ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Nedir ?  > Müridin Edepleri > Müridin Nefsine Karşı Adâbı
Sayfa: [1] 2 3   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Müridin Nefsine Karşı Adâbı  (Okunma Sayısı 3784 defa)
11 Aralık 2007, 22:14:41
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 11 Aralık 2007, 22:14:41 »



1- Mürid, Allah-u Zülcelal’in her an kendisini gözetlediğini bilmeli ve inanmalıdır. Bunun için kalbi, nerede olursa olsun Allah Zülcelal’in zikri ile meşgul olmalıdır.
2-Müridin üzerine farz-ı ayn olan ilimleri öğrenmesi vaciptir. Ve bu öğrendiği ilimler ile elinden geldiği kadar, takva üzere amel etmelidir.
İmam-ı Rabbani Hazretleri bu konuda şu tavsiyelerde bulunmuştur:
a-) Mürid, Kur’an ve Sünnetle akidesini sağlamlaştırması lazımdır.
b-) Mürid, şeriat ilmini, farz-ı ayn olan ilimleri öğrenmesi lazımdır.
c-) Mürid, öğrendiği ilimlerin gereğini yerine getirip, tatbik etmesi lazımdır.
d-) Mürid, tarikat-i aliyye ile, tasfiye ve tezkiye etmelidir.

3- Mürid, sadatların ahlakı ile ahlaklanmadan, sadece dilde tarikatı anlatmamalıdır. Diğer insanlara hal ve ahlak olarak da örnek olmalıdır.
4- Mürid, bütün kalbi ve bedeni ile amel yapmalı ve bunu kendisine vasıf haline getirmelidir.
5- Kötü alışkanlıklarını ve kötü arkadaşlarını terkedip, iyi arkadaşları ile beraber olmalıdır.
6- Şayet mürid evli ise, çocukları da varsa, zikrini ayrı bir odada çekmelidir. Çünkü zikir daha huzurlu olur. Hanımı veya çocukları alay ederlerse zarar görürler.
7- Mürid, yemek, içmek, giymek gibi ihtiyaçlarında fuzuli olanlarını terkedip, ihtiyacı kadarını almalıdır.
8- Müridin gözü başka insanların elindekinde olmamalıdır. Rızkı daraldığı zaman, işleri kötü gittiği zaman aciz olmayıp sabretmelidir. Bazı insanlar tarikata girdikleri zaman başlarına bir takım hadiseler gelebilir. Bu bir imtihandır, sabretmelidir. İşlerinin kötü gitmesi, fakirliğe düşmesi belki mürid için daha hayırlıdır. Allah-u Zülcelal ona ahiret kapısını rahmet kapısını aralamış, açmış olabilir.
9- Mürid, kendi nefsinin hesabını görmeli, nefsini Allah rızası için teşvik etmelidir. Nefis taatten çekindiği zaman teselli etmelidir. Seni ahiret için rahatsız ediyorum diye nefsine telkinde bulunmalıdır.
10- Mürid, seher vakti uyumayarak, o vakti ihya etmelidir. Allah-u Zülcelal'in yanında bu çok makbuldür.
11- Mürid daima helal yemelidir. Kendi nefsine, yemekten doymadan kalkmayı öğretmelidir. Bu hal ibadet etmeyi kolaylaştırır, tembelliği kaldırır.
12-Müridin, dilini yaramaz ve kötü hareketlerden uzak tutup, kalbini havatırdan sakındırması, sır sahibi olmasını sağlar.
13-Mürid, gözünü haramlardan sakındırmalıdır. Yabancı bir kadına nazarındaki şehvet, şeytanın zehirli okları gibidir. Bundan dolayı müridin helakına sebep olabilir. Cüneyd-i Bağdadi kuddise sırruh buyuruyor ki: “Müridin üzerinden feyzin kesilmesinin sebebi, kötü kişi ve kadınlarla beraber bulunması ve oturmasıdır.
14- Fazla şaka ve oyun kalbi öldürür, zulmet getirir. Eğer mürid bunun zararlarını bilse bir daha asla yapmaz. Fakat zulmet sahibi kendi helakını bilmez, bilse yapmaz.
15- Müridin başka kişilerle münazara ve mücadele etmesi unutkanlığı getirir. Kalbi katılaştırır. Mürid şayet bir kişi ile böyle bir durum yaşarsa, onunla helalleşip, tevbe etsin.
16- Kahkaha ile gülmek kalbi öldürür. Bunun için mürid, kahkaha ile gülmemelidir. Hz. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in daimi yaptığı gibi tebessüm etmelidir.
17- Mürid başkalarının hallerinden bahsetmemelidir. Büyüklük ve şeref konularındaki muhabbeti terk etmelidir. Bunları istemek, muhabbetini yapmak, ondan Allah'ın muhabbetini alır.
18- Mürid mütevazi olmalıdır. Şayet bu özellikte olur ise Allah-u Zülcelal'in yanında derecesi yükselir. Allah-u Zülcelal'den korkmalı devamlı af ve mağfiretini istemeli, yaptığı ibadetine değer vermemelidir. Allah'ın fazlı benim üzerimde olmasına rağmen ben bu amelimle yine de azaptayım demelidir. Nefsine ne söylerse, ne yaparsa, inşAllah ile başlamalıdır.
19- Mürid, kendine ait olan bir zaman ayırmalıdır. Mürşidinin emrettiği zikri yapabilmek için bu zamanı kullanmalı, ne eksik ne de fazla yapmalıdır. Yaptığı zikir, ibadet ve hizmetten sonra Allah-u Zülcelal'den mükafatını hemen beklememelidir. İşte, kalbim açılsın, muhabbet gelsin şeklinde değil Allah rızası için yapmalıdır. Allah-u Zülcelal, kalbi açılıp da keşif ve keramet sahibi olduğu zaman ucub ve kibire düşebilir diye vermiyor olabilir.
20- Mürid devamlı havf (korku) ve reca (ümit) arasında olmalı, ümitsizlik haline düştüğünde Allah'ın rahmetinden umut kesmemeli, iyi değilim dememelidir. Daima muhabbeti elde etmeye çalışmalıdır.
21- Mürid, kendi mürşidinin dışında, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve diğer evliyaları; ister hayatta, ister ebediyete intikal etmiş olanlar olsun, ziyaret ederek, ruhaniyetlerinden istimdat dilemelidir.
22- Mürid, nefsinin ve şeytanın kendisi için çok büyük tehlike olduğunu iyi bilmelidir. Nefis ve şeytan, insanı etkisi altına alarak ya terakkisini durdudur veya sahip olduğu makam ve kemâlattan düşürür. Nefis ve şeytan, bazen müridin Rabb'ine yakınlığını engellemek için kalbine ve ruhuna sed çeker.
Bir kişinin hem müridim demesi, hem de ameli terketmesi hiç de doğru bir hareket değildir. Bu ikisi birbiri ile hiç bir zaman bağdaşmaz.
Cenab-ı Hak, hergün salihlere nazar eder. Fakat tabiatı icabı celalli olanlar, bu devletten istifade edemeyenler, onların başına asla devlet kuşu konmaz.
Allah-u Zülcelal'e karşı iltica içeren (yalvarma ifade eden) dualar okumak da yine çok menfaatli olup, sadatın âdâblarındandır. İnsan bu duaları yaparken kendini Allah-u Zülcelal'e karşı zelil, fakir olarak görmeli ve hissetmelidir.
"Allahümme mağfüretike evseu min zünûbî ve rahmetike erca indi min ameli."
"Ya Rabbi senin mağfiretin benim günahımdan daha geniştir (büyüktür). Ve senin rahmetin, yanında benim amelimden daha umut vericidir."
Evliyalardan bahsetmek, insanın muhabbetinin artmasına sebep olur. Ashab-ı kiramdan bahsetmek ise imanın kuvvetlenmesine ve günahların affolunmasına sebep olur.
Bu tarikat-i aliyyenin ameli, şeriatın ahkâmlarını yerine getirmek ve nefs-i emmâre ile mücadele etmektir.
Nefse en ağır gelen şey Allah'ın emir ve nehiylerini yerine getirmektir. Mürid, dini hükümlere ne kadar önemle yönelirse ve Allah'ın emir ve nehiylerini yerine getirmeye gayret gösterirse, heva-i   nef

sten (nefsin arzularından) o nisbette uzak olur.
Behlül-i Dana kuddise sırruh şöyle demiştir:
"Allah ile ye, Allah ile uyu ve Allah ile konuş."
Bunun manası şudur: İnsan yemek yerken Allah'tan gafil olmamalı, huzurlu bir şekilde yemeğini yemelidir. Böyle davrandığı zaman bu yedikleri ona ibadet için büyük bir kuvvet olur.
Ve yine insan uyumadan önce bir kaç dakika mürşidinin, hemen yanıbaşında olduğunu düşünüp Allah'ın zikri ile meşgul olduğu zaman, bu şekilde uyursa, uykusunun tümünü zikirle geçirmiş gibi olur.
Ve arkadaşları ile konuşurken de Allah'tan gafil kalmamalıdır. Zahiren insanların içinde, onlarla sohbet ederken, batında da kalbini Allah'a çevirmeli ve Allah'la beraber olmalıdır. Çünkü sadat-ı kiram daima zahirde insanlarla, batında ise Allah-u              Zülcelal ile beraberdirler.
Bu tarikat-i aliyye insanların aralarında dolaşır. Dini ahkamları yerine getirmeyen insanların yanından uzaklaşır. Ancak dinin ahkamlarını yerine getiren insanların yanında kalır.
Gavs-ı Hizani kuddise sırruh zamanında bu tarikat-i             aliyyeye intisaplı bir kaç kadın vardı. Bunlardan biri sürekli dini hükümlerin gereklerini yerine getirmeye çalışıyor ve Allah'ın emir ve nehiylerine riayet gösteriyordu. Diğer kadınlar ona hitaben şöyle diyorlardı.
“Senin hiç muhabbetin yok. Böyle sürekli amel ile meşgul oluyorsun, ancak muhabbetin az olur ise senin bu amellerin eksik kalır.”
Gavs-ı Hizani vefat ettigi zaman, bu Allah'ın emir ve nehiylerini yerine getiren kadın, aynen ameline devam etti. Fakat sadece muhabbetle bu tarikatın içinde kalmaya çalışan kadınların muhabbetleri bitti ve istikametlerinde sapma oldu.
İşte bize düşen görev de Allah'ın emir ve nehiylerini yerine getirmeye çalışmak ve bu yönde istikametimizi tayin etmektir.
***
Şeyh Alaaddin-i Attar kuddise sırruh tam 20 yıl kalbindeki havatırı (Allah'ın dışında kalan herşeyi) nefiy etmek için uğraştı. Sürekli zikirle, amelle meşgul olduğu halde kendini gafil olarak görüyor ve huzurlu olmak için mücadele ediyordu. Ve bütün bu yaptıklarından hiçbir semere elde edemediğini düşünüyordu. Kalbi huzurlu olduğu halde, nefsini uyandırmaya çalışıyordu.
Onun için şöyle diyorlardı: "Şeyh Alaaddin-i Attar boğazı (kabı) genişlerdendir. Kendisi ve arkadaşları için nisbeti muhafaza edenlerdendir."
Bize düşen görev de ne kadar huzurlu olur
sak olalım, bunu yeterli görmemeli, daima nefsimizi gafletten kurtarıp uyanık tutmak için mücadele etmeliyiz. İnsan ne kadar huzurlu olursa, terakkisi o nisbette fazla olur.
***
Şeriat, tarikat ve hakikat birdir. Aralarında hiç bir fark yoktur. Kim bunların arasında ayırım yaparsa, zındıktır. Şeriat zâhirî ahkamları yerine getirmektir. Tarikat ise nefis istemese dahi, bâtınî olarak yerine getirmektir. Hakikat ise tabiî ve        isteyerek bu ahkamları yerine getirmektir.
Yani hepsi de Allah-u Zülcelal'in emir ve nehiylerini yerine getirmekten ibarettirler.
Mesela; yalanı, gıybeti dil ile terketmek şeriattir.
Teklif ile kalbî olarak terketmek ise tarikattir. (Nefsi terbiyeye zorlamak)
Ruhen, tabiî olarak terketmek ise hakikattir.
Hülasa:
Şeriat: Allah-u Zülcelal'den gelen emir ve nehiylerdir.
Tarikat: Allah-u Zülcelal'den gelen emir ve nehiyleri yapmaktır.
Hakikat: Sanki Allah-u Zülcelal'i görüyor gibi ibadet etmektir.
Aslında bunların aralarında hiçbir fark yoktur. Farklılık; kişinin üzerindeki tekamül, yani gelişme sırasına göre isimlendirilmelerindedir. İlmen bilmek, tatbiğe gayret etmek ve alışmak, sonunda da tabiî olarak, yapmak, olmak...
***
Kişinin terakkisinin sebepleri:
Kişinin Allah'a doğru terakki etmesinin en büyük sebepleri vesileleri şunlardır:
1.Yediği yemeğin helal mi, haram mı olduğ...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Müridin Nefsine Karşı Adâbı
« Posted on: 18 Temmuz 2019, 14:41:06 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Müridin Nefsine Karşı Adâbı rüya tabiri,Müridin Nefsine Karşı Adâbı mekke canlı, Müridin Nefsine Karşı Adâbı kabe canlı yayın, Müridin Nefsine Karşı Adâbı Üç boyutlu kuran oku Müridin Nefsine Karşı Adâbı kuran ı kerim, Müridin Nefsine Karşı Adâbı peygamber kıssaları,Müridin Nefsine Karşı Adâbı ilitam ders soruları, Müridin Nefsine Karşı Adâbı önlisans arapça,
Logged
25 Şubat 2011, 07:30:27
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« Yanıtla #1 : 25 Şubat 2011, 07:30:27 »

18- Mürid mütevazi olmalıdır. Şayet bu özellikte olur ise Allah-u Zülcelal'in yanında derecesi yükselir. Allah-u Zülcelal'den korkmalı devamlı af ve mağfiretini istemeli, yaptığı ibadetine değer vermemelidir. Allah'ın fazlı benim üzerimde olmasına rağmen ben bu amelimle yine de azaptayım demelidir. Nefsine ne söylerse, ne yaparsa, inşAllah ile başlamalıdır.
20- Mürid devamlı havf (korku) ve reca (ümit) arasında olmalı, ümitsizlik haline düştüğünde Allah'ın rahmetinden umut kesmemeli, iyi değilim dememelidir. Daima muhabbeti elde etmeye çalışmalıdır.
Cenab-ı Hak, hergün salihlere nazar eder. Fakat tabiatı icabı celalli olanlar, bu devletten istifade edemeyenler, onların başına asla devlet kuşu konmaz.
Allah-u Zülcelal'e karşı iltica içeren (yalvarma ifade eden) dualar okumak da yine çok menfaatli olup, sadatın âdâblarındandır. İnsan bu duaları yaparken kendini Allah-u Zülcelal'e karşı zelil, fakir olarak görmeli ve hissetmelidir.
"Allahümme mağfüretike evseu min zünûbî ve rahmetike erca indi min ameli."
"Ya Rabbi senin mağfiretin benim günahımdan daha geniştir (büyüktür). Ve senin rahmetin, yanında benim amelimden daha umut vericidir."

    Bunlar okurken canımı acıtanlar..Demek ki  bu konularda yaralıyız..Rabbim Şafi ismiyle tecelli eylesin,inşaallah..
    Ve bu güzel konu için hocamızdan razı olsun..Ebeden ve Daimen..

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
28 Şubat 2011, 13:05:23
Zehibe

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 31.682



Site
« Yanıtla #2 : 28 Şubat 2011, 13:05:23 »

Amin inş Sümeyra ablam.Bu yazıda çok hisseler düşüyor bize inş bizler bu hisseleri alıp uygulayanlardan oluruz.Allah (cc) razı olsun değerli hocam.Çok güzel bir konuydu.Selam ve dua ile...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
23 Mayıs 2011, 19:02:29
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« Yanıtla #3 : 23 Mayıs 2011, 19:02:29 »

Evliyalardan bahsetmek, insanın muhabbetinin artmasına sebep olur. Ashab-ı kiramdan bahsetmek ise imanın kuvvetlenmesine ve günahların affolunmasına sebep olur.
Bu tarikat-i aliyyenin ameli, şeriatın ahkâmlarını yerine getirmek ve nefs-i emmâre ile mücadele etmektir.
Nefse en ağır gelen şey Allah'ın emir ve nehiylerini yerine getirmektir. Mürid, dini hükümlere ne kadar önemle yönelirse ve Allah'ın emir ve nehiylerini yerine getirmeye gayret gösterirse, heva-i   nef
sten (nefsin arzularından) o nisbette uzak olur.
Behlül-i Dana kuddise sırruh şöyle demiştir:
"Allah ile ye, Allah ile uyu ve Allah ile konuş."
Bunun manası şudur: İnsan yemek yerken Allah'tan gafil olmamalı, huzurlu bir şekilde yemeğini yemelidir. Böyle davrandığı zaman bu yedikleri ona ibadet için büyük bir kuvvet olur.
Ve yine insan uyumadan önce bir kaç dakika mürşidinin, hemen yanıbaşında olduğunu düşünüp Allah'ın zikri ile meşgul olduğu zaman, bu şekilde uyursa, uykusunun tümünü zikirle geçirmiş gibi olur.
Ve arkadaşları ile konuşurken de Allah'tan gafil kalmamalıdır. Zahiren insanların içinde, onlarla sohbet ederken, batında da kalbini Allah'a çevirmeli ve Allah'la beraber olmalıdır. Çünkü sadat-ı kiram daima zahirde insanlarla, batında ise Allah-u Zülcelal ile beraberdirler.
Allah razı olsun hocam. derin manaları bulunan bir yazı
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
14 Temmuz 2015, 19:37:09
Es-Sabur

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 862


« Yanıtla #4 : 14 Temmuz 2015, 19:37:09 »

Öncelikle bu yazıya emeği geçenlerden Allah razı olsun güzel bir mürid olmadan önce güzel bir insan olmak gerek nefsine hakim olan insan Allah ın izniyle en yüksek mertebeye ulaşır inşaAllah
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &