ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ İslami İlimler Dunyası ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Nedir ?  > Müridin Dersleri > Zikir Adabı
Sayfa: [1] 2 3 4   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Zikir Adabı  (Okunma Sayısı 59873 defa)
11 Aralık 2007, 16:27:26
ღAşkullahღ
Muhabbetullah
Admin
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 25.839



Site
« : 11 Aralık 2007, 16:27:26 »



Zikir Adabı (geri dön) 
(Bu makale eklendiği tarih olan 16.12.2006 itibarıyla 830 defa okunmuştur)
 Arkadaşıma Tavsiye Et Yazıcı Çıktısını Al


Zikir müridin kılıcıdır. Onunla düşmanlarıyla savaşır, düşmanlarını öldürür. Mürid, gelen afetleri zikir ile defeder. Bir cemaate, bir kavme bela nazil olduğu zaman, zikir onların içinde varsa, o belayı onlardan çevirir.

   Alimler zikir kalbe yerleştiği zaman, şeytanın sara hastalığına düştüğünde ittifak etmişlerdir. Nasıl bazı insanları cin çarpıyor. İnsanlar da "Buna ne olmuş? Onu cinler çarptı, onun için saraya yakalandı" derler ya, şeytan da zikir yapan kişiye yaklaştığı zaman, o da o şekilde saraya tutuluyor. "Şeytanlar onun etrafında toplanıyorlar, ne oldu buna?" diyorlar. O zaman diğer şeytanlar: “Bu zikir eden bir kimseye yaklaştı ve saraya yakalandı.”

  İşte, zikir o kadar kıymetlidir. Zikir şeytanı bu kadar mahvediyor.

   Ulema, zikirden menfaat elde etmek için, zikrin âdâblarını bin taneye kadar saymışlar. Yalnız aşağıda sayacağımız yirmi âdâb, bu bin tane âdâbın hepsini kendinde topluyor.

   Bu âdâblara riayet eden kişiler, zikirden çok menfaat alıyorlar, bunlara riayet etmeyenler de menfaatten biraz mahrum kalıyorlar. Bu yirmi  âdâbdan beş tanesi zikirden önceki âdâblardır. On iki tanesi, zikir halinde olan âdâblardır. Üç tanesi de zikir bittikten sonraki âdâblardır.

Zikirden önceki 5 âdâb: 
1-Tevbe-i Nasuh’dur. Demek ki kişi, zikirden önce nasuh bir tevbe yapması lazımdır. Nasıl tevbe edecek? Ona mahsup olmayan her şeyden irade olsun iyi niyet olsun ona menfaati olmayan şeylerden  tevbe edecek. 
2-Zikir yapmak istediği zaman abdest veya gusül alacak ve temiz bir yerde oturacak. 
3-Sûkut edecek; bütün âzâları huzurlu olacak. Zikrin sadık olması için sadece kalpte Allah diyecek, dil ile telaffuz etmeyecek sadece Allah-u Zülcelal'in zatını düşünecek, Allah’tan başka hiç bir şey  düşünmeyecek. 
4-Mürşidine istimdadi râbıta yapacak. Sanki mürşidi yanında gibi olacak. Ondan istimdat taleb edecek. Bu istimdatla mürşidi ona şefkat, merhamet etsin ki; zikirde huzurlu olsun. 
5-Mürşidine yaptığı istimdadın, hakiki olarak Peygamber Efendimiz (S.A.V)'den olduğunu bilecek. Çünkü mürşid, Peygamber'le mürid arasında vasıtadır.
Zikir halindeki 12 âdâb: 
1-Bir yerde oturması. Namazda oturduğu gibi âdâb üzere.   
2-Günlük virdini çekerken kıbleye doğru dönmesi gerekir.   
3-Temiz olması, elbiselerinin güzel kokulu olması lazımdır. 
4-Elbiseleri helal yoldan alınmış olmalı. 
5-Üzerine örtü örtmeli. 
6-Gözlerini kapatmalı. 
7-Mürşidini yanında hazır edecek. (râbıta yapacak). 
8-Zikrinde sadık olacak. 
9-İhlaslı olacak. Ameli sıddıkin makamına ulaşacak şekilde sadık olacak. Sırf Allah-u Zülcelal'in rızasını kazanmak için zikir yapacak.
10-Yaptığı zikirden dolayı bir hal olduğu zaman mürşidine söyleyecek.   
11-Kalbi ile zikrin manasını düşünecek. Yani; Allah ile beraber olduğunu idrak edecek. 
12-Kalbi Allah-u Zülcelal'den hariç her şeyden uzaklaştıracak ve kalben Allah'a bağlanacak.
Zikirden sonraki  3 âdâb: 
1-Huzur ve huşu içinde kalbi Allah-u Zülcelal'den gelecek varidatı bekleyecek. Bazen otuz senelik ibadetten daha fazla varid (feyz bereket) olur. Bazen zühd olur, belaya sabır olur. Bazen korku olur. Bazen muhabbet gelir, Allah-u Zülcelal'e aşık olur. Bir dilenci gibi Allah-u Zülcelal'den gelecek ikramları bekleyecek.

İmam-ı Gazâli Hazretleri buyuruyor ki:
“Bu varidat için âdâblar vardır. Kul Allah-u Zülcelal'in muktedir olduğunu bilecek. Zikreden şahsın bedeninde sanki bir kıl dahi hareket etmeyecek. Bir kedinin avını beklerken dikkatli olduğu gibi, kişide dikkatli olacak.”

2-Zikreden kişi kalbinden havatırların hepsini silecek. Sadece Allah-u Zülcelal'in zatını kalpte mülahaza edecek. Kişi ancak bu murakabe ile zikrin semeresini elde edebilir. Bu âdâb olmazsa zikrin semeresini elde edemez. Kendi nefsin zem eder; yani şöyle der: "Ya Rabbi! Ben seni tam layıkıyla zikredemedim, gaflete daldım. Ya Rabbi sen kendi fazlın ve keremin ile kabul et."

3-Zikirden sonra soğuk su içmeyecek. Çünkü zikir, şevk ve hararet verir. Soğuk su ise o harareti söndürür. Bunun için zikirden sonra soğuk su içmemesi lazımdır.
   Zikreden kimse, zikirden sonra üç âdâbın üzerinde halis olarak durması lazımdır. Ancak bunlarla zikrin neticesi meydana gelir. Zikir kalbin anahtarıdır. Onu terk etmek doğru değildir. Velevki gafletle çekilse dahi. Çünkü Allah-u Teala ayet-i kerimede şöyle buyuruyor:

   "Onlar ayakta iken, otururken, yanları üstüne yatarken, hep Allah'ı  zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler." (Al-i İmran; 190-191)

   Zikir kişinin üzerinde hal olduğu zaman Allah'ın  ismi o kişinin ruhuna karşı maşuk olur, mahbub olur. Hatta şöyle derler: “Zikir eden kişinin başına taş düşmüş, kan onun başından yere dökülürken Allah yazılmıştır.”

   İmam Ahmed b. Hanbel'den rivayet olunan bir hadis-i şerifte:

   "Herhangi bir cemaat Allah-u Zülcelal'in zikrini yaparsa, sadece O'nun rızasını niyet ederlerse; Allah-u Zülcelal tarafından onlara bir nida gelir: 'Kalkın sıhhat ve afiyet oldunuz, sizin günahlarınız sevaplarla değiştirildi.' ” (Ramuzu’l-Ehadis:2/386,hd.10)
 
 
 

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.034


View Profile
Re: Zikir Adabı
« Posted on: 19 Temmuz 2019, 19:51:10 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Zikir Adabı rüya tabiri,Zikir Adabı mekke canlı, Zikir Adabı kabe canlı yayın, Zikir Adabı Üç boyutlu kuran oku Zikir Adabı kuran ı kerim, Zikir Adabı peygamber kıssaları,Zikir Adabı ilitam ders soruları, Zikir Adabıönlisans arapça,
Logged
01 Şubat 2010, 19:44:42
Sems

Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 381


Site
« Yanıtla #1 : 01 Şubat 2010, 19:44:42 »

Çok güzel bir konu. Zikirden sonuc almak Allah'ın rızasını kazanmak istiyorsak. Adablarına uymak gerekir.
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
23 Nisan 2011, 18:08:19
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« Yanıtla #2 : 23 Nisan 2011, 18:08:19 »

Rabbim razı olsun hocam çok güzel konu gerçekten..

[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
01 Aralık 2011, 17:22:58
muhsin iyi

Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 87


« Yanıtla #3 : 01 Aralık 2011, 17:22:58 »

   Lafza-i Celal (Allah) Zikri, Gizli Zikir, Kalp Zikri      
Diğer bütün isimler, Allah (c.c.) isminin adeta sıfatı durumundadırlar. Allah (c.c.) lafzı, bütün güzel isimlerin anlamını kendisinde toplamıştır. Bir insan Allah (c.c.) demeye başladığında ayrıca Allah’ın (c.c.) bütün güzel isimlerini de zikrediyor sayılır. Bundan dolayı tarikatların hemen hepsi zikirde Allah (c.c.) kelimesini temel almışlardır. Bu nedenle zikirlerin en güzeli “Allah” lafzı ile yapılır.

İslam bilginlerin çoğuna göre Allah (c.c.) kelimesi herhangi bir kökten türememiştir. Her ne kadar bazı İslam bilginleri Allah (c.c.) lafzının çeşitli kelime köklerinden türediğini iddia etse de yaygın kanaat bunun kök halinde bulunan bir kelime olduğudur.

İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s), Allah (c.c.) lafzının Arapça elif, şeddeli lam ve he seslerinden oluştuğunu belirtmektedir. Kelimenin kökünün bir zamir olan ve “O” anlamına gelen “He (hüve)” olduğunu söylemektedir. Baştaki elif ve şeddeli lamın ise nekre (belirsiz) olan isimleri marife (belirli) yapan takılar olduğunu ifade etmektedir. Belirli yapıda olan bir zamirin başına belirsiz isimleri belirli yapan böyle iki tane ekin gelmesinin bir işlevi olduğunu iddia etmektedir: Ona göre bunlarla Allah (c.c.) kelimesinin ifade ettiği anlamın bilinemeyeceği, kavranamayacağı, anlaşılamayacağı vurgulanmak istenmektedir. Allah’ın zatını Allah’tan başka kimse bilemez.

Allah (c.c.) kelimesinin lafız (harf, ses) yönü hadistir, yani ezeli olmayıp sonradan ortaya çıkmıştır. Ama Allah (c.c.) kelimesinin anlamı ezeli ve ebedi olan Allah’a (c.c.) aittir. Bu kelimenin zikrinden de amaçlanan şey ezeli ve ebedi olan Allah’ın (c.c.) rızasıdır. Allah (c.c.) bu büyük isminin zikrine rızasını saklamıştır. İnsan Allah’ın (c.c.) bu güzel ismini zikrederken Allah’ın (c.c.) zatını zikretmiş olur. Çünkü sadece Allah (c.c.) güzel ismi yüce Allah’ın (c.c.) zatına işaret etmektedir. Allah’ın (c.c.) diğer güzel isimlerini zikirle ancak sıfatlarını tanıyabiliriz. Sıfat tecellisine ulaşabiliriz. Allah (c.c.) lafzını zikir ise en büyük tanımayı, zat tecellisini sağlar.  Tasavvufta en ileri makamlar ancak zat tecellisi ile mümkün olur.

Türkçe’deki “tanrı” sözcüğü, Arapça’da “ilah” anlamına gelir. Tanrı, Allah (c.c.) özel ismin yerini tam olarak tutamaz. Çünkü Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c.) zatını bu isimle adlandırmıştır. Özel isimler bilindiği üzere yabancı bir dile çevrilemezler.

İslamiyet’ten önce Araplar putlarına ve insanlara Allah (c.c.) ismini takmazlardı. Allah (c.c.), o zaman da sadece O’na has bir isimdi.

Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c.) Kendi zatını en çok “Allah (c.c.)” kelimesi ile anmıştır. Bu kelime kutsal kitabımızda 2697 yerde geçmektedir.

Allah lafzı gizli olarak da açık olarak da zikredilebilir. Ama Nakşibendiyye tarikatında bu kelime sadece gizli olarak zikredilir.

Gizli zikir, açık (cehri) zikre göre üstündür. Nasıl bir insan dudakları kıpırdayarak veya sesli olarak birkaç sayfa kitap okuduktan sonra yorulursa açık zikir sahipleri de böyledir. Zikirleri o kadar uzun sürmez. Bir de zikirden sonra yorgunluk duyarlar. Oysa gizli zikir hem uzun sürer hem de yorgunluk vermez. Bir insan gizli zikirle tüm saatlerini geçirse de bir yorgunluk duymaz. Çünkü bu zikir sırasında dil ve ağız içerisindeki organlar hareket etmedikleri için insan yorulmaz. Yine benzetmemize devam edelim: Gözleri ile kitap okuyanlar daha verimli bir okuma gerçekleştirirler. Okuduklarını daha iyi anlarlar. Çünkü göz ile zihin arasına başka bir organ veya konu ile ilgisiz düşünceler girmez. Zihin dağılmadığı ve okuma süratinde işlediği için okudukları üzerinde dikkatini daha çok teksif eder. Aynen bunun gibi gizli zikir açık zikre göre daha bir etkilidir. Zira zikirde aslolan şey daha güzel gerçekleşir. Lafza-i Celal yani Allah kelimesini zikirde amaç bunun sesini ruhunda ve letaiflerinde duymaktır. Bu zikir ne kadar hızlı ve süratli çekilirse o kadar da verimli olur. Yavaş çekildiğinde istenen neticelere ulaşılmaz.

Bazı sofiler Lafza-i Celal zikrini ben yavaş çektiğimde daha çok zevk alıyorum, derler. Hâlbuki kendi kendilerini kandırıyorlardır. Zevk aldıkları şey,  Lafza-i Celal zikri değil daldıkları düşüncelerdir. Lafza-i Celali çekerken Allah'ın zatını zikretmenin bilinci ile hareket ederek bundan başka hiçbir şey düşünmemeli, sadece tespihin sesi ile içeriden yükselen Allah sesini kalple, ruhla, letaiflerle duymaya, dinlemeye çalışmalıdır. Bundan başka her yüz tespihten sonra da kendi duyacağı bir alçak sesle söyle demelidir: ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allahım Sen maksadımsın, isteğim de Senin rızandır.)’

Sofiler zamanla Lafza-i Celal zikrini çekerken dinlemeyi öğrenmekle kalmaz bundan sonsuz bir zevk de duyarlar. Yaşadıkları çeşitli haller de bu zevkin küçük hediyeleri olur.

Bazı sofiler kitaplardan okudukları birtakım halleri yaşamak isterler. Allah (c.c.) rızasını pek gözetmezler. O zaman kalp rotadan çıkabilir. Öyle durumlarda hemen  ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allahım Sen maksadımsın, isteğim de Senin rızandır.)’ demelidirler, kalplerini rotaya sokup nefislerine gereken dersi vermelidirler. Bu yolda hal değil Allah’ın (c.c.) rızası önemlidir. Allah’ın rızası da ancak ahrette bilinir. Hal sahibi olmak Allah’ın rızasına ermek demek değildir. Allah (c.c.) hal ile de mekir (hile) yapabilir. Kişi tek ölçü olarak Allah’ın (c.c.) kitabını ve peygamberin (s.a.s) sünnetini görmelidir. Bunlara değer vermelidir. Bunların yanında hallere hiçbir kıymet vermemelidir.

Zikir ve vird bir takım dünyevi ve uhrevi maksatları gerçekleştirmek veya sevap kazanmak için değil Allah (c.c.) rızasını tahsil için yapılır. Zaten O’nun rızası kazanıldığı zaman insanın sevaba da ihtiyacı yoktur.

Sofi yaşadığı her hali şeyhine veya vekiline mutlaka söylemelidir. Yoksa vebal altına girer. Dahası nefsin ve şeytanın hilelerine kapılabilir. Zira hallerin bir kısmı şeytani bir kısmı da Rahmani’dir. Bunları sofinin kendi başına birbirinden ayırması imkânsızdır.  Onun için bu yola yani zikir yoluna girenlerin mutlaka bir şeyhe ihtiyaçları vardır. Bu manada şöyle bir kelam-ı kibar pek şöhret kazanmıştır: ‘Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır.’ Yalnız zikir yoluna girmeyen Müslümanlar için bu söz varit değildir. Onları bu sözle itham etmek doğru değildir.
   Kalp saniyede halden hale girer. Değişkendir. Onu bir noktada tutmak zordur. Hele zikir sırasında bu daha çok olur. Nefis ve şeytan vesveseleri ile kalbi bulandırırlar, zikri dünyevi bir amaç haline dönüştürebilirler. O yüzden Nakşibendîler, Lafza-i Celal zikrini her tespih devredişinde (100 adetten sonra) ‘İlahi ente maksudi ve rızake matlubi (Allahım Sen maksadımsın, isteğim de Senin rızandır.)’ demektedirler. Böylece sapmış, sapacak, dönek, renkten renge giren, girecek olan kalbe rotasını gösterirler. Kalp bu rotadan saptı mı zikir yarar değil insana zarar vermeye başlar.
Bu zikri yeni alan sofiler önce gizli zikirden haz almazlar. Sıkılırlar. Kıymetini de hiç bilmezler. Gafletle çekerler. Böyle de olsa zikri hiçbir zaman bırakmamalıdırlar. Bu çeşit zikrin de yararı vardır. Hiç çekmemekten iyidir. Biraz sabırla ve gayretle hareket ederlerse ileriki zamanlarda tespihin sesi ile birlikte içlerinden yükselen Allah sesini dinlemeye başlarlar. İşte bu zikirde tek amaç da budur. Tabii bu dinleme olayı da ruh kulağı ile olmalıdır. Yani bu zikirde ruhun ağzı ile söylenen sözü ruhun kulağı ile dinlemek temel amaçtır. Başka şeyler düşünmek doğru değildir. Bunlar tefekkür grubuna girse de doğru değildir. Zira gizli zikrin faziletini yok ederler. Yalnız Allah’ın (c.c.) zatının huzurunda olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Tespihin kalp üzerinde tutulmasının amacı da budur. Yani bu sesi, Allah kelimesini kalbe duyurmak amacı ile böyle yapılır. Bir süre sonra, tabii bu bazılarında olur bazılarında olmaz, kalbin üzerinin oynadığı, kalp gibi attığı görülür. Bu somut bir harekettir. Elbiseyi de oynatacak kadar güçlü olabilir. Buna veled-i kalp denir.

Veledi kalp (Kalbin çocuğu), zikrin neticesi olarak kalp gibi atar durur.

Sofi letaif zikrine geçtiğinde bu sefer tespihleri letaif noktaları üzerinde tutar. Oralarda belli sayıdaki zikri yapar. Burada da amaç Allah lafzını ruhun organları olarak değerlendirebileceğimiz letaiflerin duymasını ve bu zikre iştirak etmesini sağlamaktır. Bunun sonucu olarak sultani zikre ulaşılır.

Sultani zikir, bütün bedenin zikre geçmesidir. Her hücre adeta titreşimdeki cep telefonu gibidir,  akıl almaz bir hızla zikre geçer. İnsana büyük bir hoşluk verir. Sofi bu aşamaya ulaştığında zikirden büyük bir zevk alır. Artık vücudu maddenin yapı taşından ta galaksiler kadar her şeyin zikir halinde olduğu bu âleme intibak etmiş olur. O da evren korosuna kendince katılır.

Belli sayıdaki zikre virt denir. Virt şeyhten veya vekilinden alınır. Şeyhin veya vekilinin izni olmaksızın kendi başına ne artırılır ne de azaltılır. Ama virtten amaç, sürekli zikre geçmektir. Sürekli zikir için sofi ne şeyhten ne de vekilinden izin almak mecburiyetinde değildir. Sürekli zikir her halde, her durumda, her zamanda, her mekânda sayıya vurmadan Allah’ı zikretmektir. Bu sırada Allah lafzı da başka zikirler de çekilebilir. Ama sürekli zikri yapan kişiler virdi kesinlikle ihmal etmemelidirler. Vird her saniye zikir halinde olsak da yapılması gereken bir ev ödevi gibidir. Sofiler genellikle virtle sürekli zikri birbirine karıştırırlar, büyük bir taassupla bunun virdi kendi kendine artırmak anlamına geldiğini, bu nedenle doğru olmadığını düşünürler. Hâlbuki sürekli zikir Allah’ın emridir. Allahın emri ve peygamberin sünneti olan hususlarda şeyhten veya vekilinden izin almaya gerek yoktur.  “Ey iman edenler, Allah’ı çok zikredin (Ahzab suresi, ayet 41).” Maalesef bu durum pek çok sofi için bir handikap olur. İleri hallere bir türlü geçemezler. Zira yalnız virt ile yetinen, sürekli zikre geçmeyen sofi pek yol alamaz....
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
01 Aralık 2011, 17:52:52
Ekvan
Varlıklar, alemler, dünyalar. (Evren).
Tecrübeli Üyeler
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 19.233


« Yanıtla #4 : 01 Aralık 2011, 17:52:52 »



     Allah hepimize her daim zikrini, murakabesini ve bunların tabii sonucu rızasını nasip eylesin. Amin.



     Emeğinizesağlık..Rabbim razı olsun..
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Sayfa: [1] 2 3 4   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &