Ölü için oruç tutmak

(1/1)

Sümeyye:
Ölü İçin Oruç Tutmak


533. Süleyman bin Büreyde babası Büreyde'den (r.a.) rivayet ediyor:

Bir kadın Resûlullaha (s.a.v.) geldi ve "Ey Allah'ın Re­sulü, annem üzerinde oruç borcu olduğu halde vefat etti" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Annenin yerine oruç tut" buyurdu.[433]

 

İzah

 

Hadis, bir erkeğin suâli olarak da gelmiştir. Ayrıca zikrettiği­miz kaynaklarda Peygamberimiz (s.a.v.) suâl sorana,

"Annenin bir borcu olsaydı ve sen onu ödeseydin, onun borcunu ödemiş olur muydun?" diye sorduğu, suâl sahibinin "Evet" demesi üzerine de,

"Öyle ise annene bedel oruç tut" buyurduğu bildirilir.

Bu hadiste her ne kadar ölü için oruç tutulabileceği ifâde edi­liyorsa da, çeşitli hadislerde bunun caiz olmadığı bildirilmiştir.

Oruç ve namaz gibi ibâdetler, mükellef olan her Müslümanın yapması gereken şahsî farzlardır. Bir Müslüman ancak farz olan namazını kılmakla namaz borcundan, Ramazan orucunu tutmakla da oruç borcundan kurtulmuş olur. Başkaları bir insanın yerine o insan hayatta iken namaz kılıp oruç tutamayacağı gibi, öldükten sonra da yapamazlar. Peygamberimiz bir hadislerinde bu gerçeği şöyle ifâde eder,

"Hiç kimse başkası adına oruç tutamaz; hiç kimse başkası adı­na namaz kılamaz. Ancak onun adına yemek yedirebilir."

Hadiste geçen yemek yedirme, Bakara Sûresinin 184. âyetin­de açıklanan tutulamayan her oruç  için her gün bir fakiri doyura­bilecek kadar yemek yedirmektir. Peygamberimiz başka bir ha­dislerinde bu meseleyi daha açık bir şekilde şöyle ifâde etmiş­lerdir

"Bir Müslüman ölür de üzerinde bir aylık oruç borcu kalırsa, yakınları, her gün bir fakiri doyurmak üzere onun yerine yemek yedirsin."[434]

Peygamberimiz bir hadislerinde de ölünün Ramazan orucunun kaza edilmeyeceğini, fakat oruç tutmayı adamışsa, velisinin onun yerine adak orucunu kaza edeceğini ifâde etmiştir.[435] Nitekim zikrettiğimiz kaynaklarda geçen hadiste de suâl soran hanımın "Adak orucu borcu" var açıklamasında bulunduğu bildirilmiştir.

Hanefî, Şafiî ve Mâlikî âlimleri, bu hadislerden hareketle ölü­nün yerine farz orucu tutulamayacağı hükmünü vermişlerdir.

Başta Ahmed bin Hanbel olmak üzere Hanbelîler, Tabiîn ve bâzı Sahabîler ise ölünün yerine oruç tutulabileceği fikrini savu­nurlar. Delil olarak da izahını yaptığımız hadisi zikr ederler:

Biz de âlimlerin ekseriyetinin görüşünü tercih ederek ölü için oruç tutma yerine, fakirlere sadaka verilmesinin daha uygun ola­cağını düşünüyoruz. Bununla beraber, ölenin borcu yerine değil de, sevabı ölüye bağışlanmak üzere oruç tutulabilir.[436]

 

Allah'ın Hastaya Lütfü
 

534. Ebû Musa (r.a.) rivayet ediyor:

"Müslüman bir kul hasta olduğunda veya yolculuğa çık­tığında sıhhatli iken veya yolcu değilken yaptığı salih amel­lerin sevabının aynısı yazılır."[437]

751 numaralı hadise ve izahına bakınız.[438]

 

Sünnette Şakanın Yeri
 

537. Abdullah bin Ömer (r.a.) rivayet ediyor:

"Şüphesiz ben de şaka yaparım. Fakat şaka yaparken de ancak gerçek olanı söylerim."[439]

 

İzah

 

Peygamberimiz bir hadislerinde de şaka yaparken yalan söylemeyen kişiye Cennetin ortasında bir köşk verileceğine kefil olduğunu bildirmiştir.[440]

Evet, insan her zaman ciddi olamaz. Bâzı zamanlar şaka da yapmalıdır. Çünkü yüce Allah, insanın fıtratına gülmeyi, eğlen­meyi de koymuştur. Fakat şaka yapmak demek, gayr-i meşru, yalan yanlış şeyler yapmak ve söylemek demek değildir. İşte in­sanlığa örnek olarak gönderilen Sevgili Peygamberimiz, bu hu­susta da ümmetine en güzel ölçüyü veriyor. Sözle şaka yaparken dahi doğruyu söylediğini ifâde ederek, ümmetinden de böyle ol­malarını istiyor. Şu iki hadise Peygamberimizin şakasına güzel bir örnektir:

Dadısı Ümmü Eymen (r.a.) bir gün Peygamberimizin huzu­runa geldi ve "Bana bir binek temin edin" ricasında bulundu.

Peygamber Efendimiz,

"Sana binek olarak bir deve yavrusu vereceğim" buyurdu.

Ümmü Eymen, Resûlullahın ifâdesindeki inceliği anlayamadı. "Ey Allah'ın Resulü, yavrunun beni taşıma­ya gücü yetmez. Hem ben deve yavrusu istemiyorum ki" dedi. Peygamberimiz sözünü tekrarladı.

"Seni ancak bir devenin yav­rusuna bindireceğim" buyurdu.[441]

Evet, Peygamberimiz şaka yaparken dahi hakikati söylüyor­du. Her deve, bir başka deveden doğması hasebiyle "deve yavru­su" değil miydi.

Bir defasında da yaşlı bir kadın Resûlullaha gelerek "Dua et de Cennete gireyim" dedi.

Peygamberimiz (s.a.v.),

"Yaşlı kadınlar Cennete girmeyecek" buyurdu.

Kadın üzüldü, ağlamaya başladı. Peygamberimiz "Yaş­lı kadınlar yaşlı olarak Cennete girmeyecekler" buyurarak onu teselli etti.[442]

Peygamberimizin şaka ile ilgili bir başka hadisi şöyledir:

"Ölçüsüz şaka yapan hafife alınır."[443]

 
İslâm'da Kâr Haddi Var Mı?
 

536. Abdullah bin Abbas (r.a.) rivayet ediyor:

Resûlullah zamanında fiyatlar yükseldi. Halk ona, "Yâ Resûlallah, bizler için fiyat ayarlaması yap" dediler.

Resûlullah şöyle buyurdu:

"Şüphesiz ucuzlatıp pahalandıran, rızkı daraltan, genişle­ten Allah'tır. Ben Rabbime ne ırz, ne de mal ile ilgili bir haksızlığı benden talep edecek kimse bulunmadığı halde ka­vuşmayı ümit ederim."[444]

 

İzah

 

Hadisin son kısmı İbni Mâce'de "ne kan, ne de mal ile ilgi­li..." şeklindedir.

Yüce dinimiz bir fert olsa dahi kimsenin hakkının zayi ol­masını istemez. Bu itibarla, bir yandan tüketicinin, diğer yandan da üreticinin, satıcının hakkını düşünür. Her ikisini birden dü­şündüğü içindir ki, fiyatların resmî kanaldan ayarlanmasıyla üre­ticinin ve satıcının hakkı zayi olacağından bunu hoş karşılamamıştır. Hattâ fıkıh kitaplarımızda böyle birşeyin, yani fiyat ayarla­manın mekruh olduğu kaydı vardır. Evet, İslâmiyette serbest pi­yasa hakimdir. Kâr için belirli bir yüzde yoktur. Fiyatlar arz ve talebe, alıcı ve satıcının rızasına göre ayarlanır. Bu hadisten de anlaşılacağı gibi, Peyamberimiz (s.a.v.) üreticinin malını satmak hususunda bir fiyat tayin etmeyi ona yapılacak bir haksızlık ola­rak görmektedir.

Fiyat tayin etmeyerek üreticinin hakkını koruyan dinimiz, tü­keticinin hakkını ise güzel ahlâkı ve takvayı emrederek, hileyi ve fahiş fiyatla mal satmayı yasaklayarak korur. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadislerinde,

"Müslümanlar arasında aldatma olmaz. Bizi aldatan bizden değildir"[445]

buyurmuş; diğer bir hadislerinde ise,

"Biriniz kendi nefsi için arzu ettiği şeyi mü'min kardeşi için de arzu etmedikçe, kâmil bir iman sahibi olmaz"[446]

buyurarak mü'minlere şaşmaz bir ölçü vermiştir.

O halde kâmil bir imânın sahibi olmak için yirmi dört saatimi­zin her saniyesinde aynı doğruluğu ve titizliği göstermemiz hem dünya hayatımızın, hem de ebedî âlemimizin huzurlu olması için şarttır. Peygamberimizin şu müjdesi alış verişinde ve ticâretinde istikâmeti, doğruluk ve dürüstlüğü esas alan kimseleredir:

"Doğru sözlü ve kendisine güvenilen tüccar ahirette peygam­berler, sıddîkler ve şehitlerle beraber olacaktır."[447]

Ancak günümüzde de sıkça görüldüğü gibi, satıcılar insafsız davrandıkları, müşteriyi aldattıkları, stokçuluk yaptıkları, fahiş fiyatla mal sattıkları, serbest piyasa hürriyetini fertlerin zararına olacak şekilde kullandıkları zamanlarda ilgililer, fiyatlara müdâhele edebilirler ve belirli bir fiyat koyabilirler. Böyle durumlarda artık bu bir zarurettir ve caizdir. Çünkü bu durumda Müslüman halkın hukukunu koruma ve aldatılmasını önleme söz konusudur.[448]

 

Abdesti Tam Almak
 

537. Câbir (r.a.) rivayet ediyor:

"Ateşten dolayı topukların vay haline."[449]

 

İzah

 

Zikrettiğimiz kaynakların bâzılarında hadisin başında veya so­nunda "Abdastinizi tam alınız" ifâdesi vardır. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'ye bir yolculuk esnasında ayaklarını tam yıka­mayan bâzı kimseleri görmüş ve onları ateşle tehdit etmiştir. Bu tehdit sadece ayaklar için değil, yıkanması farz olan diğer uzuvlar için de geçerlidir.[450]

 

İslâmın Bina Edildiği Beş Şey
 

538. Cerir bin Abdullah (r.a.) rivayet ediyor:

"İslâm beş şey üzere bina edilmiştir:

1. Allah'tan başka ilah olmadığına şehadet etmek,

2. Namaz kılmak,

3. Zekât vermek,

4. Hacca gitmek,

5. Ramazan ayında oruç tutmak."[451]

 

Peygamberimizin Ümmetine Şefaati
 

539. Ebû Musa (r.a.) Resûlullahm (s.a.v.) şöyle buyur­duğuna rivayet ediyor:

"Rabbimin katından bir melek geldi ve beni ümmetimin varışının Cennete girmesiyle onlara şefaat etmem hususun­da serbest bıraktı. Ben şefaati seçtim."

"Allah'a dua et, beni şefaat edilenlerden kılsın" dedim.

Resûlullah (s.a.v.),

"Allah'ım, onu şefaat edilenlerden eyle" buyurdu.

Sonra bir başkası, sonra bir başkası istedi. Sonra bir başkası aynı şeyi istedi. Bu söyleyenler çoğalınca Resûlullah şöyle buyurdu:

"Şefaatim, 'Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın resulü olduğuna şahitlik edenler içindir."[452]

Tirmizi'de Ebû Musa'nın (r.a.) talebi yer almamaktadır. Ayrıca hadisin son kısmı,

"Bu şefaat Allah'a ortak koşmadan ölen­leredir" şeklindedir.[453]


[433] Buhârî, Savm: 42; Müslim, Savm: 156; Ebû Dâvud, Eyman: 25; Tirmizî, Savm: 22. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/219-220.

[434] Tac, 2:78.

[435] Buhârî, Savm: 42; Müslim, Siyam: 153.

[436] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/220-221.

[437] Buhârî, Cihad: 134; Müsned, 4:552 (19624.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/221.

[438] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/221.

[439] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/221.

[440] Mu'cemü's-Sagîr, 2:16.

[441] Tabakat, 8:224.

[442] Hayatü's-Sahabe Tercümesi, 3:178.

[443] Mu'cemü'l-Evsat 3:136. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/222-223.

[444] İbni Mâce, Ticâret: 27. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/223-224.

[445] Dârimî, Büyü: 30.

[446] Müslim, İman: 71.

[447] İbni Mâce, Ticâret: 1.

[448] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/224-225.

[449] Buhârî, İlim: 3, Vudû: 27; İbni Mâce, Taharet: 53; Müslim, Tahare: 25; Ebû Dâvud, Tahare: 46; Nesâî, Taharet: 88; Dârimî, Taharet: 35; Müsned, 2:255 (6806.) İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/225.

[450] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/225.

[451] Tirmizî, İman: 3; Müslim, İman: 21; Buhari, İman: 1. İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/226.

[452] Tirmizî, Sıfatü'l-Kiyâme; 13 (ilk kısım için).

[453] İmam Taberâni, Mu’cemu’s-Sağir Tercüme ve Şerhi, (İsmail Mutlu), Mutlu Yayınları: 2/226-227.

Yağmur:
Esselamu aleykum ve rahmetullah;
533. Süleyman bin Büreyde babası Büreyde'den (r.a.) rivayet ediyor:

Bir kadın Resûlullaha (s.a.v.) geldi ve "Ey Allah'ın Re­sulü, annem üzerinde oruç borcu olduğu halde vefat etti" dedi.

Resûlullah (s.a.v.),

"Annenin yerine oruç tut" buyurdu.[433]

Peygamber efendimiz(sallahu aleyhi ve sellem)in hadisinde de geçtiği gibi ölen birisinin bir borcu varsa onun yerine tutabiliriz..Hem biz sevap kazanmış oluruz hem de ölen yakınımız ahiret azabını bir nebze de olsun azaltmış olur ...Rabbim kimseye borç oruç ile borçlandırmasın...Allah celle celaluhu razı olsun...

Saniye:
Anne babamızın ardından dua etmek ve hayırlı bir evlat olmak onlar için en faydalı olandır. Anne ve babalarımız  nasıl ki bizleri büyütüp türlü türlü sıkıntılara katlanıyorlarsa Rabbim de onları affetsin cennetin en güzel köşklerinden bir köşk nasip etsin.

Navigasyon

[0] Mesajlar

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc