Hicretin 5. Yılı

(1/1)

Hafize Aişe:
Hicretin 5. Yılı


Dümetül Cendel ve Beni Müstalik Gazası
 
DUMETÛ'LCENDEL GAZASI

(Hicret 'in 5. senesi Rebiülevvel ayı / Milâdî 626)

Birkaç Arap kabilesi, Medine'ye 15 gece uzaklıkta bulunan Şam beldelerinden biri olan Dûmetû'ICendel'de toplanarak, gelen giden yolcuları rahatsız ediyor, onlara zulmediyorlardı. Ayrıca, İslâm Devletinin başşehri Medine üzerine yürümeye de hazırlanıyorlardı.26'

Peygamberimiz, bu durumu haber aldı. Vakit geçirmeden bin kişilik ordusuyla yola çıktı. Efendimiz, bu tarz gazalarda dâima düşmanı yerinde ve ânında bastırmak tarzını tercih ederdi. Ordusuyla adı geçen mevkie vardığında ortalıkta kimseler görünmüyordu. Düşman, İslâm Ordusunun üzerlerine gelmekte olduğunu duymuş ve kaçmıştı! Yalnız bir kişiye rastladılar; o da davet üzerine Müslüman oldu.264

Resûli Ekrem Efendimiz, birkaç geceyi burada düşmanı beklemekle geçirdikten sonra Medine'ye geri döndü.

BENÎ MÜSTALIK GAZASI

(Hicret 'in 5. senesi Şaban ayı)

Huzaa Kabilesinden Benî Müstalık Oymağının reisi Haris b. Ebî Dırar, kabilesiyle birlikte etrafta sözünü geçirdiği birkaç Arap kabilesini daha bir araya toplayarak Medine'ye, Müslümanların üzerine yürümeye hazırlanıyordu.279

Böyle bir hazırlığın olduğu haberi Medine'ye ulaştı. Peygamber Efendimiz, önce haberin doğruluk derecesini öğrenmek istiyordu. Bu maksatla, ashabtan Büreyde b. Huseybe'lEslemî'yi vazifelendirdi. Hz. Büreyde, Benî Müstalık yurduna gidecek, durumu öğrenecekti.

Hz. Büreyde, Medine'den ayrılmadan önce, Peygamberimize, onları şüphelendirmemek ve kendini muhafaza etmek gayesiyle hakikate muhalif beyanda bulunup bulunamayacağını sordu. Resûli Ekrem, gerektiğinde böyle hareket edebileceği müsaadesini verdi.

Hz. Büreyde, Müstalık Oğulları yurduna vardı. Onlardan biriymiş gibi davrandı ve, "Ben, sizdenim. Şu adam (Peygamberimizi kastederek) için derlenip toplandığınızı işittim. Ben de kavmimden bana itaat edenlerle size katılmak istiyorum. Onların (Müslümanların) kökünü kazıyıncaya kadar iş birliği yapalım!" diye konuştu.

Benî Müstalıkların reisi Haris b. Ebî Dırar, "Biz de bu iş için hazırlanıyoruz. Bize katılmakta acele et!" dedi.Hz. Büreyde, "Şimdi hayvanıma atlar ve kavmimden büyük bir toplulukla yanınıza gelirim." diyerek oradan ayrıldı.280

Hz. Büreyde, derhâl Medine'ye gelip durumu Resûli Kibriya Efendimize bildirdi.

İslâm Ordusunun Hareketi

Şaban ayının ikinci Pazartesi günü idi.

Resûli Ekrem Efendimiz, 700 kişiyle, yerine Hz. Zeyd b. Harise'yi vekil tâyin ederek Medine'den hareket etti. İslâm Ordusunda 30 kadar at vardı. Ayrıca Ezvacı Tâhirat'tan Hz. Âişe ile Hz. Ümmü Seleme Validemiz de Orduyu Saadet'le birlikte idiler.281

Garibtir ki münafıklar, hiçbir gazaya bu gaza kadar ilgi göstermemişlerdi. Birçoğu İslâm Ordusuna katılmıştı.282 Maksatları, ganimetten istifade etmek ve fırsat kollayarak Müslümanlar arasına fitne fesad düşürmekti.

Müstahk Oğullarının Akıbeti

İslâm Ordusu, Müreysi Suyu başına doğru ilerlerken, düşman casuslarından birini ele geçirdi. Yapılan davet üzerine Müslüman olmayınca, katledildi.283

Bunu duyan Müstalık Oğulları, fazlasıyla korktular; hattâ, etraftan topladıkları birçok kimse, kendilerini terk ederek dagıldı.

Resûli Ekrem Efendimiz, ordusuyla Müreysi Kuyusu başına kadar geldi. Hemen orada kendileri için deriden bir çadır kuruldu. Sonra ordusunu harb nizamına koydu. Muhacirlerin sancağını Hz. Ebû Bekir'e, Ensâr'ınkini ise Sa'd b. Ubade'ye verdi. Hz. Ömer'e, '"Lâ ilahe illallah!' deyiniz de canlarınızı, mallarınızı koruyunuz." diye seslenmesini emretti.

Müstalık Oğulları teklifi kabul etmediler; üstelik, mücâhidlere ok atarak, çarpışmayı bizzat başlatmış oldular.284

Bunun üzerine, mücâhidler de onlara ok atmaya başladılar. Sonra Peygamber Efendimiz, ordusuna birden hücuma kalkma emri verdi. Hücum neticesinde Benî Müstalıklardan 10 kişi öldürüldü, geri kalanları ise esir alındı.285

İslâm Ordusundan ise, sâdece bir mücâhid yanlışlıkla düşmandan biri sanılarak bir Müslüman tarafından şehid edildi.286

Benî Müstalıklardan esir alınanlar 200 kadardı. Birçok deve, sığır ve davar da ganîmet alındı. Ganimet malları bir araya toplandı, usûlüne göre taksim edildi. Esirler ise mücâhidler arasında bölüştürüldü.

Müreysi Kuyusu mevkiinde çarpışma vuku bulduğu için bu gaza, Müreysi Gazası adıyla da zikredilir.287

MÜNAFIKLARIN BİR TERTİBİ

Müreysi Zaferi kazanıldıktan sonra, Peygamber Efendimiz, mücâhidlerle burada birkaç gün istirahat edip beklemeyi uygun bulmuşlardı. Önceden de bahsettiğimiz gibi, bu gazaya, çok sayıda münafık katılmıştı.288 Hattâ, bazı kaynaklara göre, o zamana kadar münafıkların, hiçbir gazaya bu derece ilgi gösterdikleri görülmemişti. Bu ilgileri ve fazla iştirakleri elbette sebepsiz değildi: Bir taraftan ganimete konmak, diğer taraftan gün geçtikçe saflarını sıklaştıran, çoğalan ve kuvvet kazanan Müslümanları, en küçük fırsatları dahi değerlendirerek birbirine düşürmek, aralarına fitne fesad tohumu saçmak...

İşte, bu bekleme esnasında, Hazreç Kabilesinden Benî Amr b. Avf in müttefiki olan Sinan b. Veber elCühenî ile Hz. Ömer'in Benî Gifar'dan ücretle tuttuğu seyisi Cahcah arasında, kuyu başında kovalarının birbirine karışması yüzünden bir kavga çıktı. Cahcah, yumruk ve tokatlarla Sinan'ın yüzünü gözünü kanlar içinde bıraktı. Sinan ise feryadı basıp, "Yetişin ey Ensâr, neredesiniz?" diye bağırdı.

Öte taraftan Cahcah da, "Yetişin Muhacirler, neredesiniz?" diye seslendi.289

Feryadları duyan Ensâr ile Muhacirler derhâl toplandılar. Kılıçlarını sıyırdılar. Az kalsın büyük bir fitne kopacak, Müslümanlar birbirine gireceklerdi. Muhacirlerle Ensâr'ın bazı ileri gelenleri, araya girip, yatıştırıcı konuşmalar yaptılar.

O sırada Resûli Ekrem Efendimiz, topluluğun bulunduğu yere geldi ve, "Câhiliyye insanlarının dâvası mı güdülüyor? Nedir bu çığlıklar, bu feryadlar?.. Derdiniz nedir?" diye sordu.

Ashab, bir Muhacirin Ensâr'dan bir Müslümanı tokatladığını söyleyince, "Bırakınız şu Câhiliyye âdet ve dâvasını... Çünkü o, bir murdarlık, bir kötülüktür. Câhiliyye dâvasını güden, kendini Cehennem'e atmış olur"290 buyurdu.

Bunun üzerine Sinan, Cahcah üzerindeki hak ve dâvasından vazgeçti.

Abdullah b. Übey 'in İşi Alevlendirmesi

Bu esnada münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selül'ün ortaya atıldığı görüldü. Zîra, bu hâdise, onun için ele geçmez bir fırsattı. Bunu bahane ederek Müslümanların arasını bozabilirdi. Nitekim, "Ey Ensâr!.. Bu Muhacirler, sayenizde kuvvet ve şöhrete nail olmuşlarken, şimdi bize böylesine hakaretle muamele ediyorlar." diye bağırdı.

Sonra Şeytanî bir tavırla kavmine dönerek, "Bunları şehrinize getirip yer verdiniz, mal ve erzakınıza ortak yaptınız. Uğradığınız bu hakaretlere tek sebep, yine sizsiniz. Vallahi, bir Medine'ye dönecek olursak en izzetli ve kuvvetli olan (güya kendisi ve etbaı) en zelil ve en zaîf olanı (hâşâ Peygamberimiz ve Muhacirler) oradan sürüp çıkaracaktır."291 diye konuştu. Arkasından da bir sürü herzeler savurdu.

Orada bulunan genç sahabî Hz. Zeyd b. Erkam, Abdullah b. Übey'in bu sözlerine karşı çıktı ve, "Vallahi, kavminin içinde zelil ve menfur olan, ancak sensin! Muhammed (s.a.v.) ise, ALLAH tarafından azîz kılınmıştırs" dedi.

Başmünâfık, bu sözler karşısında derhâl vaziyet değiştirdi ve, "Ey kardeşimin oğlu!.. Sus! Vallahi, ben şaka yapmıştım!"292 diyerek münafıklığını ortaya koydu.

Hz. Zeyd b. Erkam susmadı. Abdullah b. Übey'den işittiklerini olduğu gibi gelip Peygamber Efendimize haber verdi. Efendimizin rengi birden değişti. Yanında Hz. Ebû Bekir, Hz. Osman, Sa'd b. Ebî Vakkas, Muhammed b. Mesleme gibi Muhacir ve Ensâr'dan zâtlar bulunuyordu. Her şeye rağmen meseleyi tahkik etmeyi uygun buldu. Hz. Zeyd'e, "Sakın, İbni Übey'e karşı bir kin ve düşmanlığından dolayı bunu söylemiş olmayasın?" diye sordu.

Zeyd (r.a.), "Hayır!.. Vallahi, bunları ondan işittim!" dedi.

Resûli Ekrem, tekrar, "Yanlış duymuş olamaz mısın?" diye sordu.

Hz. Zeyd, aynı şekilde bu sözleri münafıkların reisinden kelimesi kelimesine işittiğine dair ikinci defa ALLAH adına yemin etti.

Abdullah b. Übey'in bu sözleri sarfettiği haliyle orduda duyuldu. Ensâr'dan bazıları, "Kendi kavminin efendisi hakkında haksız yere isnadda bulundun." diyerek Hz. Zeyd b. Erkam'ı kınadılar.

Zeyd, onlara cevaben, "Vallahi, ben bu sözleri ondan işittim! Ve, eğer bu sözleri babamdan dahi işitmiş olsaydım, yine Resûlullah'a gidip söylemekten asla geri durmazdım. ALLAH Teâlâ'nın, Peygamberine bu hususta vahiy indirip, kimin yalancı olduğunu bildireceğini ve Resûlullah'ın sözlerimi doğrulayacağını umarım." dedi.

Sonra da, "ALLAH'ım!.. Resulüne, sözlerimi doğrulayacak vahyini indir!"293 diye dua etti.

O sırada Hz. Ömer, "Yâ Resûlallah!.. Müsaade buyur da şu münafığın boynunu vurayım! Eğer onu Muhacirlerden birinin öldürmesini uygun görmüyorsanız, Sa'd b. Muaz veya Muhammed b. Mesleme'ye emredin, onu öldürsünler!"294 dedi.

Resûli Ekrem bu tekliften memnun kalmadığı gibi, cevabı da düşündürücü oldu: "Eğer ben onun öldürülmesine müsaade edersem, Medine eşrafından birçoğunun gönlüne korku ve endişe düşer. Ayrıca işin iç yüzünü bilmeyen halk, 'Muhammed ashabını öldürüyor.' diye konuşmaya başladıkları zaman durum ne olur?"295

Resûli Ekrem Efendimiz, günün en sıcak saati olmasına rağmen, mücâhidlere derhâl Medine'ye doğru yola çıkmalarını emretti. Hâlbuki, o güne kadar, böyle günün en sıcak saatinde yola çıktığı vâkî değildi.296

Abdullah b. Übey 'in, Söylediklerini İnkâr Etmesi

Resûli Ekrem Efendimiz, Abdullah b. Übey'i yanına çağırdı:

"Bana ulaşmış olan sözleri sen mi söyledin?" diye sordu.

Başmünâfık, söylediklerini inkâr etti: "Hayır! Sana Kitab'ı indirilmiş olan ALLAH'a yemin ederim ki, ben o sözlerin hiçbirini söylemedim. Zeyd, muhakkak yalancıdır!" dedi.

Peygamberimizden, Sıcakta Yola Çıkmanın Sebebini Sormaları

Peygamber Efendimizin, günün sıcak saatinde ordusunu harekete geçirmesi, Müslümanlar arasında hayretle karşılandı.

Ensâr'ın ileri gelenlerinden Üseyyid b. Hudayr, "Yâ Resûlallah!.. Bu saatte yola çıkmak uygun değildir. Sen, böyle zamanda yola hiç çıkmazdın" dedi.

Resûli Ekrem, "Adamınızın söylediğini duymadın mı?" buyurdu.

Üseyyid b. Hudayr, "Hangi adam, yâ Resûlallah?.." diye sordu.

Peygamber Efendimiz, "Abdullah b. Übeyy..." dedi. Üseyyid b. Hudayr, "Ne söylemiş?" diye sordu.

Peygamber Efendimiz, '"Medine'ye dönünce, en azîz ve kuvvetli olan, en zelil ve zaîf olanı oradan muhakkak sürüp çıkaracaktır.' demiş." dedi.

Üseyyid b. Hudayr, "Yâ Resûlallah!.. İstersen, sen, onu Medine'den sürüp çıkarırsın! Vallahi, zelil ve zaîf olan odur; azîz ve kuvvetli olan da sensin! Yâ Resûlallah, sen, yine de ona rıfk ve şefkat ile muamele buyur! Vallahi, ALLAH, seni bize getirdiği zaman, kavmi ona hükümdarlık tacı hazırlıyordu. O, elinden saltanatı senin çekip aldığını sanmaktadır!" diye konuştu.297

Peygamber Efendimiz, mücâhidlerin Abdullah b. Übey'in söylediği sözlerle meşgul olmasını istemiyordu. Bunun için hareket emri verdiği günden ertesi günün sabahına kadar yola devam ettiler. Mücâhidler son derece yorulmuşlardı. Güneşin sıcaklığı etrafı basınca konakladılar. Yorgunluk ve uykusuzluktan mecalleri kalmamıştı. Derhâl uykuya daldılar.

Böylece Resûlullah Efendimiz, dedikodunun ordu arasında büyümesine fırsat vermemiş oluyordu.

Şiddetli Fırtınanın İfade Ettiği Mânâ

Resûli Ekrem Efendimiz, ordusuyla Bek'a mevkiinden hareket edeceği sırada şiddetli bir fırtına esti. Mücâhidler korkup ürktüler. Gatafanların reisi Uyeyne b. Hısn'ın Medine'ye baskın yapmış olmasından endişe duydular. Zîra, onunla yapılan anlaşma müddeti son bulmuştu.

Resûli Kibriya Efendimiz, "Size Uyeyne b. Hısn'tan bir zarar gelmez." dedi; sonra da, "Korkmayınız! Bu fırtına, büyük bir kâfirin ölümü dolayısıyla esmektedir!" buyurdu.

Gerçek, Resûli Ekrem Efendimizin haber verdiği gibiydi. Medine'ye vardıklarında, münafıklara arka çıkan Yahudî büyüklerinden Rifaa b. Zeyd b. Tabut'un aynı gün ölmüş olduğunu öğrendiler.298 Bu adam, Peygamberimizin ve İslâm'ın azılı düşmanlarından biriydi.

Hz. Abdullah'ın Teklifi

Kaderin cilvesi bu... Abdullah b. Übey nifakın reisliğini yaparken, oğlu Abdullah ise İslâm'ı fevkalâde bir ciddiyet ve ittika içinde yaşayan hâlis bir Müslümandı. Babasının sözlerini duyunca, Resûli Ekrem'in huzuruna çıktı.

"Yâ Resûlallah!.. Babamla aranızda geçen hâdiseyi işittim. Onu öldürmek istediğinizi haber aldım. Eğer bu işi muhakkak yapacaksanız, bana emir buyurunuz, şu anda gidip başını Huzuru Şerife getireyim! Bütün Hazreçliler bilirler ki, babama pek ziyade muhabbetim vardır. Onun öldürülmesini başkasına havale ederseniz, ihtimal ki, o adama karşı nefsimde bir düşmanlık meydana gelir ve bir kâfire karşı bir mü'mini öldürerek Cehennem'e müstahak olurum!" diye konuştu.

Sahabîdeki îman, işte böylesine kuvvetliydi: Resûlullah ve Müslümanlara hakaret eden babasının başını kesecek kadar!..

Resûli Ekrem, verdiği cevapla, bu kahraman sahabîyi tesellî etti: "Ey Abdullah!.. Babam öldürmeyi istemedim; hiç kimseyi de onu öldürmekle vazifelendirmedim. Aramızda yaşadıkça ona iyi davranırız!"299

Hz. Abdullah 'in, Babasının Önünü Kesmesi

İslâm Ordusu, Medine'ye yaklaşmıştı.

Akik denilen vadide Hz. Abdullah atından indi. Babası Abdullah b. Übey'in önünü kesti. Devesini ıhdırıp çöktürdü ve, "İzzet ve kuvvetin ALLAH'a ve Resulüne âit olduğunu söylemedikçe, seni asla bırakmayacağım!" dedi.

Başmünâfık birden şaşkına döndü. Bu sözleri hiddetli hiddetli söyleyen, oğlu Abdullah idi. Bunun nasıl yapabilirdi? îman etmiş görünen münafık, elbette gerçek bir îmanın insana neler yaptırabileceğini bilemezdi! Oğluna, "Demek, sen, bu kadar insanlar arasında beni Medine'ye sokmayacaksın, öyle mi?" dedi.Hz. Abdullah, "Evet." dedi, "bugün insanlar arasında, en azîz kimdir, en zelil kimdir, sana öğretmeden seni asla bırakmayacağım! Hattâ, izzet ve şerefin ALLAH'a ve Resulüne âit olduğunu burada itiraf ve ikrar etmezsen, boynunu vururum!"

Başmünâfık, Hz. Abdullah'ın sözlerinde kararlı olduğunu anlayınca, mecburen, "Ben şehâdet ederim ki, izzet ve kuvvet, ALLAH'a, Resulüne ve mü'minlere aittir." dedi.

Hâdiseyi duyan Resûli Ekrem Efendimiz, Hz. Abdullah'a, "ALLAH, seni Resulünden ve mü'minlerden dolayı hayırla mükâfatlandırsın." diyerek dua etti ve babasını serbest bırakmasını da kendisine emretti.300

Medine 'ye Geliş

Resûli Ekrem Efendimiz, 28 gün sonra Ramazan hilâli doğduğu zaman ordusuyla Medine'ye geri döndü.301

MÜNAFIKLAR HAKKINDA MÜSTAKİL SÛRE İNMESİ

Bütün bu olup bitenlerden sonra, başmünâfık Abdullah b. Übey b. Selül ile diğer münafıklar hakkında müstakil bir sûre nazil oldu. Sûrede meâlen münafıkların vasıflarından şöyle bahsediliyordu:

"Münafıklar sana geldikleri zaman, 'şehâdet ederiz ki sen muhakkak ve mutlak ALLAH'ın Peygamberisin.' dediler. ALLAH da bilir ki, sen elbette ve elbette O'nun Peygamberisin. Fakat, ALLAH, o münafıkların hiç şüphesiz yalancılar olduğunu da biliyor.

"Onlar, yeminlerini bir kalkan edindiler ve ALLAH'ın yolundan saptırdılar. Hakikat, onların yaptıkları şeyler ne kötüdür!

"Bu (kötü amelleri şundandır): Çünkü onlar, (zahiren) îman ettiler; fakat, sonra kalbleriyle kâfir oldular. Bu yüzden kalblerinin üstüne (küfür) mühr(ü) basıldı. Onun için onlar (îman hakikatini) anlamazlar.

"Onları gördüğün zaman, gövdeleri (kalıpları kıyafetleri belki) hoşuna gider. Eğer söylerlerse sözlerini dinlersin. Hâlbuki onlar, giydirilmiş (kocaman) odunlar gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar. Asıl düşman, onlardır. O hâlde onlardan sakın. ALLAH gebertsin onları!.. Nasıl olup da (haktan) döndürülüyorlar?"302

Sûrenin daha sonraki âyetlerinde ise, Abdullah b. Übeyy'in sarfettiği sözlerden bahsediliyor ve meâlen şöyle deniliyordu:

"Onlar öyle kimselerdir ki, 'ALLAH'ın peygamberi yanında bulunan kimseleri beslemeyin. Tâ ki, dağılıp gitsinler/ diyorlardı. Hâlbuki, göklerin ve yerin hazineleri ALLAH'ındır. Fakat, o münafıklar ince anlamazlar.

"Onlar, 'Eğer Medine'ye dönersek, andolsun, en şerefli ve kuvvetli olan(ımız) oradan en hakir (ve zaîf) olanı muhakkak çıkaracaktır.' diyorlardı. Hâlbuki, şeref, kuvvet ve galibiyet ALLAH'ındır, Peygamberinindir, mü'minlerindir. Fakat, münafıklar bunu bilmezler."303

ALLAH, Zeyd'i Tasdik Etti

Bu âyetler nazil olup, münafıkların, yalancıların tâ kendileri oldukları haber verilince, Resûli Ekrem Efendimiz, Hz. Zeyd b. Erkam'ı huzuruna çağırdı. Kulağından tuttu ve, "İşte, ALLAH yolunda kulağıyla vazifesini yerine getirmiş olan genç budur!" buyurdu; sonra da, "Ey Zeyd!.. ALLAH, seni tasdik etti!" dedi.304


263 ibni Sa'd, Tabakat, c. 2, s. 62.
270 Ibni Sa'd, Tabakat, c. 2, s. 63.
280 Halebî, İnsanû'lUyûn, c. 2, s. 584.
281 İbni Sa'd, A.g.e., c. 2, s. 63.
282 İbni Sa'd, A.g.e., c. 2, s. 63.
283Vakidî, Megazi, c. 1, s. 406.

284 ibni Kesir, Sîre, c. 3, s. 298.
285 Ibni Sa'd, A.g.e., c. 2, s. 64.
286 İbni Hişam, Sîre, c. 3, s. 302; Ibni Sa'd, A.g.e., c. 2, s. 64.
287 İbni Hişam, A.g.e., c. 3, s, 302.
288 ibni Sad, A.g.e., c. 2, s. 63.

289 İbni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 303.

290 Buharı, Sahih, c. 4. s. 160.

291 İbni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 303.

292 Halebî, İnsanû'lUyûn, c. 2, s. 597.

293 Vakidî, A.g.e., c. 2, s. 417. Taberî, Tefsir, c. 28, s. 114.

295 Ibni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 303.

296 ibni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 303.

297 ibni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 304.

298 Ibni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 304.

299 Ibni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 305.

300 İbni Sa'd, A.g.e., c. 2. s. 65.
301 Ibni Sa'd, A.g.a., c. 2, s. 65.

302 Münâfikûn, 14.
303 Münâfikûn, 78.
304 Ibni Hişam, A.g.e., c. 3, s. 305.
 
 

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc