ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans

๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ => Nurdan Damlalar => Konuyu başlatan: Zehibe üzerinde 04 Ekim 2010, 20:33:36



Konu Başlığı: Bediüzzaman ekolünün zafer bayramı
Gönderen: Zehibe üzerinde 04 Ekim 2010, 20:33:36
Bediüzzaman ekolünün zafer bayramı

Heyy gidi günler heyyy… Daha dün gibi hatırlıyorum.
Uluslararası Bediüzzaman sempozyumlarının ilki 1991’de Ankara Hilton otelinin mütevazı bir salonunda, sadece 3 bilim adamının sunumlarıyla yapılmıştı.
Ezana, Kur’âna ve muhafazakâr insanlara yıllarca reva görülen o ceberut baskılar, 1950 seçimlerinden sonra kısmen hız kesmesine rağmen, asrımızın çağdaş tefsiri olan Risale-i Nurlara reva görülen baskılar, 1987 yılına kadar devam etti.
163. Maddenin iptaliyle nefes alan bu Hak ve demokrasi aşığı insanlar, masum halkın imanının selâmeti için, Kur’ândan ikrâm-ı ilâhi ile süzdürülerek elde edilen bu reçetelerin, insanlığa tanıtılmasını kendilerine dert edinmişlerdi.
1991 tarihinde yapılacak olan ilk sempozyum için, sadece 3 bilim adamı bulunabilmişti. Bu gelişmeye bile o gün “büyük bir hareket” gözüyle bakılıyordu.

Risale-i Nurun olağanüstü etkili ve ikna edici olması, bilimsel ve belgesel olması, nas kaynaklı olması nedeniyle, her geçen gün özellikle bilim çevrelerinde çığ gibi büyümeye başladı. Bu 19 yıla 8 sempozyum sığdı. Yabancı ülkelerde Bediüzzaman, Kur’ân ve Risale-i Nur eksenli 60’tan fazla sempozyumlar yapıldı.

18.11.2007 Tarihinde ülkemizde yapılan 8. Uluslararası sempozyum için 30 yabancı ülkeden 150 bilim adamı, ülkemizden ise yüzlerce bilim adamı müracaat etmişti. Bu kadar çok müracaatın, sadece 90’ına sunum yaptırılabildi.
•İlk sempozyumdan sonra aradan, sadece 19 yıl geçti.
Bugün ise 9’uncu sempozyum için, âdetâ hac organizasyonunda olduğu gibi, önceki sempozyumlarda sunum yapanları eleyerek, yepyeni heyecanlara imkân sağlandı. Çünkü, üç güne en çok 100 sunum sığdırılabildiği için, üç yüze yakın müracaat başka türlü değerlendirilemezdi. Sunum yapamayanların hazırladıkları çalışmalar İ.İ.K.V. ilim heyeti tarafından bilâhare tek-tek değerlendirilecektir.
Bu sene çok farklı bir gelişme daha yaşandı. Müracaat eden 245 yabancı bilim adamlarının haricinde yüzlerce gözlemci akademisyenin geldiğini müşahede ettik. Sunumların ve tebliğlerin sağlıklı olabilmesi için 100 bilim adamının çalışmaları, hac organizasyonunda olduğu gibi, daha önce tebliğ sunanlar yerine, yeni akademisyenlere fırsat verildi. Neredeeen, NEREYE? Değil mi?...

19 yıl önceki sadece 3 akademisyen nerede? Bu günkü yüzlerce talepten, hac organizasyonu formülüyle seçilen yüzlerce akademisyenin hazırlanması nerede?...
•Saygıdeğer dostlarım.
Bunca hazırlıktan sonra, nihayet heyecanla beklenen gün geldi.
Dün sabahın ilk ışıklarında, daha başlama saatine 3 saat kala, 20 000 kişi kapasiteli (Spor alanları da sandalyelerle dolu olduğu halde) Sinan Erdem Spor kompleksi, izleyici akınına uğradı.
10:30’da salon hıncahınç dolu olarak İstiklal Marşımız okunmaya başladı.
Akabinde, Kur’ân-ı Kerim tilavetiyle programa başlandı.
Benim ilk ve en çok dikkatimi çeken durumlar; küçük kalabalıklarda bile görülen kargaşanın, düzensizliğin, kavga-gürültünün, hattâ tek bir sigara dumanının bile böylesine büyük toplulukta görülmemesiydi.
“Temiz toplum, huzur ve güven ortamı” diye slogan atanların, bu muhteşem manzarayı görmelerini çok isterdim. Herkesin arzu ettiği bu güzelliklerin menşe’inin bu güzide eserler olduğu, tuğlalarının da inançlı bir toplum olduğu âdetâ tüm dünyaya ispat ediliyordu...
***
İstanbul İlim ve Kültür Vakfı İcra kurulunun, çok değerli iki üyesi olan Sn. Mustafa Çalışan ve Sn. Said Taktak beylerin spikerliğini yaptığı programda, açılış konuşmasını İ.İ.K.Vakıf başkanı Sn. Prof. Dr. Faris Kaya yaptı.
Katılımcılardan, her birinin birbirinden güzel ve anlamlı konuşmalarını sizlere takdim imkânım olmadığından, bugün sadece Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Sn. Bülent Arınç’ın konuşmasından birkaç bölüm sunacağım. Başbakan yardımcısı ve E.Milli Eğitim Bakanı Sn. Hüseyin Çelik’in, İst. B.Ş.Bld. Başkanı Sn. Kadir Topbaş’ın, Diyanet İşl. Bşk. Y. Prof.Dr. Mehmet Görmez ve diğer çok değerli akademisyenlerin konuşmalarını ve Pazartesi-Salı günleri de WOW otelde devam edecek olan programlardaki önemli bölümleri, müteakip günlerde sizlerle paylaşacağım.
***
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Sn. Bülent Arınç’ın konuşmasından özetler:
“Risale-i Nurlardan uzak kalmamamız lazım. Onun fikirlerini tahlil etmek için bu toplantıların yapılmasının hayırlara vesile olacağını düşünüyorum. Bediüzzaman Hazretleri insanların akıl ve vicdanlarına hitap etmiştir. Ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz yaşayamam, diyen büyük bir İslam alimidir. Kendisine açık olarak getirilen ekmeği 'Başkalarının da bu ekmekte gözü kalmıştır' diyecek kadar hassastır. Dağda gezerken öğrencilerinin yemişleri yemek istemesi üzerine 'Bizim rızkımız burada değildir. Bunlar burada yaşayan hayvanlarındır. Bizim rızkımız şehirdeki bağlardır' diyecek kadar da düşünceli bir insandır.
***
Bilim, düşünce ve teknolojiye önem vermiştir. Dünyanın en çok eser vermiş ilim adamları arasında yer almıştır. O yüreğine pranga vurulamayacak kadar dik duran bir insandır. Bir ömrü sürekli sürgünler, hapislerle geçmiştir. Tek parti zulmünden o da kurtulamadı. Bugün dillerinden düşüremedikleri söylemlerini onun üzerinde kullandılar.
O evrensel bir huzur ortamından bir dünya için reçete hazırlıyordu. Ülkenin de insanlığında hür ve özgür ortamlarda inkişaf edeceğini düşünüyordu. Bugünkü ortamımızda Said Nursi Hazretlerinin büyük etkisi olmuştur.
Ölümünün üzerinden yıllar geçmesine rağmen Bediüzzaman'ın düşünceleri daha da kıymet kazanıyor. İslam’ın çatışmacı ve dışlayıcı değil kapsayıcı olduğunu o anlatıyor. Bugün dinler arası diyalog konusu da onun düşüncesinin temelleri arasında yer alıyordu. Düşünce ve eylem bütünlüğüne sahip, düşündüğü gibi yaşayan ve kendi deyimiyle ihlas bütünlüğünü sahip bir insandı. Manevi bir çekim merkezi olan Said Nurs,i bugün dünyaya örnek bir hale gelmiştir…
***
Said Nursi'yi anlamlı kılan bir noktada modernliğin akıllara akıttığı tüm şüpheleri ortadan kaldırmasıdır. 'Bin canım olsa İslam’a feda olsun' diyen Bediüzaman hazretleri bir konuşmasında 'Tamam. Artık dünyayı bana zindan ettiniz. Ve bana rıza-i ilahi kapılarını açtı' diyerek insanların ne kadar duyarsız kaldığını anlatmıştır. 6 000 sayfadan oluşan külliyatını aşkla telif etmiştir. Tüm eserlerinde yalnızda kutsal kitabımızdaki mesajları, insanlık için anlatmaya çalıştırmıştır. Akla uygun hale getirirken kalbi hiçbir zaman unutmamıştır. O, boynuna yağlı ilmeği takmak isteyenlerin gözlerinin içine baka-baka bunu yaptı…
***
Necip Fazıl'ın dediği gibi, Onu hep mahkemelerden mahkemelere sevk ettiler. Ama o mahkûmken bile hükmediyordu. O kendisini yok etmeye çalışanlara karşı bile engin merhamet taşımaktaydı. Tüm yaşadıklarına rağmen onlara beddua bile etmedi.
Sahabe hayatını kendine örnek almış çok önemli bir İslam âlimidir Bediüzzaman. Bediüzzman Hazretleri davasını mahkemelerde anlatırken bunun da bir hikmeti ilahi olduğunu düşünüyordu. Nitekim de öyle oldu. Sadece Kuranı Kerimi değil de İncili de Tevratı da okuyarak Bediüzzaman'a beraat kararı veren hâkime de Allah rahmet eylesin. Onun savunmalarını üstlenen Av.Bekir Berk Abimize de Allah rahmet eylesin.
Bugün bu hizmet bütün dünyaya ulaştı. Onların temsilcileri buralara geldi. Bu vesilelerle hepinize, başarılarınızın devamını diliyor, her birinizi muhabbetle selamlıyorum…”
NOT: Bugün ve yarın, İstanbul WOW otelde, oturumlara devam edilecektir.

Raif ÖZTÜRK