştir. Bu makama getirilmesindeki sebepte istilâ zamanında hoca hazretlerinin oğullarını öldürtmekte oynadığı hain rol ...Hoca hazretleri bu neticeyi kırk yıl evvel görmüş, fakat ses çıkarmayıp sadece iltifatlarını esirgemiş bulunuyorlar.

Bağlılardan biri, uzun zaman huzura yüz sürememiş olmak­tan ıstırap içindedir. Gidemedikçe ıstırabı artıyor ve ıstırabı art­tıkça ayaklan kilitlenip gidemiyor. Nihayet bir gün son bir gay­ret sarfedip huzura çıkmaya karar veriyor. Daha evvel hoca Bahaeddin Nakşibend hazretlerinin ruhlarına fatiha ve ihlâs okuya­rak şefaatlerini diliyor ve mahcup mahcup hoca hazretlerinin eşi­ğinde görünüyor. Hoca hazretleri kendisine nazar edip buyuru­yorlar : «Fatiha ve ihlâs okuyup hoca hazretlerinin ruhundan şe­faat istemek çok güzel!. Fakat iş bununla bitmez! Mürid daima kendi kendisini murakabe altında tutmalıdır ki, kendisinden yan­lış bir hareket meydana gelmesin!»

Hoca hazretlerinin bu ihtarlarından sonra o mürid bir daha hataya düşmemiştir.

Hoca hazretlerinin yakınlarından biri vardır ki, güzelliği, ya­kışıklılığı ile meşhurdur. Bir kadınla tanışıyor. Kadın onun evi­ne geliyor ve başbaşa yalnız kalmalarını teklif ediyor. Kadın da gayet güzeldir ve müridte nefsine mukavemet gücü kalmamıştır. O anda hoca hazretlerinin sesi odada gürlüyor : «Ne yapıyorsun?» Mürid yerinden fırlıyor, dehşetler içinde kadını evden çıkarıyor. Biraz sonra hoca hazretleri eve geliyorlar ve müride «Allah´ın yardımı olmasaydı şeytana kapılmış, gitmiştin!» buyuruyorlar. Yine aynı müridden öğrendiğimize göre bir kere de onun gönlü­ne şarap içmek arzusu düşüyor. Mahrem dostlarından birine, ge­ce, karanlık basınca kendisine şarap getirmesini tenbih ediyor. Gece, şarap geliyor. Mürid evinin damındadır ve şarabı yukarıya çekmek için iple bir kutu sarkıtmıştır. Şarabı getiren, destiyi ku­tuya güzelce yerleştiriyor, mürid te çekmeğe başlıyor. Evvelâ desti duvara çarpıp bir tarafı kırılıyor, sonra da kutunun ipi çözülüyor ve. desti yere düşüp param parça oluyor. Mürid dehşette. Sabahleyin erkenden desti kırıklarını topluyor, şarap döküntüsü­nün üstüne de kokusu çıkmasın diye bol su döküyor. Biraz sonra hoca hazretleri müridin evine geliyorlar. Sözleri : «Gece yukarı çektiğin destinin sesi kulağıma geldi. Eğer o kırılmasaydı benim gönlüm kırılıp parçalanacaktı ve bir daha seninle buluşmama im­kân kalmayacaktı.»

Hoca hazretleri geç vakit bir seyahatten dönmüş bulunuyor­lar. Misafir oldukları evin sahibi yakınlarındandır ve gayet güzel ve genç bir oğlu vardır. Hoca hazretleri eve ayak bastıkları za­man orada bir sürü misafir görüyorlar. Yemek yenmiş ve gece kı­ra çıkılıp hava alınması kararlaştırılmıştır. Ev sahibi, hoca haz­retlerini büyük tazim tavırlariyle karşılıyor ve eline, ayağına dü­şüp verdikleri şereften teşekkür ediyor. Misafirler «Bu gelen iti­barlı zat kimdir?» diye hayretlere gömülüyor, öğrenince de aynı tazimi göstermekte kusur etmiyor. Fakat ev sahibinin oğlu, güzel çocuk oralı değildir. Akşam gezintisinin suya düştüğünü anladığı için somurtmakta ve yerinden bile kalkmamaktadır. Ev sahibi, hoca hazretlerine yemeğin yenilmiş ve bitirilmiş olduğunu, fakat evde her şeyin bulunduğunu ve hemen hazırlanabileceğini, yemek olarak ne seçeceklerse bildirmelerini istirham ediyor. Hoca haz­retleri daha cevap vermeden, genç ve güzel çocuk, daima gezinti­ye çıkmak sevdasının tepkisiyle, terbiyesizce bir eda takınıyor ve «Bu gurbetteki zâta hazır ve soğuk şeyler getirin! Yemek şimdi tüketildi. Bundan sonra kimsede yemek pişirmeğe mecal yoktur!» diyor.

Edepsizlik büyük... O zaman hoca hazretleri, ancak yanındakinin işitebileceği şekilde hafifçe fısıldıyorlar : «Ey genç! Güzel­liğine mağrur olma! Eğer ben senin bu akşam yüzünü kara et­mezsem vebali üzerime olsun!» Peşinden yüksek sesle buyuru­yorlar : «Uzun yoldan geldim. Gönlüm sıcak bir çorba istiyor!» Hemen yerinden fırlayan fırlayana. Mutfağa koşup hazırlığa başlıyor. O sırada hoca hazretlerinin mübarek nazarları küstah gen­cin üzerinde... Anî bir hâl... Genç ter içinde... Birden yerinden kalkıyor ve hoca hazretlerinin önünde diz çökerek hizmetlerine talip olduğunu söylüyor. Herkes bu beklenmedik değişikliği şaş­kın şaşkın seyretmekte... Hoca hazretlerinin verdikleri muvafa­kat cevabı üzerine genç yemek hazırlanan yere koşuyor, ateşi biz­zat yakmaya savaşıyor, yüzü ateşten kızarıyor, terliyor, terini sil­mek isterken de elindeki is yüzüne bulaşıyor ve yüzü kapkara oluyor. Hoca hazretlerinin dedikleri ayniyle zuhura gelmiştir. Gence «Yüzün kara olmuş!» dedikleri zaman da nurun o karada olduğu cevabım veriyor ve hoca hazretleri yemeğini yemeden si­linmeyeceğini," temizlenmeyeceğini söylüyor. Hoca hazretleri ye­meklerini yiyorlar, genç yüzünü gözünü silip abdest alıyor, hoca hazretlerinin huzurunda edeb tavriyle oturuyor ve bir daha ken­dilerinin eteği dibinden ayrılmıyor.

Müridlerinden biri anlatıyor :

— Benim hoca hazretlerine bağlanışım bir kıza olan aşkım yüzündendir. Bu aşk beni çıldırtacak hâle gelmişti. Ailesi kızla­rını bana vermeyince ne yapmak gerektiğini bilemedim. Bildi­ğim, yapmayacağım şey olmadığıydı. Nihayet bir hile düşündüm. İki yalancı şahit tedarikleyip kızı kendime nikâh ettirdim. Sonra kadıya baş vurup şahitlerimi dinletmek istedim. Kadı hoca haz­retlerine gitmişti. Ben de gittim ve dâvamı anlattım. Hoca hazret­leri buyurdular : «Senden rica ediyorum, bu dâvadan vaz geç! Senden doğruluk kokusu gelmiyor!» Hoca hazretlerinin keşifleri kalbime yıldırım gibi indi. Birden bütün hüviyetim değişti. Ken­dimi o kara sevdadan bomboş buldum ve hoca hazretlerinin etek­lerine yapıştım. Hoca hazretleri Taşkend´e gitmek üzere hazırla­nıyorlardı. Ata binerlerken bana öyle bir nazar ettiler ki, içime ateş düştü. Elimde olmadan peşlerine düştüm. Her taraf kar için­deydi. Böyleyken ben hararetten kavruluyordum. Çizmelerimi çıkarıp yalınayak Taşkend´e kadar arkalarından gittim. Hoca Haz­retleri Taşkend´te hücrelerine çekilip ateş yakılmasını emrettiler. Bana da «Gel, ısın!» diye emrettiler. O zamandan sonra peşlerini hiç bırakmadım.

Yine böyle, kadın alâkasının şiddetinden iradesini kaybedip hoca hazretlerine bağlanmakla kurtulanlardan bir başkası, huzur­da, eski alâkalısının hayali bir an zihninden geçer geçmez şu ih­tar karşısında kaldığını anlatır :

«Onunla alâkanı kesip atmışken yine mi onu düşünmekte­sin?»

Bir mürid :

— Camiden çıkarken hoca hazretlerinin yakınlarından bir topluluğa rastladım. İçlerinden biri, hepimizi yemeğe davet etti. Bir ahçı dükkânına girdik. Orada padişah kullarından, seçme, ba­zı ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları
« Posted on: 18 Ağustos 2019, 10:59:42 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları rüya tabiri,Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları mekke canlı, Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları kabe canlı yayın, Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları Üç boyutlu kuran oku Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları kuran ı kerim, Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları peygamber kıssaları,Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikaları ilitam ders soruları, Hoca Hz.'lerinin Halk Dilindeki Keramet ve Harikalarıönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &