ilitam ,arapça klavye, ilahiyat, önlisans > Forum > ๑۩۞۩๑ Kitap Dünyası - İlim Dünyası Kütüphanesi ๑۩۞۩๑ > Tasavvuf Eserleri > Mevlananın Eserleri > Mesnevi  > Mesnevide Geçen Hikayeler > Rıza Makamına Ulaşanlar
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Rıza Makamına Ulaşanlar  (Okunma Sayısı 458 defa)
18 Temmuz 2011, 19:43:12
Vatan Var Olsun !
Dünyalılar
*
Çevrimdışı Çevrimdışı

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 8.940


« : 18 Temmuz 2011, 19:43:12 »



RIZA MAKAMINA ULAŞANLAR

 
Şimdi dünyada hiç itiraz etmeyen yolcuların hallerini işit. Velilerden dua edenler, gah diken, gah sökenler var. bunlar başka. Bir de velilerden öylelerini tanırım ki ağızları yumulmuştur, hiç dua etmezler. O, ulular, Tanrı hükümlerine razı olmuşlardır. Takdirin define çalışmak onlara haramdır.

Bunlar, kaza ve kaderde hususi bir zevk bulurlar, bundan kurtulmayı dilemek onlarca küfürdür. Tanrı bunların gönlüne öyle bir hüsnü zan vermiştir ki derde düşüp hiç yaslanmazlar, gök renkli yas elbisesi giymezler.

Behlül, dervişin birine “ Derviş, nasılsın? Anlat bakalım?” dedi. Derviş, Dünyadaki işler daima bir adamın dilediği gibi olur; seller, ırmaklar muradınca akar, yıldızlar hükmünce hükmeder; hayatla ölüm, ona çavuş olur, emrine uyup dilediği yere gider. Nereye dilerse baş sağlığı haberi yollar, nereye dilerse kutlu olsun derse.

Yolcuların hepsi, onu izler, yolda kalanlar onun tuzağına tutulursa. Onun fermanı, onun rızası olmadıkça alemde hiçbir ağız gülmezse bu adamın hali nasıldır? İşte o haldeyim ben” dedi. Behlül, padişahım doğru söyledin. Bu hale sahip olduğun nurundan da belli, yüzünden de görünüp durmakta. Böylesin, hatta yüz mislisin.

Doğru ama bunu bir güzelce anlat. Öyle bir anlat ki duyunca fazilet sahibi de kabul etsin, bir şeyden anlamaz adam da. Herkesin aklının ereceği, fikrinin anlayacağı bir tarzda anlat. Söz söyleyen kemal sahibi olursa söz söyleme sofrasını yaydı mı sofrası, her çeşit aşlarla doludur. Hiçbir konuk mahrum kalmaz. Herkes o sofrada kendi gıdasını bulur. O sofra, kurana benzer; Kuranın da yedi manası vardır; alelade halk da ondan doyar, halkın bilgide, irfanda ileri gelenleri de” dedi. Derviş dedi ki: “ Herkesçe şu muhakkaktır ki alem Tanrı emrine ram olmuştur.

O padişahın kaza ve kaderi olmadıkça ağaçtan yaprak bile düşmez. Tanrı lokmaya, gir içeri diye emretmedikçe boğazdan lokma bile geçmez. İnsanların yuları, dizgini olan, insanları dilediği yere sürüp götüren istekler de o gani Tanrının emriyle meydana gelir. Yeryüzünde olsun, göklerde olsun bir zerre bile onun hükmü olmadıkça kanat çırpmaz, harekete gelemez.

Onun yürür ve kadim fermanı olmadıkça kımıldayamaz bile. Bunu anlatmaya imkan da yoktur, bu hususta ısrar da hoş değil. Ağaçların yapraklarını kim sayabilir? sonu olmayan şey, nasıl söze sığar? Sen şu kadar duy, madem ki bütün işler, Tanrının emrine tabi. Tanrının emri olmadıkça hiçbir şey olmuyor.

Tanrının takdiri, kulun rızası olur; kul Tanrı takdirine rıza verir. Onun hükmünü diler, isterse. Zorla, yahut sevaba girmek için değil de bu hazırlık kendiliğinden meydana gelir, ona hoş görünürse. Artık o kul yaşamayı bu lezzetli hayattan zevk almak için istemez. Hayatı kendisi için istenen bir şey olmaktan çıkar.

Ezeli emir, neyse ona uyarı hayatla ölüm, onun yanında bir olur. Yaşarsa Tanrı için Tanrı için yaşar, mülk ve hazine için değil. Ölürse tanrı için ölür, korkudan hastalıktan değil! İmanı, onun dileği, onun rızası içindir, cennet için, ağaçlar, ırmaklar için değil! Küfrü terk edişi de cehenneme gideceğim diye korkudan değildir. Allah içindir.

Bu ahlak, ona ezelden verilmiştir. Gözü ve sevgilinin cemalinin güzelliğiyle dolmuş aydın olmuştur. Bu çeşit kul, Tanrı rızasını görünce güler, neşelenir. Kaza, ona şekerle yapılmış helva gibi gelir. Bu kulun huyu ve yaradılışı böyle olursa alem, onun emrine, onun fermanına tabi değil de nedir?”

Peki neden dua edip de Yarabbi bu takdiri sen tebdil et diye yalvarsın? İşte şeyhe göre Tanrı rızası bakımından kendi ölümü de evlatlarının ölümü de helva gibiydi. O vefakar, o yoksul şeyhe evlat ölümü, kadayıf gibi gelmişti. O halde Tanrı rızasını, duada görmedikçe neden dua etsin? Doğru yolu bulan bu çeşit kulun şefaati de acımaktan değildir, duası da.

O tanrı aşkının mumunu yakar yakmaz kendi acımasını da yakmış yandırmıştır. Onun aşkı, vasıflarına cehennem kesilmiştir o, kendi vasıflarını kıldan kıla tamamıyla yakmıştır. Fakat geceleyin yol alanlar, bunları nereden anlayacaklar? Bunları Dekuki gibi yalnız bu devlete koşan, devlete ulaşan kişi bilir.

Dekuki , iyi bir hale sahipti. Aşık ve keramet sahibi bir zat. Yeryüzünde de öteki ay gibi seyreder dururdu. Gece yolcularının gönülleri, onunla aydınlanır, nurlanırdı. Bir yerde az otururdu., bir köyde iki inden fazla kalmazdı. “ Bir evde iki günden fazla otursam kalbimde oranın sevgisi alevlenir. Eve barka mağrur olmaktan çekinir, hadi ey nefis zenginleşmek bir şey elde etmek için sefere düş derim. İmtihanda muvaffak olması için kalbimi hiçbir yere alıştırmam derdi. Gündüzleri yol yürür, sefer eder, geceleri ibadette ulunur, namaz kılardı. Gözü açıktı o erin.

Padişahı görürdü. Bir doğan kuşunu benzerdi. Halktan çekilmişti, fakat huyunun kötülüğünden değil. Kadından da ayrılmıştı, erkekten de, fakat ikilik korkusuyla değil. Halka şefkat gösterirdi, su gibi faydalıydı. Onlara güzel bir şefaatçıydı, duası da Tanrı tarafından kabul edilirdi.

Daima iyiyi de esirgerdi, kötüyü de herkese karşı anadan daha iyi babadan daha düşkün ve muhabbetliydi. Peygamber: “ Ey ulular, ben size baba gibi şefkat ederim, sizi babanız gibi severim. Çünkü siz benim cüzülerimsiniz. Neden cüzü külden ayırırsınız?” demiştir. Cüz külden ayrıldı mı bir işe yaramaz. Tende bir uzuv kesildi mi o uzuv murdar olur?

Tekrar aslına ulaşmazsa ölür kalır, candan haberi bile olmaz. Oynasa hareket etse bile bu, onun diriliğine delil olamaz. Senin kesilen uzvun da bir müddet oynar, hareket eder. Cüzi külden ayrılırsa bir tarafa gider, kaybolur, kül de noksan kalır. Fakat bu bahsettiğimiz kül o noksan kalan kül değildir. O külün kesilmesi, ulanması söze sığmaz ama misal için ( zaruri olarak) nakıs bir şey söylüyoruz.

Peygamber, Ali’ye de temsil yoluyla aslan demiştir. Aslan onun benzeri değildir. Ama misal bu. Böyle demiştir işte. Sen misalden benzerden, aralarında ki farktan vazgeç de Dekuki hikayesine gel civanım. Dekuki, fetvada adeta halkın imamıydı., takva topunu meleklerden bile çelmişti.

Bir yerde durup dinlenmede gezip tozmada ayı bile mat etmişti. Dindarlıkta din bile ona haset ederdi. Bu kadar takva ve ibadetle bile, bu derece evrada, zikre koyulmuş olmakla beraber yine de daima Tanrı haslarını aradı. Zaten seferden asıl maksadı d buydu. Bir an olsun Tanrı hasına rastlayayım demekteydi.

Yola düştü mü, yarabbi, beni haslarından birisine ulaştır, ona arkadaş et. Yarabbi tanıdığım erlere gönlüm kuldur. Köledir. Canım Allah’ım, tanımadıklarımı da hicap içinde düşmüş kuluna merhametli kıl derdi. Tanrı ey ulular ulusu, bu ne aşk, bu ne susuzluk? Beni seviyorsun ya başkasını ne yapacaksın? Der.

O da şöyle cevap verirdi! Ey sırları bilen rabbim, niyaz yolunu gönlüme açan, gösteren sensin. Denizin ortasındayım ama yine de testideki suya tamahım var. ben Davud’a benziyorum, doksan koyunum var, ama arkadaşımın bir koyununa da tamah ediyorum. Senin aşkında haris olmak övülecek bir şeydir, bir yüceliktir.

Fakat senden başkasının aşkına düşüp de harislikte bulunmak ayıptır, ardır. Erlerin şehveti, erlerin hırsı, önden gelir, puştların hırsıysa ayıp bir şeydir, kötü bir yoldur. Erkeklerin hırsı öne aittir, puştların hırsı arda ait! O hırs erliğin kemalidir, bu hırs rezalettir, soğuk ve kötü bir şeydir. Ah burada pek gizli bir sır var.

Öyle bir sır var ki onu anlamak için Musa bir Hızır’a koştu. Sen de suya kanmamış bir susuz gibi, Allah için olsun, elde ettiğine kanaat etme, durma! Bu kapıda nihayetsiz makamlar var. baş köşeyi bırak, senin baş köşen yoldur.

Ey kerem sahibi, bunu Musa’dan öğren. Kelim bile iştiyakından bak, ne diyor: bunca makama sahip olduğum, yüce bir peygamber bulunduğum halde kendimi görmüyor, kendime varlık vermiyorum, Hızır’ı aramaktayım. Ona, ey Musa, sen kavmini bıraktın, bir izi kutlu kişinin ardına düştün.

Öyle bir ulusun ki korkudan da kurtulmuşsun, ricadan da niceye dek dönüp dolaşacaksın, ne vakte kadar arayacaksın? Aradığın sende bunu sen de bilirsin. Ey gök ne vakte dek yerin etrafında dönüp duracaksın? Dediler. Musa “ Beni bu kadar kınamayın, güneşte ayın yolunu kesmeye savaşmayın.

Ben zamanın padişahıyla sohbet etmek için ta Mecmaal Bahreyn’e kadar gideceğim. Hakikate ulaşmak için Hızır’ı sebep edecek, ona ulaşıncaya kadar yürüyecek, nice zamanlar sefer edip duracağım. Yıllarca bu kanatlarımla o uğurda uçacağım. Yılarda nedir ki? Binlerce yıllar koşacağım. Bu binlerce yıllar uçup gitmeme değmez mi yoksa? Ben sevgilinin aşkını ekmek aşkından daha adi görmem! Bu sözün sonu gelmez. Sen yine Deduki’nin hikayesini söyle.

Tanrı Rahmet etsin, Deduki dedi ki: nice zamandır doğuda, batıda sefer edip dururum. Yıllarca, aylarca bir ay yüzlünün aşkıyla gittim. Ne yoldan haberim vardı, ne belden! Tanrı kudretlerine hayran bir halde yürüdüm. Birisi ona : “ Dikenliklerde, taşlıklarda yalınayak mı gidiyorsun?” dedi.

Dekuki dedi ki: “ Ben hayretler içindeyim, kendimde değilim ki. Sen bu ayakları yere basıyor sanma, öyle görme. Çünkü aşık şüphe yok ki gönül yurduna sefer eder. Gönül, sevgilinin sarhoşudur, yoldan, konaktan yolun kısalığından, uzunluğundan ne haberi var” yolun uzunluğu, kısalığı, tenin vasıflarıdır ruhların gidişi başka çeşit bir gidiştir.

Sen meni iken akıl alemine kadar sefer edip geldin. Bu seferinde ne adım attın ne bir yerde konakladın, ne de bir yerden bir yere göçtün. Canın gezip yürümesi, keyfiyetten hariçtir, anlatılamaz. Cismimiz de gezmeyi candan öğrendi. Dekuki de cisim aleminde olan gezmeyi gayri bıraktı da manevi bir keyfiyete büründü, gizlice ve keyfiyetsiz olarak gitmekte.

Dekuki dedi ki: “ Bir gün, sevgilinin nurlarını insanda görmeye iştiyakım arttı. K...
[Bu mesajın devamını görebilmek için kayıt olun ya da giriş yapın
Bu Sayfayi Paylas
Facebook'a Ekle
Moderatöre Bildir   Kayıtlı
Müslüman
Anahtar Kelime
*****
Offline Pasif

Mesajlar: 132.038


View Profile
Re: Rıza Makamına Ulaşanlar
« Posted on: 19 Eylül 2019, 09:15:04 »

 
      uyari
Allah-ın (c.c) Selamı Rahmeti ve Ruhu Revani Nuru Muhammed (a.s.v) Efendimizin şefaati Siz Din Kardeşlerimizin Üzerine Olsun.İlimdünyamıza hoşgeldiniz. Ben din kardeşiniz olarak ilim & bilim sitemizden sınırsız bir şekilde yararlanebilmeniz için sitemize üye olmanızı ve bu 3 günlük dünyada ilimdaş kardeşlerinize sitemize üye olarak destek olmanızı tavsiye ederim. Neden sizde bu ilim feyzinden nasibinizi almayasınız ki ? Haydi din kardeşim sende üye ol !.

giris  kayit
Anahtar Kelimeler: Rıza Makamına Ulaşanlar rüya tabiri,Rıza Makamına Ulaşanlar mekke canlı, Rıza Makamına Ulaşanlar kabe canlı yayın, Rıza Makamına Ulaşanlar Üç boyutlu kuran oku Rıza Makamına Ulaşanlar kuran ı kerim, Rıza Makamına Ulaşanlar peygamber kıssaları,Rıza Makamına Ulaşanlar ilitam ders soruları, Rıza Makamına Ulaşanlarönlisans arapça,
Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer:  

TinyPortal v1.0 beta 4 © Bloc
|harita|Site Map|Sitemap|Arşiv|Wap|Wap2|Wap Forum|urllist.txt|XML|urllist.php|Rss|GoogleTagged|
|Sitemap1|Sitema2|Sitemap3|Sitema4|Sitema5|urllist|
Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines
islami Theme By Tema Alıntı değildir Renkli Theme tabanı kullanılmıştır burak kardeşime teşekkürler... &