ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Nurdan Damlalar => Konuyu başlatan: Zehibe üzerinde 27 Temmuz 2009, 01:07:35



Konu Başlığı: Havada telefon santralleri mi var?
Gönderen: Zehibe üzerinde 27 Temmuz 2009, 01:07:35
(http://www.risalehaber.com/images/news/59835.jpg)

Bismillahirrahmanirrahim

Çok aziz ve sıddık kardeşlerim,

Kardeşlerim,  (http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b489.gif) ve (http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/emir/b248.gif)'daki (http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b652.gif) lafzında, yalnız maddi cihette bir seyahat-i hayaliye-i fikriyede hava sayfasının mütalaasıyla ani bir surette görünen bir zarif nükte-i tevhidde, meslek-i imaniyenin hadsiz derece kolay ve vücub derecesinde sühuletli bulunmasını; ve şirk ve dalaletin mesleğinde hadsiz derecede müşkülatlı, mümteni binler muhal bulunduğunu müşahede ettim. Gayet kısa bir işaretle, o geniş ve uzun nükteyi beyan edeceğim:

Evet, nasıl ki bir avuç toprak, yüzer çiçeklere nöbetle saksılık eden kabında, eğer tabiata, esbaba havale edilse, lazım gelir ki, ya o kapta küçük mikyasta yüzer, belki çiçekler adedince manevi makineler, fabrikalar bulunsun; veyahut o parçacık topraktaki herbir zerre, bütün o ayrı ayrı çiçekleri muhtelif hasiyetleriyle ve hayattar cihazatıyla yapmalarını bilsin; adeta, bir ilah gibi, hadsiz ilmi ve nihayetsiz iktidarı bulunsun.

Aynen öyle de, emir ve iradenin bir arşı olan havanın, rüzgarın her bir parçası ve bir nefes ve tırnak kadar olan (http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b652.gif) lafzındaki havada, küçücük mikyasta, bütün dünyada mevcud telefonların, telgrafların, radyoların ve hadsiz ve muhtelif konuşmaların merkezleri, santralleri, ahize ve nakileleri bulunsun ve o hadsiz işleri beraber ve bir anda yapabilsin;

Veyahut o (http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b652.gif) 'deki havanın, belki unsur-u havanın her bir parçasının herbir zerresi, bütün telefoncular ve ayrı ayrı umum telgrafçılar ve radyo ile konuşanlar kadar manevi şahsiyetleri ve kabiliyetleri bulunsun ve onların umum dillerini bilsin ve aynı zamanda başka zerrelere de bildirsin, neşretsin. Çünkü bilfiil, o vaziyet, kısmen görünüyor ve havanın bütün eczasında o kabiliyet var. İşte ehl-i küfrün ve tabiiyyun ve maddiyyunların mesleklerinde, değil bir muhal, belki zerreler adedince muhaller ve imtinalar ve müşkülatlar aşikare görünüyor.

Eğer Sani-i Zülcelale verilse, hava bütün zerratıyla onun emirber neferi olur. Bir tek zerrenin, muntazam bir tek vazifesi kadar kolayca hadsiz külli vazifelerini Halıkının izniyle ve kuvvetiyle ve Halıka intisap ve istinad ile ve Saniinin cilve-i kudreti ile bir anda, şimşek süratinde ve (http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/sozl1/b652.gif) telaffuzu ve havanın temevvücü sühuletinde yapılır. Yani, kalem-i kudretin hadsiz ve harika ve muntazam yazılarına bir sayfa olur. Ve zerreleri o kalemin uçları ve zerrelerin vazifeleri dahi, kalem-i kaderin noktaları bulunur. Bir tek zerrenin hareketi derecesinde kolay çalışır. (Emirdağ L. Sh. 220)

Bediüzzaman Said Nursi



SÖZLÜK:
SEYÂHAT-I HAYÂLİYE : Hayalî gezinti. Hayalen seyâhat.
MÜTÂLÂA : Bir işi düşünme; okuma; tetkik etme, etraflıca düşünme.
ZARİF : İnce.
NÜKTE-İ TEVHİD : Tevhid nüktesi, inceliği.
TEVHİD : Birleme, Allah'ın bir olduğuna ve Ondan başka İlâh olmadığına inanma.
VÜCÛB : Zarûri olma, olmaması imkânsız olma, vâcip ve lâzım olmak; sabit olmak, vazgeçilmesi mümkün olmamak.
SÜHÛLET : Kolaylık.
ŞİRK : Allah'tan başka ilâh tanıma, Ona ortak koşma.
MÜŞKÜLÂT : Zorluklar, çetinlikler, çetin şeyler.
MÜMTENİ' : İmkânsız, muhal, mümkün olmayan. * Çekinen, imtina eden.
MUHÂL : İmkânsız; olması mümkün olmayan.
MÜŞÂHEDE : Görme, seyretme, şâhit olma.
ESBÂB : Sebepler.
MİKYAS : Ölçek, kıyas edecek âlet, ölçü âleti, ölçü.
MUHTELİF : Çeşitli. Farklı.
İRÂDE : İsteme, arzu etme, bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
ARŞ : Kürsü, taht, yüce makam; en yüksek gök; Allah'ın kudret ve saltanatının tecellî yeri.
HÜVE : Arabçada: O (mânasına işâret zamiri)
ÂHİZE : Alıcı âlet.
NÂKİLE : Nakledici, taşıyıcı âlet. Verici alet.
UNSUR : Birşeyin parçası; kök, esas madde, element.
ZERRE : Maddenin en küçük parçası, molekül.
ŞAHSİYET : Bir kimsenin kendine ait özel halleri. Karakter sahibi olma.
NEŞRETMEK : Yaymak.
BİLFİİL : Bizzat kendi çalışması ile; kendi yaparak.
ECZÂ : Cüz'ler, bölümler, parçalar; bir ilâcın tesirli maddesi.
TABİİYYUN : Tabiatçılar, materyalistler, tabiata tapanlar.
MADDİYYUN : Maddeye tapan, herşeyi maddede gören; Allah'ı inkâr edenler; maddeciler, materyalistler.
İMTİNÂ : Çekinme, istememe, imkânsız olma, olmasına imkân bulunmama.
MÜŞKÜLÂT : Zorluklar, çetinlikler, çetin şeyler.
ÂŞİKÂRE : Açıktan..
SÂNİ-İ ZÜLCELÂL : Sonsuz büyüklük sahibi ve herşeyi sanatla yaratan Allah.
EMİRBER : Emir alan, emre göre hareket eden, iş gören.
NEFER : Asker, er.
İNTİSAB : Bağlanma, emrine girme, mâiyetine girme.
TELÂFFUZ : Söyleyiş, ifâde etme.
TEMEVVÜC : Dalgalanma.
SÜHÛLET : Kolaylık.