ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Nurdan Damlalar => Konuyu başlatan: Sefil üzerinde 30 Eylül 2011, 21:11:56



Konu Başlığı: İslâmiyet başka dinlere kıyas edilmez
Gönderen: Sefil üzerinde 30 Eylül 2011, 21:11:56
İslâmiyet başka dinlere kıyas edilmez
   
Başka vicdanî dinlere kıyasen, şeriatı siyasetten tecritle o zann-ı batılı
tasdik etmeyiniz. Zira, dinimiz nasıl ki manevî ve vicdanî ve uhrevî ve naklîdir; maddî ve siyasî ve aklî ve meaşı tanzim ve temin ediyor.
 
Ey Mebusan-ı Ahali!
Hukukullah tabir olunan menafi-i umumiyeyi bostan-ı medeniyette Mebus-i İlâhînin aynülhayat şeriatıyla iska ediniz; tâ ki medeniyetimiz bu hayat ile gençliğini ebedîleştirsin ve adalet-i İlâhiye de hakkıyla tezahür etsin. Zira, adalet-i İlâhiye arş-ı şeriatta tecelli ediyor. Oradan nazil olan ahkâmı düsturu’l-amel yapınız; tâ ki hukukullahta izinsiz tasarruf lâzım gelmesin. Sahib-i hakkın izni olmasa tasarruf caiz olmaz. İnsanlar hür oldular, lâkin yine ibadullahtırlar.
İstibdat denilen dev-i derendenin pençe-i gaddarında hanım-ı hatime-i edyan sükût ile ibka edilmişti. Şimdi elbette, taht-ı medeniyette oturan ve efkâr-ı umumî denilen Süleyman-ı meşrûtiyetin engüşt-i mübareğine, her hasiyet-i teshire malik nigîn-i Şeriat-ı Garra lâyık görülecek. Evet bunu lâyık görünüz, fiilen de tebrik ve inkıyat ediniz. Bırakmayınız, meşrûtiyetin yed-i âdilânesine yakışan o seyfullah-ı beyzaya istibdadın pis pençesi ilişsin ve ağrazına vesile ederek o mübareği lekedar etmesin.
Milyonlarca dâhîlerin nusus-i kàtıadan istihracıyla Şecere-i Tuba gibi teşaub etmiş ve siyaseten ve maslahaten hangisinin hangi meselesine temessük caiz bulunmuş “Yaş ve kuru ne varsa apaçık bir kitapta yazılmıştır” (En’am Sûresi: 59) sırrını tefsir eylemiş olan mezahib-i erbaadan o define-i bîpayan ve bîintiha, o cevahirle memlûdur ya, o Şeriat-ı Garradan ahkâm-ı âdile ve hakaik-ı ulviyeyi düstur olmak üzere tanzim için hamele-i şeriatın efkâr-ı umumiyesine müracaat ediniz; tâ ki, meşrûtiyetteki hakaikı ve Kanun-i Esasî’deki ahkâmı, daha mükemmel daha vazıh, Şeriat-ı Garra’dan istihraç ve tanzim etsinler; nasıl ki az himmetle Mecelle-i Ahkâmı tanzim ettiler. Zira hablülmetîn-i hayatımız olan ittihad-ı umumî bununla tahakkuk edecek ve kuvvet bulacaktır.
Şimdiye kadar şems-i İslâmiyet sehab-ı muzlim-i istibdat ile ve onun neticesi olan sû-i ahlâk ve zaaf-ı diyanetle mestur-i münkesif ve ma’kes olan kamer-i medeniyet, haylûlet-i cehalet ve vahşet ile münhasıf olduğundan, hâşâ, din-i İslâm müsaid-i istibdat ve atalet olduğuna dair bazıları için bir zann-ı batıl hâsıl olmuştur. 
“Hikmet mü’minin yitik malıdır; nerede bulsa alır” (Tirmizî, Kitabü’l-İlim: 19) bir şeriatta esas olsa, acaba ne senetle, ne suretle mâni-i terakki olur. Siz de meşrûtiyeti “meşrûiyet” ünvanı ile tavsif ve telâkki ve telkin ediniz; tâ ki o batılı tekzip edesiniz. Yoksa, başka vicdanî dinlere kıyasen, şeriatı siyasetten tecritle o zann-ı batılı tasdik etmeyiniz. Zira, dinimiz nasıl ki manevî ve vicdanî ve uhrevî ve naklîdir; maddî ve siyasî ve aklî ve meaşı tanzim ve temin ediyor. Bazı Avrupa muhakkikleri demişlerdir ki: “Bazı aktârdaki insanların daire-i medeniyete duhullerine vasıta-i yegâne İslâmiyettir.” Müslümanların lâhm u demlerine karışmış olan din-i İslâm, onların hissiyat ve efkârında müessir ve vicdanlarında sultan-ı mutâ olduğundan şimdi esas-ı terakkiyi metin bir esasa istinat ettirmek için efkâr ve ezhan meyanında seyyale-i elektrikiye gibi cereyan eden mesail-i diniye ile vicdanlarıyla muhabere ve neşredilsin.
Eski Said Dönemi Eserleri, Makalât, s. 29